Ne iş?
04 Ekim 2006
Garibinize gidebilir fakat ne zaman buzdolabının kapısını açsam, aklıma ilk gelenlerden biri (yemek yemek dışında), bulunduğum sektörün içinde benim göremeyebileceğim fırsatların bulunduğu; yeniliklere ve inovasyona açık olmam gerektiği, yeni fikirlerin, eski düşünce yapısını tamamen değiştirebileceği ve yaptığım işin yalnızca web tasarımı olmadığı düşüncesi olur. Neden mi? Nedenini açıklamadan önce, size uzun yıllar önce Boston şehrinde yaşamış bir milyonerden bahsetmek istiyorum.
Buz Kralı
Bugün tamamen unutulmuş, fakat 19. yüzyılda en önemli iş kollarından biri olan buz kesim işinde lider bir isim vardı Amerika'da. Birçok kişinin "Buz Kralı" ismini verdiği, Frederic Tudor, yalnızca Boston çevresinde buz ticareti yapmıyor; dünyanın her bir köşesine, Boston çevresinden çıkardığı buzları ihraç ediyordu. Calcutta, Madras, Bombay, Galle, Singapur, Jamaika, Hong Kong gibi yerlerde, Frederic Tudor'un buzları, etleri, biraları soğutuyor, hastanelerde kullanılıyor, sebzeleri taze tutuyor, yazın kavurucu sıcaklığında dondurma yapmanıza yarıyor ve soğuk su içmenizi sağlıyordu.
O dönemde, özellikle yaz aylarında, evinde buz kutusu ve buz bulunması, zenginliğin bir ifadesiydi. Fakat 19. yüzyılın ortalarına doğru, Frederic Tudor'un yardımıyla, birçok Amerikalı, evlerine buz getirebiliyor, o döneme kadar zenginlik ile özleştirilmiş bu kavramın tadını herkes çıkarabiliyorlardı. Yalnızca Amerikalılar değil, Hindistan'dan tutunda, Jamaika'ya kadar birçok ülke, Frederic Tudor'un buzları ile yiyecek ve içeceklerini soğutuyordu. Frederic Tudor'un 1805'de başlattığı bu yepyeni buz kesme ve taşıma sektörü öylesine büyüdü ki, 1886 yılında, yaklaşık 25 milyon ton buz toplandı.
Bütün bu gelişmeleri, yapay buz yapım tekniği ve Chicago'da satılan ilk ev-tipi elektrikli buzdolabı izledi. İzlemek ile kalmayıp, neredeyse bir gecede buz kesme ve taşıma sektörünü yok etti. Tudor Buz Şirketi ile birlikte.
Peki, buz işinde lider olan, hatta "Buz Kralı" lakabına sahip bir kişinin şirketi, neden işsiz kaldı bir anda? Buzdolabının icadı nedeniyle mi? Halbuki GE şirketi ve daha nice isimsiz mucit, Tudor Buz Şirketine yeni teknolojiler ve buzdolabı hakkında bilgi vermişti. Neden milyon dolar kazanan, tanınan bir markaya sahip bir kişinin şirketi iflasın kapısına geldi? Birkaç nedeni var bunlardan biri, Tudor şirketinin, geleceği görememesi. Buzdolabının tutulmayacağını ve bu teknolojinin bir işletme modeline sahip olmadığını sandılar. Daha da önemlisi, Tudor Buz Şirketinin, hangi sektör ve iş içinde bulunduğunu tam iyi anlayamaması. Tudor şirketi, buz kesim ve taşıma işinde olduğunu sanmalarına rağmen, aslında onlar, tüketiciye "soğuk" satıyorlardı. Bir şeyleri ya da bir yeri soğuk tutma işindeydiler; buz kesme ve taşıma işinde değil. Bir şeyleri soğuk tutma işini kolay ve iyi haline getiren, deneyimin kalitesini artıran yeni bir teknoloji, hangi iş kolunda olduğunu bilmeyen, geleceği göremeyen bu şirketin sonunu hazırladı.
