Proje Tasarımı
18 Ekim 2007
Bir Web sitesinin başarısı ne ile ölçülür? Bir şirket Web sitesine harcanan bütçenin, geri dönüşümünün kazançlı olduğu nasıl anlaşılabilir? Bu bütçe, yeni bir tasarım, marka ya da pazarlama için mi yoksa hali hazırda bulunan Web sitesinin bilgi mimarisi ve kullanılabilirliği için mi harcanmalıdır?
Birçok bilimsel araştırma gösteriyor ki averajın üzerindeki görsel tasarım elementleri , bir sitenin kullanıcı memnuniyetine çok az etkisinin olmasının yanında neredeyse sıfıra yakın satın alım, al-beni dürtüsü, kalıcılık ve sadakat hissi yaratıyor. 1 Tabi siz eğer bir şirket sahibi ya da şirketin tasarım projesinden sorumlu bir kişi iseniz, bu söylediklerimi bir tasarım şirketinden duymanız maalesef imkansız. Çünkü tasarım şirketleri -doğal olarak, tasarım satarak hayatlarını kazanıyorlar. Bir şirket Web sitesinin saf ve sırf tasarımını değiştirmek ya da ona görsel zenginlik kazandırmak, ne şirketinizin o siteyi açmasındaki amacına ne de bütçenin şirkete kar olarak geri dönüşümüne yararı olacaktır. Bütçenin geri dönüşü, yalnızca tasarımı geliştirme metodu uygulandığında ya düşecek ya da aynı seviyede kalacaktır. Nedensiz, sırf "yapılabiliyor" mantığı altında, safi tasarıma harcanan bütçe "yara bandı" tedavisinin ötesine gitmemekle birlikte, sorunu inkar etmekten başka hiçbir şey değildir. Hani atalarımızın söylediği altın semerli eşek meselesi. Esas amaç, bütçenin, gerçek sorunların bulunmasında ve çözümünde kullanılması olmalıdır.
Madalyonun diğer bir yüzü de var. Yalnızca görsel zenginliğin geliştirilmesi, müşteri memnuniyeti üzerinde büyük bir rol oynamayabilir. Fakat bu durum "görsel fakirlik" için aynı anlama gelmez. Kötü tasarlanmış bir Web sitesinin kullanıcılarda yarattığı duygular, negatif olmanın yanında, şirketin kredibilitesini ve güvenilirliğini olumsuz etkileyecek sonuçlar da üretir. 2
Kullanıcıların büyük bir yüzdesinin, bir siteyi ziyaret etme amaçlarının, kullanıcı hedeflerini gerçekleştirmek olduğunu düşünürsek, bu hedefi en iyi, en kısa, en kolay gerçekleştirecek ve sanal deneyimi maksimize edebilecek site, diğer rakip sitelerin görünümü ne olursa olsun, kullanıcı memnuniyetini yükseltebilecek, kalıcılığı ve sadakati sağlayabilecek ve en önemlisi, şirketin site için ayırdığı ve harcadığı bütçenin geri dönüşünü karlı bir hale getirebilecektir. Eğer Internet üzerinde başarılı iş yapan Web sitesi örneklerine göz atacak olursak, örneğin Google , Amazon , Ebay , GittiGidiyor, Kariyer.net , Yonja , Ekşi Sözlük v.b. yukarıda söylenenlerin ne kadar doğru olduğunu göreceksiniz.
Tavus Kuşundan Çıkarılacak Dersler
Janine Benyus adını birçoğunuz duymadınız. Buna birkaç yıl önce ben de dahildim. Ta ki Janine Benyus'un yazdığı Biomimicry kitabını şans eseri okuyana kadar. Şans eseri diyorum çünkü bu kitap, uçak yolculuğu yaptığım bir sırada, dergilerin bulunduğu kısımdan çıkmıştı. Kitabın, uçak şirketi tarafından konulduğunu ve bunun gerçekten hoş bir jest olduğunu düşünüyordum fakat aynı zamanda uçakta, benim dışımda bu kitabı okuyanın olmaması da dikkatimi çekmişti. Demek ki uçak şirketi değil, bireysel bir jestti ya da unutkanlıktı bu. Kitabı unutan her kimse... teşekkürler.
Sanırım Biomimicry kitabı, hayatımda, çalışma şeklimi ve düşünce yapımı değiştiren birkaç kitaptan biri haline geldi. Gerçeği söylemek gerekirse, bu kitabın, Web ya da Internet ile en ufak bir ilişkisi bile yok. Janine Benyus, bir Web tasarımcısı değil. Hatta, Janine Benyus'un Biomimicry Web sitesi, bir tasarım faciası. Benim düşünce şeklimi değiştiren kısım, kitabın ana fikri ile ilgili.
Mikroptan bakteriye; hayvanlardan bitkilere kadar tüm canlılar, milyonlarca yıldır çeşitli sorunların üstesinden gelmek için, kusursuz işleyen modeller ürettiler. Bu modellerin birçoğu, yine milyonlarca yıllık testlerden, yanılgılardan geçti, olgunlaştı ve günümüze ulaştı. Biomimetri , bu çözüm modellerinin taklit edilme yoluyla, çeşitli ürünler ve sorunlar üzerinde uygulanmasından ibaret bir bilim dalı.
