Teknoloji Kimin Umrunda!
09 Ekim 2007
Telefon çaldığında, müzik setinde yüksek sesle son günlerin popüler şarkılarından biri çalıyordu. Hakan telefonun ahizesini kaldırır kaldırmaz, telefon, otomatik olarak evde bulunan elektronik cihazlara kablosuz sinyal göndererek yüksek sesle çalışan bütün cihazların seslerini kısmalarını sağladı. Müzik seti de dahil olmak üzere. Hakan'ı arayan kız kardeşi Ceyda idi. Ceyda, Hakan'a, annelerinin bel ve sırt ağrılarının artması nedeniyle hastanede olduğunu ve doktorun, annelerine haftada en az bir kez fizyoterapi görmesini tavsiye ettiğini anlattı. Ceyda, tüm bunları Hakan'a anlatırken, cep telefonundaki Akıllı Cep Ajanı ile de annesi için fizyoterapi hizmeti verebilecek doktorları aramaya başladı. Hakan, Ceyda'ya, annelerini fizyoterapiye götürme görevini dönüşümlü olarak üstlenmelerini teklif etti. Bir hafta Hakan, diğer hafta Ceyda gidecekti anneleri ile birlikte fizyoterapiye. Ceyda, Hakan'dan kişisel takvimini, ona yollamasını rica etti. Hakan, cep telefonundaki kişisel takvimini Ceyda'ya yolladı.
Ceyda'nın cep ajanı, annesinin evi yakınlarında bulunan birkaç fizyoterapistin isimlerini ekrana getirdi. Ceyda, onun ve Hakan'ın kişisel takvimine uygun görünen birkaç doktordan randevu alması için cep ajanına görev verdi. Cep ajanı, doktor randevu listesini, Hakan ve Ceyda'nın kişisel takvimleri ile karşılaştırıp, en uygun doktor ismi ve zamanını Ceyda'nın cep telefonunun ekranına yansıttı. Ceyda'nın cep ajanı bunları gerçekleştirirken Hakan, Ceyda'nın ona gönderdiği elektronik doktor reçetesinde bulunan ilaçlara göz atmaya başladı telefonunda. Hakan'ın cep ajanı, bu reçeteyi, Hakan'ın annesinin sağlık sigortası ile karşılaştırıp, bütün ilaçların sağlık sigortası kapsamında olduğunu belirten mesajı ekrana getirdi. Bu ilaçları bir sanal eczaneden satın alma konusunda komut beklemekteydi. Hakan Evet tuşuna bastı. Cep ajanı, bu ilaçları satan sanal eczanelerin listesini Hakan'a sundu. Hakan, listede bulunan sanal eczanelerin birinden, ilaçları alıp, annesinin sağlık sigorta numarasını girerek, sanal alışverişi gerçekleştirdi. Alışveriş ekranında, bu ilaçların, bu sağlık sigortasının sahibi olan Aliye Tekin'in adresine gönderileceğine dair bir mesaj belirdi. Hakan, Ceyda'ya bir mesaj çekerek annesinin ilaçlarını aldığını söyledi. Ceyda ise doktor randevusunun yapıldığını ve randevu bilgilerini içeren dosyayı, Hakan'ın cep telefonuna gönderdiğini söyledi. Hakan'ın cep ajanı, Hakan'ın kişisel takvimini, yeni randevu bilgileri ile karşılaştırıp, güncelledi. Hakan ve Ceyda, yalnızca anlamlı Internet ve cep telefonlarındaki cep ajanını kullanarak, annelerinin doktor randevusunu, ilaçlarını ve annelerini doktora götürmeleri gereken günler hakkındaki tüm işlemleri birkaç dakika içinde gerçekleştirdiler.1
Cilalı Ekran Devri
Yukarıda anlattıklarım size gerçekçi gelmiyor değil mi? Eğer bu senaryoyu sekiz sene önce birileri bana anlatsaydı, sanırım o kişiye "Yıldız Savaşları" türünden dizileri çok fazla seyretmemesi konusunda öğüt verirdim. On sene önce ilk Internet bağlantımı aldığım gün, eğer birileri bana bütün faturalarımı sanal bankacılık yöntemi ile ödeyeceğimi; yazılı iletişimde en çok e-posta kullanacağımı; arama motorlarının benim araştırma yapmak için ilk başvuracağım araç olacağını; evime sebze meyve almak için sanal market kullanacağımı; hayatımı kazanmak için Web sitesi tasarlayacağımı söyleselerdi sanırım bütün bunlara da güler geçerdim. Fakat günümüz teknolojilerinin her geçen gün kendini yenilemesi ve hayatımızın her yönünü etkilemesi, bana, yukarıdaki gibi bir senaryonun bizden çok uzak olmadığını söylüyor.
