Havadan Sudan Konuşmak

Havadan Sudan Konuşmak

Bu yazının sonunda sizi milyoner edecek bir fikri, sizinle paylaşacağım ama öncellikle size benim evin aşağı katından bahsetmek istiyorum:

Hemen hemen her iki günde bir, evin aşağı katına inip, su ile dolmuş kovayı boşaltırım lavaboya. Kendiliğinden dolar bu kova... hem de görülen bir su kaynağı, çeşme, musluk olmadan.

Evimin aşağı katı, zemine yakın olduğundan, genelde havası biraz nemlidir. Burada bir dolu eşya depolayıp, sakladığımızdan, nemli hava bu eşyaları küflendirmesin diye havadaki nemi çeken (dehumidifier) bir makine kullanıyoruz. Tabi bu makine, her iki günde bir su ile doluyor ve boşaltılması gerekiyor. İşin ilginç yanı, soluduğumuz havanın içinde su olduğunu bilmeme rağmen, bu kovayı her boşalttığımda, hayretle bakıyorum: "Bu kadar suyun içinde mi yaşıyoruz"

Bazen varlığını bildiğimiz ama gözden kaçırdığımız, üzerinde çok düşünmediğimiz ya da gözle göremediğimiz şeyler, belirli bir süreçten geçirilince elle tutulur bir şeyler haline gelebiliyor. Soluduğumuz havanın bir balonu doldurup, bambaşka bir sekil alması, ya da havadaki nemin, bir kovaya dolup, çiçekleri sulamama yardımcı olması gibi.

Yani bazı şeylerin varlığından haberdar olmak ya da hissetmek değil marifet; asıl marifet hissettiğimiz bu şeyleri elle tutulur hale getirmek, kovaya doldurmak. Yani görünmez havadan su çekebilmek.

Aklımızdaki iş fikirleri de böyle. Herkesin birçok konuda birçok değişik fikirleri var. Hatta öyle fikirler ki, bu fikri düşünen kişilere göre dünyayı değiştirecek, milyon dolar değerinde. Seth Godin diyor ki "Fikirler ucuz! Fakat bu fikirleri hayata geçirmek, paha biçilmez değerde!".

Bu demek değil ki işleme konan her fikir aynı değerde. Bazı fikirler var ki ne kadar hayata geçirseniz bir değer taşımıyor (bu yazının sonunda güzel bir örnek var buna :). Fakat bazı fikirler var ki, küçük bir uğraş ile işleme konunca değeri inanılmaz rakamlara ulaşıyor. Ben bu fikirlere "havadaki su" adını veriyorum. Yani herkesin bildiği, hissettiği ama üzerinde çok fazla düşünmediği fikirler. Öylesine fikirler ki havadaki nemi çeken bir makineden (dehumidifier) geçirdiğinizde bir kova su üretecek türden.

Fikirlerin orijinal olması esasında sanıldığının aksine çok önemli değil. Zaten riskin en yüksek olduğu fikirler, orijinal fikirlerdir. Çünkü belirli bir market yoktur, bazen belirli bir ihtiyaç bile yoktur. Risk alınır ve denenir. Fakat, orijinal olmayan fakat fark yaratan fikirler çoğu zaman iş yapan fikirler. John Moore'un dediği gibi, önemli olan "sıradan bir şeyi alıp, süreçten geçirip, sıra dışı bir hale getirmek". Sizce Mini Cooper arabaları orijinal bir fikir mi? Ya da iPod? Peki ya Ebay? Hayır, hiçbiri orijinal fikir, yeni bir market, yepyeni bir ihtiyaç değil. Hepsi eski fikir, herkesin ihtiyaç duyduğu gereksinimleri karşılayan fakat sıra dışı hale getirilmiş, harika şekilde işleme konmuş, orijinal olmayan fikirler.

İşleme koymak konusunda verilecek en güzel cevabı bence CD Baby şirketinin patronu Derek Sivers veriyor yazısında:

* Kötü fikir = -1
* Zayıf fikir = 1
* Fena olmayan fikir = 5
* İyi fikir = 10
* Çok iyi fikir = 15
* Harika fikir = 20

* Fikri işleme koymama = $1
* Zayıf işlem = $1000
* Fena olmayan işlem = $10,000
* İyi işlem = $100,000
* Çok iyi işlem = $1,000,000
* Harika işlem = $10,000,000

Bir fikrin işlerliğini bulmak için, bu iki tablodaki rakamları birbiriyle çarpmanız gerekiyor.

Örneğin, işleme konmamış, harika bir fikrin değeri 20 dolardır. İşleme konmuş harika bir fikrin değeri ise 20,000,000 dolardır.

