Hızlı ve Öfkeli

mehmet doğan20 Nisan 2015

Yıllar önce internet ile ilk tanıştığımda, içeriğin az olmasından yakınırdı herkes. Sonra bloglar başladı, bir müddet sonra, insanlar RSS ile (genelde yalnızca özet kısmını) okumaya başladı. Sonra micro-blogging başladı. Şimdi, 140 karakter bile çok geliyor insanlara. Serdar Kuzuloğlu’nun paylaştığı rapora göre, en çok paylaşılan içerik 100 karakterden oluşuyormuş.

Videolar da kısalmaya başladı. Youtube’da paylaşılan uzun videolardan, Instagram‘ın 30; Vine’nin 6 saniyelik videolara. Mesajlarımızın “slm”, “mrb” ve “nbr” ile dolduğu; çoğu online servise, 1 tıklama ile üye olduğumuz; her asansörün -bize birkaç saniye kazandıran, kapı kapatma düğmesine sahip olduğu, hatta başarısızlıklarımızın bile hızlı yaşanması gerektiğinin söylendiği bir çağda yaşıyoruz. Ve bizler -yani dijital sektör çalışanları, etrafımızdaki her şeyi daha hızlı hale getiriyoruz. Bir önceki “hızlı” denilen şey, biz elimizi attığımızda “yavaş” hale geliyor.

Diyelim ki bisikletiniz var ve bu sizin sahip olduğunuz en hızlı ulaşım aracı. Araba satın aldığınız (ya da icat ettiğiniz) gün, o “en hızlı ulaşım aracı” adını verdiğiniz bisiklet, bir anda “en yavaş” hale geliyor. En kısa tanımıyla, sanırım yaşadığımız devir de böyle. Bizlerin, yavaş olan ya da bizi yavaşlatan hiçbir şeye tahammülü yok. Hızlı ve sürtünmesiz bir meslek bizimkisi.... fakat “hızlı, ve sürtünmesiz” terimi yalnızca yaşantımız ve mesleğimizin bir parçası değil, aynı zamanda yaşadığımız deneyimler için de geçerli bugün.

Hızlı, ve sürtünmesiz deneyim tasarımı, artık UX ve UI  pratiği içinde bir norm, bir kural haline geldi. Fakat çoğumuzun göz ardı ettiği bir kavram var! Bizler (ve müşterilerimiz) bazen, bir ürün satın alma süreci içinde, friksiyona, ve/veya hız tümseğine ihtiyaç duyuyoruz.

Tahmin ediyorum, birçok kişiye garip gelecek müşteri deneyimini yavaşlatmak ve friksiyon eklemek ama aslında friksiyon, UX pratiği içinde önemli bir araç. Friksiyon, müşteri davranışlarına anlam katar; ürünümüze kredibilite verir; müşterilerimizin belirli bir işleme odaklanmasına yardımcı olur; müşterilerimizin doğru seçenekleri seçmesine yardımcı oldur ve bazen, ama yalnızca bazen, insan hayatını bile kurtarabilir.

Biraz daha detaylı anlatmamı istiyor musunuz? Eger cevabiniz “evet” ise, sizleri 12 Mayıs’ta Digital Age Summit ve 13 Mayıs’ta UXAlive konferansına bekliyorum. Bu iki ayrı etkinlikte, friksiyonun, aslında insanların doğasına ait bir kavram olduğunu ve bunun UX ve UI tasarım içindeki önemli bir yeri olduğunu  örneklerle göstermeye çalışacağım. Etkinliklerde, UX ve UI profesyonellerinin çok sıklıkla duymadıkları bir konudan bahsedeceğim: müşteri deneyimi sürecine sürtünme eklemek!

Not: Her iki sunum da İngilizce. Sonra “Eee, bu adam Türk! Doğru ve çalışkan:-) Niye böyle konuşuyor?” demeyin diye söylüyorum.



Top
Menu