Son on sene içinde birçok şey değişti hayatımda, hayatımızda. En başarılı golfçunun zenci, en uzun boylu basketçinin Çinli, bilginin bir kıtadan diğerine, saniyenin binde biri hızla ulaştığı, Plüto'nun artık bir gezegen olarak kabul görmediği bir çağda; yani her şeyin, hatta "en iyi bilinenin" bile değiştiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu hızlı çağda, Internet de, inanılmaz bir hızla gelişti ve gelişmeye devam ediyor. İlk Internet şöhretinin, en başarılı bilgisayar korsanının (hacker) ve ilk SPAM e-posta gönderen kişinin bir Türk olduğu düşünülürse, bu gelişmelerden Türkiye'de yeterince payını alıyor.2
Internet ile yeni yeni tanıştığımız yıllarda, tek istediğimiz daha sağlam, güvenilir ve basit bir işaretleme diline (HTML ) sahip olmaktı. Daha sonra daha fazla hız istedik. Daha sonra HTML yazabileceğimiz, rahatlıkla Web siteleri üretebileceğimiz kolay bir yazılım istedik. Daha sonra fazla ziyaretçi, daha güzel Web siteleri, daha fazla hız, daha da fazla ziyaretçi... Hemen hepsi gerçekleşti istediklerimizin. Hem de fazlasıyla.
Internet kullanıcı sayısı ile birlikte, Internet bağlantı hızları da her geçen gün arttı, artıyor. Dünyanın her bir yanından milyonlarca kişi, dünyanın her bir köşesindeki milyonlarca Web sitesine ve o Web sitelerinin sunduğu bilgiye birkaç tıklama uzaklıkta. Bu heyecanlı dönemin adı "Bilgi Çağı" ve biz, Web çalışanları yeni yüzyılın bilgi savaşçılarıyız.
Yaklaşık on sene önce, Web tasarımı ile uğraşmaya başladığımda, tasarımını yaptığım Web sitelerini ziyaret eden hemen herkes, aynı zamanda Web tasarımı ile uğraşıyordu. O dönemlerde Türkiye'de, kendine "Web tasarımcısı " adı veren kişi sayısı neredeyse bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdı. Bizler, tam olarak ne yaptığımızı, ne gibi bir gücün, yeniliğin parçası olduğumuzu iyi bilmiyorduk. Herkes bildiğini ya bir başka sitenin koduna bakarak ya da bu işe onlardan bir iki ay önce başlamış "uzman" kişilerden öğreniyordu.
Halbuki Internet ve Web tasarımı, günümüzde inanılmaz derecede değişti. e-Devlet, e-Ticaret projelerinin sayısının artması; bağlantı hızlarının artması; bilgisayar fiyatlarının Internet bağlantı ücretlerinin ucuzlaması ile birlikte, artık Türkiye'nin küçük bir köyünün kahvehanesindeki bilgisayardan, liseli bir gencin cep telefonundaki Internet tarayıcısına; yurtdışında arama motoru ile bilgi arayan kişinin kişisel bilgisayarından, bir şirket yöneticilerinin, havalimanında e-postasını kontrol ettiği dizüstü bilgisayarına kadar birçok araç, her gün, her saat, her dakika Web sitelerimizin kullanıcıları, ziyaretçileri haline geldi.
Bu gelişmeler, daha birçok yeni gelişmelere yön verirken, birçok soruyu da beraberinde getirdi. Sitelerimiz kullanılabilir mi? Web sitelerimiz erişilebilir mi? Sunduğumuz bilgi rahatlıkla görüntülenebiliyor mu? Tasarladığımız menü, kullanıcılarımızın istedikleri bilgilere ulaşmalarına yardımcı oluyor mu? Kullanıcı deneyimini maksimize edebiliyor muyuz? Ziyaretçilerimiz, o kadar rakip şirket Web sitesi içinden bizim sitemizi yeniden ziyaret edecek mi? Bu sorular daha da çoğaltabilir. Fakat kendi kendimize her gün sorduğumuz bu sorulara dikkat ederseniz göreceksiniz ki, bizim kendimize birkaç yıl önce sorduğumuz sorulardan çok farklı. Birkaç yıl önce sorduğumuz soruların hemen hepsi teknoloji ile ilgili iken günümüzde sorduğumuz sorular, ziyaretçi, deneyim ve hizmet ile ilgili.
Artık Web sayfalarının ne kadar hızlı yüklendiği umurumuzda değil. Çoğumuz hızlı Internet bağlantıları ile bu sorunları atlattık. Bizim için önemli olan, ziyaretçilerimizin, sunduğumuz bilgilere ne kadar hızlı ulaşabildiği ya da ulaşıp ulaşamadığı! Acaba tasarımımız içinde 16 mı yoksa 256 renk mi kullanmalıyız sorusu şimdi nostaljik bir soru olarak, tozlu raflardaki "teknik sorular dosyası" içinde yer alırken, bizim için önemli olan, örneğin renk körü olan ziyaretçilerin kullanılan renklerdeki anlamı kavrayıp kavrayamadığı haline geldi. Web sitemiz bir Internet tarayıcısında çalışıyor ama diğerinde hata veriyor telaşı ve kaygısı artık yerini kullanıcıların sitemizde iyi bir sanal deneyim yaşayıp yaşamadığı kaygısı ile yer değiştirdi.