Ne iş?
Frederic Tudor, bir sektörün kendisini yeniden icat etmediğinde, bulunduğu şartları anlamadığında, gelişmelere göz kapatıldığında, inovasyona açık olmadığında ne olabileceğinin en güzel örneği. Günümüzde birçok örnek var bu tip. Fakat bir o kadar da olumlu örnekler var. Birçoğumuz Starbucks şirketinin kahve işinde olduğunu düşünürüz. Starbucks yöneticileri dışında. Starbucks, kahve satım işinde değil sandığımızın aksine, Starbucks, kahve servisi yapan insan ilişkisi işinde. Zaten bu nedenle birçoğumuz yüzde 90 kar eklentili, abartılı fiyat ödüyoruz kahvelerine. Onlar insan ilişkisi içinde ve sırf bu nedenle, Starbucks'a gidip, kapuçino ısmarladığınızda, size isminizi sorup, kahve bardağının üzerine isminizi yazıyorlar, siz kahvenizi beklerken. Halbuki birçok diğer kahve şirketi gibi, kahve hazır olduğunda "orta boy vanilyalı kapuçino hazır!" diye bağırabilirler. Halbuki Starbucks, "Mehmet bey, orta boy vanilyalı kapuçinonuz hazır!" demeyi tercih ediyor.
Birçoğunuz NetFlix şirketinin DVD kiralama işinde olduğunu düşünebilirsiniz. Halbuki onlar böyle düşünmüyor. NetFlix, film seyretme deneyiminizi maksimize etme şirketi. DVD kiralama bunu yapabilmelerine yarayan bir araç. Sitelerine girdiğinizde size beğenebileceğiniz filmleri tavsiye ediyor, film kiralama işini kolaylaştırıyor, gecikme ücreti almıyor, size, arkadaşlarınızı aynı sitede görme ve onların beğendiği filmleri seyretme imkanı veriyor.
Land's End, birçok kişinin sandığı gibi giyecek satım işinde değil. Onlar, herkesin yapmak zorunda olduğu bu giyecek alım işini, size en kaliteli şekilde sunmak işinde. Onlar deneyim kalitesini artırmak işinde ve bunu yapmak için Land's End Live (site üzerinden müşteri hizmetleri ile konuşma imkanı), My Virtual Model (verdiğiniz bilgilerle sizin 3-D modelinizi oluşturup, alacağınız giysinin bu model üzerinde nasıl durduğunu göstermek), Shop with a Friend (iki kişinin aynı anda, tek bir alışveriş sepeti ile alışveriş yapmasına imkan tanıyan [örneğin anne ile diğer bir şehirde üniversitede okuyan kızı] bir fonksiyon), My Personal Shopper (önceden yaptığınız alışveriş bilgilerinizi kullanarak, profesyonel tasarımcılardan kişisel tavsiyeler veren araç), Land's End Custom (verdiğiniz ölçülere ve bilgilere göre, size ait ürünler çıkaran araç. Bir nevi sanal terzi) gibi seçenekler ile karşınıza çıkıyor.
Kısacası
Bütün bunları bırakıp, sadete gelmek istiyorum. Son zamanlarda, ardı ardına YouTube, Web 2.0, katılımcı kullanıcı konularıyla ilgili birçok yazı okudum. Bunlardan çoğu, YouTube gibi kullanıcı-katkısı olan sosyal sitelerin, geleceği temsil ettiğini, herkesin kolaylıkla bu tip siteler yapabileceğini; Mashup kültürünün, İnternet üzerindeki yeni işletme ve ekonomi modeli olduğunu; Web 2.0'nin katılımcı kullanıcı özelliğinin geleceği temsil ettiğini ve bu sitelere sahip olanların, ileride Web 1.0 başlangıcında olduğu gibi çok paralar kazanacağını yazıyor, söylüyor.
