Web ve Laleler

Web ve Laleler

Rüzgar Tüccarlığı. Bu terim benim icat ettiğim bir şey değil. Bu söylemin kökleri 300 yıl öncesine dayanıyor. 1630 yıllarında, Hollanda'da inanılmaz bir şey gerçekleşti. Öylesine ki, bu olay, Hollanda'da gerçekleşen en büyük ekonomik çöküntünün nedeni oldu. Bu ekonomik çöküntünün ana kaynağı ne para, ne altın ne de borsa hisseleriydi. Bu ekonomik çöküntünün tek nedeni Osmanlı İmparatorluğundan ithal edilen lale soğanı idi.

1630lu yıllarda, Hollanda, o dönemde Avrupa'da çok popüler olan lale soğanını ülkelerine ithal etmeye başladı. Birçok Hollandalı, bu güzel çiçeği bahçelerinde yetiştirip, elde ettikleri lale soğanları da birbilerine veriyorlardı. Fakat o dönemde Hollanda'da yetiştirilen laleler, bir virüs nedeniyle hastalanmaya başladı. Ölümcül bir hastalık değildi bu. Tam tersine, virüs sayesinde, laleler renk değiştirmeye başladı ve o zamana kadar görülmemiş, rengarenk laleler yetişmeye başladı Hollanda'da. Virüs nedeniyle, Hollanda laleleri bir nevi mutasyona uğradı. İşte bu mutasyon, Hollanda'da görülecek en büyük ekonomik çöküntülerden birinin kapısını araladı. Birçok Hollandalı, o dönemde işini gücünü bırakıp, çok popüler olan lale soğanı alım-satım işine başladı. Öylesine ki, lale soğanı, o yıllarda en büyük, en pahalı yatırım kaynağı haline geldi. Birçok kişi, parasını, lale soğanına yatırmaya başladı. Bir anda lale, statü sembolü haline geldi. Ortalama yıllık gelirin 150 Florin olduğu bir ülkede, popüler bir lalenin soğanı, 9 yıllık maaş karşılığı olan 1,400 Florin gibi bir fiyata satılabiliyordu. İşler ayarından çıktı ve çılgınlık başladı. Birçok kişi evini, hayvanlarını, arsasını satarak, parasını lale soğanına (yatırım amaçlı) yatırmaya başladı. Eğer o zamanda, başarılı bir lale tüccarıysanız, aylık geliriniz 5000 Florine yaklaşabiliyordu (örneğin, 1636 yılında Semper Augustus adı verilen en pahalı ve ender lale soğanı, 6000 Florine alıcı bulabiliyordu lale borsasında).

Fakat bütün bunlar 1637 yıllarının sonlarına doğru değişti. Lale soğanının fiyatı hızla düşmeye başladı. Birçok kişi, kasalarında sakladığı "yatırım kaynağı" lale soğanlarına ödedikleri paranın binde birini bile alamadılar. Hollanda büyük bir ekonomik çöküntü içine sürüklenmeye başladı. İşte bu döneme "Lale Balonu" ve yapılan ticarete ise "rüzgar ticareti" adı verildi. Bu çöküntünün kanımca en büyük nedeni, o dönemde bu ticarete katılan ve paralarını lale soğanına yatıran kişilerin, ellerindeki hammaddeyi tam anlayamamaları ve geleceği iyi görememelerinden kaynaklanıyor.

Bugün, İnternet ve web sektörü içinde bulunduğumuz durum, yukarıdaki örnek ile birçok benzerlikler taşıyor. Bugün, web ticareti yapanların içinde, ellerindeki kaynağın, hammaddenin gücünü tam olarak anlayaman birçok kişi var. Geleceği göremiyorlar. Birçok kişi halen "rüzgar ticareti" yapıyor. İnternet'e iki sayfa koyup, tasarım yapmayı, web tasarımı ile eşit koşuyorlar. Yani onlar "tasarım" işindeler; web değil. Dönem teknoloji dönemi değil. İnternet'in direksiyonunda, teknoloji değil, insanlar, kullanıcılar var.

Yeni Ekonomi

Futbolu düşünün! Futbolda değerli olan şey top, kale ya da çimen mi? Yoksa futbolcular ve onların sahip olduğu yaratıcılık ve kabiliyet mi?
Bir düşünün! Eğer size şans verilseydi, araba üreten bir fabrikaya mı yoksa BMW markasına mı sahip olmak isterdiniz? Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, BMW marka araba satın aldığımızda, ödediğimiz para, arabanın içine harcanan hammadde, işçilik ve teknolojinin daha da ötesinde. Web ve bugün popüler olan websiteleri de bu örnekten çok farklı değil. İşimiz teknoloji işi değil; işimiz, kullanıcı deneyimi işi, yaratıcılık işi, iletişim işi...