Bu yalnızca Internet ve Web sitelerine has bir özellik değil. Hemen her teknolojik ürün ve hizmet, bir takım aşamaları geçerek, olgunluğa ulaşıyor. İlk cep telefonlarını düşünün Türkiye'deki. Mesaj göndermek, değişen renkli kılıf satın almak, kablosuz kulaklığa sahip olmak ya da Kurtlar Vadisi'nin müziğini, cep telefonumuza zil yapmak önemli değildi o zamanlarda. Önemli olan, telefonun çalışıp, çalışmadığı idi. Önemli olan, şimdiye kadar sahip olmadığımız, hayal bile edemediğimiz bir teknolojiye sahip olmaktı. Daha sonra bu duygular ve düşünceler, yerini, piyasanın genişlemesi, cep telefonlarının gelişmesi ile birlikte teknolojik özelliklere bıraktı: Nerede çeker? EGSM 900 mu yoksa GSM 1800 şebeke mi kullanıyor? Pili kaç saat dayanıyor? HSCSD şebekelerinde veri transferi ne kadar? Kamerası kaç mega-piksel? Zoom var mı?
Fakat cep telefonu adını verdiğimiz teknoloji de, içinde bulunduğu sektör olgunlaştıkça, her geçen gün değişiyor. Artık cep telefonumuza "teknolojik ürün" olarak bakmıyoruz, o şekilde düşünme gereği duymuyoruz. Hayatımızın bir parçası haline gelen bu araç için sorduğumuz sorular da değişti, özelliklerinin anlatımı farklılaştı. Bir zamanlar telefonun teknolojik özelliklerin sıralandığı ürün tanıtımları, satış elemanı sohbetleri, şimdi "Kompakt ve şık tasarım, ele rahat oturur, bas-konuş" gibi deneyim ve içsel güdülere hitap eden özellikler ile başlar oldu. Yani teknoloji değil, yaşadığımız deneyim önemli hale geldi. Teknolojik özelliklerin çokluğu değil, ürünün bize nasıl duygular hissettirdiği önemli hale geldi. Acaba kaçınız bilgisayarın monitörüne birkaç tane şamar atmak istediniz? Ya da hiç beklemediğiniz bir hata veren VCD-oynatıcınıza küfrettiniz? Halbuki bütün bu ürünler, canlı olmamasına rağmen, sanki onlar birer canlıymış gibi seviyor ya da nefret ediyoruz. Arabamıza "güzelim" diyoruz. Cep telefonumuza küfrediyoruz. Dijital fotoğraf makinemizi ne kadar "sevdiğimizden" bahsediyoruz arkadaşlarımıza. Kitabın giriş kısmında anlattığım, Ceyda ile Hakan'ın yaşadığı küçük senaryo içinde, gerçekten telefonlarının kaç piksel kameraya sahip olması ne kadar önemli? Sizce onlar için önemli olan, yaşadıkları deneyimin kalitesi, kullanımdaki kolaylık, işlerini kısa zamanda gerçekleştirmek mi yoksa "cep ajanının" versiyonunun 1.5 oluşu mu? Ya da başka bir deyişle, Hakan'ın, annesine ilaç satın alması için cep ajan versiyonunun 1.8 olması gerekiyorsa, Hakan'ın yaşadığı deneyim ve hissettikleri duygu aynı mı olacaktı?
Internet ve Web siteleri de cep telefonu gibi olgunlaşma sürecinden geçiyor. PHP, ASP, CSS, bant genişliği, HTML değil; tasarım, deneyim, bilgi, kullanılabilirlik ve erişilebilirlik önemli hale geliyor her geçen gün.
Aman canım, zaten, teknoloji kimin umurunda!
Herkesin Aklındaki Soru: Nereden Geliyoruz?
Son 10-15 yıl içinde ortaya çıkan ve bizlerin kullandığı teknolojik ürünler, daha önceki asırlarda ortaya çıkan teknolojilerden çok farklı bir yapıya sahipler. Son yılların teknolojileri, dışsal bir sorunun çözümü için ortaya çıkmış ürünler değil. Ateş, tren, uçak, giysi, telefon gibi birçok teknolojik buluş, insanlığın dışsal sorunlarını çözmek ile ilgili idi 3. Yani, bizler yürüyemediğimiz noktaya ulaşabilmek için arabayı; duyamayacağımız mesafeye ulaşmak için telefonu icat ettik, ürettik, kullandık. Fakat son 15 sene içinde bulduğumuz, icat ettiğimiz, kullandığımız teknoloji ve ürettiğimiz teknolojik ürünlerin çoğu içsel sorunlar ve içsel gelişim ile ilgili. Biyokimya'daki gelişmeler, nanoteknoloji, bilgi çağındaki yenilikler, İnsan Genomu (Human Genome) projesi ve daha yüzlerce yenilik, buluş, teknolojik ürün, içsel sorunların çözümüne yönelik örnekler.
Internet ve bilişim teknolojileri de, bu içsel teknolojilerden biri. Internet ile bilgi alıyor, bilgi veriyor, arkadaşlarımız ile sohbet ediyor, iş buluyor, ürün satın alıyoruz. Internet de diğer içsel teknolojiler gibi, çok hızlı bir şekilde yaşantımızı, hayatımızı değiştirmeye devam ediyor.
