Günün modası: Sadelik
27 Kasım 2006

Aranızda yukarıdaki fotoğrafı görmüş olan var mı bilemiyorum ama 1970'li yılların ortalarına doğru, dünyada birçok kişi bu fotoğrafı gördü, üzerinde konuştu, hayaller kurmaya başladı. Acaba Mars'ta yaşam var mı? Mısır piramitleri stilinde yapılmış bu yapı, acaba Mars'ın firavunları mıydı?
Houston, We Have a Problem!
NASA'nın, Mars'ın fotoğraflarını çekmesi için gönderdiği Viking uzay mekiği, 1976 yılında yukarıda gördüğünüz fotoğrafı gönderdi Houston'a. İşte böyle başladı birçok kişinin ilgisi Mars'a.
Aynı bölgenin fotoğrafları yeniden çekildi değişik yıllarda. Bunlardan bir tanesi, kalitesi ve kullanılan teknoloji, yukarıdaki fotoğrafa göre daha yüksek olan 1998 yılında çekilen fotoğraf. Bir başka fotoğraf ise 2001 yılında ulaştı NASA'ya. Aşağıda görebileceğiniz fotoğraf, 1976 yılında çekilen fotoğrafın yalnızca gölge aldanması olduğunu ve kalitenin yüksek olmaması nedeniyle insan yüzüne benzetildiğini ortaya çıkardı.

Mars'taki Yüz adı verilen 1976 fotoğrafının birçok kişi tarafından yanlış yorumlanması yalnızca gölge oyunu ve eski teknoloji ile ilgili değildi. Bu yanlış yorumun altında yatan başka bir gerçeğin ucu Pragnanz Kanunu adı verilen bir şeye dokunuyor. Yani insanlara muğlak, tamamlanmamış ve kompleks bir şeyler verdiğimizde, onların bu şekli basit, tanıdık ve tamamlanmış olarak yorumlamaları. İşte Mars üzerinde milyonlarca yıl içinde çeşitli faktörlerle oluşan yeryüzü şekillerini herkesin "insan yüzüne" benzetmesi gibi. Yani kompleks bir olayı, basitleştirmesi.
Tabi ki her kural ve kanunda olduğu gibi, Pragnanz Kanununu da anlamının ötesine çekip, değişik şekilde yorumlayanlarda yok değil. Örneğin Pragnanz Kanununu başka bir tasarım tezi olan Ockham's Razor (Ockham'ın Usturası) ile birleştirip, bunun adına "simplicity" (sadelik) diyenler bile var. Occam'in Usturası tezine göre, fonksiyonları birbirine eşit iki tasarım içinde, basit olan daha üstündür. İşte son günlerde biraz bu nedenle, biraz da Basecamp türünden 37Signals ürünleri, Google v.b. web uygulamaları ve siteleri nedeniyle bir "yalınlık/sadelik" (simplicity) furyasıdır gidiyor. Herkes sitesini, olayı tam anlamadan Google'a ve diğer "sade" denilen web uygulamalarına benzetmeye çalışıyor.
NİÇİN mi yoksa NASIL mı?
Ben körü körüne inanılan kuralların tehlikeli olacağını düşünürüm hep. Neden mi? Bir örnekle açıklayayım:
Eskimo kayıkları ile denizde gezinmek inanılmaz zevkli bir spor fakat birçok risk ve tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Özellikle su sıcaklığının 5 derecenin üstüne ender çıktığı ve dalgaların gezindiğiniz kanonuzu kolaylıkla ters çevirebileceği Atlantik Okyanusu kıyılarında. Kanoculuk ile ilgili birçok kitap satın alıp, kuralları öğrenebilirsiniz. Bu konuda yazılmış birçok kitap var. Fakat eğer denizin içinde, kanonuzla gezinirken, beklenmeyen bir dalga ile alabora olursanız ve su sıcaklığı sizin ellerinizi yavaş yavaş uyuşturmaya başladıysa, ne yapacaksınız? Acaba yapmanız gereken, okuduğunuz kitabın 15. mi yoksa 135. sayfasında idi?