Örneğin, tavus kuşları, çiftleşme döneminde veya tehdit ile karşı karşıya kaldıklarında, kuyruklarında bulunan "telek" adlı rengarenk tüylerini açıp, inanılmaz bir renk gösterisi ortaya koyarlar. Fakat işin aslı, tavus kuşunun tüyleri yalnızca kahverengi renk pigmentlerinden oluşur. Yani, tüyleri renkli değildir. Peki nasıl olurda kahverengi tüyler, göz alıcı renkler haline gelir? Tavus kuşunun bu göz alıcı hilesinin sırrı, tüylerinde bulunan keratin proteinin güneş ışığını çeşitli şekillerde kırıp yansıtması ve böylece o kahverengi tüylerin, göz kamaştırıcı renkler almasıdır. İşte, burada biomimetri devreye giriyor. Örneğin, bir Japon bilim adamı, bu bilgiyi, trafik ve okul ikaz levhalarında kullanıyor. Tavus kuşunun sahip olduğu bu yeteneği, levhalara aktaran bilim adamı, yeniden kullanılabilir ve toksik olmayan, tamamen ışığın yansıması ile renk kazanan levhalar üretiyor. Norveçli başka bir bilim adamı ise bu bilgiyi, bilgisayar ekranlarındaki renklerin ışık yoluyla, düşük enerji ile üretilmesi için kullanıyor.
Başka bir örnek ise bir tür kertenkele olan Geko'lardan. Geko'lar, herhangi bir yüzeye kolayca tırmanıp; kaymadan, düşmeden, bu yüzeye asılı kalabiliyorlar. Gekoların ayaklarında, asılı kalmalarını sağlayacak herhangi bir yapışkan ya da vakum yok. Gekolar, vakum ya da yapışkan yerine, düşük seviyede statik elektrik kullanıyorlar. Yani, tırmandıkları yüzeye, düşük seviyede statik elektrik uygulayarak, o yüzeyde düşmeden, kaymadan durmayı başarabiliyorlar. İşte bu bilgiyi, kumaş üreten şirketler alıp, yüzeye statik elektrik ile tutunabilen, sandalye, koltuk yüzleri üretiyorlar. Böylece, incecik bir kumaşı, sandalyenin üzerine koyuyorsunuz ve sandalyeniz için yepyeni bir yüz elde etmiş oluyorsunuz. Eğer bu kumaş hoşunuza gitmiyorsa, tüm yapmanız gereken, (sandalyeyi değil) eski yüzü çöpe atmak ve yeni bir yüz almak. 3
Bu örneklerin sayısı çoğaltılabilir. Fakat bu örneklerin hemen hepsi, fiziksel ürünlere adapte edilebilecek bilgiler. Çok az örnek, fiziksel olmayan (Web gibi) ürün ve projelere uygulanabilecek türden.
Birçoğunuz türev dersi anlatan öğretmene bakan gözler ve aklınızda "Bu benim ne işime yarayacak gerçek hayatta?" sorusuyla bakıyorsunuz sanırım verdiğim bu örneklere. Ben de o şekilde bakmıştım Biomimicry kitabına. Fakat daha sonra düşünmeye başladım: "Acaba ben, yılların oluşturduğu bu deneyimi ve bilgiyi kendi mesleğim içinde nasıl kullanabilirim?" Esasında çok uzaklara bakmamak gerekiyor. Biomimetri, canlıların, en iyi, en başarılı olduğu uzmanlık alanlarını, günümüz ürün ve projelerine uyguluyor. Peki bir Web çalışanı hangi örneklere bakabilir? İşte bu sorunun cevabını biomimetri değil, insanlık tarihi verdi benim için.
Tarihte birçok örnek var biz insanların başarılı olduğu. Genelde bu başarılar, hep ödüllendirilmiş. Yani, biz bu başarıların ürünlerini kullanıyoruz hayatımızda. Elektrik, telefon, Internet... Peki ya başarısız denemeler ? Kötü sonuçlar üretmiş başarısızlıklar? Neden bunlardan kimse söz etmiyor? Acaba bu başarısızlıklardan ders alabilir miyiz? Bu başarısızlıklar, iş yaşantımızdaki sürece yararlı olabilecek sonuçlar üretmiş olabilir mi? İşte bu düşünce benim Web yaşantımda ki biomimetrim oldu. Örnek mi istiyorsunuz? Birçok örnek var tarihte: Millenium Köprüsü, C5 arabaları, Denver Uluslararası Havalimanı, Challenger uzay mekiği, Zeplin balonları, SA80 tüfekleri... Bütün bu tarihi olaylar, inanılmaz dersleri saklıyor içinde. Maalesef bu derslerden birçoğumuz payımızı alamadık çünkü halen birçok projede, bu hataları tekrar ediyoruz. Hani şu "Eğer tarihten ders alınsaydı..." hikayesi.