Dr. Spencer Wells, 18 yaşında iken, yani yaşıtları, lisede "hangi üniversiteye gitmeliyim?" diye düşünürken, o Harvard Üniversitesinde, doktorası üzerinde çalışıyordu. Bugün, Dr. Wells, herkesin aklından geçen bir sorunun cevabını bulmaya çalışıyor: "İnsanlık Nereden Geliyor? İşte bu sorunun cevabını bulmak için, son 20 senedir, dünyanın dört bir köşesinde, yaklaşık 20.000 erkekten topladığı DNA örneklerini test edip, çıkan sonuçları analiz ediyor. Bulduğu sonuçları 2004 yılında yayınladığı The Journey of Man: Genedic Odyssey kitabında bizlerle paylaştı. Dr. Wells'e göre, insanlık tarihi, 60.000 yıl önce, Afrika'da bulunan ve bugün Kenya adını verdiğimiz ülkede başladı. Yani, Dr. Wells'e göre hepimiz, Afrika'dan geliyoruz. Yani, etrafınızda gördüğünüz her insan, 60.000 yıl önce yaşamış olan bir Afrikalının DNA'sından küçük bir parça taşıyor. 4
60.000 yıllık insanlık tarihinde, her şey çok yavaş gelişti. Ateşin bulunmasından, ilk medeni şehre geçiş, binlerce yıl zaman aldı. Şu an dünyada 6 milyar insan yaşamakta. Yani 60 bin yılda, 6 milyar. Eh, pek fena sayılmaz! Aferin İnsanoğlu!
Tim Berners-Lee , 18 yaşındayken, eğitim gördüğü Oxford Üniversitesinde, yönetim tarafından bilgisayar kullanımı yasaklandı. Çünkü okul yönetimi, Berners-Lee'yi, bir arkadaşı ile birlikte hacker'lık (bilgisayar korsanlığı) yaparken yakaladı. Aradan 18 yıl geçti ve 13 Kasım 1990'da, dünyanın ilk Web sitesini Internet'te yayınladı. Böylece WWW'yi icat etmek ile kalmadı, dünyanın ilk Web tasarımcısıda olmuş oldu. Şimdiye kadar gördüğünüz, ziyaret ettiğiniz, sahibi olduğunuz ya da ismini duyduğunuz bütün siteler, yaklaşık 15 yıl önce Berners-Lee tarafından yaratılan o ilk Web siteden türedi. Bugün, ziyaret ettiğiniz her site, dünyanın o ilk Web sitesinden küçük bir parça taşıyor içlerinde. 5
İnsanlığın 60.000, Web sitelerinin ise yalnızca 15 yıllık bir tarihi olmasına rağmen, Web sitesi ziyaretçileri nüfus artışının, insanlık nüfus artışına göre 600 kat ve Web sitesi sayısı artışının ise 90 kat daha büyük olması, 15 yılda aşılan mesafenin ne kadar büyük olduğunu bize bir kez daha kanıtlıyor 6. Bugün milyonlarca Web sitesi, bir milyar kullanıcıya ulaşıyor ve bu oran geçtiğimiz 15 yıl içinde hemen her sene kendini katlayarak devam etti ve ediyor. Bu hızlı gelişmeye, Türkiye de, Mustafa Akgül'ün , 12 Nisan 1993'te, Internet'e, Orta Doğu Teknik Üniversitesinden 64kbit/saniye ile bağlanmasıyla katıldı.
Belki de çok bir kısa zamanda gerçekleşen bu hızlı gelişme, en büyük kayıp oldu Web ve Internet için. Bu hızlı gelişime, bu hızlı teknolojiye adapte olacak zamanı, gerekli bilgiyi ve alt yapıyı oluşturamadık kısa sürede. Internet'in hızı, teknolojik gelişme, bu yepyeni platform hepimizin başını döndürdü ve bütün bunlar gerçekleşirken, en önemli noktayı unuttuk: Kullanıcılar, kullanıcılarımız .
Bizlerin Fazla Düşünmediği Soru: Neredeyiz?
Bizler yeni başlıyoruz. Web, 15 yıllık yepyeni bir teknoloji. Günümüzde en iyi bildiğimiz teknolojiler, yıllar süren deneyim, yapılan yanlışlıklar, bu yanlışlıklardan alınan dersler sonrası olgunlaştı ve günümüze ulaştı.
Örneğin, sinema sektörünün ilk başladığı 1800'lu yıllarda, film kamerası sabitti. Aktörler sanki tiyatro sahnesindeymiş gibi sabit kamera önünde rol yapıyorlardı. Kamerayı sabit olmaktan çıkarıp, etrafta gezdirilmesi arasından geçen süre tamı tamına 25 yıl. Peki biz neredeyiz Web sektöründe bu örnek içinde? Acaba Web sektörünün kamerası halen sabit mi?
Bu tip örneklere yalnızca sinemacılıkta değil birçok sektörde rastlıyoruz. Örneğin bisikletçilikte. Gino Bartali, 1900 yılların ilk yarısında, zamanının en iyi bisikletçileri arasındaydı. Gino, Tour de France adı verilen bisikletçiliğin en önemli ve en prestijli olayı sayılan yarışmayı, 10 yıl ara ile arka arkaya iki defa kazandı: 1938 ve 1948'de. İki zafer arasında 10 yıl olmasının nedeni ise İkinci Dünya Savaşı nedeniyle Tour de France'in yapılmamasıydı.
