ALTI ÜSTÜ TASARIM – Mehmet Doğan

 
yazı arşivi|abonelik|site ve yazar hakkında|teknoloji kimin umurunda|tavsiye ettiklerim|iletişim
 

Açık Kaynaklı Tasarım Süreci

15 Aralık 2006

Bloglar... Herkes bloglardan bahsediyor... Herkes bir şeyler yazıyor... Hatta blogların yeni medya olduğu söyleniyor... Peki neden bu kadar ilgi görüyor bloglar? Blogların kalitesinin yüksek olmasından dolayı mı? Çok iyi yazılardan dolayı mı? Aslında blogların yükselişinin birkaç nedeni var: bunlardan ilki, blogların sayısı. Milyonlarca blog içinde (35 milyonu aşan bir rakam) mutlaka kaliteli şeyler çıkaracak, ilgi görecek olan bloglar, yazarlar olacaktır. Bu biraz long tail, biraz da "Wisdom of Crowds" teriminde saklı. Bence asıl neden, blogların, şimdiye kadar sahip olduğu belirli bir gücü, bilgiyi, yeteneği, geniş kalabalıklara aktaramayacak kişilere bir platform olması.

Firefox, Vikipedi, Linux, Ebay'i düşünün. Firefox'un bugün (özellikle teknik sektör içinde) sahip olduğu pazar payının ve popülerliğinin en büyük nedenlerinden biri, Mozilla'nın, dünyanın dört bir köşesindeki yazılımcıların sahip olduğu gücü göstermelerine olanak sağlayacak platformu sağlaması. Ebay'in başarısı, şimdiye kadar yüksek giriş çıtasına sahip olan perakende satış işinin yükünü kendi omuzlarına alıp, dünyanın dört bir köşesindeki alıcı ile satıcıyı aynı platforma taşıması ve bunu yaparken Açık Kaynak Sistemi (yazılım değil sistem) kullanması. Vikipedi, Linux ve diğerleri hem açık kaynak yazılım hem de açık kaynak sistemini kullanıyor zaten. Bu örnekleri, tasarım sürecini, problem çözüm sürecini, demokratik hale getiriyorlar.

Açık kaynak ve demokratik süreci, geleneksel yapıya sahip olan şirketler bile kullanıyor bugün, günümüzde. Örneğin AES şirketi. Bu şirket, 2004 yılında 8 milyar dolar cirolu enerji sektöründe çalışan bir şirket. Bu şirket içindeki kararları büyük göbekli, saçı dökülmüş, cebi dolgun şirket yönetim kurulu vermiyor. Örneğin bundan 4 sene önce, şirketin en büyük yatırımlarından birini, AES şirketinde yalnızca 2 sene çalışmış olan, CEO ile tanışmamış bir orta düzey yönetici yaptı. Milyar dolarlık nükleer santral alım kararını vermek için merkezden uzak bir yöntem izleyen bu şirketin en büyük kontrol aracı, yine akran sistemi, açık kaynak yönetim süreci ve demokrasi. Şirkette bir karar vermek için onay almak gerekmese bile, bir karar vermek için bu karar sürecinin demokratik ve açık kaynaklı olması gerekiyor.

Esasında açık kaynak tasarım/yönetim/yazılım süreci, İnternet ve pazarlama şirketlerinin bünyesine de girmeye başladı. Sosyal yazılımlarda ve isminin ardında BETA ibaresi yer alan uygulamalarda görmek mümkün bütün bunları. Açık kaynak sisteminde, müşteriyi ve söz sahibi tarafları (yazılımcı, tasarımcı, şirket sahibi v.b.) aynı anda tasarım ve inovasyon içine dahil etmek neredeyse çalışma prensibi haline geldi.

