Başka Anneden Kardeşler

mehmet doğan16 Aralık 2012

Başka anneden kardeşim (brotha from anotha motha) Erdem'e:

Size, Oxford İngilizce Sözlük, bir deli tarafından yazıldı desem, herhalde bana deli dersiniz... ama bu bir gerçek.

William Chester Minor, Yale Üniversitesi’nde tıp okudu. Mezun olur olmaz, Amerikan İç Savaşı’nda, cerrah yüzbaşı olarak görev aldı. Kendi askerlerini ameliyat etmenin yanında bir başka görevi ise düşman askerlere işkence yapmaktı. Bu ve savaş içinde yaşadığı diğer olaylar, onun akıl hastası olmasının ana nedeniydi. Şizofreni belirtilerini çok sık göstermesi nedeniyle askeriye, onu tedavi için bir hastaneye gönderdi fakat durum değişmeyince Minor’u askerlikten attı.  Cerrah Doktor William Minor, askerlikten atıldıktan sonra, 1871’de İngiltere’ye yerleşti. Londra’da şizofreni paranoyası yüzünden, evine hırsız olarak girdiğini sandığı birini öldürdü.

William Minor, akıl hastası olduğundan hapishane yerine, bir akıl hastanesine kapatıldı. Burada, bir ilan sayesinde Profesör Murray isimli birinin, bir sözlük yazmak için gönüllü kişiler aradığını öğrendi ve bu projeye gönüllü olarak çalışmak icin başvurdu.

Dr. Minor ve Prof. Murray sözlük projesinde birlikte çalışmalarına rağmen, 7 yıl sonra yüz yüze tanıştılar. Çalışma arkadaşlığı, yakın dostluğa dönüştü kısa zamanda ve bugün bizlerin çok iyi bildiği Oxford İngilizce Sözlük gibi bir başyapıt bu iki kişinin ortaklığı sonucu doğmuş oldu.

Günümüzde, birçok başarılı proje, Dr. Minor ve Prof. Murray  benzer ortaklıkların sonucu. Örneğin, Oxford sözlüğünden asırlar sonra, yine iki ortak, sözlük ve ansiklopedi kavramını değiştirecek başka bir projeyi başlattı: Wikipedia. Bugün hepimizin çok iyi bildiği ve kullandığı Wikipedia, Jimmy Wales ve Larry Sanger ortaklığı sonucu ortaya çıkmış bir ürün.

Size bahsetmek istediğim birkaç ortaklık daha var. Okul yıllarında tanışan Paul Allen ve Bill Gates.

Birçok kişi, Bill Gates için ayrıntılara önem veren, titiz, pazarlık kabiliyeti güçlü bir kişi ve Paul Allen’i ise takım kurucu ve fikir adamı olarak tanımlıyor. Her ikisi güçlerini bir araya getirince, milyar dolarlık bir şirket çıkıyor ortaya: Microsoft.

Bazen, bu ortaklık, aynı hedef için birlikte çalışsa bile, aynı şirket içinde yer almayabiliyor. Örneğin Dan Wieden ve Phil Knight.

Phil Knight, Nike isminde küçük bir şirketin sahibiydi ve bu şirketinin reklamını yapacak bir ajans arıyordu. Ama ortada bir sorun vardı: Phil Knight reklamdan nefret ediyordu. Bir gün, babası gibi reklamcılık mesleğini seçmiş biriyle tanıştı Phil Knight ve ona “ben reklamdan nefret ediyorum” dedi. Aldığı cevap, bu ikilinin yıllarca birlikte çalışmalarının ilk adımıydı: “Ben de” dedi dünyanın en meşhur ajanslarından birinin sahibi olan Dan Wieden.

Bu ikilinin reklam kokan her şeyden nefret etmesi, bize, pazarlama dünyasının en başarılı ve diğer ajanslara reklamcılığı öğretecek harika şeyler sundu:

Nike’nin “Just do it” sloganın yaratıcısı da Dan Wieden’dir. Nike'nin reklamları, ilham verici, cesur, eğlendirici ve içe dönük. Ve bütün bunlar, eğer reklamdan nefret eden bu iki kişi bir araya gelmeseydi, olmayacaktı.

Söz, pazarlamadan açılmışken, size başka bir ortaklıktan daha bahsetmek istiyorum: Lee Clow ve Steve Jobs.