Yukarıda dediğim gibi, gelecek tahmini yapamasam bile, ihtimalleri, yeni teknolojileri ve sektör içindeki inovasyonu inkar edecek kadar Tudor değilim. Söylenenlerde doğruluk payı var ama bazı birkaç noktayı çok iyi anlamak gerekiyor.
Belki birçoğunuz okudunuz. Youtube'un kendine biçtiği rakam milyar dolar gibi astronomik bir rakam. Flickr'in bile 30 milyon dolar civarında satıldığı söylenirken, içeriğinin yüzde 70'inin yasal olmadığı, şu ana kadar belirli bir işletme modeli çıkarmamış bir şirket, neden kendisine böyle bir rakam çıkarır? Bana sorarsanız, YouTube, yasal olmayan içeriği ve şu ana kadar açıklanmamış işletme modeli eksikliği nedeniyle 1 milyar dolar edecek bir şirket değil. Bütün bunlara bakarak, video sitesi açanlarda, yalnızca bu işletme modelsiz sitelerden biri olmaya devam edecek.
YouTube'un Getirecekleri
Fakat Youtube'un oluşturduğu bir kavram var ki bu bir milyar dolardan bile daha değerli bir anlam taşıyor. Napster'i düşünün? Eski Naspter ağı içindeki kullanıcılar, bugün Youtube'un ziyaretçi sayısı kadar çoktu. Peki Napster'a ne oldu? Katılımcı-kullanıcı kavramını getiren bu girişim, yeni bir işletme modelinin açılmasına neden oldu. Bu işten gerçek paralar kazanan, herkesin hatırladığı, belirli bir işletme modeli olmayan Napster değil, bugün 1 milyar şarkı satmayı başarmış, Napster'ın ön ayak olup, altyapı oluşturduğu Apple iTunes Store.
YouTube, yepyeni bir sektöre ön ayak olacak bir şeyler yapıyor. John Moore'un söylemiyle "sıradan bir konuyu (video), sıra dışı bir şeye çevirmeyi" başarıyor. Daha önce ulaşılması zor olan videoların bulunmasına ön ayak oluyor, siteye video koyma deneyimini kolaylaştırıyor, tavsiyelerde bulunuyor, kullanıcının beslediği bir oluşum olarak her gecen gün büyüyor. YouTube, belirli işletme modeli (karlı bir girişim olmak istememesinin ana nedeni de bu zaten. Eğer yasal olmayan içerik ile kar etmeye baslarsa, Millenium Dijital Anlaşmasındaki bazı açıklardan da yararlanamayacak demektir) olmamasına rağmen, ileride gerçekleşecek inanılmaz fırsat ve deneyimlerin kapısını herkese aralıyor. Demek istediğim, YouTube şu an, Tudor'un yaptığı gibi, kendilerini video işinde sanıyor ve ileride olabilecek gelişmelerin sinyallerini ise diğer şirketler verirken, kendileri en azından şimdilik görmezden geliyor.
Peki bu diğerleri için ne anlama geliyor?
Web 2.0 ya da katılımcı kullanıcı modeli ne yeni bir kavram ne de geleceği temsil eden ve herkesi zengin yapacak bir iksir. Anlaşılması gereken, bu tip bir sistemi yaratmadan önce işletme modelinizi oluşturmanız gerekiyor. Ayrıca hangi işte ve sektörde olduğunuzu da anlamanız ve bunu şirketinizin "asla vazgeçilmeyen" kuralı haline getirmeniz gerekiyor. Katılımcı kullanıcı modeli, yalnızca işletme modeli üzerine kurulu değil. Bu sistem içindeki en önemli unsurlardan biri John Moore'un dediği gibi "sıradan bir konuyu, sıra dışı bir şeye çevirmek" ve bunu yaparken kullanıcı deneyimini artırmak. Örneğin Sosyomat sitesi, herkesin bildiği ve Web 2.0 sitelerinde kullanılan etiket sistemini, sosyal arkadaşlık sistemi haline getiriyor. Flickr, herkesi bildiği ve sahip olduğu dijital fotoğraf kavramını, bambaşka bir boyuta taşıyor. Starbucks, kahve içmeyi, sunduğu çevre ve hizmet ile olumlu bir tüketici deneyimi haline getiriyor.
