Sen uyurken, bir millet uyandı!

mehmet doğan02 Haziran 2013

Beni tanıyanlar bilir. Son 15 senedir, çok sevdiğim ülkemden ayrıyım. Bile bile lades dedim.. uzun hikaye!

Bu 15 sene içinde, kendimi 2 kez çaresiz hissettim. İlki, 1999 yılındaki İstanbul depremi sırasındaydı. O sırada Kanada’daydım. İstanbul’da olamamam, kimseye yardım edememem beni çok üzmüş ve çaresiz bırakmıştı. Yıllar sonra yazdığım kitabımın tüm gelirini Kızılay’a bağışladım sırf bu nedenler.

İkinci kez çaresiz hissettiğim zaman ise geçtiğimiz hafta sonu oldu. Binlerce insan demokrasi için biber gazı yerken, ben, evimin rahatlığı içinde, klavye başında kahramanlık yapıyordum.

Benim tek yeteneğim yazabilmek. Kanallarım blog, twitter, Facebook... O nedenle, yazacağım. En iyi bildiğim şekilde.

Yazılarımı takip edenler bilir. Ben, tarihin bize en iyi örnek olduğuna inanmışımdır hep.

Yaklaşık 220 yıl önce, 14 Temmuz 1789, Salı, sabahı, bunaltıcı sıcak, kanalizasyonları kaynatıp, aşk şehrini iğrenç bir koku ile kaplarken, Paris'in Saint-Antoine Caddesinin 232 numaralı binasının önünde yüzlerce insan toplanmıştı. Bu bina, o zamanların ünlü Bastille hapishanesiydi. Genelde politik hükümlüleri konuklayan bu hapishanede, o sabah yalnızca 7 kişi tutukluydu. Dört tanesi dolandırıcı, 2 deli ve 1 tane de babasını kızdıran zengin aristokrat. Yani önemli hiç bir kimse yoktu hapishanede... Ama hapishanede çok daha önemli başka bir şey vardı kalabalığın istediği: 13,000 kg barut.

Saat 5 civarı, Bastille'in kapıları 1000 kişi tarafından kırıldı, tutuklular serbest bırakıldı, baruta el koyuldu, ve birçok gardiyan ve hapishane müdürü kızgın halk tarafından linç edilerek öldürüldü. İşte bu önemli gün, Fransız Devriminin... daha da önemlisi, Avrupa tarihinin değişmeye başladığı ilk gündü. Bastille hapishanesinde başlayan her şey, tek sözlü, yukarıdan yönetilen tek kollu sistemleri dize getirip; halka, tabandan yönetime ve bireylere güç veren yeni bir sisteme ilk adımdı.

İşte bütün bunlar olurken Paris’te, o zamanın kralı 16. Louis, Versailles Sarayının 700 odasının birinde, sarayın 7000 pencerelerinin birinden dışarı baktı, sonra masasının üzerinde bulunan günlüğüne "rien" yani "hiçbir şey" yazıp, uykuya daldı. Ya da başka bir değişle, uyumaya devam etti.

Bugün, twitter hesabına “rien” yazan başka bir kişi var... Paris değil burası... Türkiye!



Top
Menu