Günün modası: Sadelik

Günün modası: Sadelik

Mars'ın Viking uzay mekiği ile 1976 yılında çekilen fotoğrafı

 

Aranızda yukarıdaki fotoğrafı görmüş olan var mı bilemiyorum ama 1970'li yılların ortalarına doğru, dünyada birçok kişi bu fotoğrafı gördü, üzerinde konuştu, hayaller kurmaya başladı. Acaba Mars'ta yaşam var mı? Mısır piramitleri stilinde yapılmış bu yapı, acaba Mars'ın firavunları mıydı?

Houston, We Have a Problem!

NASA'nın, Mars'ın fotoğraflarını çekmesi için gönderdiği Viking uzay mekiği, 1976 yılında yukarıda gördüğünüz fotoğrafı gönderdi Houston'a. İşte böyle başladı birçok kişinin ilgisi Mars'a.

Aynı bölgenin fotoğrafları yeniden çekildi değişik yıllarda. Bunlardan bir tanesi, kalitesi ve kullanılan teknoloji, yukarıdaki fotoğrafa göre daha yüksek olan 1998 yılında çekilen fotoğraf. Bir başka fotoğraf ise 2001 yılında ulaştı NASA'ya. Aşağıda görebileceğiniz fotoğraf, 1976 yılında çekilen fotoğrafın yalnızca gölge aldanması olduğunu ve kalitenin yüksek olmaması nedeniyle insan yüzüne benzetildiğini ortaya çıkardı.

Mars'ın 2001 yılında çekilen fotoğrafı

 

Mars'taki Yüz adı verilen 1976 fotoğrafının birçok kişi tarafından yanlış yorumlanması yalnızca gölge oyunu ve eski teknoloji ile ilgili değildi. Bu yanlış yorumun altında yatan başka bir gerçeğin ucu Pragnanz Kanunu adı verilen bir şeye dokunuyor. Yani insanlara muğlak, tamamlanmamış ve kompleks bir şeyler verdiğimizde, onların bu şekli basit, tanıdık ve tamamlanmış olarak yorumlamaları. İşte Mars üzerinde milyonlarca yıl içinde çeşitli faktörlerle oluşan yeryüzü şekillerini herkesin "insan yüzüne" benzetmesi gibi. Yani kompleks bir olayı, basitleştirmesi.

Tabi ki her kural ve kanunda olduğu gibi, Pragnanz Kanununu da anlamının ötesine çekip, değişik şekilde yorumlayanlarda yok değil. Örneğin Pragnanz Kanununu başka bir tasarım tezi olan Ockham's Razor (Ockham'ın Usturası) ile birleştirip, bunun adına "simplicity" (sadelik) diyenler bile var. Occam'in Usturası tezine göre, fonksiyonları birbirine eşit iki tasarım içinde, basit olan daha üstündür. İşte son günlerde biraz bu nedenle, biraz da Basecamp türünden 37Signals ürünleri, Google v.b. web uygulamaları ve siteleri nedeniyle bir "yalınlık/sadelik" (simplicity) furyasıdır gidiyor. Herkes sitesini, olayı tam anlamadan Google'a ve diğer "sade" denilen web uygulamalarına benzetmeye çalışıyor.

NİÇİN mi yoksa NASIL mı?

Ben körü körüne inanılan kuralların tehlikeli olacağını düşünürüm hep. Neden mi? Bir örnekle açıklayayım:

Eskimo kayıkları ile denizde gezinmek inanılmaz zevkli bir spor fakat birçok risk ve tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Özellikle su sıcaklığının 5 derecenin üstüne ender çıktığı ve dalgaların gezindiğiniz kanonuzu kolaylıkla ters çevirebileceği Atlantik Okyanusu kıyılarında. Kanoculuk ile ilgili birçok kitap satın alıp, kuralları öğrenebilirsiniz. Bu konuda yazılmış birçok kitap var. Fakat eğer denizin içinde, kanonuzla gezinirken, beklenmeyen bir dalga ile alabora olursanız ve su sıcaklığı sizin ellerinizi yavaş yavaş uyuşturmaya başladıysa, ne yapacaksınız? Acaba yapmanız gereken, okuduğunuz kitabın 15. mi yoksa 135. sayfasında idi?

