Tarih tekerrür edecek mi?

mehmet doğan18 Kasım 2012

Bu kişiyi tanıyabilecek misiniz?

O, Amerika’nın en prestijli üniversitelerinden birine kabul edildi fakat hayalindeki şirketi kurmak için, mezun olmadan ayrıldı. Üniversiteden ayrıldıktan bir kaç yıl içinde, kurduğu şirketi, herkesin sevdiği, milyar dolarlık bir şirket haline getirdi. Yarattığı ürünler, yaratıcı ürün olmanın yanında, bulunduğu sektörü de değiştirecek nitelikteydi.

Her gün aynı kıyafetlerle işe giderdi.

Özünde bir tasarımcıydı. Sanat, bilim ve iş dünyasını bir araya getirmeyi ön planda tutuyordu. Yaptığı ürünlerden para kazanmak değildi onu motive eden. O, “delicesine harika” ürünler yapmak istiyordu.

Büyük bir mucit, detaya dikkat eden bir lider, harika bir pazarlamacı ve inanılmaz bir şovmendi. Ürün lansmanları, tiyatro şovu gibi, günlerce prova edilen, her detayının milim milim ölçülerek planlandığı bir etkinlikti. Bu etkinliklerde başrollü de, o oynuyordu. Sahneye çıkarak, yeni ürünün ne olduğunu, nasıl çalıştığını ve dünyayı nasıl değiştireceğini anlatıyordu seyreden, dinleyen herkese.

O, bir ürünü tasarlamak için, günlerce, aylarca hatta yıllarca zaman harcıyordu. Ürünün en küçük detayları bile, onun için çok önemliydi. O, insanların aşık olacağı ürünler yaratmak istiyordu. Ürünlerindeki basitlik, en göze çarpan özellikti. O, basit bir ürün tasarlamanın, karmaşık bir ürün tasarlamaktan çok daha zor olduğunu iyi biliyordu.

Ürün tasarımında, pazar araştırması yapılması gibi bir sürece hiç inanmadı. Onun için, bu süreç bir zaman kaybıydı. “Pazarlama, ürünün iyi bir ürün olmadığı zaman yaptığın bir şeydir” demişti bir keresinde. O, insanlara, ihtiyaçları olup olmadığını bilmedikleri ama sahip olduktan sonra vazgeçemeyecekleri ürünler tasarlamak peşindeydi. Başarıyla gerçekleştirdi bu hayalini.

Kayıt ettirdiği patent konusunda, Amerika’da Thomas Edison’dan sonra ikinci sıradaydı.  Patent konusunda da sıkça mahkemelik yaptı fikrini çalan rakip şirketleri. En yakın rakibinden de 1 milyar dolar kazanmayı da başardı işte böyle bir patent davasında.

Bütün bunlara rağmen, bir gün, kendi kurduğu, yarattığı şirketten kovuldu.

Ve bütün bunlara rağmen, onun ismini hatırlayan çok az kişi var. Şirketi neredeyse batmak üzere ve ürününü kullanan kimse kalmadı.

Onun adı Edwin H. Land idi. Polaroid şirketinin kurucusu.

Edwin Land, Polaroid şirketini kurduğunda, kamera, genelde, özel durumlarda kullanılan bir cihazdı. Çoğu zaman, fotoğraf çekmek için bu işi profesyonel olarak yapan kişilerin yardımı gerekiyordu. Kamera, birçok aile için lüks olarak kabul ediliyordu ve bugün ki gibi her eve girmemiş, günlük yaşamın bir parçası haline gelmemişti. O zamanlarda Amerika’da, bir resim sahibi olmak için, pahalı bir kamera ile fotoğraf çekmeniz, çektiğiniz fotoğrafın baskı işlerini halledecek şirkete (yani Kodak’ın New York’taki baskı fabrikasına) film şeridini göndermeniz ve baskının size basılı resim olarak ulaşması için bir hafta beklemeniz gerekiyordu.

1948 yılında, Edwin H. Land, bütün bunları birkaç dakikada yapabileceğiniz, çektiğiniz resmi 1 dakikada size basabilen, bir kamerayı piyasaya sunduğunda, büyük yankı yarattı ve bu yeni kamerasıyla piyasada hemen başarıyı yakaladı. İlk ürettiği ve bir haftalık talebi karşılayacağı öngörülen kameralar, birkaç saat içinde satılıp, tükendi.

İlk modelini 1948’de piyasaya süren Edwin, yıllar boyunca bu ürünü kusursuz hale getirmeye çalıştı. 1970’de SX-70 modelini piyasa sürdüğünde, fotoğraf sektörünü ve insanların fotoğraf çekme alışkanlığını tamamen değiştirdi. Bir anda, herkes amatör fotoğrafçı haline geldi. Yani, yıllar öncesinin analog Instragram’ını, Flickr’ini yaratmış oldu. 1970 yıllarda, Polaroid sayesinde milyarca fotoğraf çekildi ve Polaroid, rakipsiz bir lider haline geldi.

Yıllar sonra, ne yazık ki, kendi kurduğu şirketin yöneticileri Edwin Land’i şirketten kovdu, 2001 ve 2009’da iki kez iflasın eşiğine geldi, 3 kez el değiştirdi ve sonunda 2012’de bir kez daha iflasın eşiğinde.

Eğer Steve Job’in hayat hikayesini okuduysanız daha iyi anlayacaksınız ki Steve Jobs ve Edwin H. Land’in kariyeri ve kişilikleri birbirine çok benziyor.

Steve Jobs da, 56 yıllık kısa ömründe, birçok inanılmaz başarıya imza atmakla kalmayıp, çok iyi bilinen ve kabul edilen sektörlerde köklü değişikliklere neden oldu. Mac, Pixar, iPod, Apple Mağazası, iPhone, ve iPad ürünleri ile kişisel bilgisayar, animasyon film, müzik, perakendecilik, telefon, tablet ve dijital yayıncılık sektörünü değiştirdi. Edwin H. Land’in fotoğrafçılık sektörünü ve insanların fotoğraf çekme/paylaşma davranışlarını değiştirdiği gibi. Edwin H. Land, cep telefonu, Instragram ve Youtube’dan yıllar önce, bu tip teknolojilerin hayalini kuruyordu. Benim kanımca, eğer Edwin Land, şirketinden kovulmasaydı, onun vizyonu, Polaroid gibi bir şirketin, dijital cağda da ön planda olmasını sağlayacaktı ve Polaroid, unutulup, giden bir şirket olmayacaktı. Polaroid şirketini yok eden, yeni yönetimin Edwin H. Land gibi yenilikçi olmaması, onun vizyonunu yaşatamaması ve dijital cağa ayak uyduramamasıydı.

İyi bir lider, başarılı bir şirketin çok önemli bir parçası. Nedenini ise, Edwin H. Land, şu şekilde açıklıyor:

Polaroid fotoğraf makinesi gibi harika ürünler icat edilmiş ürünler değildir.  Onlar hep vardır. Yoktan yaratılmayı beklemezler. Onlar gözümüzün önündedir. Sadece keşfedilmeyi beklerler.

Umarım, ne Apple şirketi, ne de Steve Jobs, Polaroid ve Edwin H. Land gibi bu kadar kolay unutulup gitmez.



Top
Menu