Katılımcı kullanıcı modelini işleten en önemli kavramlardan biri (ve bence en önemlisi), kişisel seviyede kazanılan değerlerin, ağ içinde değer yarattığı anlayışı. Yani, sistem içinde, kullanıcılar, kişisel bir değer kazandığında, ağ içinde katılımcı haline gelerek, diğerlerinin değer kazanmasına yol açıyor. Kısacası, bireyi yani tek bir kullanıcıyı memnun etmek, onun deneyimini maksimize etmek ile başlıyor her şey. Geleceği görmek, içinde bulunduğumuz teknolojiye kul olmak yerine, bu teknolojiyi, değişmeyen ve değişmeyecek bir değere yani insan isteklerine ve memnuniyetine bağlamak. Eğer bunu yapabiliyorsanız, geleceğin Flickr'ı ya da Google'u olmamanız için hiçbir neden yok!
dipnot: Bu haftanin Pazarlama Bloglari Karnavali Brand Box - Onur Yuksel'in sitesinde.


Bu yazıya ait 14 yorum var.
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.Hocam ilk yorum benden olacak gibi. Bu yazıdan aklımda kalacak en önemli kısım bence : " sıradan bir konuyu, sıra dışı bir şeye çevirmek ve bunu yaparken kullanıcı deneyimini artırmak ". Umarım bizler de Tudor gibi olmayız ve geleceğin flickr yada google benzeri web 2.0 şirketleri bizim ülkemizden de çıkarlar.
Web 2.0 da olsa 3.0 da olsa, ki bu şekilde devam etsede ... Aslında sizinde bahsettiğiniz en önemli noktayı gözden kaçırıyoruz. "Deneyim" Seth Godin'nin de bahsettği müşteriye hikaye anlatabilme yetisi. Kuru kalabalık denen bir deyim vardır Tükçemizde, aslında tüm bu TREND'i çok güzel açıklıyor. Bir deneyim yaşatamıyorsanız ya da bir hikaye anlatamıyorsanız sizde sizden öncekiler gibi kaybolacaksınız. Kuru kalabalık içinde ne istediğinizi bilemeden fırsatları kaçıracaksınız. ITunes ne istediğini biliyor ve almaya devam ediyor. Hala Türkiye'den nezaman ITunes ile şarkı indirebileceğini merak eden kullanıcılar var. Sonuçta Web 2 fırsatı kaçıran firmalar 0 şeklinde bu ardışık sayılar devam edecek. Aradan sıyrılanlarıda parmakla göstereceğiz.
Buz kralı örneğiniz çok güzel.
Blogumda da bahsettiğim gibi YouTube'un geleceği Flickr'dan çok daha parlak. Flickr'in gelir yaratma seçenekleri çok sınırlı.
Yasal olmayan içerik konusuna gelince TV ve yayın şirketleri YouTube ile anlaşmalar yapmaya başladılar, YouTube bu işten büyük paralar kazanacaksa, bu şirketler zaten büyükçe bir pay alacaklar. Yasa dışı içerik konusunda büyük sıkıntı yaşayacaklarını zannetmiyorum.
Bence YouTube, yeni trendlerin de etkisiyle çok rahat milyar dolar eder.
Selam Mehmet, başarılı yazın için tebrikler. Sadece birkaç örnek ekleyerek katkıda bulunmak istiyorum.
Başarılı Web 2.0 girişimlerinin ortak özelliği kullanıcı odaklı yaklaşımları ve gelir modelinden önce uygulamayı modellemiş olmalarıdır.
Bu vizyondan baktığımızda aklımıza ilk gelen örneklerden flickr, del.icio.us, youtube ve digg öncelikle bir ihtiyacı giderdiler, sonrasında ise bu işi bir iş modeline (yada gelir modeli diyelim) entegre ettiler.
