Enflasyon ve Trafik'ten sonra şimdi de Internet Canavarı
01 Şubat 2007
Hindistan'ın küçücük, ismi duyulmamış bir balıkçı kasabasında, 2000 yılından bu yana tek bir balıkçı hayatını kaybetmedi beklenmedik fırtına, kasırga nedeniyle. 2000 yılından önce, hemen hemen her haftada 2-3 balıkçının hayatını kaybettiği bu küçük kasabayı değiştiren şey İnternet oldu. Kasabaya verilen İnternet bağlantısı, bilgisayar ve anons sistemi sayesinde, her sabah, websitelerinden toplanan hava ve deniz durumu bilgileri balıkçılara anons edilmeye başlandı. Yüzlerce balıkçı, herkesin çok basit bir şekilde ulaştığı bu bilgiler sayesinde hayatlarını tehlikelerden koruyorlar.
Yine Kanada'nın yardımcı olduğu bir n-louge projesi sayesinde, birçok küçük Hindistan köyüne doktor gidebiliyor. İnternet bağlantısı, bilgisayar ve web kamerasından oluşan küçük sağlık evleri sayesinde, şimdiye kadar ulaşmadıkları ya da ulaşma imkanı olmadıkları şehir hastanelerindeki doktorlara, bu kamera ve İnternet sayesinde ulaşıp, muayene olabiliyorlar. En azından, küçük problemler orada hallediliyor, büyük problemler, daha da büyümeden teşhis edilmiş oluyor.
Singapur'un küçük köylerinde tarımla ve balıkçılıkla uğraşanlar, 2003 yılından bu yana daha önceleri, onlara hep yalan söyleyen aracıların verdiği fiyatları İnternet'ten takip ediyor, bilgi sahibi oluyor. Kanada Uluslararası Geliştirme Kurumu'nun finanse ettiği bu proje sayesinde birçok köydeki yaşam standardı neredeyse kendini 2-3'e katlamış durumda. Hatta aynı programın uygulandığı Hindistan'da, birçok köylü kadın, ürünlerini İnternet üzerinden pazarlamakta ve böylece aracıların aldığı komisyonu ödemeyerek hem kendileri, hem de ürünü alan son satıcı bu gelişmelerden faydalanmakta.
Bu tip bilgi teknolojilerine dair projelerin sayısı, örnekleri uzatılabilir. İşte size daha fazla bilgi alabileceğiniz bir site.
Fakat İnternet'in yararını ve İnternet'in toplumların düşünce yapısını değiştirdiğini anlayan ülkeler yalnızca Hindistan, Mozambik, Singapur değil. Gelişmiş olan ülkelerde de birçok inanılmaz örnekler var (Kaplan Kore yazımı okuyabilirsiniz). En son okuduğum ve beni etkileyen örnek ise ABD'den. 2008 Başkanlık yarışına katılacağını açıklayan ve belki de ABD'nin yeni başkanı olacak bir kişi, her şeyi bildiğini, her türlü plana sahip olduğunu söylemiyor. Aksine, İnternet'i bir araç olarak kullanıp, vatandaşlarından yardım istiyor bazı konularda. İşte Hillary Clinton'un, Yahoo Answer sitesine gönderdiği, kendisini milyonlarca insanın kullandığı İnternet'ten soyutlamadığını kanıtlayan ve İnternet kullanıcılarının bilgisine güvendiğini gösteren çok Web 2.0 bir soru:
"Kendi aile deneyimlerinize dayanarak cevaplarsanız, sizce Amerika'daki sağlık sistemi nasıl iyileştirilebilir?"
(kaynak: Bokardo)
Düşünsenize bunu bizim üst düzey politikacıların yaptığını? Bildirgeç, Eksi Sözlük gibi bir yerde "Türkiye'de ki İnternet için neler yapabiliriz?" diye sorduğunu? Ha, evet, onlar pek kullanmıyor bu mereti!