1948'den önce, bisikletlerde vites yoktu. Bisikletçiler, yokuş yukarı çıkmadan önce, bisikletten iner, arka tekeri çıkarır, ters çevirip, büyük çarkın olduğu yere getirip tekeri zincirle takıp yokuş yukarı çıkardı. Yokuş aşağı ineceklerinde de, yine bisikletten inip, arka tekeri çıkarıp, küçük çarkın olduğu zincire takıp, yarışmaya devam ederlerdi. Gino, 1948 yılındaki yarışta, kimsenin hayallerinde bile olmayan bir şeyi gerçekleştirdi. Bisikletten inmeden bisikletin çarkını değiştirmeyi başardı. Yani bugünki anlamı ile bisiklet vitesini icat etti. Bulduğu bu mekanizma o zamanın teknolojik şartlarına göre inanılmaz bir şeydi. 1948'de herkes, bisikletçilikte daha ileri gidilemeyeceğini, teknik olarak, zirvede olduklarını ve bulunabilecek her şeyin bulunup icat edildiğini söylemeye başladı. O zaman için de, söylenenler doğru idi. Vites değiştiricinin kullanılması ile yarışlardaki hız arttı.
Bisikletçiliğe ilginiz var mı bilemiyorum ama eğer bugünkü yarış bisikletlerine bakarsanız göreceksiniz ki 1948'de söylenenlerin tamamen yanlış olduğu ortaya çıktı. O zamandan günümüze birçok şey değişti. Bartali'nin 1948'de kullandığı bisikletin tek bir vitesi varken, bugün profesyonellerin kullandığı bisikletlerin onlarca vitesi var; Bugün, Bartali'nin icat edip, kullandığı vitesin yarısı ağırlıkta bisikletler var ve biliyorum ki daha birçok yenilikler gerçekleşecek ilerleyen yıllarda.
Web de çok farklı değil. Biz bisikletçilik örneği içinde belki de 1930'lardayız. Vitesimiz yok, bisikletimiz ağır. Sinema örneği gibi kameramız halen sabit. Teknolojik olarak birçok baş döndürücü gelişmelerin olduğu 15 yıllık Web sektöründe standartlar ve kurallar daha yeni yeni tartışılmaya başlandı. Uygulanıyor demeye maalesef dilim varmıyor. Biz nereden geldiğimizi iyi biliyoruz. Internet öncesi dönemi, 30 yaşın üzerindeki herkes çok iyi hatırlayacaktır. Internet'in, hayatımızı, iş yaşantımızı nasıl değiştirdiğini çok iyi biliyoruz.
Web için de, "sektörümüz içinde neredeyiz?" sorusunun cevabı, buzdağının su üzerinde görünen kısmı olarak verilebilir sanırım. Biz, bir dönme noktasındayız. Dönüşüm, yavaş yavaş gerçekleşiyor fakat daha gideceğimiz çok yol, aşmamız gereken birçok sorun var. Bizler bugün Türkiye'de, Web 1.0 versiyonu içinde yaşıyoruz. Birçok ülke Web 2.0'a geçti bile.
Web 1.0, teknoloji ile ilgili. Web 1.0, teknolojik detaylar, kaygılar ile ilgili. Web 1.0, olgunlaşma öncesi, teknolojinin gelişiminin oluştuğu bir dönem. Teknolojinin, her şeyin önüne koyulduğu, kullanıcının fazla düşünülmediği bir dönem.
Web 2.0 ise, kullanıcıların, ziyaretçilerin bir Web sitesi ya da bir Web uygulaması içindeki olumlu katılımcılığı, Web yazılımcılarının başkalarının sitelerinde ve uygulamalarındaki özgürlüğünün gerçekleştiği bir dönem. Yani kontrolün en az olduğu, sanal deneyimin ön plana çıktığı, ziyaretçinin değer kazandığı bir dönem.
Eğer Internet'i 6-7 seneden daha fazla kullanıyorsanız Infoseek, Excite gibi, o bir zamanların çok popüler Web portallarını hatırlayacaksınız. O dönemdeki en önemli şey, kullanıcıyı kontrol etmek, onların siteye gelip, olabildiğince zaman geçirip, ayrılmamalarını sağlamaktı. Yani, o dönemdeki başarı ve güç, kullanıcıyı içine çekmek, her isteklerine(!) site içinde cevap vermek ve kontrolü elde tutmak ile ölçülüyordu. Bunun ne kadar yanlış bir model olduğu çok kısa bir zamanda anlaşıldı. Google , "İşte size arama kutusu, yazın ve istediğinizi bulun, sitemizden ayrılmanız da çok önemli değil açıkçası. Eğer hizmetimizden ve yaşadığınız sanal deneyimden memnun kaldıysanız, yeniden gelin," dedi Web kullanıcılarına. Internet'te, Google'un "Kendimi Şanslı Hissediyorum" arama düğmesi belki de Web 2.0'i başlatan ilk yenilikti. Bu düğme, kontrolün bizim elimizde olduğunu, Google'un ikinci sayfasını bile görmeden, başka yerlere gidebileceğimizi hatırlattı bize.
