Yak Gemileri!

mehmet doğan19 Eylül 2015

Bloğumun giriş kısmında “Rastgele düşünceler... Sevdiğim hikayeler...” yazar. Bu yazımda, “sevdiğim hikayeler” kısmına dair yazacağım. Son zamanlarda okuduğum, duyduğum birkaç hikaye... Gaz vermekle ilgili.

670 yılında Berberi bir köle olarak doğdu.  Sahibi, Emevi komutan Musa Bin Nusayr, ondaki yeteneği görmekte gecikmedi. Köle olmasına rağmen, etrafındaki kişileri lider gibi yöneten, motive eden ve en önemlisi “iş bitirici” tavrı (ve sağlam iradesi :)), kısa zamanda Tarık isimli bu köleyi, kölelikten ilk önce Tanca valiliğine, sonra Emevi ordularının başına getirdi.

Musa Bin Nusayr, Tarık’ı birçok savaşa gönderdi ama verdiği en büyük görev, hem onun, hem de Emevilerin tarihini değiştirecekti. 19 Temmuz 711’de, Tarık 4,000 gemi ve 7,000 askerle Endülüs’e fethetmek için hareket etti.

Tarık ve askerleri, bugünün Güney İspanya kıyılarına ulaştığında, karşılarında 100,000 Vizigot askerini buldu. 1’e 14 asker dezavantajına rağmen, Komutan Tarık’ın askerlerine verdiği ilk emir, geldikleri 4,000 geminin yakılması oldu.  Gemiler, askerlerin geri dönme umuduyla birlikte yanarken, Tarık, tarihe geçecek bir “gazı”, askerlerine şu sözlerle dile getirdi: “Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman. Nereye kaçacaksınız? Düşmanın silahı ve erzakı bol. Sizin silah olarak ancak kılıçlarınız; erzak olarak da düşmanın elinden sahip olabileceğiniz var.”

Tarık (Tarık Bin Ziyad), yalnızca bahsettiğim savaş (ve gemileri yakmakla) değil, ismini Cebelitarık Boğazı’na vererek de tarihe geçti.

Her sene, bir CEO’nun sahip olması gereken yetenekler listesi açıklanır. Geçtiğimiz yıllardan bugüne, liste içinde bir çok değişiklik oldu... örneğin bu sene “yaratıcılık” bir CEO’nun sahip olması gereken en önemli yetenek oldu (ve buna rağmen, birçok kişi, ofislerde “ben yaratıcı değilim” der. Eğer mevki olarak yükselmek istiyorsanız, bu kelimeleri çok yüksek sesle söylemeyin bence). “Yaratıcılık” yeteneği, “liderlik” yeteneğinden bile daha önemli bir şirket yönetiminde. Listede uzun süredir değişmeyen bir başka yetenek daha var – alafranga tercümesiyle “motivasyon”, amiyane tabiriyle “gaz vermek”. (dipnot: “gaz vermek” yeteneğinin önemli bir lider yeteneği olduğunu bilen Türk liderler de var – ama onlar, gaz vermeyi, kelimenin tam anlamıyla anlıyorlar... benim burada bahsettiğim biber gazı değil.)

Tarık Bin Ziyad’ı da kölelikten kurtarıp, dünyaca ünlü bir komutan yapan da bu yetenekti: insanları hedefe için motive etmek.

Tarık’ın hikayesinin, basketbol dünyasında bir ikizi var. NBA ligini takip edenler, Pat Riley ismini çok iyi bilir. Pat, basketbola lise yıllarında başladı. Lise yıllarında yan yana oynadığı Lew Alcindor ile birlikte NBA’de de oynadı ama sporcu kariyeri takım arkadaşı Lew kadar uzun sürmedi. LA Lakers’dan emekli oldu ama yıllar sonra, emekli olduğu takıma geri döndü... basketbolcu olarak değil, takım koçu olarak. Geri geldiğinde, eski lise ve takım arkadaşı Lew Alcinor halen oradaydı ama ismini Kareem Abdul Jabbar olarak değiştirmişti. Pat Riley uzun yıllar LA Lakers takımını çalıştırıp, 4 defa lig şampiyonluğu kazandıktan sonra, Miami Heat’e koç olarak geçti.

2006 yılında, Miami Heat finallere kaldı. Shaquille O'Neal gibi yıldız bir oyuncusu olmasına rağmen, diğer takımlar Miami’den çok daha güçlüydü. Pat Riley'nin itibarının yüksek; takımda birkaç yıldız basketbolcu olmasına rağmen, Miami’nin şampiyon olacağını kimse düşünmüyordu. Miami Heat taraftarları bile.

Miami Heat, finallerde, Dallas Mavericks’ten 1 maç öndeydi. Şampiyon olmaları için, yalnızca bir maç daha kazanmaları gerekiyordu. Fakat son 2 maçı, Dallas’ta, deplasmanda oynayacaktı. İstatistiklere bakarsanız, finallerde, deplasmanda oynayan takım %75 kaybediyordu.... başka bir deyişle, finallerde deplasmana giden takım, her 4 maçtan, yalnızca 1 tane kazanabiliyordu NBA finallerinde.

Pat Riley, şampiyonluğun, 7. maçta değil, 6. maçta kazanılması gerektiğini biliyordu. Eğer bir sonraki maçta, -deplasmanda, yenilirlerse, 7. maçın kazanılmasının imkânsız olacağını çoktan hesaplamıştı. Tek yapması gereken, Miami Heat’e, Dallas’ı bir sonraki maçta yenebileceklerine ikna etmekti. Pat Riley, Tarık Bin Ziyad’ın yaptığını yaptı... Basketbolculara, kazanmaktan başka çareleri olmadığına inandırdı. Nasıl mı?

Basketbolculara, Dallas’a gitmek için yanlarına alacakları çantaya yalnızca 1 gece yetecek kadar kişisel eşya almalarını söyledi... 1 gecelik kişisel eşya, otelde 1 gecelik rezervasyon ve yalnızca 1 gecelik çanta.

Riley’nin verdiği gazın alt yazısı: 7. maç diye bir şey yok. Biz, 6. maçı yenip, 6. maçta şampiyon olacağız!

Miami basketbolcuları, kaldıkları hotelde yalnızca 1. gece kaldılar ve ertesi gün, 6. maçtan sonra, Miami’ye şampiyon olarak geri döndüler... Bu, Miami Heat’ın tarihindeki ilk şampiyonluğuydu.

Bazen motivasyon en beklenmedik yerden gelebiliyor ve motive edici kelimeler, pozitif kelimeler olmayabiliyor.

Eğer yolunuz Londra’daki Heathrow Havalimanına düşerse ve bir de Terminal 2’deyseniz, orada zaman öldürebileceğiniz ve lezzetli bir şeyler yiyebileceğiniz meşhur bir restoran var: Wetherspoon Bar & Restaurant.

Wetherspoon, İngiltere’de çok iyi tanınan bir marka. 860 restoran, 26 otel ve 20,000 çalışanıyla bir başarı hikayesi. Şirketin kurucusu Tim Martin, okul yıllarındayken, öğretmeni ona iş dünyasında başarılı bir insan olamayacağını söylüyor. Yıllar sonra, iş dünyasına restoran ile giriyor Tim Martin... Restoranının ismini ise, ona iş dünyasında başarılı olamayacağını söyleyen öğretmeninin soyadını veriyor: Wetherspoon



Top
Menu