Geçtiğimiz haftalarda yazdığım bir yazı vardı, orada Web 2.0'da başarı için olmazsa olurlar'dan bahsediyordum.
Bu listede yer verdiğim maddelerin arasında medya desteği, sermaye, popüler fikir ve güçlü yazılımcılar vardı.
Şimdi düşünelim, acaba Seth Godin gibi blogu dünyada en çok okunanlar arasında yer alan, kitapları aynı şekilde satış rekorları kıran, geçmişinde Yahoo gibi devlerde üst düzey yöneticiliği bulunan bir kişinin Squidoo'sundaki sorun neydi?
Web 2.0 değil miydi? Tamamen Web 2.0'dı... Uygulama yada kullanılabilirlik adına problemleri mi vardı? Kesinlikle hayır, her yönüyle sorunsuz... Yeterince Buzz yaratamadı mı?... Medya desteği mi yoktu?... CNN'e bile konu oldu... Peki sorun neydi?
Squidoo para kazanmak için yola çıktı ve bunu her aşamada vurguladı. Bunu hem kendileri hemde kullanıcıları için ortaya koydu. Squidoo size para kazandırır çünkü Squidoo para kazanır ve hatta Squidoo kazandıklarının bir bölümünü de bağış olarak ihtiyaç olan yerlere gönderir. Yani Squidoo para kazanmak ve kazandığını paylaşmak için kurulmuştur.
Squidoo uzmanlık paylaşmayı ön plana çıkartmak yerine he seferinde para kazanmayı dipnot olarak düştü, hedef olarak paylaşım yerine kazanmayı vurguladı.
İşte hata buydu!
Squidoo'nun bir iş modeli başından beri vardı ve ona bağlı ilerliyordu. Ancak yukarıda sözünü ettiğim diğer Web 2.0 firmaları öncelikle kullanıcıyı düşündüler, ihtiyaçları karşılamayı, değer yaratmayı ve fark yaratmayı öncelik edindiler.
Şirketlerin bir iş modeli elbette ki olmalı, elbette ki iş planlarına bağlı ilerlemeliler ama malesef konu Web 2.0 olunca kullanıcıyı memnun etmeden bunu ön plana çıkartmak başarının önünü tıkıyor ve hedeflere ulaşmayı engelliyor. Web 2.0'ın özü kullanıcı odaklılık olunca, bu da paylaşım, güven gibi unsurlardan geçince, böyle durumlarda puzzle'ın bir parçası eksik kalmış resmin bütünü görülememiş oluyor.
Yeni nesil web girişimlerine yatırım yapacak kişilere önerim şu olacaktır. İş modeli oluşur, zaten bu alanda seçebileceğiniz belli başlı modeller var, öncelikle fark yaratın, kullanıcının ihtiyacını karşılayın, tecrübeleri analiz edin, fikrinizin yayılmasını bekleyin... Gelir modelininizi hayata geçirmenin zamanının geldiğini inanın bir anda anlayacaksınız yada birileri size hatırlatacak.
Mehmet, yorumdan çok bir yazı gibi oldu ama senin yazın bana ilham verdi. :)
Tekrardan tebrikler ve teşekkürler.
Tudor’u vaka analizleri sandığımın içine koyuyorum. Keyifle okudum. Sağol.
Arda ve Erinc,
Yazdiklarinizda haklisiniz. Ben, kesinlikle, YouTube is yapamaz ya da basarisiz demeye getirmiyorum. Su an modeli, tam olarak gelecegi yansitmiyor, onu anlatmak istiyorum. MySpace (ve Facebook), kisisel bilgileri topluyor ornegin. Insanlarin ne ile ilgilendigini biliyor. Kisisellestirilmis reklama, promosyona hazir. Data mining ile inanilmaz firsatlar cikarilabilir ve cikariliyor da. X-Men filminin MySpace icindeki tanitimindaki basari, Lost'un sezon acilisinin orada ilk defa yayinlanmasi bunlarin bir ornegi.