Web 2.0, kontrolün bittiği bir dönem. Web 2.0 herhangi bir teknoloji ile ilgili değil. Web 2.0, kullanıcı deneyimi ile ilgili. Bilginin nasıl, ne şekilde kullanıldığı, paylaşımın ve katılımcılığın ne şekilde dünyamızı şekillendirdiği ile ilgili. Web 2.0, deneyim ve hizmetler ile ilgili. Kullanıcıyı ön plana çıkaran hizmetler. Yani statik, bireysel ve kontrolcü bir dönemden; dinamik, katılımcı ve özgür bir döneme.
Belki de Web ve Internet içinde değişen, şekillenen ve olgunlaşan, Web 2.0'nin temelini oluşturan en önemli kavram kullanıcı deneyimi ve memnuniyeti . Peki bunu sitemizde nasıl sağlayabiliriz? Kullanıcımızı iyi anlayarak, ihtiyaçlarını iyi tespit ederek ve onların hedeflerine ulaşmalarını kolaylaştırarak. Gelin bu sürece birlikte göz atalım.
Notlar
1- Hakan ve Ceyda arasında, gelecekte geçen bu senaryo, James Hendler , Ora Lassila ve Tim Berners -Lee'nin Mayıs 2001 tarihinde Scientific American' da yayınladığı "Semantic Web" makalenin giriş kısmının Türkçe adaptasyonudur. Kişisel iletişim: Doğan, Mehmet. " Request for Permission ." E-posta gönderilen kişiler Tim Berners-Lee, James Hendler , Ora Lassila . 17 Mart 2006.
2- En başarılı golfçulardan birinin zenci olduğu söylemi, Tiger Wood'un 1996'da yılın sporcusu seçilmesi ve PGA gibi en prestijli golf turnuvasını 2 defa kazanması gerçeğine dayanmaktadır. En uzun boylu Çinli basketbolcü tabiri ise, Houston Rockets'da oynayan Yao Ming'nin, 2 metre 29 cm boyunda olması gerçeğine dayanmaktadır. Plüto'nun gezegen olup olmadığı konusunda ayrıntılı bilgi <news.bbc. co.uk/1/hi/magazine/4737647.stm> ve <imagine.gsfc.nasa.gov/docs/ ask_astro/answers/pluto.html> adreslerinde bulunabilir. Internet'in ilk sanal şöhreti, Mahir Çağrı'dır. Bu konuda detaylı bilgi almak için <en.wikipedia.org/wiki/Internet_phenomenon> adresine göz atabilirsiniz. Internet'in en popüler korsanlarından (hacker) biri, iskorpitx takma isimli bir Türk'tür. Bu bilgi <www.zone-h.org/en/ hallofshame/special> adresinden alınmıştır. Internet'te ilk defa SPAM e-posta gönderen kişi (ticari amaç dışında), Serdar Argıç'tır. Bu konuda daha fazla bilgi almak icin <en.wikipedia.org/wiki/Serdar_ Argic> adresine göz atabilirsiniz.
3- Bu konu ve söylem, Joel Garreau'nun Radical Evolution adlı kitabında detaylı bir şekilde açıklanmaktadır. Garreau, Joel. "Radical Evolution : The Promise and Peril of Enhancing Our Minds, Our Bodies -- and What It Means to Be Human.": Doubleday, 2005. sayfa 6.
4- Wells, Spencer. "The Journey of Man: A Genetic Odyssey. " : Random House, 2003. sayfa 59
5- Tim Berners-Lee. Wikipedia 22 Mart 2006. <en.wikipedia.org/wiki/ Berners-Lee>.
6- Internet World Stats Web sitesine göre, Mart 2006 ayı itibariyle dünyanın nüfusu 6 milyar 500 milyon ve Internet kullanıcı sayısı ise 1 milyar 20 milyondur. <www.internetworldstats.com/stats.htm>.
Beni twitter'de takip edebilirsiniz: @mehmet_dogan


Bu yazıya ait 27 yorum var.
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.yaziniz icin tesekkur ederim. ancak sanki bir "taze bismillah" kivaminda bir giris yazisi olmus. nerde kalmistik dercesine.
devamlarini bekliyoruz....
tahir
Yazı için teşekkürler, söyleyecek pek bişey bırakmamışsınız :) . Aklınıza, kaleminize sağlık.
Yazı için teşekkürler, söyleyecek pek bişey bırakmamışsınız :) . Aklınıza, kaleminize sağlık.
Üstadım yüreğine sağlık.
Devamlarını bekliyoruzzz.
Yine uzun bir aradan sonra uzun fakat yine aynı tatta bir yazı.
Bir kere oku ana fikri al geç. Sonra dur yazıya bir ara dön ve arada örnek yada bağlantı olarak verilen bilgileri kendi başına tekrar oku ve araştır..
Kaç kitaba göz atar ve kaç siteye göz gezdirir Mehmet Doğan bir ayda merak ediyorum :)
Ben çok ama çok beğendim...Yarısına kadar okuyabildim,geri kalanını evde okuyacağım...