Sanırım bizim en büyük hatamız, İnternet'i sırf teknolojiden oluşan bir şey olarak görmek ve mesleğimize yalnızca tasarım ve teknolojik bir sektör olarak bakmak. Bu tamamıyla eski ekonomi mantığı ile hareket etmekten başka birsey değildir! Eski ekonomi mantığındaki büyüme modeli iki öğeye bağlıdır: işçilik ve hammadde. Yani ürünün değeri, bu ürünü üretmek için harcanan işçilik masrafları ve kullanılan hammadde ile ölçülürdü. Fakat artık zaman değişti. Yeni ekonomik büyümede üretkenlik başka değerlerle ölçülmeye başladı. Bunlardan bir tanesi BİLGİ. Bilginin paylaşımı ve üretimi ile oluşturulan ürünlerin değeri kullanıldıkça azalmadı, artmaya başladı. Peki yalnızca bir şirketin kartvizitini İnternet'e aktaran "web tasarımcıları", bu yeni ekonomiye ne katıyor?

Telefonu düşünün! İlk üretilen telefonun ne gibi bir katkısı vardı insanlığa?: SIFIR. İkinci telefon, üçüncüsü, onuncu telefon ekonomiyi büyüttü, iletişimi gerçekleştirdi. Çünkü bir ağ kurulmaya başladı. İnsanlar birbirleriyle konuşmaya, bu ağı ortak olarak kullanmaya, paylaşmaya başladı. İşte değer, bu noktada oluşmaya başladı. Aynen Web 1.0'da olduğu gibi. Web 1.0'da kartvizit siteler oluşturmak normaldi, kabul görecek bir şeydi fakat artık dönem değişti. Aynen cep telefonlarının topluma getirdiği değer gibi. İlk cep telefonlarını düşünün Türkiye'de ki! Mesaj göndermek, değişen renkli kılıf satın almak, kablosuz kulaklığa sahip olmak ya da Kurtlar Vadisi'nin müziğini, cep telefonumuza zil yapmak önemli değildi o zamanlarda. Önemli olan, telefonun çalışıp, çalışmadığı idi (ilk defa kullanıma açılan websitesi gibi). Önemli olan, şimdiye kadar sahip olmadığımız, hayal bile edemediğimiz bir teknolojiye sahip olmaktı. Daha sonra bu duygular ve düşünceler, yerini, piyasanın genişlemesi, cep telefonlarının gelişmesi ile birlikte teknolojik özelliklere bıraktı: Nerede çeker? EGSM 900 mu yoksa GSM 1800 şebeke mi kullanıyor? Pili kaç saat dayanıyor? HSCSD şebekelerinde veri transferi ne kadar? Kamerası kaç mega-piksel? Zoom mu var mı? (Web 1.0'da olduğu gibi). Fakat cep telefonu adını verdiğimiz teknoloji de, içinde bulunduğu sektör olgunlaştıkça, her geçen gün değişmeye başladı. Artık cep telefonumuza "teknolojik ürün" olarak bakmıyoruz, o şekilde düşünme gereği duymuyoruz. Hayatımızın bir parçası haline gelen bu araç için sorduğumuz sorular da değişti, özelliklerinin anlatımı farklılaştı. Bir zamanlar telefonun teknolojik özelliklerin sıralandığı ürün tanıtımları, satış elemanı sohbetleri, şimdi "kompakt ve şık tasarım, ele rahat oturur, bas-konuş" gibi deneyim ve içsel güdülere hitap eden özellikler ile başlar oldu. Yani teknoloji değil, yaşadığımız deneyim önemli hale geldi. Teknolojik özelliklerin çokluğu değil, ürünün bize nasıl duygular hissettirdiği önemli hale geldi.

Şu an bizler Web içinde yeni bir dönemdeyiz. Veri üreten, sosyal ağ oluşturan, bilgi üreten, kullanıcı deneyimini önemseyen siteler, yeni bilgi ekonomisinde değer üretirken; kartvizit siteler, bu ağ içinde kimsenin işine yaramayan kara nokta olmaya devam ediyor. Gerçekten siz bunu mu istiyorsuzun mesleğiniz için?

Hangi İş Kolundayız?