Kanoculukla ilgili yazılmış çok ilginç bir kitap var. İsmi "Deniz Kanoculuğunu Derin Tehlikeleri". Bu kitap, kano ile amatörce denizde gezinen ve kano sporu yaparken ölmüş 100 kişinin yaptıkları hataları inceleyip, size bu hataları tekrarlamamanız için bir takım dersler veriyor (uykuya yatmadan önce okumamanızı tavsiye ederim). Bu kitabın içinde beni çok etkileyen bir paragraf var:
Kurallara, bu kuralların arkasında yatan asıl nedenleri anlamadan, gözü kapalı uymak, sizi, bir tehlike durumunda, içinde bulunduğunuz sorunu çözmek için tahmin yapma yoluna iter ki, bu davranış size, ciddi tehlikelerin kapısını aralar.
Çoğu zaman bizler de bugünün teknolojisine, yapılan örneklere bu şekilde bakıyoruz. Ezberci ve nasılcı. Yani anlayarak ve nedenci bir şekilde değil. Moda ya da kural diye uyguluyoruz birçok metodu: Web 2.0 siteleri, web standartları, kullanıcıların kaydırma çubuğunu sevmediği inancı, her sayfanın ana sayfadan 3 tıklama uzaklıkta olması gerektiği saçmalığı, sadecilik v.b. Esasında bu batıl inançların, körü körüne inanılan kuralların sayısı çoğaltılabilir ama bu yazının konusu "simplicity" yani sadelik, yalınlık.
Görünmez Tasarım
Bir websitesi ya da bir web uygulaması içinde gerçekleştirilen başarılı sadelik ve yalınlık, sanıldığından çok daha kompleks ve zor. Bir web uygulanmasında başarılı şekilde uygulanmış sadelik, esasında karmaşıklığın bir yerden diğerine taşınmasıdır. Larry Tesler'e göre (evet bu kişinin de kendi adını verdiği kanunu var: Tesler's Law of the Conservation of Complexity :-)) bir çok web uygulamasındaki sadelik, karmaşık işlemlerin kullanıcının üzerinden alınıp, başka yere transfer edilmesi ile sağlanır. Yani resimleri kaldırıp, sayfayı bembeyaz yapmak ile değil. Örneğin Google, herkesin aklında sade, yalın bir imaj yaratmaktadır. Bunun nedeni ise milyonlarca websitesinin aranması ve sonuçların arayan kişiye sunulması işindeki başarılarından kaynaklanmaktadır. Yani bir zamanlar tonlarca link sunarak, sistemlerindeki eksikliği başka yollardan tamamlamaya çalışan arama ve portal sitelerinden farklı bir uygulama geliştirdikleri için böyle bir yola gidebiliyorlar. Acaba sizin her işlemi yarım yamalak yapan sitenizden resimleri çıkarıp, beyaz bir sayfa yapmak aynı etkiyi yaratacak mı? Hiçbir açıklama sunmadan, yalnızca arama kutusu sunarak siz de Google haline gelebilir misiniz? Sanmam!
Designing for Interaction kitabının yazarı Dan Saffer bu yazdıklarımı ve Tesler Kanununu bir email örneği ile açıklıyor. Bir web email uygulamasından email göndermek için iki şeye ihtiyacımız vardır: kendi email adresimiz ve email göndereceğimiz kişinin email adresi. Eğer bu iki şeyden herhangi birisi eksik olursa, email gönderemezsiniz. Bu gerekli bir karmaşıklıktır (complexity). Fakat bu karmaşıklık içindeki bazı şeyleri başka bir yere transfer ederek, sistemi sade hale getirebilirsiniz. Örneğin email uygulamasında, kendi email adresinizi her email gönderdiğinizde yeniden yazmanız gerekmez. Bu işlemi sistem kendi üstüne alır ve yapar. Aynı zamanda, email göndereceğiniz kişinin email adresi de büyük ihtimal alta doğru açılan menü fonksiyonu (drop down menu) içinde görünecektir birkaç harfini yazdığınızda. Bütün bunlar karmaşıklığı (complexity) ortadan kaldırmıyor; yalnızca başka bir yere transfer ediyor.