Örneğin İtalyan motosiklet üreticisi Ducati, şirketinin pazarlama departmanını, müşteri ile aynı seviyeye ve platforma getirdi. Marka, üretim, iletişim ve tasarım sürecine, müşterileri direk olarak dahil etti. Sonuç? Ducati şirketi, 2005 yılının üçüncü çeyreğinde, bir önceki yıla oranla yüzde 31 satış artışı yakaladı; websitelerinin ziyaret oranı yüzde 60 arttı; müşteriler websitesinden 9 milyon kez broşür, motosiklet sesleri ve reklam filmleri indirdi.

Hepimizin çocukluk döneminden iyi tanıdığı Lego şirketi, müşterinin tasarım sürecine dahil olması için, şimdiye kadar geleneksel bir işlemin gerçekleştiği bölümlerin bütçelerini, bu sürecin devreye sokulması için, 10 kat artırarak, inovasyonu ve tasarımı, müşterinin etrafından konumlandırdı.

İnovasyonun ve tasarımını müşteriden geldiği örneklerin sayısı çok … Benim ilgimi çeken açık kaynak tasarım süreci. Basit kullanıcı geribildirimi ve kullanıcı testlerinden bahsetmiyorum. Acaba bizler, web sitelerimizi, web uygulamalarımızı oluştururken nasıl kullanabiliriz bu süreci? Acaba açık yazılım prensipleri daha da genişletilip, geleneksel tasarım sürecine nasıl dahil edilebilir? Kullanılabilirlik testleri, kullanıcı testleri bunun yalnızca küçük bir parçası.

Sorduğum soruların cevabını ben de çok iyi bilmiyorum. Zaten blogların en güzel yanı bu. Karşılıklı düşünmeyi ve fikir alışverişini sağlayan yapıları. Belki hepimiz için Eric Raymond'in yazdığı inanılmaz makaledeki derslerin bazıları çıkış noktası olabilir (italik yazılar benim eklemem, kendi notlarım):

1. Her başarılı uygulama, tasarımcının kendi kaşındığı yeri kaşımasından yola çıkarak başlamıştır.
Yani bizler basarılı bir uygulama yaratabilmek için öncellikle kendimizin kullanacağı, kendi ihtiyacımız olan, kendimizin sahip olduğu bir soruna çözüm bulan bir uygulama yaratmalıyız.

2. İyi yazılımcılar nasıl yazılacağını bilir. Harika yazılımcılar ise yeniden yazmayı ve önceden yazılmış olanları kullanmayı bilir.
Yahoo, Google ve daha bir dolu büyük şirket, kendi deneyimlerini, kendi kodlarını herkese açtı. Acaba bunları kullanmak bize hem de diğer uygulamalara nasıl avantaj sağlayabilir?

4. Eğer doğru tavır ve davranış yapısına sahipseniz, ilginç problemler sizi bulacaktır
Esasında bugün başarılı dediğimiz, herkesin zevkle kullandığı uygulamalar, ilginç bir problemin çözümünden başka hiç bir şey değil. Bu konuda bir yazı yazmıştım.

6. Kullanıcınızı, yazılım surecinizde ortak yazılımcı olarak görürseniz, yazılımınızı içindeki sorunları halletmeniz kolaylaşacak ve efektif bir şekilde bu sorunları çözmenize yardımcı olacaktır.
İşte açık kaynak tasarımın ana kuralı

7. Erken yayınlayın, sık sık yayınlayın ve kullanıcınızı dinleyin.
Gördüğümüz beta siteler bunun bir örneği değil mi?

9. Akıllı veri yapısı ve kötü kod; kötü veri yapısı ve iyi koda göre daha iyi çalışır.
Google veri isinde. Dünyanın bilgisini toplama isini hayırseverlik için yapmıyor. Bunu gecen sene kazandıkları 6 milyar dolar kanıtlıyor. Yeni ve geleceğin ticareti veri toplamak ve bu verileri yararlı bir şekilde topladığınız kullanıcılara şirketinize yarar sağlayacak şekilde geri sunmak. Web 2.0, buna en güzel platformu sağlıyor.

