Amerika! Bugün önemli bir gün, lütfen sıçma

mehmet doğan06 Kasım 2012

Bazen, öyle anlar vardır ki insan hayatında, işte yaşanan o an, o kişinin hayatını değiştirir. Eski ABD Başkanı Bill Clinton'un da hayatını işte böyle bir an değiştirdi.

1992 yılında, Bill Clinton, ABD Başkanlık seçiminde, o dönemin ABD Başkanı olan George H.W. Bush’un rakibiydi. Televizyonda canlı olarak yayınlanan seçim oturumlarının ikincisinde, stüdyoda bulunan bir seyirci, başkan adaylarına şu soruyu sordu:

Ulusal borç, şahsen sizin hayatınızı nasıl etkiledi?
Eğer etkilemediyse, siz, sıradan insanları etkileyen bu ekonomik sorunları, hiç bir kişisel deneyimizin olmadan nasıl çözebilirsiniz?

Başkan Bush, soruyu cevaplamaya çalıştı.... başarısızlıkla. Seyircinin sorusuna, gelişine vuruş tarzında genel bir cevap vermekle başladı konusmaşına. Moderatör, Bush'a sorunun ''kişisel deneyimle" ilgili olduğunu hatırlattı ama Bush bu kez de seyirciye sorusunu anlamadığını söyledi ve sonuçta soruya adamakıllı bir cevap veremedi. Özetlersek, Bush, önce alakasız bir cevap verdi sonra soruyu tam olarak anlamadığını ifade etti ve sonunda yarı kendini savunan, yarı kızgın bir cevap verdi ve yerine oturdu. Cevabını, çoğunuzun oğlundan çok iyi hatırlayacağı bir sırıtma ile bitirdi.

Soruyu cevaplama sırası Clinton’a geldi. Clinton, oturduğu tabureden indi, soruyu soran kadına doğru yürüdü ve kadının gözlerinin içine bakarak sordu:

Seni nasıl etkilediğini söyle bana yeniden? Sen, evini ve işini kaybeden insanlar tanıyorsun, değil mi?” dedi ve devam etti

“Ben, 12 yıldır küçük bir eyaletin valisiyim. Ekonomik sorunlar beni nasıl etkiledi anlatayım...

Kadının sorduğu soruyu ve sorunun her noktasını, kendi kişisel hayatından verdiği örneklerle cevapladı. Bu sorunları nasıl çözebileceğini anlattı teker teker. Büyük, karışık, soğuk, ekonomi profesörü kelimeleriyle değil; kadının ve evlerinde tartışmayı seyreden, ekonomik krizden etkilenmiş milyonlarca kişinin anlayacağı bir dilde.

İşte o an, Bill Clinton seçimi kazandı. Çünkü, kişiseldi verdiği cevap. İnandırıcı ve samimiydi. Duygusallık getirdi o politik ana. Bill Clinton, kadına ders vermiyor, yukardan konuşmuyordu. Onunla sohbet ediyordu. Etrafta hiç kimse yokmuş, yalnızca o ve soruyu soran o kadın varmış gibi gözlerinin içine bakarak konuştu. Bir kişiye cevap veriyormuş gibiydi ama milyonların sorduğu soruyu cevaplıyordu, o an. İşte o an, Bill Clinton, gelecek için ümit ve beklentileri yeniden canlandırdı ve onu seyredenler, o geleceğin yalnızca onunla gerçekleşebileceğine inandırlar.

Umarım, duygusallık ve samimiyet açısından, Bill Clinton ile aynı kaliteye sahip Obama, yeniden seçilecek bu gün.



Top
Menu