Basecamp türünden "sade" ürünleri ile tanınmış 37Signals şirketi, sadeciliği elinden geldiğince savunuyor. Fakat çoğu zaman, ürünlerinin arkasında gerçekleşen, kullanıcıya görünmez olan kompleks sistemi insanlara anlatmıyor. Onların mesajı sanki fonksiyonu ortadan kaldırılmış, sade sistemlerin, diğerlerine göre daha iyi ve üstün olduğu şekilde anlaşılıyor ki bu son derece yanlış. Yanlış olmasının nedeni ise çoğu kişinin bu işleri hayır olsun ya da kişisel sebepler ile yapmadığı. Arkasında ticari bir amacın olduğu. Ne alakası var şimdi diyenler çıkabilir? Açıklayayım:
Kazın Ayağı
University of Maryland's'in, çalışan Robert H. Smith'in yardımlarıyla yaptığı araştırma sonuçlarına göre, tüketiciler, bir ürünü satın alırken, bu ürünün sahip olduğu fonksiyonların sayısına göre karar veriyor. Yani bir ürün içinde ne kadar çok fonksiyon varsa, tüketicinin, o ürünü satın alma ihtimali daha da artıyor. Fakat, bir müddet sonra, tüketicide "fonksiyon yorgunluğu" oluşmaya başlıyor, kompleks ve fonksiyon-yoğun ürün satın alan aynı tüketici, bu ürüne benzeyen, fakat içinde daha az fonksiyon olan, kullanımı kolay ve sade ürünleri tercih etmeye başlıyor. Peki bu sorun nasıl aşılacak? Yani sade ürünü tercih eden insanlar, bu ürünü satın almadan önce kompleks ürün tercih ediyorlarsa, biz ürünlerimizi nasıl satabilir, aynı zamanda sadeliği nasıl getirebilir ve tüketiciyi memnun edebiliriz?
- Öncellikle nasıl kavramından uzaklaşmamız gerekiyor. Kendimize nasıl sorusu yerine niçin sorusunu sormamız gerekiyor.
- Kurallara gözü kapalı inanmak yerine, bu kuralların arkasında yatan gerçekleri, sistemleri iyi anlamamız ve anlatmamız gerekiyor.
- Fonksiyonları, bir cepheden, diğerine transfer ederek, kullanıcıya sade ve yalın görünüm verecek "görünmez" tasarımlar, uygulamalar üretmemiz gerekiyor. Örneğin benim arabamda, eğer anahtarı kontak üzerinde unutup, kapıları, kapı kolunda bulunan düğmeden kilitlemeyi denerseniz, araba, kapıları kilitlemiyor ve sizi uyarıyor. Bu tamamen görünmez, gerektiğinde ortaya çıkan bir fonksiyon. Yani benim bu özellik için ekstra bir düğmeye basmam gerekmiyor.
- Yaptığımız her ürün içine, kullanıcı testleri ve geri-bildirimini koyarak, sistemin işlerliğini, anlaşılabilirliğini test etmemiz gerekiyor
- Sistemin içinde bulunduğu ortamı/bağlamı (context) iyi anlamak ve buna göre projeyi geliştirmek gerekiyor. Artık o web tasarımcıların çok iyi bildiği "Content is king" söylemi yavaş yavaş "Context is king" ile değişmeye başladı bile
- Kuralların sınırlarını zorlamak gerekiyor
- Ve son olarak Tom Peters'in dediği gibi "Screw around vigorously" yani farklı, değişik yolları denemekten kaçmamak gerekiyor.