Vasa'nın Acıklı Hikayesi
Tarihsel hataların, başarısızlıkla sonuçlanan projelerin içinde beni en çok etkileyen, örneğini en çok verdiğim olay Vasa Savaş Gemisi projesi . 4
İsveç'te bir yıl içinde 17 tane "bayrak günü" vardır. Bayrak günleri, tatil değildir fakat eskiden, bayrak günlerinde, işyerinde ya da evinde İsveç bayrağı sallandırmayanlar, cezaya çarptırılıyormuş. Artık böyle bir ceza uygulaması olmamasına rağmen, yine de bayrak günlerinde İsveçliler, bayraklarını evlerinin balkonlarından, işyerlerindeki bayrak direklerinden sallandırıyorlar. İşte bu bayrak günlerinden biri de 6 Kasım. Bu güne "Yüce Gustav Adolf Günü" deniliyor.
Gustav Adolf, şimdiye kadar "yüce" unvanına ulaşmış tek kral İsveç tarihinde. Bu kralın yüceliği, kazandığı savaşlardan ve savaşlarda uyguladığı zeki savaş taktiklerinden geliyor. O zamana kadar geleneksel taktikleri yürüten diğer İsveç krallarından farkı, savaş meydanlarına mobiliteyi yani taşınabilirliği getirmesi. Mobiliteyi yalnızca karada görmemiş Adolf. Aynı zamanda denizlerde de üstünlük sağlamak istemiş. Zaten bu nedenle de, İsveç tarihinin en büyük ve en pahalı gemicilik projesini başlatmış 1625'de. Bu projenin adı Vasa.
Kral Gustav Adolf, 16 Ocak 1625'de, gemi inşası konusunda ustalıkları ile ünlü Hollandalı gemi mühendisleri Henrik ve Arendt Hybertsson ile, 4 adet gemi yapımı için sözleşme imzalar. Bu sözleşmeye göre, Hybertsson kardeşler, 4 yıl içinde ikisi 33 metre ve diğer ikisi 41 metre olan 4 adet gemiyi Kral Adolf'a teslim edeceklerdi.
O dönemde gemiyi inşa eden atölyeler, kendi finansmanını kendi sağlamak zorundaydılar. Para, ürün teslimatı sırasında alınıyordu. Yapılan iş, bir kral için bile olsa, finansman bulmak tamamen atölyeye kalmıştı. Hybertsson kardeşler, bu büyük proje için finansman bulmakta zorlandılar. Bu konuda, Gustav Adolf ve üst düzey yetkililerine ulaşmak neredeyse imkansızdı çünkü Gustav, bir savaş meydanından diğerine koşuyordu. Hybertsson kardeşler, finansman işini neredeyse bir yıl sonra tamamlayabildiler.
1625 yılının Eylül ayında, Kral Adolf, şiddetli bir fırtınada, 10 adet savaş gemisini kaybetmesi sonucu, Hybertsson kardeşler ile temasa geçip, iki küçük (33 metre) geminin ilk etapta tamamlanmasını ve kaybedilen gemilerin yerine geçmesini istedi. Bu, zaten çok dar olan proje bitiş sürecini daha da büyük bir baskı altına soktu.
33 metrelik gemilerden ilkinin inşaatı, 1626 yılının ilk aylarında başladı. İlk yapılan işlem, geminin tabanını oluşturacak 33 metrelik bir ağaç bulup kesmekti. Proje basit ve geleneksel bir gemi projesi idi. O dönemde, savaş gemileri, düz tabanlı, biri açık, diğeri kapalı iki silah güvertesinden oluşuyordu. İşlem, neredeyse günümüzün fabrikasyon üretimi gibiydi. Hemen hemen bütün gemiler birbirinin kopyasıydı ve bu nedenle birçok gemi yapımcısı, plan, çizim gibi araçlara gerek duymuyorlardı. Tek güvendikleri, yılların onlara verdiği "tecrübe" idi.
Fakat bu proje herhangi bir proje değildi. Tecrübe, bu işi bitirmek için yetmeyecekti çünkü Kral, projenin başlamasından kısa bir süre sonra gönderdiği mektupta, küçük geminin 33 metre değil 36.5 metre olmasını istemekteydi. O dönemde, bu tip projeler için kesilen ağaçlar, geminin boyuna uygun olarak kesiliyordu. Kral'ın bu emri, gemi projesinde çalışanların büyük tepkisine neden oldu. Halbuki, bu istek mektubu, yalnızca gelecekteki sonu gelmeyecek isteklerin ve istek mektuplarının bir işareti idi. Kral, o dönemde Danimarkalıların 2 kapalı, 1 açık silah güverteli çok büyük bir gemi yaptıklarına dair bir dedikodu üzerine Hybertsson kardeşlere yeni bir mektup gönderdi. Bu mektupta, Kral, yapılacak geminin boyunun 42 metreye çıkarılmasını ve ikinci kapalı silah güvertesinin eklenmesini istedi. O döneme kadar, 2 kapalı, 1 açık silah güvertesi duyulmuş ya da yapılmış bir şey değildi. İlk istek olan 36.5 metre doğrultusunda, orijinal boyut olan 33 metrelik tabana eklenen yamaların üzerine, yeni istek 42 metre ile birlikte, 4. yama eklendi. Projede çalışan hiç kimsenin Kral'a "hayır, olmaz" demek gibi bir cesareti yoktu.