Bugün Türkiye'de "İnternet Canavarı" konuşuluyor! Hani bütün canavarlar bitti, yakalandı da, İnternet canavarı kaldı! Hem de bu canavarın ölümüne fetvayı veren kişiler ülkemizin en üst makamlarında oturan; bir yandan ülkemize teknoloji parkları açıp, bilgi sanayilerini desteklediğini söyleyip, her ticari kuruluşun bir websitesi olmalı kanunu çıkarıp, diğer yandan bilgi sanayisinin atar damarı İnternet'i sansürlemek için üst kurul açan, İnternet'i öcü gibi gösteren, ana-babaların çocuklarına bilgisayar almak isteklerini, çocuklarının ellerine bir paket sigara vermek ile aynı tutan kişiler. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
Toffler, 21. yüzyılın cahillinin okuma-yazma bilmemekle alakası olmayacağını, 21. yüzyılın cahillerinin öğrenemeyen, yeniden öğrenemeyen ve bildiğini unutamayan kişiler olacağını söylemişti. Ama yine bizim cahiller "bildiğini" okuyor.
Bu konuda Teknoist sayesinden bulup okuduğum, Radikal gazetesinin (ve kanımca Türkiye'nin en başarılı teknoloji köşe yazarı) köşe yazarı Serdar Kuzuoğlu'nun sözleri var:
...zavallı anneler, zavallı babalar ne kadar acıyorum onlara. Yani şimdi şu gün çocuğu bilgisayar isteyen bir anne babanın dramını düşünebiliyor musunuz, çaresizliğini, zavallılığını, aczini yani bir yerde görüyor kendisi de biliyor ki adı bilgi yolu olan bir yerde insanlar bilgileniyorlar, donanıyorlar, eğitim alıyorlar, sağlık alıyorlar, para kazanıyorlar, ilişkiler kuruyorlar, evleniyorlar, çoluk çocuk sahibi oluyorlar. Sonra televizyonu açıyor, gazeteleri açıyor, işte kumar, porno, dolandırıcılık, mafya, terör yani hani Türk filmleri kategorileri olur ya, kötü adamlar olur, adamın her şeyi kötüdür. Yemek yemesi kötüdür, işte sevişmesi kötüdür, insanlara davranışıyla her şeyi kötüdür, iğrenç bir adam, ben böyle bir adam olmadığını biliriz ama mevzuu gözümüze sokmaktır. İşte internetin geldiği durum da bu son zamanlarda. Hani yetkililer bilgisiz, hani bilgili olması gereken insanlar ilgisiz ve bir muğlak bir ortam içerisinde gidip geliyoruz. Bizim bence en önemli sorun şu; biz internetin yaşamın bir yansıması olduğunu unuttuk. Yani biz şöyle dedik; biz işte kardeşim Türkiye'de cinayet işleniyor, dolandırıcılık yapılıyor, arsızlık yapılıyor ama internet diye bir yer var, biz orada ütopyamızı kuracağız, hiçbiri olmayacak. Bunların hiçbirini yaşamayacağız...
...Hani sinek küçük mide bulandırır ama bugün mesela Google Türkiye ofisinin açıklaması var. Türkiye'de 16 milyon internet kullanıcısı var diye. 16 milyon kişinin kullandığı bir ortamda bugün bizim bahsedip şekillendirmeye çalıştığımız yapı, eğer yani bu grup gerçekten bu kadar yaygara kopartacak kadarsa yani ya ben takip edemiyorum o olayları, ya bir şey bilmiyorum. Hani biz aslında çok daha kötü bir oyunun içerisine doğru sürükleniyoruz. Bizim gittiğimiz yer sansür. Dünya tarihinde ilk defa Ahmet beye, Mehmet beye, Ayşe hanıma söz hakkı verildi ve dünya tarihinde ilk defa insanlar yöneten insanlarla yönetilen insanlar eşit haklarla bir ortamda buluştu ve eleştirebilmeye başladılar. İlk defa yöneticiler kendi yönettikleri insanların görüşlerinden haberdar oldu ve çekilemeyen bu. Önümüzde seçim var, bir sürü eleştirilecek nokta var. Şimdi blokların durumu ne olacak mesala? Sizin kişisel bir siteniz var. Yani Türklüğü aşağılamak diye muğlak bir kavram ve hani eşit olarak davranılmayan kriterlerin olduğu bir yerde siz kendi ifade özgürlüğünüzü, kendi insan haklarınızı nasıl savunacaksınız. Ben hani birazdan size bu işi oluruna bırakmış ülkelerin gittiği noktaya geleceğim. Yani belki zamanında böyle tartışmamış ülkeler ne olmuş ama şu anda bakıyorsunuz başbakan işte bizde bu programı beklerken izledik. Konuşma yaptı, temiz internet kampanyası. İrfan Bozan'ın haberinde izledik, biliyorum diyor, ben neler döndüğünü orada biliyorum diyor. Başbakan acaba kaç defa hayatında enter tuşuna basmış? Kaç tane yazı belgesi hazırlamış? Kaç tane e-mail yollamış? E-mail okur mu? Sorsak kendi e-mail adresini bilir mi? Ama biz 2007 yılında 16 milyon internet kullanıcısının olduğu bir ülkede böyle demeçleri haketmiyoruz ve birilerinin çıkıpta bunları konuşması lazım. Yani bugün internette suç var mı, var. İnternette efendim pornografi var mı var. Peki bunun sonuçları hani herkeste eşit olarak dağılmış sonuçlar mı?...