Kopyacı Gineliler
Derek Powazek'in benzer bir konuyu işlediği yazısında çok güzel bir örnek var: Kargo Kult. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Japon orduları ile mücadele etmesi için Papua Yeni Gine bölgesine gönderilen müttefik devlet ordularına, uçaklardan atılan kargolar ile yemek, yiyecek, silah yardımı yapılırdı. Savaş bittikten sonra, ada üzerinde kurulu olan hava üssü de olduğu gibi bırakıldı, terk edildi. Adanın yerlileri, kargo yardımının kesildiğini görünce, kendilerine tahtadan uçak kontrol kulesi, uçak pisti hatta kontrol kulesinde kullanılan kulaklıklar yaparak paraşütle inen yardım kargolarını bekledikler. Yerlilerin inancına göre, bu bir nevi dini törendi. Yani eğer onlar, orada bir zaman bulunan askerler gibi giyinir, görünür ve davranırsa, yukarıdan, gökyüzünden, onlara da paraşütle giyecek ve yiyecek gönderilecekti. Tabi ki bekledikleri "paraşütlü tanrı" onlara hiçbir zaman yardım kargosu göndermedi.
İşte maalesef web üzerindeki birçok sitenin başarısına bu gözle bakan Papua Yeni Ginelileri aratmayacak "yerli web girişimcileri" var günümüzde. Yani Google'un sadeliğini, Amazon'un fonksiyonlarını, YouTube'un fikrini kopyalamak ile aynı başarıyı elde edebileceğine inanan birçok kişi. Niçin sorusu yerine, Nasıl sorusunu soranlar: Size gönülden başarılar!


Bu yazıya ait 21 yorum var.
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.Her zamanki gibi yazınız çok sade (simplicity :) ),muhteşem ve de çok güzel.Ben bu yazınızı Pragnanz Kanuna göre tamamlanmamış olarak görmüyorum. Tamamlanmış bir yazı olarak çok faydali.
Bu bana gore bir bakima sihirbazlik, illuzyonlar yaratmak. Bir sihirbazi izlerken hersey ne kadar da basittir degil mi? Nasil yaptigina sasirir ve alkislariz, sonra evimize dondugumuzde ayni onun gibi giyinip onun yaptigi numarayi denedigimizde basarisiz oluruz cunku arkaplanda bizden "saklanan" gercegi gormemisizdir.
Boyle olunca bize de sadece o sihirbaza hayranlik duymak ve onu alkislamak kalir. Ne var ki sadelik kullanicilarin yuzde doksani icin yeterli olurken geriye kalan "gelismis" kullanicilarsa kontrolu daha cok kendi ellerinde tutmak ister, bir siteye girdiklerinde arka planda neler oldugunu bilmek isterler ve bazi gelismis ayarlari kendi kullanimlarina gore optimize etmek isteyebilirler.
Genellikle bu yuzde 10luk kesim yeni sadelik anlayisinda bence biraz gormezden gelinse de bence ileride rekabet arttikca onlarin ihtiyaclari da karsilanacak.
Bir şeye körü körüne bağlanmak, o şey yok olduğunda veya işe yaramadığında yıkımı getirir. Bir şeyin altı ve üstü, sağı ve solu, yukarısı ve aşağısı olabilir. Hepsine bakmak, tüm pencereleri açmak gerekiyor.
Google için yıllarca düşünmüşler ve sadeliği bulmuşlar ben 2 saniyede sadeliği alayım, flickr'den kullanılabilirliği alayım, youtube dan paylaşılabilirliği alayım ve voltranı oluşturayım dersek, voltran ilk savaşta teneke yığınına döner.
İnanmak her zaman yetmiyor, hele ki körü körüne inanmak! Sonunda kopyacı gineliler gibi açlıktan birbirini yemek de var! O yüzden bütün pencerelerden bakmayı bilmeli.
Sanırım bu insanın genel yapısında var. Nedense kısa ve zeki olanı seviyoruz. İnsanlık tarihine iyi veya kötü bir şekilde yön vermiş kişilere bakın hemen hemen çoğu kısa boylu ve zeki insanlar. Sorulara verilen cevaplarda da kısalığı arıyoruz. Risk nedir? sorusuna verilen boş kağıttaki risk budur cevabı bizi mest ediyor. Edebiyat ürünlerinde şiir düz yazıdan daha etkilyeci. Çünkü düz yazıya göre daha kısa ve daha zekice. Sloganın, reklamın, bilumum ev aletinin hep kısa ve zeki (iş yapabilir) olanını tercih ediyoruz...