İstekler bu kadar ile sona ermedi. Kralın gemi uzunluğu ile ilgili isteklerine, gemide bulunacak gülle, top ve küçük silah sayısındaki artışlar da eklendi. Kral, orijinal planda yer alan büyük silahların sayısını iki katına çıkardı. 30 olan sayı, 60'a çıktı. Bu silahların her birinin ağırlığı 1,5 tondu ve bunun üzerine birçok orta ve küçük silah ve ayrıca yine o dönemde yeni bir teknoloji olan kiremit fırın eklenince, geminin ağırlığı, geminin iskeletinin kaldırabileceğinden daha fazla bir hale geldi.
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Kral, geminin dış görünümünün de gösterişli olmasını istedi. İşlemeler, figürler, kabartmalar ve kaplamalar... Zaten çok pahalı bir proje haline gelen Vasa projesi bütçesine, yeni bir yük daha eklenmiş oldu.
Bütün bu gelişmeler yaşanırken, hiç beklenmeyen gerçekleşti. Proje müdürü ve baş mimar Henrik Hybertsson, uzun süreli hastalığının sonucunda hayatını kaybetti. Proje için yazılmış ya da çizilmiş hiçbir planın olmaması, birçok fikrin ve özelliğin, Henrik'in beyninin, düşüncelerinin içinde saklı olması, bu beklenmedik ölümle birlikte, projeyi ve proje çalışanlarını kaos içine sürükledi.
Temmuz 1628'in başlarında, gemi tamamlandı. Geminin suya indirilmeden önce test edilmesi gerektiği düşünüldü. Bu testleri seyretmeleri için İsveç Ordu Amirali ve ayrıca geminin kaptanı davet edildi. Yapılan test kısa ve çok basitti. Geminin güvertesine 30 kişi çıkacak; bir uçtan diğer uca, bir kenardan diğer kenara 15-20 dakika boyunca koşup, zıplayacaklardı. Testler yapıldı fakat sonuç iç karartıcıydı. 30 kişinin çılgınca koşup, zıplamaları sonucu, gemi neredeyse alabora olmak üzereydi ki, Amiral, testlerin durdurulmasını ve geminin bir an önce suya indirilmesini emir verdi. Test sonuçlarından, Kral Adolf'un haberi bile olmadı.
10 Ağustos 1628 günü, İsveç Ordusunun en yeni gemisi Vasa, hayatının ilk seferini yapması için denize indirildi. Yüzlerce kişi, limanda sevinç çığlıkları ile uğurladı gemiyi. Aynı sevinç çığlıkları, gemi güvertesindeki 150 kişiden de geliyordu. Gemi, 1 deniz mili kilometre kadar yol aldı ve hafifçe esen bir rüzgar nedeniyle alabora oldu. Bu, yalnızca, İsveç tarihinin o zamana kadar ki en pahalı savaş gemisinin değil aynı zamanda güvertede bulunan 50 kişinin de son yolculuğu oldu.
1600 yıllarda yaşanmış bu projenin gelişimi ve uygulanış şekli ile, günlük iş hayatınızda rol aldığınız projeler arasında bir ilişki kurabiliyorsanız, göreceksiniz ki yıllar hatta asırlar önce gerçekleştirilmiş olan projelerdeki hatalar , günümüzdeki projelerde yapılan hatalardan çok farklı değil.
Kralın, mühendislere, yeni gemilerin biran önce bitirilip fırtınada kaybettiği gemilerin yerini alması için yaptığı baskı, günümüzdeki projelerde rastladığımız müşteri baskılarından çok farklı mı sizce? Birçok proje, plansız bir şekilde başladığından, proje tanım ve süreç şeması çıkarılmadığından, müşterinin baskıları ile tamamen test edilmeden, fonksiyonlar tamamen işlevsel hale gelmeden teslim edilmek zorunda kalmıyor mu? En önemlisi, şablon kalıpla başlayan projeler, kullanıcıyı iyi tanımamaktan, teknolojinin sınırlarını bilmemekten dolayı, alabora olmuyor mu?
Müşterilerin, size verdikleri projelerin ana nedenlerini ve amaçlarını tamamen belirlememesi, rakip şirketin ürünlerindeki değişiklikler, kullanıcı gereksinimindeki değişiklikler ve sırf "olsa iyi olur " inancı ile oluşan, asıl proje planında yer almayan yeni istekler, projenin boyutlarını değiştirmekte ve bütün bunlar hem projenin sağlıklı gelişimini hem de projenin başarısını olumsuz yönde etkilemekte.
Bütün bunların üstesinden gelebilmek, bir projenin başlangıç aşamasında, iyi planlanması ve projenin inşa aşamasında, orijinal plana sadık kalınması ile sağlanabilir.
Vasa projesinin başlangıcı, Hybertsson kardeşler için herhangi, alışagelmiş, geleneksel bir projenin ötesinde değildi. Bu nedenle, plan yapılmadı ve proje karmaşık bir hale gelince, proje planı eksikliğinin yarattığı sorunlar yaşanmaya başladı. Birçok proje, teknolojinin sınırlarını ve seviyesini iyi tespit edemeyen müşteriler ve proje müdürleri yüzünden başarısızlığa uğramakta. Bu tip problemleri önlemenin tek yolu, kullandığımız teknolojinin anlamını kavrayabilmek ve sınırlarını tespit edebilmek, kullanıcıyı tanımak ve proje planına sadık kalmaktır.