İşimiz İnternet. Peki bütün bunlar İnternet içinde nasıl işliyor? Öncellikle etrafınıza bir bakın! İşleme konmuş, iyi fikirlerin, kullanıcılarına, kullanım gruplarına bakın. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki İnternet'i en sık kullanan nüfus, yaşı genç olan nüfus ve işleyen fikirler ise, genç nüfusun günlük hayatında gerçekleştirdiği ve çoğumuzun görmediği (havadaki su) fikirler. Gençler sanal olmayan dünyada neler yapıyor:

  1. Birbirleriyle sohbet edip, arkadaş sahibi oluyor. Belirli bir grubun üyesi oluyor (MySpace, Facebook)
  2. Televizyon seyrediyor, kendilerinin videosunu çekiyor, film izliyor, bunları paylaşıyor (YouTube)
  3. Fotoğraf çekiyor, fotoğraflarını arkadaşlarıyla paylaşıyor, başkalarının fotolarına bakıyor (Flickr)
  4. Müzik dinliyor, indiriyor, satın alıyor (iTunes)
  5. Yemek yiyor, ısmarlıyor (yemeksepeti)
  6. İçki içiyor (Cork'd)
  7. Yazı yazıyor, günlük yazıyor (Technorati, Blogger, Blogcu)
  8. İnternet'te geziniyor, beğendiği siteleri diğerleri ile paylaşıyor (Digg, del.icio.us, StumbleUpon, Bildirgec, Google)
  9. Herhangi bir konuda fikirlerini diğerleriyle paylaşıyor (Vikipedi, Sosyomat, Ekşi Sözlük)
  10. Teknolojiyi takip ediyor (TechCrunch, Zamazingo)
  11. Bir şeyler satın alıp, satıyor (aklınıza gelecek her türlü e-ticaret sitesi)
  12. Emailleşiyor (Gmail)

Peki başka neler yapıyorlar? Yeni fikirler nerede? İnternet'in her geçen gün kalabalıklaşan genç grubu için başka neler yapılabilir? Sanal olmayan dünyadaki etkinlikler, sanal dünyaya nasıl aktarılabilir? Gördüğünüz gibi çoğumuzun üzerinde çok fazla düşünmediği fikirler yani herkesin yaptığı yeme-içme-gezme-eğlenme konusunda birçok fikir, işleme konmuş, başarılı bir şekilde İnternet kullanıcılarına hizmet vermeye devam ediyor. Acaba havada nem kaldı mı? Yoksa bütün bunlar yalnızca bir başlangıç mı?

Eğer aklınıza bir şeyler geliyorsa zaman kaybetmeden bunu işleme sokmanıza yardımcı olacak kişiler ile temasa geçin! Örneğin e-mbrio, Brightwell, i-Lab. Tabi eliniz bos gitmemek icin, Arda Kutsal'ın bu konuda yazdığı harika makaleyi okuduktan sonra. Kolay gelsin!

Şimdi gelelim yazının başında söz verdiğim ve aranızda birini milyonlarca dolar zengin edecek fikrimi sizinle paylaşmaya. Esasında bu fikir, eşim Jen ile Ankaralı dostumuz, yakın arkadaşımız Ron (Leblebicioğlu) Tickfer arasında geçen bir sohbet sonucu oluştu.

Hepimiz çok iyi biliriz. Türkiye'de milyonlarca kişiyi etkileyen ve dünyada, yalnızca Türkiye'de görülen bir hastalık, rahatsızlık var. Türkiye'nin coğrafik yapısı mı yoksa başka bir neden mi bilinmez... bu önü kesilmez rahatsızlık, Türkiye'de milyonlarca kişinin canını yakmakta ve binlerce işveren, çalışanlarının sırf bu rahatsızlık nedeniyle işe gelemeyeceğine dair sabahları telefon almakta. Nedir bu dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan, yalnızca Türkiye'de görülen korkunç hastalık? Tahmin ettiniz! Evet, bu hastalığın ismi Cereyan Çarpması!

İşte size milyon dolarlık fikir eğer işleme geçirirseniz. Bir üretici firma bulup, onlardan seyyar klimaya benzeyen bir makine üretmelerini isteyin. Bu makine ses çıkarmak dışında hiçbir şey yapmamalı. Tek görevi, sanki içinden hava üfleniyormuş gibi bir ses çıkarmak olmalı. Makinenin üzerine ise büyük, mavi ve kalın bir yazı tipi ile "Cereyanlı Hava Stabilizasyon Makinesi" yazıp, satmaya başlayın. Türkiye'de, kanarya sahibi olanlar, çocuk sahibi olan anneler, babaanne ve anneanneler, yaz sıcağında arabanın camı kapalı yolculuk edenler, boyun tutulması yüzünden ise gitmeme oranı yüksek olan şirketler bu makineden ikişer üçer alacak. Şu an bu fikrin değeri Derek Sivers tablosuna göre 20 lira. Bu fikri 20 milyon yapmak sizin bu fikri işleme koymanıza kalmış! (Diğer 20 dolarlık fikirler arasında damar damar üstüne binmesini engelleyici krem ve terli terli su içmeyi sağlayacak özel sürahi de var.)

Dipnot: Fikirleri işleme sokmak işin yalnızca bir kısmı. Kullanıcınızı, müşterinizi memnun etmek ise, o fikrin, ürünün, şirketin geleceğini belirleyen asıl konu. Bu konuda canı yanmış Cisday'ın HP ile ilgili yazdığı yazıyı mutlaka okuyun.



Top
Menu