Tabii ki kısa olup zeki olmayanlar hep alay konusu oluyorlar...
Mehmet Bey'e Not : Galiba "Artık o web tasarımcıların çok iyi bildiği "Content is king" söylemi yavaş yavaş "Content is king" ile değişmeye başladı bile " cümlesindeki ikinci content context olacak ...
Aslında sorun temelde 'sadeleştirme' ile 'kolaya kaçma' arasında gidip gelinmesi 'yalın' olarak :)
Mehmet bey elinize sağlık. Siz bu siteyi faaliyete geçirdiğinizden bu yana bir çok web geliştirici bu tarz bloglar yaptı ve yazılarını yayınladı. Sizin kadar başarılı olamasalar da ben o sitelerden çok şey öğrendim. Siz de bu siteyi yayınlamadan önce birilerinin bloglarından esinlenmediniz mi, siz başarılı oldunuz çünkü bu hizmeti Türkiye'ye ilk veren kişisiniz. Türkiyede ki birçok alışveriş sitesi yapılırken kullanılar özellikler amazon vs. sitelerinden kopyalandı. Onların bir kısmıda başarılı oldu çünkü Türkiyenin ilkleriydi. Mynet Türkiyenin ilk mail servislerinden biriydi ve Türkçe olması sayesinde milyonlarca kullanıcısı oldu. Amerika da, Avrupa da okuyan, çalışan ve kendini geliştiren birçok vatandaşımız Türkiye de ilk defa yapılacak olan projelere imzasını attı ve çoğuda başarılı oldu. Bu yapılan projeler kopya değilmi?
Hiçbirşeyi ilk yapmayan, fonksiyonelliği tartışılabilir ve sade olmayan ürünlerin başarısız olabileceğini ileri sürmek microsoft'a haksızlık olmaz mı? Tasarımı etkiyen faktörlerden bahsederken tasarımı alanın fonksiyonel yorgunluğu yanında araştırmama, cesaret edememe ve sürünün parçası olma duygusunun ağır basmasından bahsetmek gerekir diye düşünüyorum. Ticari olarak tasarımın başarısı hedef kitlesiyle orantılıdır. Hedef kitlesi yeni kullanmaya başladıkları internet ortamında kendilerini kırmayan google'a inanılmaz bir değer katerken benzer bir çok arama motoruna aynı cömertliği göstermedi. Benzer sadelikte bir çok arama motoru varken google moda olma duygusunu çok iyi kullandı. Bu durumda ilk olmak yada sade olmak değil biraz da çevrenizdekilerin size olan etkileri önemlidir. Eğer py.gineliler savaş rüşvetleri olarak dağıtılan yiyeceklere odaklandıkları kadar olan bitene odaklansalardı sanırım orda asker barındırmak istemezlerdi.
Mehmet Mutlu Bey,
Ben kopyalamanin yanlis oldugunu degil, koru korune, basarili modellerin ve fonksiyonlarin arkasinda yatan nedenleri anlamadan kopyalamanin kotu olacagini belirtmeye calistim yazimda. Sirf Amazon yapiyor diye, buzdolabi satan bir sirketin "Arcelik buzdolabi alanlar, Beko'da aldilar" demesinin ne kadar sacma olabileceginden bahsediyorum cunku bir kisi, genelde bir buzdolabi alir. Ya da "Nokia cep telefonu alanlar, matkapda aldi" gibi koru korune sirf yapilabiliyor diye eklenen fonksiyonlarin kopyalamasindan dem vuruyorum. Tabi ki guzel orneklerden ilham alarak bunlari Turkiye'de de uygulamak gerekir fakat bunu yaparken, sistemi sorgusuz kopyalamak, moda terimleri (AJAX, Web 2.0 v.b.) uygulamak yerine bunlarin arkasinda yatan nedenleri anlamak gerekir. Gercekten bir muhasebe burosu websitesi icin AJAX ve sosyal katilimci bir sisteme ihtiyac var mi sirf moda diye?