Birçok tarihi projenin gelişimi, bizim bugün uyguladığımız proje aşamalarından çok farklı değil. Amaç, tarihte yapılan hataların tekrarlanmaması değil mi? Tarihteki başarısız projelerde yapılan hatalar ile günümüz projelerinde yapılan hatalar arasında birçok benzerlik var. Örneğin:
- Hemen hemen bütün projeler, onaylama sürecinde çıkmaza giriyor,
- Projenin amaçlarını "tahmin etme" yolu, bizi bataklığa sürüklüyor,
- Sonu gelmeyen "yeni istekler ", projenin bitiş zamanını , hedefini , bütçesini ve başarısını çoğu zaman olumsuz etkiliyor,
- Proje çalışanları , birbirinden kopuk çalışıyor ve bu kopukluk , projenin sonucunda ortaya çıkan üründe, son kullanıcı tarafından rahat bir şekilde gözlemlenebiliyor,
- En üst düzeyde emir ve onay verme yetkisi olan kişiler, projenin yapım sürecine birebir dahil olmadığından, ayakları yere basmayan kararlar verip, gerçekçi olmayan isteklerde bulunabiliyorlar,
- "İlginç ve farklı" fikirler peşinde koşmak, çözmeye çalıştığımız orijinal sorundan bizi uzaklaştırıyor.
Oluşabilecek bu tip sorunların bazılarını aşmak, müşteri ve kullanıcının ihtiyaçlarını, çözüm bulmaya çalıştıkları sorunları, bulundukları durum ve koşulları, son kullanıcıyı ve onların hedeflerini iyi anlayıp, analiz etmek ile gerçekleşebilir.
Duvara Açılan Projeler
Vasa'nın yapımında, Kral Gustav'ın uzaklarda oluşu, yapım sırasında yaşanan zorlukları görmeyişi, belki de Vasa'nın sonunu hazırlayan en büyük nedenlerden biriydi. "Basit bir e-ticaret sitesi! Amaç, X ürününü, şirketin Web sitesinden satabilmek. Öyle karmaşık bir şeyler istemiyorum. Basit bir alışveriş sepeti hepsi o kadar," diye başlayan bir projenin, her geçen gün, hafta ve ay karmaşık bir yapıya büründüğünü, ilk konuşulan fonksiyonların yerine, resmi olmayan, plansız, dokümansız, e-posta ve telefon toplantılarında verilen kararlar ile, kompleks bir hale geldiğine şahit oldunuz mu hiç? Eğer cevabınız "evet" ise, Vasa projesi türünden projeler size pek yabancı değil sanırım. Fakat yalnız değilsiniz! Standish Grubu'nun, 365 şirket ve 8000 bilişim projesi içinde yaptığı araştırma sonuçlarına göre, 8000 projeden, yalnızca 1300'ü, zamanında, başlangıç proje planı ve bütçesine sadık kalarak tamamlanırken, geri kalan 6700 proje ya başarısızlıkla sonuçlanmış ya da bütçeyi ve/veya zamanı aşarak bitirilebilmiş . Bunun nedenleri ise;
- Kullanıcının sürece katkısının olmaması,
- proje başlangıç planlarının açık bir şekilde tanımlanmaması,
- sık sık değiştirilen proje planları ve uygulama üzerine eklenen ekstra fonksiyonlar. 5
Proje bütçesinin, planlanan tutarı aşmasının en büyük nedeni, bir projede, son ürün olan uygulama üzerinde kullanıcıya sunulduktan sonra yapılan değişikliklerin ya da düzeltmelerin, tasarım aşamasına oranla 40 ila 100 kat daha pahalı olmasıdır. Halbuki kullanılabilirliği ve kullanıcıyı akılda tutan, daha da iyisi, kullanıcıyı ve karar yetkisine sahip müşteriyi sürece dahil eden projeler, ileride oluşabilecek problemleri yüzde 5'den, yüzde 1'e indirmeyi başarmanın yanında, kullanıcının eğitimi için gerekli olan zamanı da yüzde 25 azaltabiliyor. 6
Acaba kaçınız, tek amacı, basit bir şekilde , şirket haberlerini, şirket Web sitesine aktarmak olan bir sistem projesinin, bir anda, üzerine inşa edilen eklemelerle, e-posta duyuruları gönderebilen, müşteri hesaplarını bünyesinde barındıran, yıllık satış raporları hazırlayıp, İK performans rapor çıktıları alabileceğiniz, içinde kişisel takvim bulunduran, hatta boş zamanlarınızda fal bile bakabileceğiniz devasa bir sisteme dönüştüğüne tanık oldunuz? Öylesine ki, eski haliyle başarılı ve basit bir sistem olabilecekken, en önemlisi belirlenen soruna çözüm olabilecekken, üzerine yamalanan "yeni, güçlü ve mutlaka olması gereken!" fonksiyonlar ile, her geçen gün kabusa dönüşen bir projede yer aldınız? Tamam, belki biraz abarttım fakat en azından ne demek istediğimi anlayabiliyorsanız, acılarınızı paylaşıyorum . Çünkü günümüzde birçok proje, basit plan ve isteklerle başlayıp, patronun istekleri, rakip şirket baskısı, kullanıcı isteklerinin iyi analiz edilmemesi sonucu, kullanılması imkansız olan devasa bir sisteme dönüşüyor.