(kaynak: NTV)


Bu yazıya ait 8 yorum var.
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.Zaman zaman aklıma 90 yılların ortası, Internet ile tanıştığım günler geliyor. Internet ile beni Superonline tanıştırdı. Internet'i bir iletişim aracı olarak gördüm o zamanlar. Gerçekten de iletişim için kullandım. Neredeyse yine o zamanlardan kalma hotmail adresimi halen kullanıyorum. Ama o zamanlar bir de ICQ vardı. MSN Messenger'ı hiç sevmezdim. ICQ gibi güzel bir program varken neden kullansaydım ki? Fakat şu anda ne kullanıyorum size anlık iletişim için ..
Altavista vardı. Yahoo'ya pek ısınamamıştım (çok popüler olduğu için) Peki ne zamana kadar sürdü bu? Google'a kadar tabii..
Binlerce blog var Internet üstünde. Neredeyse her birine yorum yapılabiliyor. Ben birçoğunu takip etmeye çalışıyorum. Ama sizce neden bu blog'a yorum yazıyorum?
Hemen söyleyeyim;
1. Üye olmam gerekmiyor. (samimi ve iyiniyetli)
2. Layık. (TDK:Nitelikleri, özü, hareketleri, davranışlarıyla bir şeyi elde etmeye hak kazanmış olan)
Dolu bir içerik ve bilgi. İşte Internet bu. Ne zaman biz önyargılarımızı bir kenara bırakır, taşın altına, aynanın arkasına bakarız, doğruyu görmeye çalışırız, işte o zaman işler değişir. Anne-babalar çocuklarına Internet'in nasıl kullanıdığını öğretir, ne işe yaradığını, daha doğrusu ne işe yaramayacağını anlatır işte o zaman Internet bilinçli kullanılır, kimse de faydasını, etkisini inkar edemez.
İşte o jenarasyon biziz, anneannem bana Internet'i öğretemezdi, ama bana başka değerler verdi. Bunu bizden başkasından beklersek yanılırız diye düşünüyorum. Gereken şeyin gereken değerini vermeliyiz. Yiğidi öldür hakkını yeme demişler...
Sağlıcakla kalın.
Başbakan deyince insan başka şeyler hayal ediyo, neyse...
Mehmetin yazmış olduğu satırların ardından ilker beyinde aktarımlarıyla aslında söylenecek çok birşey kalmadı gibi. İnternetin ne olduğunu ve bunun bir araç olduğunu doğru idrak edebilir veya ettirebilirsek bizden sonraki nesillere özellikle o vakit herhalde bilgi toplumu ve bilginin getirisini bilen ve kullanan başarılı toplumlar haline geleceğiz. Mehmet yurtdışında yaşadığı ve en azından Türkiye ile bağları olduğu için daha reel bakabiliyor olduğunu düşünüyorum. Türkiye'de ki internet kullanımı ve bunun karşısında yaşanılan sorunların neler olduğunu hepimiz az çok biliyoruz. Gelir düzeyi, okur seviyeyi ve benzeri ayraçları kullanabiliriz.