Youtube, su an Napster gibi, isletme modeli kurma yolunda. Fakat bu isletme modelinin "sıradan bir konuyu, sıra dışı bir şeye çevirmek" ilkesine uymasi onlari milyar dolarlik bir sirket yapabilir. TV dizisini sanal ortamda satmak isi yapiliyor zaten (Google Video ve iTunes); sanal video upload iside. Esas firsatlari ilerleyen donemde gorecegiz. Benim ilk aklima gelen, Youtube'un kisisellestirmeye yonelik cabalarini artirmasi ve boylece, reklam verenlerin ve yari profesyonel dijital icerik hazirlayanlarin ilgisini cekmesi. Ornegin, Gillette sirketi, milyonlarca dolar para harciyor TV'de reklam vermek icin. Eger Youtube, Gillette markasini, ilgilelerle bulusturmayi basarsa ve bu reklami seyredenlere para verse nasil olur? Yani Gillette, buyuk TV sirketlerine para vermek yerine, onun reklamini seyredecek Youtube kullanicilarina para verse. Ya da Golf ile ilgili icerik hazirlayan bir film produksiyon sirketi, bunu seyredecek, reklam verecek ve para odeyecek kisileri YouTube ortaminda bulsa.
Youtube'un en onemli noktasi su an TV ve produksiyon sirketlerinin, model uzerinde dusunmeye baslamasi. Ornegin CBS, innertube diye birsey baslatti. Bunlari daha da cok gorecegiz ilerleyen donemde.
Son olarak Erinc'in sitesinde yazdigim yorumun bir kismini buraya kopyalamak istiyorum:
mrb.Mehmet bey bir kaç gün yazı eklemediğinizde merak ediyoruz acaba neler okuyacağız yine diye.Gerçekten dikkatle okuyup değerlendiriyoruzve inanın her sektör için işe yarayacak bilğiler veriyosunuz ve biz her seferinde yeni bir şeyi daha farketmenin yada öğrenmenin gülümsemesini yerleştiriyoruz yüzümüzün bir kenarına.Devam etmesi dileğiyle selamlar.
Yaziniz gene cok guzeldi Mehmet Bey yalniz eklemek istedigim birsey var, Youtube barindirdigi bircok yasal olmayan icerik icin buyuk firmalarla isbirligi yapmaya basliyor, bunlardan ilki Warner Bros, gelistirecekleri bir yazilim ile herhangi bir kullanicinin yukledigi video eger warner bros'a aitse bu yazilim tarafindan tesbit edilebilecek ve bu videonun izlenme oranina gore youtube reklamlardan elde ettigin kazancin bir bolumunu Warner Bros'a aktaricak. Bu tur anlasmalar diger buyuk yapimcilar ilede yapilmakta. Eminim ki ileride kaliteli icerik sunan bireysel yapimcilar icinde benzer uygulamalar saglanicaktir.
Bu sistemde izlemek istediginiz bir muzik klibi icin kullanicidan degil de kendi kazancindan pay vererek yasallastiriyor icerigini ve bu bence oldukca olumlu bir gelisme.
Kaynak
Buz hikayesi bana 1993-1997 tarihleri arasında çok kârlı olmasına rağmen, birgün kapatmak zorunda olduğumuz işyerimizi hatırlattı. Zamanında seni tanıyor olsaydık,işimizde mutlu, mesut ekmek yiyor olacaktık.Yine de hiç tanımayabilirdim de buna da şükür.Açıkcası web hakkında öğrendiklerimi bir kenara koyuyorum değerleri ölçülemez ama iş hayatı hakkında da yeterli bilgiyi aldığıma inanıyorum sayende.Teşekkürler üstad, gerçekten iyi ki varsın.