12. Genellikle inanılmaz ve başarılı inovatif çözümler, sizin çözüm bulmaya çalıştığınız sorunu yanlış anladığınızı anladığınız anda gerçekleşir.
Bu söylem size Buz Kralı Frederic Tudor'u hatırlatıyor mu?

13. Kusursuz tasarım, tasarımınıza ekleyecek başka hiçbir şey kalmadığında değil; çıkaracak başka hiçbir şey kalmadığında gerçekleşir.
Uygulamalarımız, içeriğimiz bu söylemin bahsettiği gerçek yüzünden acı çekmiyor mu? Kullanıcıyı iyi anlamadan yazdığımız içerik, bağlamı bilmeden eklediğimiz fonksiyonlar değil mi bir uygulamayı başarısız kılan?

Siz ne dersiniz? Acaba bizler, web sitelerimizi, web uygulamalarımızı oluştururken nasıl kullanabiliriz bu süreci? Acaba açık yazılım prensipleri daha da genişletilip, geleneksel tasarım sürecine nasıl dahil edilebilir?

Bu konuda okuyabileceğiniz, tavsiye ettiğim makaleler:
1- What Business Can Learn from Open Source
2- Building an Innovation Commons
3- Future of Work
4- Genes, Memes and the Innovation Commons
5- Open Source Leadership as an Organizational Management Style

   
 
Bu yazı Mehmet Doğan tarafından saat 1:07 civarı yazılıp Tasarım, Web Sektörü, Web Stratejileri dosyası içine işlendi.

Bu konuyu/yazıyı tartışan diğer websiteler diğer bloglar
Bu yazıyı okuyup beğenenler şu yazıyı da okudular.
Bu yazıdaki anahtar kelimeleri diger bloglar icinde ara ve bul: |
 

Bu yazıya ait 10 yorum var.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
1. | 15 Aralık 2006 2:26 tarihinde, Osman S Borutecene demiş ki:

Bence bunu yapabilmenin en kestirme ve en sağlıklı yolu herkesin kendi blogunda ya da web sitesinde neyi nasıl hazırladığına dair bir dökümantasyon üretmesi ve yayınlanması. Bunun çok faydalı olacağını düşünüyorum. Hatta bu cesareti gösterecek arkadaşlar olarak biraraya gelip bir yerde bu konuda ortak bir blog açabiliriz, mesela wordpress.com üzerinde.

2. | 15 Aralık 2006 9:47 tarihinde, Umut Akyol demiş ki:

Site üyeleri ve ziyaretçilerini dinleyerek yapabiliriz.

1) Biz onlarla konuşuruz, siteyle bir ilgimiz oldugunu soylemeyiz.

2) Padişahların tebdil-i kıyafet (?) gezdiği gibi son kullanıcılarımız arasına katılır ve fikir toplamaya çalışırız. Msn var, mail var, site etkinlikleri var.

3. | 15 Aralık 2006 9:20 tarihinde, Özgür COŞAR demiş ki:

Blog yazarları ile ilgili yaptığınız "Bence asıl neden, blogların, şimdiye kadar sahip olduğu belirli bir gücü, bilgiyi, yeteneği, geniş kalabalıklara aktaramayacak kişilere bir platform olması." tespitini çok isabetli buluyorum. Bu tespit ile birlikte bir de bu birikimi paylaşmak için web tasarımı ile ilgilenme zorunluluğunun ortadan kalkmasını eklemeliyiz. Blogger, Blogcu, Wordpress gibi sitelerin ücretsiz ve sınırsız olarak sağladığı alanlara, hazır şablonlar kullanarak kelime işlemcisine yazı yazar gibi içerik girilebiliyor olması blogları çoğalttı. Hatta şimdilerde spam mail gibi spam bloglar ortaya çıktı.
Açık kaynak platformları için bir diğer örnek Turkcell GPRS servisleri olabilir gibi geliyor bana. Platformun sahibi olan Turkcell, buradaki uygulamaların yaygınlaştırılması için irili ufaklı bir çok şirket ile birlikte çalışıyor. GPRS üzerinde çalışacak uygulama fikirlerini gerçekleştirmelerine yardımcı oluyor. Hem Turkcell kazanıyor (GPRS kullanımı ile) hem de uygulama geliştiriciler.