Gelmiş geçmiş en iyi reklamlar listesinde yer alan Apple 1984 reklamının yaratıcıları:

Bu reklam öylesine başarılıydı ki yalnızca bir kez yayınlandı ve bir daha yayınlanmasına gerek kalmadı çünkü herkes bu reklamı konuşuyordu ertesi gün. Jobs, Lee Clow’nin fikirlerine o kadar güveniyordu ki, yukarıda seyrettiğiniz reklamı Apple yönetim kurulu beğenmedi ve yayınlamak istemedi. Bunun üzerine, Steve Jobs reklam ücreti olan 1,6 milyon doları kendi cebinden ödedi ve yayınladı. Bu, onun, ortağına ve ortağının çıkardığı ise olan inancı ve saygısındandı.

Job ve Clow’nin ilişkisi, her müşteri ve ajansı kıskandıracak türdendi. Steve Jobs, Lee Clow’a her türlü fikri sunma özgürlüğü vermişti... fikir ne kadar çılgınca olursa olsun.

Steve Jobs, Apple’dan kovulduğunda, Lee Clow ve Lee Clow’in çalıştığı ajansı da kovuldu. Bunun üzerine, Steve Jobs, gazetede tam sayfalık bir ilan ile onları kutladı.

12 yıl sonra Steve Jobs, Apple’a geri döndüğünde, ajans olarak dostu Lee Clow’da Apple’a geri döndü ve birlikte harika işler yapmaya devam ettiler.

Steve Jobs’a ilham kaynağı olan Hewlett-Packard (HP) şirketinin kurucuları Willam Hewlett ve David Packard;
kurdukları internet sitesiyle milyarlarca dolar kazanan Mark Cuban ve Todd Wagner;
bugün dünyanın en değerli şirketlerinden biri olan Apple şirketinin kurucuları Steve Jobs ve Steve Wozniak;
dünyanın en saygı duyulan havayollarından biri olan Southwest’in yaratıcıları Herb Kelleher ve Colleen Barrett;
Susam Sokağı’nı milyonlarca kişiye ulaştıran Jim Henson ve Joan Cooney;
Ben & Jerry Dondurmaları’nı 5 dolar ile başlatan çocukluk arkadaşları Ben Cohen ve Jerry Greenfield;
üniversitedeki bir projelerini milyar dolarlık bir imparatorluğa dönüştüren Google kurucuları Larry Page ve Sergey Brin;
bugün bizim dünyanın her bir köşesine bir kaç saatte ulaşmamıza ön ayak olan kardeşler Orville ve Wilbur Wright;
140 karakterlik bir platform ile iletişimi değiştiren Evan Williams ve Biz Stone;
eBay gibi e-ticaret sektör tanımını yenileyen bir şirketi bugün milyar dolarlık bir imparatorluk yapan Pierre Omidyar ve Jeffrey Skoll;
kullandığımız her teknolojinin içine girmeyi başaran Intel’in sahipleri Gordon Moore ve Bob Noyce;
patates gevreğinden, deterjana, kahveden, içeceğe kadar yüzlerce ürünü üreten P&G’nin kurucuları ve kayınbiraderler William Procter ve James Gamble;
Berkshire Hathaway’in Warren Buffet ve Charlie Munger’i;
Virgin’in Richard Branson ve Simon Draper’i;
Yahoo’nun Jerry Yang ve David Filo’su ve liste uzayıp gidiyor.

Yukarıda saydığım her ortaklığın çok güzel hikayeleri var ve bu hikayelerin de ortak bir noktası: Başarılı bir ortak bulmak aynı vizyonu paylaşmak, aynı tutkuya sahip olmak, özveri, doğru zamanlama ve biraz da şansa dayanıyor. Her iyi yürüyen ilişki de olduğu gibi, terazinin iki yanını eşitleyecek özelliklere sahip olması gerekiyor bu arkadaşlıkların.

Birçoğumuz, girişimci dâhilerin tek başına başarılı olduğunu, onların toplumdan dışlanmış dahi “birey” olduklarını sanıyoruz... Örneğin Steve Jobs denildiğinde... Ya da Thomas Edison. Halbuki, başarılı girişimcilik örnekleri çoğu zaman bir beraberliğin meyvesi. Steve Jobs, Steve Wozniak olmadan bilgisayar sektörünü değiştirebilir miydi? Girişimcilik özünde sosyal bir aktivite değil mi? San Francisco, İstanbul, Londra gibi yerlerin girişimcilerle dolu olması, bu şehirlerin kahve kültürü ve sosyal yapısı nedeniyle değil mi biraz olsun?

Önemli olan, bu beraberlikte, diğer kişinin masaya koyduğu yeteneği ve kendinizin sahip olduğu limitlerini anlayabilmek. Zaten, bu, yalnızca iş dünyası için değil, başarılı her türlü ilişkinin sırrı.

Peki bu anlamda, sizin Wozniak’iniz, Brin’iniz ya da Clow’niz kim?



Top
Menu