Açık Kaynaklı Tasarım Süreci

Açık Kaynaklı Tasarım Süreci

Bloglar... Herkes bloglardan bahsediyor... Herkes bir şeyler yazıyor... Hatta blogların yeni medya olduğu söyleniyor... Peki neden bu kadar ilgi görüyor bloglar? Blogların kalitesinin yüksek olmasından dolayı mı? Çok iyi yazılardan dolayı mı? Aslında blogların yükselişinin birkaç nedeni var: bunlardan ilki, blogların sayısı. Milyonlarca blog içinde (35 milyonu aşan bir rakam) mutlaka kaliteli şeyler çıkaracak, ilgi görecek olan bloglar, yazarlar olacaktır. Bu biraz long tail, biraz da "Wisdom of Crowds" teriminde saklı. Bence asıl neden, blogların, şimdiye kadar sahip olduğu belirli bir gücü, bilgiyi, yeteneği, geniş kalabalıklara aktaramayacak kişilere bir platform olması.

Firefox, Vikipedi, Linux, Ebay'i düşünün. Firefox'un bugün (özellikle teknik sektör içinde) sahip olduğu pazar payının ve popülerliğinin en büyük nedenlerinden biri, Mozilla'nın, dünyanın dört bir köşesindeki yazılımcıların sahip olduğu gücü göstermelerine olanak sağlayacak platformu sağlaması. Ebay'in başarısı, şimdiye kadar yüksek giriş çıtasına sahip olan perakende satış işinin yükünü kendi omuzlarına alıp, dünyanın dört bir köşesindeki alıcı ile satıcıyı aynı platforma taşıması ve bunu yaparken Açık Kaynak Sistemi (yazılım değil sistem) kullanması. Vikipedi, Linux ve diğerleri hem açık kaynak yazılım hem de açık kaynak sistemini kullanıyor zaten. Bu örnekleri, tasarım sürecini, problem çözüm sürecini, demokratik hale getiriyorlar.

Açık kaynak ve demokratik süreci, geleneksel yapıya sahip olan şirketler bile kullanıyor bugün, günümüzde. Örneğin AES şirketi. Bu şirket, 2004 yılında 8 milyar dolar cirolu enerji sektöründe çalışan bir şirket. Bu şirket içindeki kararları büyük göbekli, saçı dökülmüş, cebi dolgun şirket yönetim kurulu vermiyor. Örneğin bundan 4 sene önce, şirketin en büyük yatırımlarından birini, AES şirketinde yalnızca 2 sene çalışmış olan, CEO ile tanışmamış bir orta düzey yönetici yaptı. Milyar dolarlık nükleer santral alım kararını vermek için merkezden uzak bir yöntem izleyen bu şirketin en büyük kontrol aracı, yine akran sistemi, açık kaynak yönetim süreci ve demokrasi. Şirkette bir karar vermek için onay almak gerekmese bile, bir karar vermek için bu karar sürecinin demokratik ve açık kaynaklı olması gerekiyor.

Esasında açık kaynak tasarım/yönetim/yazılım süreci, İnternet ve pazarlama şirketlerinin bünyesine de girmeye başladı. Sosyal yazılımlarda ve isminin ardında BETA ibaresi yer alan uygulamalarda görmek mümkün bütün bunları. Açık kaynak sisteminde, müşteriyi ve söz sahibi tarafları (yazılımcı, tasarımcı, şirket sahibi v.b.) aynı anda tasarım ve inovasyon içine dahil etmek neredeyse çalışma prensibi haline geldi.

Örneğin İtalyan motosiklet üreticisi Ducati, şirketinin pazarlama departmanını, müşteri ile aynı seviyeye ve platforma getirdi. Marka, üretim, iletişim ve tasarım sürecine, müşterileri direk olarak dahil etti. Sonuç? Ducati şirketi, 2005 yılının üçüncü çeyreğinde, bir önceki yıla oranla yüzde 31 satış artışı yakaladı; websitelerinin ziyaret oranı yüzde 60 arttı; müşteriler websitesinden 9 milyon kez broşür, motosiklet sesleri ve reklam filmleri indirdi.

Hepimizin çocukluk döneminden iyi tanıdığı Lego şirketi, müşterinin tasarım sürecine dahil olması için, şimdiye kadar geleneksel bir işlemin gerçekleştiği bölümlerin bütçelerini, bu sürecin devreye sokulması için, 10 kat artırarak, inovasyonu ve tasarımı, müşterinin etrafından konumlandırdı.