Acılarınızı tek ben değil, başkaları da paylaşıyor. Sarah Winchester, sizin yaşadığınız kabusu, 38 yıl boyunca, her gün yaşadı ve çalışanlarına yaşattı. Ortaya çıkan proje ise ünlü Winchester Malikanesi .
Eğer yolunuz düşer de, ABD'nin Kaliforniya eyaletinde bulunan San Jose şehrini ziyaret ederseniz ve sizi gezdirmeleri için yerel bir turizm acentesi ile anlaşırsanız, bu acentenin yapacağı şehir turu içinde mutlaka Winchester Malikanesi de yer alacaktır. Yılda binlerce turistin gezip gördüğü bu ev, 10.000 pencereli (52 tanesi gökyüzünü seyretmek için), 2.000 kapılı, 47 şömineli, 40 merdivenli, 40 yatak odalı, 6 mutfaklı, 3 asansörlü, 160 odalı dev bir yapı. Bu yapının baş mimarı ise, 83 yaşında ölene kadar bu evde oturan ev sahibi, milyoner dul Sarah Winchester . 650 dekarlık bir alana yayılan bu evin yapımı, 1884 yılında başlayıp, Sarah Winchester'in öldüğü yıl olan 1922'ye kadar, tamı tamına 38 yıl sürmüş. Yapımında, tam zamanlı 22 usta marangoz, 18 hizmetçi, 12 bahçıvan ve yüzlerce inşaat isçisi çalışmış. Bu evin yapımı, San Jose şehrinde neredeyse bir sektör haline gelmiş, öylesine ki, yeni başlayan demiryolu rayı döşeme planları, bu evin yapımı nedeniyle değiştirilmiş; malzeme ve eşya ulaşımını kolaylaştırmak için, demiryolunun evin yakınlarından geçmesi sağlanmış. Evin yapım masrafları, metrekare-metrekare, Amerika'nın askeri beynini içinde toplayan Pentagon binasından bile daha pahalıya mal olmuş.
Bir ev yapımı süreci kabaca, müşterinin ev yapım isteği ve düşüncelerindeki planlar ile başlar, daha sonra mimar bu kaba planları alıp, profesyonel plan haline getirir, bütçe kararlaştırılır, müteahhit bulunur ve mimarın planları, belirlenen bütçe ve zaman içerisinde, işçilerin yardımı ve müteahhidin kontrolü altında gerçekleştirilir. Winchester Malikanesinin yapımı ise bu işleyiş biçimini takip etmemiş. Müteahhit, mimar ve müşteri görevleri tek bir isimde toplanmış, ev sahibi Sarah Winchester .
Marangozlar, her sabah, Sarah Winchester ile bir araya gelip, onun kağıda ya da mutfak örtüsüne çizdiği taslaklara bakıp ya da tamamen aklında bulunan, kağıda dökülmemiş planları dinleyip, işe başlarlarmış. Hiç kimse bir sonraki hamleyi ya da projenin tam olarak nerede biteceğini çok iyi bilmiyormuş. Eğer, Sarah Winchester'in planları, yapım aşamasında herhangi bir sorun ile karşılaşırsa, o zamana kadar yapılmış olan kısım terk edilip, yeni bir plan ile işe, evin başka bir kısmında devam ediliyormuş.
İnşaat yapımında çalışanların ellerinde olması gereken plan ve proje detaylarının eksikliği, inşaatın nereye gittiğini ve ne zaman biteceğini kimsenin bilememesi, projeyi tam anlamıyla takip eden ve anlayan bir otoritenin eksikliği nedeniyle, evin içinde birçok ilginç "özellik" (yazılım dili ile "bug", "hata" ya da "dokümansız fonksiyon ") görmek mümkün. Hiçbir yere ulaşmayan merdivenler, labirenti andıran koridorlar, yalnızca bitmemiş odalardan ulaşılabilen bitmiş odalar, çatıya uzanmayan yarım şömine bacaları, düz duvara açılan kapılar, bahçeye açılan ve merdiveni olmayan kapılar, güneş ışığını, gökkuşağına çeviren, 12 bin dolarlık süslemeli pencerenin, güneş almayan kuzeye bakan cepheye yerleştirilmesi, aynı görevi gören odalar (6 mutfak gibi), bu ilginç "özelliklerden" yalnızca bir kaçı. 7
Satın alındığında 8 odalık çiftlik evi, bittiğinde birçok bölümü kullanılmaz olan 160 odalık devasa bir yapı haline gelmiş bu basit tasarım ve inşaat projesi. Harcanan paraya, yaratıcılığa, enerjiye ve zamana rağmen...
