Bir fil nasıl yenir?

mehmet doğan04 Kasım 2012

Ben yılın neredeyse 300 gününün çok sıcak olduğu bir şehirde yaşıyorum. Böyle bir şehirde olmazsa olmaz denilecek tek bir şey var, o da “soğuk su”.

Acaba 200 yıl önce, yani elektriğin yaygın olmadığı, evlerin buzdolabı barındırmadığı dönemlerde ne yaptı burada yaşayanlar diye düşünüyor insan? Esasında bu sorun, yalnızca Dubai için değil, hemen hemen her şehir için geçerli bir soru idi asırlar önce.

200 yıl önce, sıcak yaz aylarında bir bardak soğuk su içmek isterseniz, çok zengin olmanız gerekiyordu. Çünkü zengin insanlar, kış aylarında, arka bahçelerinde buz tutan  gölcüklerdeki buzları kırar, kırdığı buz kalıplarını daha önceden kazıp, saman ile kapladıkları çukurlarda saklar ve yazın sıcak günlerinde, bu çukurlardan birini kazarak, sakladıkları buz ile soğuk içeceklerini içerlerdi.

Ak saçlı, kurt adam sakallı Frederic Tudor, yukarıda açıkladığım süreci bir iş fırsatı olarak gördü. Frederic, buz konusunu bir iş modeli haline getirip, yalnızca çok zenginlerin değil, herkesin  satın alabileceği bir ürün haline getirmeyi başardı. Frederic Tudor, bugün tamamen unutulmuş, fakat 19. yüzyılın en önemli iş kollarından biri olan buz sektörünün lider ismi oldu. Amerika'da birçok kişinin "Buz Kralı" ismini verdiği, Frederic Tudor, yalnızca Boston çevresinde buz ticareti yapmıyor; dünyanın her bir köşesine, Boston’dan çıkardığı buzları ihraç ediyordu. Bombay, Singapur, Jamaika, Hong Kong gibi yerlerde, Frederic Tudor'un buzları, etleri, biraları soğutuyor, hastanelerde kullanılıyor, sebzeleri taze tutuyor, yazın kavurucu sıcaklığında dondurma yapılmasına yarıyordu. Frederic Tudor'un 1805'de başlattığı buz sektörü öylesine büyüdü ki, 1886 yılında, Boston çevresinde yaklaşık 25 milyon ton buz toplandı ve satıldı.

Ama Frederic’in yenilikçiliği, bulunduğu sektörü iyi anlamaması ile sonlandı.  19. yüzyılın sonralarına doğru, temiz traşlı, kaymak suratlı Dr. John Gorrie, Florida eyaletinin bir hastanesinde çalışıyordu. Aynı zamanda, aynı hastanede tropikal hastalıklar konusunda araştırma yapıyordu. Dr. Gorrie’ye göre, sıcak ve nemli hava, tropikal hastalıkların çok hızlı yayılmasının nedeniydi. Mühendis arkadaşlarının sayesinde, hastane için soğutma tesisatını icat etti. Yani günümüzün kliması. Bu buluş, buzdolabının icadı için ilk adımlardı. Çok zaman geçmeden, General Elektrik (GE) şirketi, fabrikalarında buzdolabı üretmeye başladı. Buzdolabının icadı ile, artık herkes, kendi buzunu evinde kendi yapabiliyor, soğutmak için, dışarıdan buz almaya gereksinimi duymuyordu. Yani bir bakıma, buzdolabının icadı, “soğutmanın demokrasisi” demekti.

İşin en ilginç yanı ise, o dönemde buz satan hiç bir şirket buzdolabı işine girmedi ya da girmeyi akıl bile edemedi. Buz satmaktan, buzdolabı üretmeye olan geçişi gerçekleştiremedi. Bir başka değişle Frederic Tudor ve diğer buz satıcıları, “soğutma” işinde olduklarını kavrayamadılar. Onlar “buz satma” işindeydiler.

Tabi herkes Frederic Tudor gibi avanak değil! Nerede, hangi iş kolunda olduğunu çok iyi bilenler de var. Bu şirketler nereye gittiklerini, hangi işi yaptıklarını ve sektörlerini çok iyi biliyor ve tek amaçları, nasıl göründüğünü bilmedikleri ama oraya gidilen yolu takip ettikleri vizyona ulaşmak.

Sanırım bu yazıyı okuyanlar içinde, iPad sahibi olanlar vardır. iPad‘in nasıl oluşturulduğunu, nereden geldiğini iyi anlamak için, 1987’ye gitmek gerekiyor. 1987 yılında ne Twitter, ne  Facebook, ne de cep telefonu vardı. Web bile yoktu ortada. 1987 yılında, Apple şirketi, Bilgi Navigatörü (Knowledge Navigator) adlı bir reklam filmi yayınladı:

Eğer düşünürseniz, o filmde gördüğünüz bir çok şey, bugün bizlerin kolayca gerçekleştirebileceği şeyler. Ama, 1987 yılında, bunların hepsi bir rüya hatta ütopya idi. 1987 yılında, kaç yaşında olduğunuzu düşünün? Webin olmadığı, İnternetin yalnızca üniversiteler ve askerler tarafında kullanıldığı, kablosuz cihazların yaygın bir şekilde kullanılmadığı, LCD ya da Google’ın daha ortaya çıkmadığı bir zamanı düşünün! Şimdi, bugün, Apple şirketinin, 1987 yılındaki vizyonuna  ne kadar yaklaştığını düşünün! iPad vizyonunu, buz örneği ile algılarsak, Apple, buzu hayal etti önce, sonra buzu icat etti ve buzdolabını herkesin evine soktu.

Şirket vizyonu, çölün ortasına dikilmiş bir bayraktır diyor Jared Spool. Bir şirketin, çalışanlarını, doğru hedefe hizalamak için sahip olduğu bir değerdir vizyon dediğimiz şey. Hangi sektör içinde olduğunuzu hatırlatan bir kavramdır. Bayrağın olduğu yerden başlamaz hiç kimse, yalnızca küçük adımlarla ulaşılır o yere.

“Bir fil nasıl yenir?”
“Küçük lokmalar halinde”



Top
Menu