Teknolojide Kargo Kült

mehmet doğan04 Aralık 2012

1941 yılında, Japonya, Amerika’nın Pearl Harbor limanını bombalar. Böylece, ABD, uzun süredir aradığı bahaneyi bulmuş olur ve 2. Dünya Savaşı’na -aktif olarak, girer. Amerikan askerleri, apar topar savaş gemileriyle Güney Pasifik’e doğru yola çıkar ve bu askerlerin bir kısmı, Japonya yakınlarında ki küçük adalarda, askeri üst inşa ederler. 

Malenezya ve Papua Yeni Gine etrafındaki o küçük adalar ıssız değildir. Orada, asırlardır modern dünyadan uzak yaşayan yerli halk vardır. Adalarda yaşayan yerli halk, Amerikan askerleri sayesinde, hayatlarında ilk defa uçak, gemi, radyo, televizyon, Coca-Cola.. hatta beyaz insan görür (gemiyi uçağı geçtim, dünyada Coca-Cola olmayan yer bulmak gerçekten zor).

Amerikalıların adaya çıkmalarını takip eden 3-4 yıl, yerli halk, askerlerle birlikte yaşarlar.... imece usulü.

Yerli halk, inşaat malzemesi, kargo kolileri, su ve yiyecek taşımak gibi konularda askerlere yardım ederken, ABD askerleri de bu yardımın karşılığında, yerli halka, yiyecek ve giyecek yardımı yapar. Her hafta başı, kargo uçakları, adaya, yiyecek ve yardım malzemeleri getirir. Yerli halk, nedenini ve nasıl olduğunu çok iyi anlamadığı bu olayları, uzaktan dikkatle izler.

Savaş biter. Amerikalılar, gemilerine binip, ülkelerine döner. Yerli halk ise, kendi başına kalmıştır. Uçakların yeniden onlara yiyecek getireceğine inanırlar. Bekleyiş başlar fakat ne uçak, ne de yiyecek gelir. İşte bu dönemde çok garip bir inanış kendini göstermeye başlar.

Yerli halk, palmiye ağaçlarından, uçak ve hava kontrol kulesi yapmaya başlar. Ağaçlardan -Amerikan askerlerinden gördükleri, telsiz ve radyolar yaparlar. Çünkü, Amerikan askerlerinin kullandıkları bu cihazların, gökten gelen -ve büyük ihtimal tanrıların gönderdiği, uçakları getireceğine inanılar. Eğer bu metot Amerikan askerleri için işe yaradıysa, bizim içinde işe yarayacaktır inancı başlar yerli halk içinde.

Bu inanışın adı: Kargo Kült ve halen, günümüzde, bu inanış devam etmekte. Hayır, o adalarda bulunan yerli halk içinde değil, günümüzdeki büyük şirketler içinde.

Marty Neumeier kitabında, Herbert Simon’nın tasarımcı tanımına yer veriyor:

Tasarımcı, herhangi bir şeyin mevcut durumunu değiştirerek, tercih edilen bir şekle getiren herhangi bir kişidir.

Buradaki kelimeler gerçekten özenle seçilmiş kelimeler: herhangi bir kişi, mevcut durum, tercih edilen şekil. Bu tanımla, herkes “tasarımcı” olabilir: genel müdür, politikacı, öğretmen, mühendis.

Bir şirket çıkar, “mevcut durumu” değiştiren bir web sitesi, bir ürün, bir yazılım ortaya çıkarır ve diğer şirketler “biz bunu yapmalıyız” inancı ile, aynı davranışları taklit ederler. Bunu yapmakta ki inanç, “eğer onlar için işe yaradıysa, bizim için de işe yarar” inancı... Yani kargo kült.

37Signals şirketinin kurucusu Jason Fried, bir konferansta “Taklit etmek, yaratmaktan daha kolay değil mi?” sorusuna söyle cevap verdi:

Orijinal ürün içindeki emek görünmez bir emektir. Taklit edenler, bu ürünün neden o şekilde göründüğünü, neden o şekilde işlediğini bilmezler.

Bence, yenilikçilik bir ürün ya da süreç değildir. Yenilikçilik, bir obje de değildir. Bir fiildir. Odaklanmayı, hareketi,  iletişimi gerektiren bir eylemdir. Yenilikçilik, bir şirketin “vizyon-misyon” metni içine koyup, "Eee, artık, rahvan gitsin!" diye umutla bekleyeceği bir şey de değildir. Yenilikçilik için tasarım gerekir. Bence, yenilikçilik, tasarımın kendisidir. Bir başka deyişle, yenilikçiliğin arkasındaki sihir tasarımdır. Tasarım olmadan yenilikçilik olmaz.

Bir ürün çıkar, bilinen her şeyi değiştirir... Hem de kökünden. Ve siz, daha önce bu ürün olmadan hayatınızı normal sürdürürken, bu yeni üründen sonra, o eski hayatı hatırlayamaz hale gelirsiniz.... bu rastlantı değildir. Bu, o yenilikçi şirketin vizyondur yıllardır ulaşmak istediği. Onlar bilir, herkes takip eder. Devran böyle döner gider.

 

 



Top
Menu