Bir Kova Buz

mehmet doğan24 Ağustos 2014

ALS hastalığını ilk defa 2004 yılında Kanada’da duydum. O dönemde hangi yerel televizyon kanalını açsanız, aşağıda görebileceğiniz reklam yayınlanıyordu, her 20-30 dakikada bir.

Bu reklamın beni en etkileyen kısmı ise, müziği olmuştu. Yine ALS gibi, ilk defa Kanadalı müzisyen Jim Guthrie’yi ve Trust isimli şarkısını duymuştum. O günden beri Jim Guthrie’yi takip ediyorum ama ALS olayını, bu yılın Temmuz ayına kadar unutmuştum.

ALS, en kısa tabiri ile, bu hastalığa yakalanan kişi için ölüm kararı. Tedavisi mümkün değil ve vücudu, önce hareketsiz kılıp, sonra boğarak öldüren bir hastalık. Maalesef, dünya üzerinde (nüfusa orantılı olarak), küçük bir kesimi etkilediği için, büyük ilaç şirketlerinin radarında olmayan bir hastalık. Büyük ilaç şirketleri, herhangi bir ilaç için yatırım yapmadan önce (en basit ilaç için bile milyar dolarları bulan bir yatırım), bu ilacın FDA tarafından onay alması sonucunda, piyasadaki satış oranlarına ve kârlığına bakar. ALS’in ABD’de –yalnızca, 30bin kişiyi etkilediğini düşünürsek, ilaç şirketlerinin (ya da hükümetin) bu konuya eğilmesi, ALS Derneği'nin, toplumda farkındalık yaratmak için çok büyük bir caba harcamasını gerektiriyor ... en azından kansere oranla.

Şimdi gelelim her Facebook, Twitter, Instagram, YouTube açtığınızda gördüğünüz #ALSicebucketchallenge olayına.

Bir kampanya hazırlamanın ne kadar sancılı bir süreç olduğunu sanırım bu bloğu okuyanlara anlatmam yersiz. Hem ajansın, hem de markanın uzun süre birlikte çalışması sonucu ortaya çıkan bir ürün, kampanya dediğimiz süreç. Markaların bir kampanyadan bekledikleri de farklı şeyler olabilir: farkındalık, ürün satma, bilgilendirme, tüketici katılımı vs.
Kampanyanın etkisi de bu hedeflerin yerine gelmesiyle ölçülebiliyor: ne kadar ürün satıldı, kampanya sonrası marka konusunda tüketicinin bilgisi ne kadar yükseldi, kampanya ve ürün ne kadar haber edildi, ne kadar paylaşıldı vs.

Çoğu zaman, kampanya hedeflerini gerçekleştirebilmek için "tekrar" gerekiyor. Büyük medya alımları, kampanyanın fikirden gerçeğe dönüşmesi için harcanan emek ve para. Viral olup, tüketicini paylaşması gerekiyor. Kimse, bir kampanyanın viral olup, olamayacağını önceden bilemediği için, marka temsilcilerinin okunup, üflenmiş pirinç yutması da gerekiyor bazen :)

Bütün bunları göz önünde tutarsak, kanımca, ALS Ice Bucket Challenge, son zamanlarda gördüğüm en başarılı kampanya listesinden en başlarda yer alıyor. Kampanya, ALS konusuna farkındalık yarattı, bağış topladı, paylaşımı sağladı, tekrarı sağladı, insanların bu kampanya hakkında konuşmasını sağladı, hakkında haberler yapıldı. Bir marka, yarattığı bir kampanya ile birkaç hedefi yakalamayı isterken, ALS kampanyası, neredeyse bütün hedeflerine basit, eğlenceli ve yapışkan işleyiş mekanizması ile ulaşmış oldu.

Sonuç: şimdiye kadar 2,2 milyon tweet atılmış, 1,2 milyon kişi video koymuş Facebook’a, 15 milyon kişi bu videolardan bahsetmiş, beğenmiş, yorum yapmış Facebook’ta. Peki bağışlar... 2013 yılına oranla yüzde 570 artış var. Yeterli mi hastalığa çare bulmak için? Hayır ama tamamen unutulmuş, kimsenin konuşmadığı bir hastalık için inanılmaz başarı.

Biliyorum.... ‘Artık baydı bu’ diyen birçok kişi var. ‘O kadar su harcanıyor’ diyen var. ‘Kovayla su dökmekle olmaz, bağış nerede?’ diyen var.... Bunların hiç önemi yok. Dediğim gibi, 7 milyar insan içinde, nüfusun yüzde 0,004’unu etkileyen bir hastalık için, bu kadar insanın konuşması çok güzel. Bravo ALS Derneği. Şimdiye kadar gördüğüm en başarılı kampanyalardan biri.



Top
Menu