Face'deyim canım! Ben de sosyal medya uzmanıyım!

mehmet doğan07 Şubat 2013

Eğer yolunuz düşer de, Kaliforniya eyaletinde bulunan San Jose şehrini ziyaret ederseniz, şehrin meşhur turistik duraklarından biri olan Winchester Malikanesi’ni görmenizi tavsiye ederim. Yılda binlerce turistin gezip gördüğü bu ev, 10,000 pencereli (52 tanesi gökyüzünü seyretmek için), 2,000 kapılı, 47 şömineli, 40 merdivenli, 40 yatak odalı, 6 mutfaklı, 3 asansörlü, 160 odalı devasa bir yapı. Bu yapının baş mimarı ise, evin sahibi ve 83 yaşında ölene kadar bu evde oturan milyoner dul Sarah Winchester.

650 dekarlık (650,000 metrekare) bir alana yayılan bu evin yapımı, 1884 yılında başlayıp, Sarah Winchester’in öldüğü yıl olan 1922’ye kadar yani 38 yıl sürmüş ve yapımında, tam zamanlı 22 usta marangoz, 18 hizmetçi, 12 bahçıvan ve yüzlerce inşaat isçisi çalışmış. Bu evin yapımı, San Jose şehrinde neredeyse bir sektör haline gelmiş. Öyle ki yeni yeni başlayan demiryolu döşeme planları, bu evin yapımı nedeniyle değiştirilmiş; malzeme ve eşya ulaşımını kolaylaştırmak için, evin yakınlarından geçmesi sağlanmış. Evin yapım masrafları, metrekare hesabıyla, Amerika’nın askeri beyni Pentagon’dan bile daha pahalıya mal olmuş (günümüzün parasıyla 58 milyon dolar).

Herhangi bir ev yapım projesi -kabaca, müşterinin ev yapım isteği ve düşüncelerinde ki planlar ile başlar, daha sonra mimar bu kaba planları alıp, profesyonel plan haline getirir, bütçe kararlaştırılır, müteahhit bulunur ve mimarin planları, belirlenen bütçe ve zaman içerisinde, isçilerin yardımı, müteahhittin kontrolü altında gerçekleştirilir.

Winchester Malikanesi’nin yapımı ise bu işleyiş biçimini takip etmemiş. Müteahhit ve mimarlık görevleri, ev yapımından hiç anlamayan, deneyimsiz ev sahibi Sarah Winchester’de toplanmış. Marangozlar, her sabah, Sarah Winchester ile konuşup, onun kağıda ya da mutfak örtüsüne çizdiği skeçlere bakıp ya da tamamen aklında bulunan, kâğıda alınmamış planları dinleyip, o günkü işlerine başlarlarmış. Kimse bir sonraki hamleyi ya da projenin nerede biteceğini bilmiyormuş. Eğer, Sarah Winchester’in planları, yapım aşamasında herhangi bir sorun ile karşılaşırsa, yapılan kısım terk edilip, yeni bir plan ile işe devam edilirmiş.

İnşaat yapımında çalışanların ellerinde belirli bir plan ve projenin eksikliği, inşaatın nereye gittiğini ve ne zaman biteceğini bilmemeleri, projeyi tam anlamıyla takip eden ve anlayan otoritenin eksikliği nedeniyle, evin içinde birçok ilginç "fonksiyonlar" (yazılım dili ile "bug" ya da "dokümansız fonksiyon") görmek mümkün bugün:
- hiçbir yere ulaşmayan merdivenler,
- labirenti andıran koridorlar,
- yarım bırakılmış, bitmemiş odalara açılan odalar,
- çatıya uzanmayan şömine bacaları,
- düz duvara açılan kapılar,
- bahçeye açılan ve merdiveni olmayan kapılar,
- 12 bin dolarlık güneş ışığını, gökkuşağına çeviren süslemeli pencerenin, güneş almayan kuzeye bakan cepheye yerleştirilmesi,
- aynı görevi gören odalar (6 mutfak gibi) bunlardan yalnızca bir kaçı.