Bütün bunlar size bir şeyleri hatırlatıyor mu? Gerçekçi plan ve dokümanlardan eksik olarak başlayan projeler! Gelecek düşünülmeden oluşturulmuş ürünler ve bu ürünler üzerindeki yapılan "genişletici" eklemeler! Projeye tam anlamıyla hakim olmayan, olamayan proje müdürleri! Projenin tam olarak nereye gittiğini bilmeyen çalışanlar! Ne istediğini tam olarak bilmeyen müşteriler! Teknolojinin olasılıklarını anlamayan ve "olsa iyi olur" ile proje başlatan müşteriler, müdürler, şirket sahipleri! Mantığa aykırı istekleri sorgulamayan, "hayır" demeyi bilmeyen, "evetçi" proje müdürleri! Herhangi bir "gereksinimi" karşılamayan, belirli bir sorunun çözümü olmayan fonksiyonlar! Bir amacı olmayan ürün yenilikleri! Gerçek ve gerekli fonksiyonların işlevi yerine "duvar renklerini" ve "kapı kulplarını" önemseyen proje planları! Piyasaya çıkmadan önce "tamamen bitirilmeye" çalışılan ya da "kusursuz" olması için zaman harcanan ürünler!
Notlar
- Hall, Mark. "Is Beauty the new usability attribute?" UI Design Newsletter Ekim 2005
- Fogg, B.J. " Prominence-Interpretation Theory: Explaining How People Assess Credibility. " Stanford Persuasive Technology Lab, Stanford University, 2002. <www.webcredibility.org/pit.html>
- Benyus, Janine. " Biomimicy: Innovation Inspired by Nature. " Perennial Publishers, 2002.
- Vasa hakkında detaylı bilgi <www.vasamuseet.se/Vasamuseet/Om/ Skeppet.aspx?lang=en> adresinde bulunabilir.
- Standish Group (1994). "The CHAOS Report". Rapor <www.standishgroup.com/sample_research> adresinde incelenebilir.
- Boehm, B W. " Software Engineering Economics. " Prentice-Hall, 1981.
- Winchester Malikanesi hakkindaki diger ilginc bilgiler <www.winchestermysteryhouse.com/facts.html> adresinde bulunabilir.


Bu yazıya ait 10 yorum var.
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.Yine mükemmel ötesi etkileyici ve bir o kadarda bizim gibi meslekte yeni olan arkadaşlara eğitici çikolata kıvamında harika bir yazı Mehmet bey klavyenize sağlık çıkarılacak dersler büyük ve önemli yazılarınızı 4 gözle bekliyoruz sağolun varolun VASA projesinden bahsettiğiniz üzere büyük dersler çıkarmamız lazım sanırım yazılarınızı okuyanlar bana hak verecekler emeğinize klavyenize sağlık çok teşekkürler
(Mükemmel bir öğretmensiniz varlığınızla gurur duyuyorum)
merhaba, yazıyı okuyup bitirdikten sonra normal font/büyük font seçimi dikkatimi çekti, tıkladım. aa, ne güzel dedim. iyi ama yazı bittikten sonra görebiliyorum !? :)
google reader'dan yahut herhangi bir rss okuyucudan geldiğimde anasayfayı görmeden makalenin bulunduğu sayfaya giriyorum. bu halde büyük font seçebiliyorsam, bunu sayfanın tepesinde, sayfayı aşağı kaydırmadan görmeliyim diye düşündüm.
Sarah Hanım'ın yaptığı eksik, plansız, kötü yönetilmiş bir projeden çok, ya paranoyak bir ruh halinin dengesiz git gelleri yada Dali benzeri bir dahinin 3boyutlu sanatsal çıktısı gibi duruyor sanki :)
2. kitabınızın (yanlış bilmiyorum umarım) dikkat çeken konularından biri olacak sanırım bu yazınız. :))
Bu konu bu kadar güzel anlatılırdı klavyene sağlık Mehmet Doğan.
Mehmet Bey merhaba, elinize sağlık.
Yazınız geçmişte yazdığınız 4 yazıdan oluşuyor. Neden kendinizi tekrar etmeye başladığınızı paylaşabilir misiniz?
http://www.altiustutasarim.com/arsiv/2005/07/musteri_gercekl.php
http://www.altiustutasarim.com/arsiv/2005/05/tavus_kusundan.php
http://www.altiustutasarim.com/arsiv/2005/06/projeniz_alabor.php
http://www.altiustutasarim.com/arsiv/2005/11/duvara_acilan_proje.php
Yazdığınız yazılar cidden güzeldi, ve okunup arşivlerde yerlerini aldılar. Şimdilerde kendinizi tekrar etmenize bence gerek yok. Blogu güncelleme konusunda vakit darlığı yaşıyorsanız güncellemeyin, olduğu gibi kalsın. İnanın insanlar o yazıları gene de bulur okurlar.
Sevgilerle
Atakan eser
Atakan, yorum icin cok tesekkurler fakat son iki (ve bundan sonra yayinlayacagim 5-6 yazi) yazinin nedeni kendimi tekrarlamak degil... yorum yazma kutusunun altinda gorecegin reklamin nedeni olan urunu herkese bedava ulastirmak :-) Ayrica bunun acik bir sekilde anlasildigini saniyordum yazinin altinda yer alan "Bu yazı Mehmet Doğan tarafından saat 7:03" cumlesinini icinde bulunan "kitap" kategorisi ile...
Merhaba,
Yazı çok güzel fakat o kadar uzun ki ikinci anlatılan hikâyayi okumaya dayanamadım. Bir de nedenler çok güzel açıklanmış fakat çözüm önerisi konusunda biraz sış kalmış yazı.