Eger Google'un ana sayfasina giderseniz goreceksiniz ki sayfanin en altinda "©2006 Google" ibaresi vardir. Bunun her sitede gormek mumkun. Yani neredeyse klise olmus bir oge websitelerinde. Fakat bundan birkac yil once boyle bir ibare yoktu Google ana sayfasinda. Yaptiklari bir test sirasinda, bir kullanicinin Google'un ana sayfasina gittigi halde hicbir sey yapmadan ekrana baktiklarini gordu test yapanlar. Birkac dakika daha bekledikten sonra, kullaniciya neden Google'u kullanmaya baslamadiklarini sorduklarinda, kullanici onlara "Sayfanin tamaminin yuklenmesini bekliyorum" dedi. Sirf bu nedenle, "©2006 Google" ibaresi kondu ana sayfaya ve boylece kullanicilar, sayfanin tamaminin yuklendigini anlamis oldular. Fakat bunu sirf diger siteler yapiyor diye degil, kullanici testi yaparak, bu ogeye bir deger vererek koydular. Sanildiginin aksine, sayfalarimizdaki her pikselin bir maliyeti var. Bunu sirf mode, populer, kanun, kural denen seylerle bilmeden doldurmak bence yanlis.
Selcuk (ve Vildan) tesekkurler. Content degil context olacakti belirttigin gibi. Degistirdim.
Mehmet abi, her zamanki gibi bir yazını daha okuduktan sonra yaptıklarımı sorgulamaya başladım, teşekkürler.
Google'ın "©2006 Google" tecrübesini, amerikalı üstün zekasına :) borçlu olduğu da bir gerçek sanırım :)
Harika.
Süper bir yazı.
Sözüm ona bizde yazar geçinen kişilere atfen duyrulur.
Baksınlar okusunlar da ibret alsınlar...
Saygılarımla.
"Fonksiyon yorgunluğu" olayını kendi yaşamımda birçok kere yaşamış olmanın verdiği bıkkınlıkla artık yeni birşey alırken işimi en kısa zamanda halledecek şeyler aramaya başladım.
Yine çok faydalı bir yazı olmuş.Tebrik ederim.
İşin çok az konuşulan bir yanını yazmışsın, kalemine sağlık.
İyi tasarımı tarif ederken, sadelik yerine "duruluk" demeyi tercih ediyorum. Bir tasarım için "duruluk" eldeki malzemenin iyi işlenip, fazlalıkların atılmasından sonraki nihai şekli gibi geliyor. Sadelikle anlanan bu ise, kesinlikle seviyorum, destekliyorum.
Don Norman ustanın The truth about Google's so-called "simplicity" yazısı, konuyu desteklemesi ve yeni açılımlar getirmesi açısından okunmaya değer.
Sevgiler,
is.
Peki ya müşterilerimiz ?
son paragrafta adeta gözlerim yaşardı.
free hugs post'unda bile böyle olmamıştı :)
firefox ile operanın farkı da buna benzer bir şey.
insanlar ie dan firefoxa kolayca geçebiliyorlar. çünkü yeni bir şey öğrenmiyorlar. tek bildikleri ie dan daha güvenli ve tabları olan bir şeye geçtikleri.
ama operaya geçtiklerinde opera onları kocaman kocaman toolbarlarla karşılıyor. gestures email irc history notes windows torrent feed derken internet explorer'ın işlevsizliğine alışmış kullanıcı fonksiyon yorgunluğu yaşıyor.
firefox da ise bütün bu işlevler için eklentiler yüklemeniz gerekiyor. "kullanıcı sayısı arttıkça" eklentiler firefox tarafından yutuluyor.