Kanoculukla ilgili yazılmış çok ilginç bir kitap var. İsmi "Deniz Kanoculuğunu Derin Tehlikeleri". Bu kitap, kano ile amatörce denizde gezinen ve kano sporu yaparken ölmüş 100 kişinin yaptıkları hataları inceleyip, size bu hataları tekrarlamamanız için bir takım dersler veriyor (uykuya yatmadan önce okumamanızı tavsiye ederim). Bu kitabın içinde beni çok etkileyen bir paragraf var:

Kurallara, bu kuralların arkasında yatan asıl nedenleri anlamadan, gözü kapalı uymak, sizi, bir tehlike durumunda, içinde bulunduğunuz sorunu çözmek için tahmin yapma yoluna iter ki, bu davranış size, ciddi tehlikelerin kapısını aralar.

Çoğu zaman bizler de bugünün teknolojisine, yapılan örneklere bu şekilde bakıyoruz. Ezberci ve nasılcı. Yani anlayarak ve nedenci bir şekilde değil. Moda ya da kural diye uyguluyoruz birçok metodu: Web 2.0 siteleri, web standartları, kullanıcıların kaydırma çubuğunu sevmediği inancı, her sayfanın ana sayfadan 3 tıklama uzaklıkta olması gerektiği saçmalığı, sadecilik v.b. Esasında bu batıl inançların, körü körüne inanılan kuralların sayısı çoğaltılabilir ama bu yazının konusu "simplicity" yani sadelik, yalınlık.

Görünmez Tasarım

Bir websitesi ya da bir web uygulaması içinde gerçekleştirilen başarılı sadelik ve yalınlık, sanıldığından çok daha kompleks ve zor. Bir web uygulanmasında başarılı şekilde uygulanmış sadelik, esasında karmaşıklığın bir yerden diğerine taşınmasıdır. Larry Tesler'e göre (evet bu kişinin de kendi adını verdiği kanunu var: Tesler's Law of the Conservation of Complexity :-)) bir çok web uygulamasındaki sadelik, karmaşık işlemlerin kullanıcının üzerinden alınıp, başka yere transfer edilmesi ile sağlanır. Yani resimleri kaldırıp, sayfayı bembeyaz yapmak ile değil. Örneğin Google, herkesin aklında sade, yalın bir imaj yaratmaktadır. Bunun nedeni ise milyonlarca websitesinin aranması ve sonuçların arayan kişiye sunulması işindeki başarılarından kaynaklanmaktadır. Yani bir zamanlar tonlarca link sunarak, sistemlerindeki eksikliği başka yollardan tamamlamaya çalışan arama ve portal sitelerinden farklı bir uygulama geliştirdikleri için böyle bir yola gidebiliyorlar. Acaba sizin her işlemi yarım yamalak yapan sitenizden resimleri çıkarıp, beyaz bir sayfa yapmak aynı etkiyi yaratacak mı? Hiçbir açıklama sunmadan, yalnızca arama kutusu sunarak siz de Google haline gelebilir misiniz? Sanmam!

Designing for Interaction kitabının yazarı Dan Saffer bu yazdıklarımı ve Tesler Kanununu bir email örneği ile açıklıyor. Bir web email uygulamasından email göndermek için iki şeye ihtiyacımız vardır: kendi email adresimiz ve email göndereceğimiz kişinin email adresi. Eğer bu iki şeyden herhangi birisi eksik olursa, email gönderemezsiniz. Bu gerekli bir karmaşıklıktır (complexity). Fakat bu karmaşıklık içindeki bazı şeyleri başka bir yere transfer ederek, sistemi sade hale getirebilirsiniz. Örneğin email uygulamasında, kendi email adresinizi her email gönderdiğinizde yeniden yazmanız gerekmez. Bu işlemi sistem kendi üstüne alır ve yapar. Aynı zamanda, email göndereceğiniz kişinin email adresi de büyük ihtimal alta doğru açılan menü fonksiyonu (drop down menu) içinde görünecektir birkaç harfini yazdığınızda. Bütün bunlar karmaşıklığı (complexity) ortadan kaldırmıyor; yalnızca başka bir yere transfer ediyor.