Bugün sektörümüz içindeki en büyük sorun, biz web çalışanlarının yaptıkları işi tam olarak kavrayamamaları, İnternet'in gücünü anlayamamaları. Theodore Levitt, The Marketing Imagination kitabında bu konuya dair çok güzel bir örnek veriyor:

Trencilik, yolcuların ve taşımacılığın azalması nedeniyle küçülmedi! Tam tersine, yolcu sayısı ve taşımacılığın önemi her geçen gün arttı. Tren taşımacılığının bugün içinde bulunduğu karamsar tablonun ana nedeni, diğer taşımacılık yöntemlerinin (araba, kamyon, uçak hatta telefon), trenciliğin yerini alması değil; trenciliğin, bu diğer taşımacılık yöntemlerine cevapsız kalmasıdır. Tren sektörü, diğer sektörlerin, müşterilerini çalmasına kayıtsız kaldı çünkü tren sektörü kendini demiryolları sektörü olarak gördü, taşımacılık sektörü olarak değil. Demiryolu taşımacılığı kendisini ürün yanlısı olarak gördü, müşteri yanlısı değil

Aynı hataya yıllar sonra biz de düşüyoruz. Kendimizi tasarım ve ürün yanlısı olarak görerek, gözümüzün önünde değişen dünyadaki büyük olanakları görmezden geliyoruz. Bizler safi tasarım, grafik işinde değiliz; bizler bilginin iletişimi işindeyiz. Bizler kullanıcı deneyimi işindeyiz.

Pilavı Avuçlamayı Bırakmanın Zamanı Geldi!

Güney Amerikalı yerlileri asırlar boyunca maymun avlamak için çok basit bir kapan kullandılar. Yerliler, küçük bir hindistancevizinin ucuna, bir maymunun elinizin girebileceği boyutta bir delik açıp, bu delikten, hindistancevizinin içine bir miktar pilav koyarlar. Daha sonra bu kapanı, maymunların ziyaret edebileceği ağaçlardan birine bağlarlar. Maymun gelir, pilavın kokusunu alır ve karnını doyurmak için elini bu delikten içeri sokar ve pilavı avuçlar. Kapanın en önemli noktası, maymunun boş elini sokup, pilavı tutan yumruğunu geri çıkartmaya çalışmasında yatıyor. Maymun, açlığın ve açgözlülüğün verdiği duygular içinde ve başına geleceklerden habersiz bir tavırda pilavı tutan yumruğunu, saatlerce bazen günlerce o kapandan çıkarmaya çalışır fakat hindistancevizinde bulunan delik, maymunun pilavı tutan yumruğunun çıkmasına izin vermeyecek kadar küçüktür ve bir müddet sonra, yerliler gelip, maymunu kolayca avlar.

Artık biz web çalışanlarının geleceği ve bugünü görmesi gerekiyor. Artık elimizi o maymun kapanından çıkarıp, İnternet'in gerçek anlamını kavrayarak hareket etmemiz gerekiyor. 90'li yılların sonralarına doğru herkesin sahip olduğu kartvizit sitelerinden üretmeye devam ederek bu güçten yararlanamayız! Web insanları birbirine bağlayan, müşterileri, şirketlere yakınlaştıran, şirketlerin geri-bildirim alabileceği, müşterinin ulaşmak istediği veri, data ve bilgileri kişiselleştirip, paylaşabileceği, hızlı ve rahat alışverişin gerçekleşebileceği, verinin analiz edilip, depolanabileceği, daha da iyisi paylaşılabileceği ve başkalarının bu verileri kullanabileceği bir platform. Kartvizit, sıradan, birbirinin kopyası siteler, bu gücün faydalarından yararlanamamanın ötesinde, bu gücü inkar eden çalışmalardır!

Tasarım, problem çözmektir. Biz web çalışanları, problem çözümcüleri, hayalci, düşünür, fikir yaratıcısı, tasarımcı, mucit ve yarin-yaratıcılarıyız. Web ise problem çözümünün ötesinde, bize güç veren bir kaynak. Web, yalnızca ürün satımının, kişiler arasında iletişimin ve verilerin depolandığı bir yer değil; web, fikirlerin, yeni inovatif çözümlerin oluşturulduğu bir pazar yeri.

90'li yılların sonunda patlayan İnternet balonu ve "rüzgar ticareti" hepimizin gözünü açtı. Artık bizi yeni yarınlar bekliyor ve bunları yaratmak bizim elimizde! Ama öncellikle laleciliği bırakmak gerekiyor!



Top
Menu