Büyük projeler için güzel işhatlarından(pipeline) biri:
- Projenin detaylı bir açıklamasının oluşturulması. (Definition)
- Tüm gerekli sayfalarda bulunacak bilgilerin bir çerçeveye eksiksiz oturtulması (Wireframe)
- Projenin görünüm ve hissini oluşturacak elemanlerin taslak halinde oluşturulması (Storyboard)
- Projenin işlevsellik olmadan ete kemiğe büründürülmesi. HTML, CSS ve kabataslak JavaScript öğelerinin oturtulması (Prototyping)
- ve Projeye işlevsellik kazandırılması (Structuring).
Bu aşamalarda müşteri ile iletişime geçip projeye yeni şekiller verilmesi gerekli kısımlarının yontulması gerekir. Baştan sona doğru bu geri besleme süreci daha sıkıntılı olur. Dolayısıyla önemli sorunları baştan itibaren halledip ardından sona doğru sadece ufak değişikliklerin bırakılması iyi olacaktır.
Müşteriye gidip ne istiyorsanız söyleyin ama bakın sonrasında bir değişiklik istemeyin demek haksızlık olur. Bunu dedirtmemek projeyi yapanların elinde.
İyi günler.
Merhaba, bu mesaji kitabiniz hakkinda yazıyorum. Doğru yeri bulamadım o yüzden buraya yazıyorum (doğru yeri bulamama nedenim bloglarla aramın pek iyi olmayışı).
Mehmet Bey, web sitenizi, yazılarınızı, tavsiyelerinizi ve kitabinizi zevkle okuyorum, takip ediyorum. Hele kitabınızı büyük bir iştahla okudum. Bundan sonra atacağım her adımda mutlaka sizin fikir ve tecrübelerinizden de esinlenecegim. Fakat kitabınızla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum.
Mesela; ben kitap okurken kaynaklara sık sık bakan bir insanım. Yani önemli bir bilgi verilmişse ve sonunda bir indis numarası varsa "Aa neymiş bakalım" deyip kaynak kısmına giderim. Ama malesef sizin kitabınızda bunu yapamadım. Çünkü indisler roma rakamı verilmiş. Ben hadi 10'a 20'ye kadar roma rakamlarını iyi kötü zorlanmadan çıkarabiliyorum ama işin içine lxxi'ler filan girince artık kaynakcadan vazgeçmek zorunda kaldım. Bir de mesela kaynakcanın birikip birikip en sona konması da pek iyi olmamış. Bölüm sonlarına konsa o zaman roma rakamlarının bilinen kısımlari kafi gelirdi ve kitabın ta sonuna gitmek yerine bölüm sonundan şıp diye ilgili yere bakılabilirdi. "Kullanici Deneyimi"ni on planda tutan bir kitap icin onemli bir ayrinti oldugunu dusundugum icin size yazmak istedim.
Diğer söyleyecegim seyle ilgili kismi daha bugun okudum. Kitabınızın sonlarına doğru bir yerde ekonominin insan psikolojisi ile ilgilenmesi lazim geldigini, bunun icin cok gec kalindigini soylemissiniz. Bu bilgi cok hosuma gitti ve verdiginiz ornekler cok carpici geldi. Gercekten de -bilhassa Türkiye insani- alisveris yaparken duygusal etkenlerin baskisi cok olur kanaatindeyim (kendimden biliyorum). Bir dukkana girdigimde, hele bir iki ürünü rafdan indirip baktigimda, begenmediysem, ordan bisi almadan cikmak icin akla karayi secerim.
Cok uzatmadan konuya doneyim, kitabinizin en sonunda Lawrence'den, nam-i diger Arabistan'li Lawrence'den, bir soze yer vermissiniz. Turkiye insaninin ne kadar duygusal oldugunu benden daha iyi bilirsiniz. Acik soyleyeyim o cumleyi gordugum anda moralim bozuldu. Halbuki kitabinizi zevkle okuyordum. Ama en sonda Lawrence'in sozunu gormek hic hosuma gitmedi. Kitabin icindeki konu baslarinda da pek cok yabancinin sozleri vardi. Tam aklimda yok ama belki Churcill'in bile lafi geciyordu, emin degilim. Lawrence'in lafini da boyle aralarda bir yerde kullansaniz belki bu kadar dikkatimi cekmeyecekti. Ama kitabin en sonunda soylenecek en vurucu sozu tutup Lawrence'den intiba etmeniz cok tuhafima kacti. Oraya koyacak, son lafi soyleyecek baska pek cok insan olabilirdi.
Siz belki sadece adamin cok hosunuza giden bir tespiti oldugu icin ve konunuzla cok ilgili buldugunuz icin onun sozunu kullandiniz ama Lawrence'e en vurucu cumleyi soyletirken kitabi okuyacaklarin "duygusal davranabilecegini" goz ardi ettiniz.
Sevdigim bir kitabi ilgili tum arkadaslarima siddetle tavsiye ederim, sizin kitabinizi da siddetle tavsiye edecegim. Ama artik su notu dusmem gerekecek ("Kitap super, icinde Lawrence filan var ama kafana takma..")
Herkes objektif olamiyor malesef :)
Selamlar..
Hasan Civelek
tek kelime ile ha-ri-ka!
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
Kitabımı satın almak ister misiniz?