İnovasyonun ve tasarımını müşteriden geldiği örneklerin sayısı çok … Benim ilgimi çeken açık kaynak tasarım süreci. Basit kullanıcı geribildirimi ve kullanıcı testlerinden bahsetmiyorum. Acaba bizler, web sitelerimizi, web uygulamalarımızı oluştururken nasıl kullanabiliriz bu süreci? Acaba açık yazılım prensipleri daha da genişletilip, geleneksel tasarım sürecine nasıl dahil edilebilir? Kullanılabilirlik testleri, kullanıcı testleri bunun yalnızca küçük bir parçası.

Sorduğum soruların cevabını ben de çok iyi bilmiyorum. Zaten blogların en güzel yanı bu. Karşılıklı düşünmeyi ve fikir alışverişini sağlayan yapıları. Belki hepimiz için Eric Raymond'in yazdığı inanılmaz makaledeki derslerin bazıları çıkış noktası olabilir (italik yazılar benim eklemem, kendi notlarım):

1. Her başarılı uygulama, tasarımcının kendi kaşındığı yeri kaşımasından yola çıkarak başlamıştır.
Yani bizler basarılı bir uygulama yaratabilmek için öncellikle kendimizin kullanacağı, kendi ihtiyacımız olan, kendimizin sahip olduğu bir soruna çözüm bulan bir uygulama yaratmalıyız.

2. İyi yazılımcılar nasıl yazılacağını bilir. Harika yazılımcılar ise yeniden yazmayı ve önceden yazılmış olanları kullanmayı bilir.
Yahoo, Google ve daha bir dolu büyük şirket, kendi deneyimlerini, kendi kodlarını herkese açtı. Acaba bunları kullanmak bize hem de diğer uygulamalara nasıl avantaj sağlayabilir?

4. Eğer doğru tavır ve davranış yapısına sahipseniz, ilginç problemler sizi bulacaktır
Esasında bugün başarılı dediğimiz, herkesin zevkle kullandığı uygulamalar, ilginç bir problemin çözümünden başka hiç bir şey değil. Bu konuda bir yazı yazmıştım.

6. Kullanıcınızı, yazılım surecinizde ortak yazılımcı olarak görürseniz, yazılımınızı içindeki sorunları halletmeniz kolaylaşacak ve efektif bir şekilde bu sorunları çözmenize yardımcı olacaktır.
İşte açık kaynak tasarımın ana kuralı

7. Erken yayınlayın, sık sık yayınlayın ve kullanıcınızı dinleyin.
Gördüğümüz beta siteler bunun bir örneği değil mi?

9. Akıllı veri yapısı ve kötü kod; kötü veri yapısı ve iyi koda göre daha iyi çalışır.
Google veri isinde. Dünyanın bilgisini toplama isini hayırseverlik için yapmıyor. Bunu gecen sene kazandıkları 6 milyar dolar kanıtlıyor. Yeni ve geleceğin ticareti veri toplamak ve bu verileri yararlı bir şekilde topladığınız kullanıcılara şirketinize yarar sağlayacak şekilde geri sunmak. Web 2.0, buna en güzel platformu sağlıyor.

12. Genellikle inanılmaz ve başarılı inovatif çözümler, sizin çözüm bulmaya çalıştığınız sorunu yanlış anladığınızı anladığınız anda gerçekleşir.
Bu söylem size Buz Kralı Frederic Tudor'u hatırlatıyor mu?

13. Kusursuz tasarım, tasarımınıza ekleyecek başka hiçbir şey kalmadığında değil; çıkaracak başka hiçbir şey kalmadığında gerçekleşir.
Uygulamalarımız, içeriğimiz bu söylemin bahsettiği gerçek yüzünden acı çekmiyor mu? Kullanıcıyı iyi anlamadan yazdığımız içerik, bağlamı bilmeden eklediğimiz fonksiyonlar değil mi bir uygulamayı başarısız kılan?

Siz ne dersiniz? Acaba bizler, web sitelerimizi, web uygulamalarımızı oluştururken nasıl kullanabiliriz bu süreci? Acaba açık yazılım prensipleri daha da genişletilip, geleneksel tasarım sürecine nasıl dahil edilebilir?

Bu konuda okuyabileceğiniz, tavsiye ettiğim makaleler:
1- What Business Can Learn from Open Source
2- Building an Innovation Commons
3- Future of Work
4- Genes, Memes and the Innovation Commons
5- Open Source Leadership as an Organizational Management Style



Top
Menu