Yüreğinize sağlık, eğer web tasarım ve içerik konusunda geç kalınmadıysa ben de bu yolda hızla ilerlemek istiyorum...
sevgileri
Tebrik ederim Mehmet Bey. Uzun bir aradan sonra yine çok keyifli bir yazıydı. Ellerinize sağlık.
Yine harika bir yazı kalminize sağlık mehmet bey sağolun varolun...
Semantic web ile ilgili konu anlatmam gerekiyor ve habire döküman topluyorum, sizin yazınız hani derler ya "cuk oturdu" her zamanki gibi süperr. Ellerinize sağlık
Ben kac gundur internet uzerinde arastirma yapiyordum yazilim progralri uzerine. GEctigimiz yil Sidney unide interactive ve digitel media uzerine mastir yaptigim donem icerisinde ogrendiklerimin karsisinda korkuya kapilmaga basladim desem yalan olmiyacaktir.... Allah sonumuzu hayir etsin derler ya... bende oyle deme geregi duyuyorum...
Muthis bir gelisme icerisinde teknoloji ve neler yapilabilcegini bilmek bizim nekadar aciz durumda oldugumuzu ve bu gelismelere yetisebilmemizin bize 20 senemize mal olabilcegi ama bu 20 sene icerisinde yine diger gelismelerin olacagini da dusunursek .....
Nereye kadar diye soracagim?
Doğru tespit, doğru zamanlama.
Zevkle okudum teşekkürler.
Emeğiniz için tşkler..
Mehmet abi, elinize kolunuza sağlık, yine çok güzel bir yazı ile bizleri mutlu ettiniz. Rss okuyucumda sizin yazınızı görünce diğerlerine bakmadan hemen siteye geldim. Bir anda yazıyı okudum ve gerçekten ne durumda olduğumuzu şimdi daha iyi anlıyorum.
Semantik kodlama, kullanılabilirlik, erişilebilirlik, tasarım konsepti, iletişim, etkileşim, istatistik, yönerge, navigasyon ve daha sayamayacağım birçok kült ifade...
Web için biz bunları öngördük ve yaptık. Tim Berners Lee bile belki bunların olacağını bilmiyordu. Nasıl ki o bunların olacağını bilmiyorsa bizlerde Web 3.0'da veya daha sonrasında neler olacağını bilmiyoruz. Tıpkı bisikletimizin viteslerle daha hızlı gidebileceğini bilmediğimiz gibi.
Bir konu daha var ki evlere şenlik: WEB 2.0! Bi dakika yahu Web 2.0 nedir diyenlerimizin yanında bilip bilmeden bazı tasarım klişelerini kullanarak "işte web2.0 yaptım abi" diyenlerimiz de var. (Bugün bir sitenin forum mesajında benzer birşey gördüm, canlı canlı yaşadım bunu, tasarımım web2.0 olmuş mu?)
Türkiye ve Türk internet kullanıcısı hala Web 1.0 içinde boğularak yüzmekte! Bana kızanlarınız olacaktır onca güzel servis var diyenleriniz olacaktır ancak sizlere karşı söyleyebileceğim çok şey var. Bağlantı hızınız muadiliniz ülkelerdeki bağlantı hızlarından çok daha yavaş. Halkın internete bakış açısı değişsede gelişmiyor! Web ve web servisleri sadece eğlence amaçlı kullanılıyor. Ziyaretçiyle etkileşim ve Web 2.0'ın kullanıcı odaklı katkı fenomeni ülkemizde yaşanmıyor. Bir video sitesi açıp oraya video gönderenlere birşey diyemiyorum. Belki en doğru web 2.0 anlayışı orada oluyor bizde...
Ah ahhh... Söyleyecek o kadar çok şey var ki kesmek zorundayım. Bu güzel yazı için Mehmet abi size tekrar çok teşekkür ediyorum. Elleriniz ve beyniniz dert görmesin.
Mehmet Bey o kadar güzel ve akıcı yazıyorki bence yalnış meslek seçmiş yazar olsada çok başarılı olur.Yazı için teşekkürler.
Yeni yazılar görmek istiyoruzz.
Saygıyı gerçekten hakeden bilişim emekçisi Mehmet Doğan ve bu alandaki değerli insanlarımız bilmelidir ki, yazdıkları her yazı toplumsal, ulusal varlığımıza çok önemli damlalar katmaktadır. Ülke ve millet olarak yeni binyıllarda var olacaksak, siyasetçiler ve katiller değil böyle gelişkin insanlar sayesinde var olacağız.
Hepinizi çok seviyorum.
Zafer Öztürk
selamlar sayın doğan yazıyı okudum fakat benim fikrim bir dünya şawaşi daha olmadan teknolojinini ilerleyemeyeceği gerçeğini vurgulamak istiyorum çünki sanayi devrimi okadar bağnaz ca ilerliyorki artık insanların hayatını kolaylaştırmak yerine insanları birer köle haline getiriyor bence yani banknot yumurtlayan tavuk olarak görüyor artık teknolojinin tekelini elinde bulunduran tekel mantığına sahip dew şirketler sadece para endeksli ürünler sergiliorlar artık yani benim fikir ve görüşlerim bu yönde bana bu yorumu yapma kolylığını sunma imkanı veren tüm site arkadaşlarına kolay gelsinnn
Bu makalenin aynısı kitabınızın ilk bölümü; kitap web sitesindeki makalelerden derlen memişmiydi??