Basecamp türünden "sade" ürünleri ile tanınmış 37Signals şirketi, sadeciliği elinden geldiğince savunuyor. Fakat çoğu zaman, ürünlerinin arkasında gerçekleşen, kullanıcıya görünmez olan kompleks sistemi insanlara anlatmıyor. Onların mesajı sanki fonksiyonu ortadan kaldırılmış, sade sistemlerin, diğerlerine göre daha iyi ve üstün olduğu şekilde anlaşılıyor ki bu son derece yanlış. Yanlış olmasının nedeni ise çoğu kişinin bu işleri hayır olsun ya da kişisel sebepler ile yapmadığı. Arkasında ticari bir amacın olduğu. Ne alakası var şimdi diyenler çıkabilir? Açıklayayım:

Kazın Ayağı

University of Maryland's'in, çalışan Robert H. Smith'in yardımlarıyla yaptığı araştırma sonuçlarına göre, tüketiciler, bir ürünü satın alırken, bu ürünün sahip olduğu fonksiyonların sayısına göre karar veriyor. Yani bir ürün içinde ne kadar çok fonksiyon varsa, tüketicinin, o ürünü satın alma ihtimali daha da artıyor. Fakat, bir müddet sonra, tüketicide "fonksiyon yorgunluğu" oluşmaya başlıyor, kompleks ve fonksiyon-yoğun ürün satın alan aynı tüketici, bu ürüne benzeyen, fakat içinde daha az fonksiyon olan, kullanımı kolay ve sade ürünleri tercih etmeye başlıyor. Peki bu sorun nasıl aşılacak? Yani sade ürünü tercih eden insanlar, bu ürünü satın almadan önce kompleks ürün tercih ediyorlarsa, biz ürünlerimizi nasıl satabilir, aynı zamanda sadeliği nasıl getirebilir ve tüketiciyi memnun edebiliriz?

  • Öncellikle nasıl kavramından uzaklaşmamız gerekiyor. Kendimize nasıl sorusu yerine niçin sorusunu sormamız gerekiyor.
  • Kurallara gözü kapalı inanmak yerine, bu kuralların arkasında yatan gerçekleri, sistemleri iyi anlamamız ve anlatmamız gerekiyor.
  • Fonksiyonları, bir cepheden, diğerine transfer ederek, kullanıcıya sade ve yalın görünüm verecek "görünmez" tasarımlar, uygulamalar üretmemiz gerekiyor. Örneğin benim arabamda, eğer anahtarı kontak üzerinde unutup, kapıları, kapı kolunda bulunan düğmeden kilitlemeyi denerseniz, araba, kapıları kilitlemiyor ve sizi uyarıyor. Bu tamamen görünmez, gerektiğinde ortaya çıkan bir fonksiyon. Yani benim bu özellik için ekstra bir düğmeye basmam gerekmiyor.
  • Yaptığımız her ürün içine, kullanıcı testleri ve geri-bildirimini koyarak, sistemin işlerliğini, anlaşılabilirliğini test etmemiz gerekiyor
  • Sistemin içinde bulunduğu ortamı/bağlamı (context) iyi anlamak ve buna göre projeyi geliştirmek gerekiyor. Artık o web tasarımcıların çok iyi bildiği "Content is king" söylemi yavaş yavaş "Context is king" ile değişmeye başladı bile
  • Kuralların sınırlarını zorlamak gerekiyor
  • Ve son olarak Tom Peters'in dediği gibi "Screw around vigorously" yani farklı, değişik yolları denemekten kaçmamak gerekiyor.

Kopyacı Gineliler

Derek Powazek'in benzer bir konuyu işlediği yazısında çok güzel bir örnek var: Kargo Kult. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Japon orduları ile mücadele etmesi için Papua Yeni Gine bölgesine gönderilen müttefik devlet ordularına, uçaklardan atılan kargolar ile yemek, yiyecek, silah yardımı yapılırdı. Savaş bittikten sonra, ada üzerinde kurulu olan hava üssü de olduğu gibi bırakıldı, terk edildi. Adanın yerlileri, kargo yardımının kesildiğini görünce, kendilerine tahtadan uçak kontrol kulesi, uçak pisti hatta kontrol kulesinde kullanılan kulaklıklar yaparak paraşütle inen yardım kargolarını bekledikler. Yerlilerin inancına göre, bu bir nevi dini törendi. Yani eğer onlar, orada bir zaman bulunan askerler gibi giyinir, görünür ve davranırsa, yukarıdan, gökyüzünden, onlara da paraşütle giyecek ve yiyecek gönderilecekti. Tabi ki bekledikleri "paraşütlü tanrı" onlara hiçbir zaman yardım kargosu göndermedi.

İşte maalesef web üzerindeki birçok sitenin başarısına bu gözle bakan Papua Yeni Ginelileri aratmayacak "yerli web girişimcileri" var günümüzde. Yani Google'un sadeliğini, Amazon'un fonksiyonlarını, YouTube'un fikrini kopyalamak ile aynı başarıyı elde edebileceğine inanan birçok kişi. Niçin sorusu yerine, Nasıl sorusunu soranlar: Size gönülden başarılar!



Top
Menu