Evin büyüklüğü nedeniyle birçok isçi, bir hafta önce üzerinde çalıştığı kısmı bulmakta güçlük çektiklerinden, üzerinde çalıştıkları projeyi, evin başka bir bölümünde yeniden inşa etmeye başlarlarmış. Zaman içinde, inşaat projesi ve evin kendisi öylesine büyükmüş ki Sarah Winchester, zamanını evin yalnızca küçük bir kısmında harcadığı düşüncesi ile evin 30 odalık kısmını tamamen kapattırmış. Satın alındığında 8 odalık çiftlik evi, bittiğinde birçok bölümü kullanılmaz olan 160 odalık bir dev haline gelmiş. Harcanan paraya, yaratıcılığa, enerjiye ve zamana rağmen...

Ben yıllar önce web sektöründe çalışmaya başladığımda, web tasarım bölümü (webmaster deniyordu adına o yıllarda), bilişim teknoloji bölümlerinde (I.T.) yer alıyordu. Nedeni ise gayet basit bir nedendi: internet, bilgisayarlar üzerinden çalışıyordu ve benim yaptığım iş ise, bilgisayarla icra ediliyordu... başka hiçbir mantıklı nedeni yoktu!

Zamanla herkes anladı ki (buna web tasarımıyla uğraşanlar da dahil), web tasarımı, pazarlamanın, müşteri ilişkisinin bir parçası... teknolojinin ya da bilişim teknolojileri bölümünün değil. Web, müşteriyi/ziyaretçiyi anlamak, onların web sitesini ziyaret etme arkasındaki hedefleri gerçekleştirmelerini kolayca sağlayabilmekle ilgili. Web tasarımı, şirketin, dijital dünyaya taşınmış modeli... satış, pazarlama, iletişim kurma, ilişki yaratma platformu.

Zamanla, sektör olgunlaştıkça, web tasarımı da kendi içinde kendine has becerileri gerektiren kategorilere ayrılmaya başladı: tasarım, coder, developer, kullanılabilirlik, information architecture, web yazarlığı, SEO ve buna benzer, webin daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamasına ve şirketlerin, bu platformu daha etkili kullanmasını sağlayan birçok kategori doğdu sektör içinde... yani bir zamanlar, her işi kendi başına yapan webmasterlar tarihe karışmış oldu. 

Web tasarımı, belirli bir araç ve uygulama bilgisini gerektiren bir iş ve bunu yapabilmek için, belirli bir bilgi ve deneyime sahip olmak gerekiyor. Sarah Winchester örneğinde olduğu gibi, evde yaşamak ya da ev sahibi olmak, bir evin inşa edilebileceği anlamına gelmiyor.

İşte şimdi de sosyal medya yönetimi içinde aynı çelişkilerin  yaşandığına tanık oluyorum. Web işiyle uğraşmak (tasarım ya da dijital pazarlama), ya da twitter, Facebook kullanabilmek, o kişinin bir şirketin/markanın sosyal medya çalışmalarını yönetebileceği anladığı anlamına gelmiyor. Evet, sosyal medya yönetimi web üzerinde yapılsa da, sosyal medya yönetimi, tamamen iletişim kurmak, topluluk yönetmekle ilgili... yani kendine özel bir takım deneyim ve bilgiyi gerektiren bir iş. Bunu yalnızca web sitesini kuran, yöneten, tasarlayan kişilerin, ya da başka bir deyişle dijital bölümün görevi olarak görmek hem yanlış hem de markaya zararlı sonuçlar doğuracak bir davranış.

Web, öylesine önemli bir konu haline geldi ki, bugün, her yöneticinin kendini bu bilgi ile donatması gereken bir konu. Yani, web tasarımının teknik detaylarını anlamak ile, webin isleyişinin şirket için ne kadar önemli olduğunu anlamak aynı şeyler değil. Çağrı merkezindeki görevliden, şirket CEOsuna kadar herkesin, dijital düşünce yapısına sahip olması gerekiyor. Fakat, iş, bunu icra etmeye gelince, yetkin kişilere bu işi bırakmak, onların deneyimlerine kulak vermek gerekiyor. Aynı mantık, sosyal medya yönetimi için de geçerli. İyi yönetilen sosyal medya örnekleri, bunu bir şirket kültürü olarak gören yöneticilerin, çalışanlarını şirket işleyişi içinde dijital düşünce yapısı ile güçlendiren ama icra edilişini ise, bu iş için gereken altyapı, yetenek ve bilgiye sahip insanlara veren şirketler arasından çıkıyor. Çoğu zaman, Facebook ve twitter’da takipçi arttırmak, günde birkaç ileti göndermek, birkaç soru sormak ve şirketin haberlerinin yayınlamak sosyal medya stratejisi olarak görülüyor. Halbuki şirketin hedeflerini etkileyecek bir iletişim kurmak, topluluk yönetmek, tamamen farklı bir görev... en azından şimdilik. Web tasarımı gibi, ilerleyen dönemlerde, sosyal medya daha da olgunlaştığında, sosyal medya yönetimi de kendi içinde daha farklı kategorileri barındırabilecek.