Merhabalar Mehmet Bey.
Yazıyı tamamen okudum. Çok da sevdim. :) Fakat aşağıdaki cümlenizde size kısmen katılmıyorum:
Şöyle ki web tasarımcıları ve geliştiricileri açısından bu konuya baktığımızda tarayıcılar arası sorunlara ilişkin hala kaygılar ve buna bağlı çözüm arayışları bulunmakta olduğunu görüyoruz. Zira bu sorunları aşmadan kullanıcılara sanal deneyim yaşatmak da biraz zor oluyor. :)
Kısacası sanal deneyim kaygısı geldi fakat tarayıcılar arası hatalara bağlı kaygılar ile yer değiştirmedi. En azından web tasarımcıları ve geliştiricileri için...
Yeniden yazmana sevindim Mehmet.
Daha doğrusu yeni yazı göndermiş olmana.
Aslında yazı başlığı ve yazıyı okuyunca bu yazıyı teknoloji kimin umrunda kitabında okuduğumu hatırladım. Teknoloji kimin Umrunda (Sayfa:12-20)
Ayrıca 2005 yılında yazdığın bir yazının (Teknolojiyi kim takar) başlangıç kısmı da vardı bu yazıda.
Sanırım kitabından bir bölümü yeniden hatırlatmak istedin. Ama kitabını okuyan insanlar bu yazının yeni olmadığını nasıl anlamadılar.
Yukarıdaki 19 yorumdan 18'i bu kitabı okumamış göründüğüne göre faydalı bir anımsatma olmuş, bu yazı.
Aslında web dünyasının çok hareketli olduğu bu günlerde, yazılarının ve tahlillerini de görmek isterdim.
çok güzel bir yazı olmuş genelde ortak düşündüğümüz sancılar fikirler olsada bunları usta bir dille yılların tecrübesiyle zekice harmanlayıp yazmanız ve şık bir biçimde kaynakları belirtilen örnekler vermeniz beni çok etkiledi çok teşekkürler üstad..
hayırlı bayramlar dilerim size ve tüm Türk milletine..
Hani bazı yemekler vardır ya, menü ne kadar güzel olursa olsun eğer arkasından çok beğendiğiniz bir tatlı gelmezse bi yanı eksik kalır. Ben sizin yazılarınızı özellikle de bu yazınızı böyle bir tatlıya benzetiyorum.
Hatta insan okurken o kadar zevk alıyor ki dikkati dağıldığı anda bu tat bozulmasın diye insan kendisi ile baş başa kalacağı bir zamana erteliyor onu.
En büyük temennim bu yazıların devamı ve daha çok kitlelerin bunlardan nasip alması.
Elinize, kaleminize sağlık Mehmet Bey !
Ercan YAZICI.
Merhaba Mehmet Bey,
Yazınıza ek olarak şunları eklemek isterim. Yeni internet anlayışı yani web 2.0'da artık siteler yok servisler var. Kullanıcı merkezli olmasının yanında birbiri ile kaynaşabilen arayüzler (mash-up), az veri girişi ile tutarlı ve doğru sonuç verebilme yeteneğine sahip uygulamalar da önem kazandı. Kullanıcı sayısı arttıkça internetin de sınırları hissedilir oldu. Büyük siteler ölçeklenebilir ve performansı yüksek altyapı arayışlarına girdiler.
Ek olarak "bir çok ülke web 2.0'a geçti" gibi bir ifade tam olarak doğru değil. Zira ülkeler web 2.0'ı devlet politikası olarak belirlemediler :) fakat belli başlı ülkelerdeki yeni nesil siteler bu anlayışı özümsedi. Ve maalesef 15 sene gibi bir süre şu zamanda çok uzun bir süre. Artık teknoloji çok hızlı üretilip çok hızlı tüketiliyor. Ve Türkçe sitelerin durumu hâlâ içler acısı. Büyük internet şirketleri "işden anlayan eleman" arıyor fellik fellik. Ama eleman yetiştirmek için çaba çok az. Dediğiniz gibi şu anda internetten "anlayanlar", kendi çabası ile birşeyler öğrenebilmiş kişiler.
Geçen aylarda NewYorkTimes gazetesinin Science ekinde okuduğum yazıyı hatırladım bir anda.Ellerinize sağlık.Oradaki yazarda aynı sizin gibi düşünüyor.
Bu güzel yazı için teşekkür ediyorum... Yazılarınızın devamını bekliyoruz... :)
Bu kitabınızın girişi değil mi?
Yine zevkle okudum:)
Anlamadığım yeni bir yazıymış gibi yorum yapmış insanlar.
Kaçırdığım bi'yer mi var?
Yeni yazının yorumların Mehmet bey tekrar yazma konusunda bir açıklama yapmış arkadaşlar.
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
Kitabımı satın almak ister misiniz?