4. | 16 Aralık 2006 5:28 tarihinde, Cem Gencer demiş ki:

Bence Web2.0 ciddi bir ihtiyaçtan doğdu; dijital ortamla insanın birbirinden kopuk olmasından. IRC, MSN, sanal dünyalar, cemaatler ile varlık alanı giderek dijitalleşen insan, burada uzun süredir izleyici ve kısmi katılımcı olarak varlığını sürdürüyordu. Sanayi devrimi öncesi kömür ocaklarında, sonra da fabrikalarda çalışan insanların duyduğu türden bir rahatsızlık oluşmaya başladı. Sesinin duyulduğunu görmek istiyor insan; fark edilmek, bir valık olduğunu göstermek ve çok değil bir olduğunu hissetmek. Haliyle son dönemde web2.0 ve beta olgusuyla insan ve makina arasındaki bu iletişim kanalı açıldı; insan kendimi makinalar aracılığıyla başka insanlara ve kitlelere duyurabiliyor. bu, yönetim sistemlerinde, demokrasi sonrası oluşan bir devrim-alt versiyonu. insan, her zaman ego'su olan, kitleden ziyade birey olarak görülmek isteyen bir canlı. frp deyimiyle bir nevi lesser-god, yani yaratan seviyesine yakın durmak isteyen bir varlık. haliyle, artık izleyici değil, katılımcı ve hatta yönlendirici var.

bunun gidiş yönünü ve varacağı noktayı kestirebilmek kolay gibi gözükse de değil, web3.0 apayrı bir bakış açısı getirecektir. bence odaklanılması gereken amaç bu ara noktaları tespit etmek değil, süreci yaşamaktır.

5. | 17 Aralık 2006 19:42 tarihinde, cem yildiz demiş ki:

"Siz ne dersiniz? Acaba bizler, web sitelerimizi, web uygulamalarımızı oluştururken nasıl kullanabiliriz bu süreci? Acaba açık yazılım prensipleri daha da genişletilip, geleneksel tasarım sürecine nasıl dahil edilebilir?"

Ben soruyu kısaca nasıl açık kaynaklı tasarım yapılır olarak anladım?

Haliyle kullanıcılara photoshop benzeri bir arayüz sunabilirsek, Ziyaret ettikleri siteyi renklerinden şekillerine kadar yönetebilmelerini sağlayabilirsek yeterince açık kaynaklı olur gibi.

Bunun ne kadar zor veya nasıl yapılacağınu bir yana bırakıyorum, küçük uygulamalarla doğru tasarıma ulaşılabilir diye düşüynüyorum.

Bir aralar çok popüler olan, arkaplan değiştirme tuşlarını hatırlarsınız sanırım. Arka planla beraber sitenin içindeki bazı yerlerin renkleride değişiyordu (orn. http://www.colorschemer.com/). Şimdi pek rastlamıyorum açıkçası.

Kullanıcıdan bilgi toplamak, daha doğrusu bilgiyi vermesini sağlamak, daha da doğrusu bilgi vermesini istedmek, web 2.0 veya buradaki konu için en önemli esaslardan biri bence. Uygulamalarımıza entegre edeceğimiz küçük bilgi toplayıcı sistemler işimize yarar. Mesela örnek verdiğim sitedeki renk değiştiren butonların tıklanma istatistiği tutulsa ve diyelim, mavi %60 ile birinci ise ve pempe %2 ile sonuncu ise, sitenizde tanıttığınız ürünün kutusunu pempe yapmamanın faydalı olacağını az çok kestirebilirsiniz.

Sonuç olarak hazırladığınız ürünün kutusu veya web sitenizin bir sonraki tasarımında kullanıcılarınızın eğilim gösterdiği rengi biliyor olursunuz.