Ben, sosyal medya uzmanı değilim. İşim, dijital pazarlama da olsa, sosyal medya yönetiminin, belirli bir takım yetenek ve deneyimi gerektirdiğini biliyorum. Bu demek değil ki, sosyal medyanın önemini, ya da bir şirkete ne gibi faydalar sağlayacağından bihaberim. Hayır! Tam tersine, bu faydaları biliyorum ve bunu, uzman iletişimciler tarafından yapılması gerektiğine inanıyorum. Sosyal medyanın, web gibi, şirket kültürü içinde önemli bir yeri olması gerektiğini söylemeye çalışıyorum.

Bir sosyal medya uzmanının sahip olması gereken yetenek seti, bence şunları içeriyor:

  1. Organizasyon ve planlama: bir sosyal medya uzmanının içerik yaratmak, içerik sunmak, dinlemek-katılmak, markanın itibarini  izlemek, markanın sosyal medya itibarini yönetmek ve bütün bunları analiz etmek gibi görevleri var. Bütün bu görevlerin, birbiriyle sıkı ilişki içinde çalışması için gereken basamaklar ve bunun en iyi ve efektif bir şekilde yapılması için gereken efor, bu kişinin organize ve planlı çalışmasını gerektiriyor.
  2. İletişim kabiliyeti: yani “insan” olması ve ekran arkasında iletişim yerine, günlük iletişimi ekrana taşıması gerekiyor. Bugün, insanlar, sosyal medyayı, markaların onlara vermek için yarıştığı mesajları almak için kullanmıyor. Onların istediği, bir logo arkasında gördükleri şirketlerin, insan yüzünü göstermeleri, sorunlarının dinlemesini, sorularının cevaplamasını yani iletişim, ilişki.
  3. İçerik: İnsanların ilgisini çekebilecek ve alakalı içerik sunması gerekiyor. Bir markayı dinleyen insanların hayatlarına herhangi bir katkıda bulanabilecek, alakalı, zamanında ve uygun içerik yaratması, yazabilmesi gerekiyor.
  4. Teknik bilgi: sosyal medya platformlarını iyi tanıması, neyin, hangi amaçla, nasıl kullanıldığını bilmesi gerekiyor ki bu, twitter’i Facebook’a bağlamaktan daha farklı bir beceri.
  5. Virtual ve gerçek ilişki arasındaki farkı anlaması gerekiyor. Bunu dijital platforma en iyi şekilde çevirebilmesi ve her iki dünyanın da bütünlüğünü ve hassasiyetini anlayabilmesi gerekiyor
  6. Oluşturduğu topluluğu etkileyebilmesi ve yönetilebilmesi gerekiyor. Yani, insanları “sayı” olarak görmek yerine, onlar arasındaki katılımcılığı artıracak yönetmeleri iyi anlayabilmesi gerekiyor

Liste uzar gider... kısacası, sosyal medya uzmanı için gereken beceri ve yeteneği, yalnızca bir platform işleyicisi olarak görmek, teknik bir iş olarak sıfatlandırmak, dijital platform görevi olarak isimlendirmek ve en önemlisi sosyal medyanın bir iletişim işi olduğunu anlayamamak, bence bugün çok sık gördüğümüz bir hata... işte bu hatalar bazen inanılmaz büyüklükte malikaneler ortaya çıkarabiliyor ama içine girince görüyoruz ki, yaratılması gereken ilişkiler, düze duvara çıkıyor.



Top
Menu