Flaş haber! Google YouTube'u 1.65 milyar dolara satın aldığını açıkladı! http://news.yahoo.com/s/ap/20061009/ap_on_bi_ge/google_youtube
Tudor'un hikayesi urun omurlerinin hizla kisaldigi ve artik inovasyonun anlik yanan parlak ampullerden bir firmanin temelini oturttugu iki stratejik unsurdan birine donusmesi gereken bu donemde cikarilmasi gereken dersleri gostermesi bakimindan oldukca anlamli. O donemde radikal inovasyon, somut olay olarak; sogutma cevrimi gerceklestiren makinelerin cikmasi daha nadir rastlanan, daha buyuk yatirim gerektiren ve icat edene en az 50 yillik firma omrunu garantileyen bir durumken bu zaman diliminde yukselen hizmet sektorunun internet sayesindeki donusumu ve iyi bir fikrin hayata gecirilme maliyetlerinin dusmesi yuzunden cok kisa surede inanilmaz noktalara varan firma degerleri elde ediliyor. Ama bu peri masallari nedense sadece ABD'de yasaniyor.
Benim takintim biz Turkiye olarak bu olan bitenlerle, zenginin mali misali tartisma noktasini asip harekete ne zaman gecebilecegimiz. Kisa donemde hic umitli degilim, zira iyi fikrimizi bir cekirdek olarak ele aldiginizda, cekirdegi bu topraklara ektiginizde su bulmaniz pek mumkun degil. Ulkemizde zaten cok kisitli olan sermaye birikimi riski sevmiyor, eski koye yeni adet getirenlerden tedirgin oluyor. Dunya duz diyeceksiniz belki ama derdimizi ele anlatmak bile tecrube isi.
Amerikan mantalitesini gecen Carsamba Istanbul'a gelen Tom Peters cok guzel ifade etti. En basta kendisi, en sevdigim firma netscape; geldi, herseyi degistirdi ve öldu. boyle bir ise bizde kim para verecek. Sosyomat, sourtimes vs. nasil yatirimci bulacak ki bu basari hikayeleri cogalacak.
Bayram oncesi is gucten basimi kaldiracagim bol vakit bulacagima dair hayaller kuruyorum. Blog'umda Tom Peters'in sunumuyla ilgili alabildigim kadariyla notlarimi paylasacagim. Bu yaziyla baglantili cok nokta cikacak. Ayrica sanayide Cin ve hizmette Hindistan varken "biz" nerede duracagiz. Bu zor sorulara da deginecegim.
Mehmet, bazi arkadaslarin yaninda senin ve A.Selim Bey'in yazari oldugu bir dergi ciksa gozumu kirpmadan yillik aboneligimi yaptiririm. Elleriniz dert gormesin.
YouTube'un Getireceklerine ek olarak, televizyon dizilerinin(oyuncularının) reytinginide ölçüyor, diyebiliriz.
İHTİYAÇLARA CEVAP VERMEK KİTLELERE ULAŞMANIN YOLUDUR. İHTİYACI CEVAP VERDİKTEN SONRA BU KAPSAMDA VERİLEN HİZMETİN GELİR GETİREN BİR YAPIYA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ İÇİN YÖNTEMLERİ BULMAK TEKNİK BİR KONUDUR. TEKNİK OLARAK İFADE ETMEKTEN KASIT; SPONSORLUK, REKLAM GİBİ FAKTÖRLEİ KULLANMAKTIR... EĞER VERİLEN HİZMET/İHTİYACI KARŞILAYAN OLUŞUM BİR KİTLE HAREKETİ SAĞLIYORSA SPONSAR VEYA REKLAMA DA İHİTYAÇ OLMADAN YİNE BİR GELİR SİSTEMİ DOĞAR. BU DA DERLENMİŞ BİLGİ KULLANIMI ............
ihtiyaçlara cevap vermek kitlelere ulaşmanın yoludur.ihtiyacı cevap verdikten sonra bu kapsamda verilen hizmetin gelir getiren bir yapıya dönüştürülmesi için yötemleri bulmak teknik bir konudur
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
Kitabımı satın almak ister misiniz?