Tabiki örneği, renklerin dışında şekiller vb. bir çok tasarım unsurlaru için düşüne bilirsiniz.

*****

Lafını etmeden geçemeyeceğim. Cumartesi, GGK'de (http://www.gencgirisimciler.org) düzenlenen "Web 2.0 ve Türkiye Fırsatları" adlı Arda Kutsal'ın sunduğu seminer çok güzel ve başarılıydı. Konuyla ilgisi olduğunu düşünüyorum. Arda kutsalın sitesinde kulladığı sunum yer almakta, yakında da GGK sunum videosunu yayınlayacak.

6. | 19 Aralık 2006 12:14 tarihinde, Gürkan Yeniçeri demiş ki:

Selam, blogunuza ilk defa yorum atıyorum. Açık Kaynak konusunda yukarıda yazdığınız yazı için bir yorum atayım dedim.

Dediklerinize tamamen kaıtlıyorum. Piyasanın, serbest yazılımdan öğreneceği çok şey var. Öncelikle serbest yazılım ile uğraşanlar genelde o ürünleri de kullanıyorlar. Böylece buldukları problemleri çözmek için daha da motive oluyorlar ki bundan tüm komünite yararlanıyor. Tasarım ve geliştirme süreçlerinde ise bürokrasi daha az olduğundan hızlı bir biçimde çözümlere ulaşılabiliyor. Sanırım çalıştığımız firmada bazı işleri otomatize ederek bürokrasinin önüne geçebiliriz. Örneğin bir modülü Kullanıcı Kabul testlerine göndermek için proje liderinden onay almak yerine yüzde yüz ünite testine tabii tutup sonucunda eğer testler başarılı ise Kullanıcı Kabul testine gönderebiliriz. Bunu da (Continues Integration) Devinimsel Entegrasyon (bunun Türkçe'sini çok düşündüm, bu en hoşuma gideni) ile otomatize edersek pek çok bürokrasi aşamasını aşmış oluruz. Kodu değiştirip kaynak deponuza gönderdiğiniz anda kod derlenir, ünite testleri yapılır, eğer testler başarılı ise test sunucusuna kopyalanır ve test ekibine bir e-posta ile haber verilir. Kazandığımız zamanı da iş problemlerine daha iyi çözümler bulmak için harcayabiliriz. Tanıdığım bir kaç kişi kendi sitelerini güncellemek amacıyla Sourceforge'daki açık kaynak yazılımlar için bunu yapıyorlar. Biraz uzunca bir NAnt betik dosyası oluyor fakat bir kere yazdınızmı bir daha dokunmaya gerek yok.

Geleneksel tasarım aşamalarında ise müşteriyi dinlemek ve soluduğu havayı solumak, problemlerine ortak olmak ve acılarını paylaşmak en iyi başlangıç noktası bence. Hatta ürünü geliştirdiğiniz sektör içinde bir kaç ay çalışmak ve problemleri ilk elden görmek çok farklı bakış açıları geliştirebilir. Bir de geliştirdiğiniz ürünü müşteri tarafında bizzat kullanıp, ürünün evrimsel gelişimine daha fazla katkıda bulunabilirsiniz. Müşteri ihtiyaçlarını ve ek olarak yenilikçi özellikleri bulmamız kolaylaşabilir. Ürünü kendimiz de kullandığımız için “daha iyi ve hızlı nasıl yapabilirim?” sorusuna farklı cevaplar bulmamızı sağlayabilir. Müşterinin anlatmakta zorlandığı ihitiyaçlarını görmemiz ve özümsememiz kolaylaşabilir. Eğer bu yöntemi bir kaç müşteride de uygulayabilirsek; önümüzdeki en az 10 sürüm için ekleyeceğimiz özellikler ve düzelteceğimiz hatalar hazır olacaktır.