Yine harika bir yazı Mehmet hocam, elleriniz dert görmesin...
ellerine sağlık hocam; yine keyifli bir yazı okudum, pazar akşamı yatağıma uzanmadan önce.
bir süredir ben de bu konuyu, özellikle de ama kopya fikirleri düşünmekteydim... ama başından alacak olursak;
simplicity, ya da grafik tasarımsal deyişle 'arındırmak' bir ifadenin net ortaya konmasını ve kafa karıştırmadan katılımcıya ulaşmasını sağlayan tek önemli noktadır. bu, çoğu insanın sandığının aksine bir lüks değil gerek-şartıdır. zira ifadesi belirsiz, ne istediğini anlatmayan bir ara-yüzü olan ürün/obje boşlukta asılı durur ve amacına, yani kullanılmasına olanak vermez. web gibi bir mecrada, kolaylıkla yapılabilen bir hata, nasılsa farklı istatistikler, linkler, bilgi yığınları kolay yapılıyor/ekleniyor diye her şeyin doldurulması ve sitenin esas amacına, sözüne uygun olmayan birçok şaşırtıcı bilginin de eklenmesi. halihazırda bu tür şişirmeleri isteyen birkaç müşterim elbette var ve istemesem de elbette isteklerine yanıt vermek durumundayım. o da olsun, rakipte şu bu o da var, animasyon da olsun, güzel de bir introsu olsun diye aslında türk pazarı mantığında ondan da koy, bundan da koy şeklinde parasını düşüncesine göre en verimli = en çok opsiyonu bir arada alma düşüncesiyle yola çıkan bu müşterileri eğitmek kolay bir iş değil tabii ki. ama yapmamız gereken de aslıdna tam anlamıyla bu; neyin kendisi için gerekli, neyin fuzuli olduğunu biz göstermezsek müşteriye, bunun bilgisini vermezsek bu böyle sürüp gider. biz istediğimiz kadar bunun teorisini yapalım, kuramlarını tartışalım, müşteri parayı bastırır ve istediğini şımarık bir çocuk edasıyla alır. bunun için de gerekirse sizi değil, başkasını tercih edebilir. bu yüzden amacını ve isteklerini net tanımlayabilen müşteriyi biraz da bizim yontmamız, oluşturmamız bir gereklilik.
konuya dönersek; 'simplicity is everything' deyişi, her kalitesi ve çizgisi oturmuş tasarımcının hoşuna gidendir. çünkü başarılı tasarım en net, en yalın tasarımdır. bir web projesi ya da girişimi tasarlarken yalın ve zekice gizlenmiş fonksiyonalite, o projenin başarısını sağlar. web2.0'dan da benim anladığım zaten bu. haliyle bunun üretim aşamasında getireceği yük, klasik bir klon siteden çok daha fazladır veolmalıdır da. ürününüzü/projenizi/girişiminizi diğerlerinden ayırd edecek olan da bu başarılı ve ince düşünülmüş pratik fonksiyonsal düzenlemelerdir. geçen hafta yaptığım bir online alışverişte bu fonksiyonalite eksiklikleri, beni elektronik ticaretten soğutmaya yetti. günümüzde türk e-girişimlerinde en önemli problem bence yeterince derin düşünülmeyen projeler.
bu yazı da beni pop vampirizmini yazmaya itti.
Luke Wroblewski, UXmatters'da, The Complexity of Simplicity adli cok guzel bir makale yazmis bugun. Mutlaka bir okuyun:
http://www.uxmatters.com/MT/archives/000151.php
Bu yazıları kendi fikirleri gibi yayınlayan Gineliler de çıkacaktır.
Yazının verdiği anlamı kavrayamadan...
Beyaz da piknikTUBE'i açtı. Hadi bakalım... :)
İlk paragraftan hoşlandım, ama zihinde biraz şüpe uyandırıyor.
''Kurallara gözü kapalı inanmak yerine, bu kuralların arkasında yatan gerçekleri, sistemleri iyi anlamamız ve anlatmamız gerekiyor.''
Ben de diyorum ki ''başkasının keyfine göre yaşamak sefalettir'' . Tüm kurallar, kuralı koyan kişiye ya da zümreye hizmet eder.Bu sebeple kişi kendi kurallarını koymalı ve bu doğrultuda hareket etmelidir.
Yazı için teşekkürler,internette görmeye alışık olmadığımız kalitede.Bazı kısımlarına katılamasamda okumak güzeldi.
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
Kitabımı satın almak ister misiniz?