Peki ne vakit bilgi toplumuna geçiş yapabiliriz sorusuna ise cevap vermek zor herhalde. Hala bilgisayar diye adlandırdığımız ismi gibi bilgi depolayan ve sayan bir makine olduğunu, biz ne istersek onu yapacağını doğru anladığımız anda herhalde...
Öncelikle yıllardır alışılagelen bir kelimeden vazgeçmek gerekiyor sanırım, "sanal". Sanki gerçek değilmiş, herşey bir oyunmuş gibi geliyor bu kelimeyi kullanan insanlara internet. Yıllarca sadece sohbet odalarında bir nickname ardına gizlendikleri için. Oysaki yüzyüze konuşmak, telefonla konuşmak kadar gerçek bir anında mesajlaşma yazılımında yazdıklarımız yada gönderdiğimiz e-postalar.
Herşeyi olduğu gibi interneti de kötü niyetli olarak kullanmak mümkün. Varolan kötülükler, yanlışlar, suçlar internetle ortaya çıkmadı. Evet, nasıl ki bizim hayatımızı kolaylaştırdıysa kötü niyetlerin de işini kolaylaştırdı.
Şu an Hillary Clinton 'ın websitesine bakıyorum. Ülkemizde bir siyasi parti liderinin bu tarz bir sitesi var mı ? Benim gördüklerim hep "websitem var" demek için yapılan içi klişelerle dolu, içerikten ve gerçeklikten yoksun broşür tipli şeyler.
Ben zamanla bunun değişeceğine inanıyorum. Web 2.0 nesli gelyor nede olsa :)
Öyle sanıyorum ki bu "öcü", "canavar" tanımlamalarının ardında, kontrol edilemeyen bir mecra olan interneti denetim altına alma çabası var gibime geliyor. Yaklaşan seçimleri düşününce hele.
İnternet, bilinçli kullanıldığında gerçekten güzel bir araç.
Türkiyede de bu tarz uygulamalar uygulanmaya başlasa, çok "sayın" bakanlarımız saçma sapan "web sitesi şartı" tarzı yasalara kafa yoracaklarına biraz daha önemli konulara vakit ve nakit ayırsalar. Televizyonlar sağolsun ebeveynlerin beyninde bilgisayar ve internet ikilisini sadece çocuk pornosu, intihar'a sürükleten ortam, kötü arkadaş kaynağı, gecelerin ahlaksızlık yuvası, sadece "chat" yapılan yer gibi kavramlarla eşleştirmese belki daha iyi olacak ama... Burası Türkiye, ancak kurtlar vadisi normal gelir insanın gözüne.
Tamamen tercih meselesi..
Nasılki akşamları iş/okul dönüşünde evine çekilip dizi izleyen insanlar var, bunların yanında bir kitap alıp köşesine çekilen, elindeki kitabı her akşam şişe şişe alkole boğan yada çıkıp sporunu yapan, sosyal bir ortama giren..
İnternet 'sanal' lığı tartışılır şekilde hepsine birden imkan tanıyor. Görece olarak yapılabilecek şeylerin sınırı, limiti, sansürü, izlenebilirliği olmadığı için insanlar daha rahatlar.
Neyi nereye kadar yasaklayabilirsiniz ki?
Ben çocuklar için çok daha tehlikeli ve internetten daha yaygın başka bir tehlike olduğunu düşünüyorum bu arada. Eğer internet 1 birim tehlike içeriyor ise 'cep telefonları' 5 birim daha tehlikeli ona oranla.
Daha 5 kelimelik düzgün cümleler kuramayan çocukların elinde birer telefon, sabah gözlerini açıp akşam yatana kadar ellerinde.
Belki bu ikisinden de daha tehlikeli ve zararlı üçüncü bir unsur daha var;
Düzgün şekilde HAYIR diyemeyen yada herşeye HAYIR diyen ebeveynler/yöneticiler/politikacılar..
siteyi ilk defa bugun arkadasimin tavsiyesi uzerine ziyaret ediyorum, yorumlari ve anlatilanlari takip ettikce burada kendimi iyi hissediyorum gercekten.benimkisi pek yorumlarinizla alakali değil gerci biraz hosbuldum mesaji gibi oldu ama idare edin :) yapimcilara, emegi gecenlere ve tüm yorumculara simdiden tesekkurler..
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
Kitabımı satın almak ister misiniz?