Tabii Serbest Yazılım suistimale çok açık bir sistem ve ahlaki olarak gelişmemiş kişilerin saldırılarına maruz kalabilir. Bunu önlemek için bahsettiğiniz akran sistemi ve kişilerin kredibilite kontrollerini yapacak bir proje yöneticisine her zaman ihtiyaç var. Firma içinde de bunu önlemenin yolu -aynen açık kaynak sisteminde olduğu gibi- kişilere sorumluluklar vererek yönetimi tabana yaymak ve kararları ve kontrolleri kendilerinin yapmalarını sağlamak. Alınacak her türlü kararın da sizin seviyenizde olan başka birisi tarafından kontrolünün yapıldığını bilmek yanlış hesapların Bağdat'tan dönmesi için yeter sanırım.

Öte yandan mevcut iş problemlerine çözüm bulmak için mevcut açık kaynak projelerini birleştirip bir çözüm de elde edebiliriz. Bu da bize açık kaynak sistemini direk projemiz içinde kullanma imkanı verir. Yada tam tersi, yazmayı düşündüğümüz bir projeyi açık kaynak yapıp dünyanın dört bir yanından gelecek yardımları değerlendirebiliriz. Bunu yapan yabancı iki firma ve bir belediye biliyorum. Oldukça başarılı çalışmalar ve proje planlarının çok önünde gidiyorlar. Tabii ki yasal tarafını ve halka açık kısımları çok iyi planlamak gerekiyor ama zor değil.

Kolay gelsin, bu mükemmel blogunuzun devamını dilerim.

7. | 23 Aralık 2006 18:29 tarihinde, Cihan Aksu demiş ki:

Gerçekten de doyurucu gerekli ve anlamlı bir yazı.Ayırdığınız zaman için teşekkür ederim.Eminim birçok kişiye yol gösterecektir.Büyük olmak için, büyük başlamak gerekmiyor.

8. | 11 Mayıs 2007 22:23 tarihinde, Ahmet Gürol demiş ki:

Yazının güzelliği ortada.Ancak iyi bir üniversitede işletme okumuş biri olarak şunu söyleyeyim, "its all about money".Evet bazen şansı yaver giden kişiler oluyor.Ama çok kaliteli olduğu halde bir arpa yol katedememiş projeler de var.İşin özü sermayedir.Ancak sermayeden sonra , gerekli çalışmayla yol katedilebilir düşüncesindeyim.Yazıyı okuyup her şeyi yapabileceğiniz düşüncesine kapılıyorsunuz, bu çok güzel ama hayayınızı kazanmadan önce, bunun için gerekli sermayeyi 20'li yaşlarınızdan itibaren biriktirmelisiniz.

teşekkürler

9. | 13 Eylül 2007 22:45 tarihinde, Ozcan demiş ki:

"Acaba bizler, web sitelerimizi, web uygulamalarımızı oluştururken nasıl kullanabiliriz bu süreci? Acaba açık yazılım prensipleri daha da genişletilip, geleneksel tasarım sürecine nasıl dahil edilebilir? Kullanılabilirlik testleri, kullanıcı testleri bunun yalnızca küçük bir parçası."

Söyledikleriniz kulağa hoş geliyor ama Türkiye'de kaç tane bu süreci uygulayan vardır tartışılır. Ayrıyeten birde özgün kaynağa deyinilmesi gerekli. İnsanlar kopyala yapıştır mantığıyla bloglar oluşturuyorlar.. internette bir kirliliğe yol açmaktalar..

10. | 08 Ekim 2007 16:12 tarihinde, kobimedya demiş ki:

Bence tasarımın yanısıra kullanılabilirliğe de dikkat etmek gerekir web sayfalarımızı hedef kitlemizin nasıl daha kolay kullanır diye düşünüp tasarımda bunada dikkat edersek orta ve uzun vadede başarıya ulaşırız...


Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Kitabımı satın almak ister misiniz?

Teknoloji Kimin Umurunda adlı kitabımı satın almak ister misiniz?