ALTI ÜSTÜ TASARIM – Mehmet Doğan

 
yazı arşivi|abonelik|site ve yazar hakkında|teknoloji kimin umurunda|tavsiye ettiklerim|iletişim
 

Web ve Laleler

05 Eylül 2006

Yaklaşık 2 ay önce yazdığım Çürük Web Tasarımcı yazımı umarım okuma şansı elde ettiniz. Birçok değişik kesimden, birçok değişik yorum yazıldı bu yazıya. Bu yorumlar içinde beni en çok üzen kısım, bu yazıya dair yazılan yorumlardan bazılarının, demek istediğimi tam anlamayan web çalışanlarından gelmesi. Nedense bu 20 maddelik liste, sanki "ucuz iş yapan web tasarımcılarının kalitesi düşüktür" gibi bir anlayış içinde yorumlandı. Halbuki gerçeklerin, bu sitenin ve benim web hakkındaki düşüncelerimin böyle bir anlayışa uzak olması, beni en çok üzen kısım oldu. Benim sitemim, benim sözüm "ucuz iş alanlara" değil; "ucuz iş yapanlara". Benim yankım İnternet'in anlamını kavrayamayan "rüzgar tüccarlarına"

Rüzgar Tüccarlığı

Rüzgar tüccarı kelimesi benim icat ettiğim bir şey değil. Bu söylemin kökleri 300 yıl öncesine dayanıyor. 1630 yıllarında, Hollanda'da inanılmaz bir şey gerçekleşti. Öylesine ki, bu olay, Hollanda'da gerçekleşen en büyük ekonomik çöküntünün nedeni idi. Bu ekonomik çöküntünün ana kaynağı ne para, ne altın ne de borsa hisseleriydi. Bu ekonomik çöküntünün tek nedeni Osmanlı İmparatorluğundan ithal edilen lale soğanı idi.

1630'lu yıllarda, Hollanda, o dönemde çok popüler olan lale soğanı ihraç etmeye başladı ve birçok Hollandalı, bu güzel çiçeği bahçelerinde yetiştirip, satmaya başladı. Fakat o dönemde Hollanda'da yetiştirilen laleler, bir virüs nedeniyle hastalanmaya başladı. Ölümcül bir hastalık değildi bu hastalık. Tam tersine, bu virüs sayesinde, laleler renk değiştirmeye başladı ve o zamana kadar görülmemiş, rengarenk laleler yetişmeye başladı Hollanda'da. Bir nevi mutasyona uğradı Hollanda laleleri. İşte bu mutasyon, Hollanda'da görülecek en büyük ekonomik çöküntülerden birinin kapısını araladı. Birçok Hollandalı, o dönemde işini gücünü bırakıp, çok popüler olan lale soğanı alım-satım işine başladı. Öylesine ki, lale soğanı, o yıllarda en büyük, en pahalı yatırım kaynağı haline geldi. Birçok kişi, parasını, lale soğanına yatırmaya başladı. Bir anda lale, statü sembolü haline geldi. Ortalama yıllık gelirin 150 Florin olduğu bir ülkede, popüler bir lalenin soğanı, 1250 Florin gibi bir fiyata satılabiliyordu. Birçok kişi evini, hayvanlarını, arsasını satarak, parasını lale soğanına -yatırım amaçlı, yatırmaya başladı. Eğer o zamanda, başarılı bir lale brokeri iseniz, aylık geliriniz 5000 Florine yaklaşabiliyordu (örneğin, 1636 yılında Semper Augustus adı verilen en pahalı ve ender lale soğanı, 6000 Florine alıcı bulabiliyordu lale borsasında).

Fakat bütün bunlar 1637 yıllarının sonlarına doğru değişti. Lale soğanının fiyatı hızla düşmeye başladı. Birçok kişi, kasalarında sakladığı "yatırım kaynağı" lale soğanlarına ödedikleri paranın binde birini bile alamadılar. Hollanda büyük bir ekonomik çöküntü içine sürüklenmeye başladı. İşte bu döneme "Lale Balonu" ve yapılan ticarete ise "rüzgar ticareti" adı verildi. Bu çöküntünün kanımca en büyük nedeni, o dönemde bu ticarete katılan ve paralarını lale soğanına yatıran kişilerin, ellerindeki hammaddeyi tam anlayamamaları ve geleceği iyi görememelerinden kaynaklanıyor.

Bugün, İnternet ve web sektörü içinde bulunduğumuz durum, yukarıdaki örnek ile birçok benzerlikler taşıyor. Bugün, web ticareti yapanların içinde, ellerindeki kaynağın, hammaddenin gücünü tam olarak anlayaman birçok kişi var. Geleceği göremiyorlar. Birçok kişi halen "rüzgar ticareti" yapıyor. İnternet'e iki sayfa koyup, tasarım yapmayı, web tasarımı ile eşit koşuyorlar. Yani onlar "tasarım" işindeler; Web değil. Dönem teknoloji dönemi değil. İnternet'in direksiyonunda, teknoloji değil, insanlar, kullanıcılar var.

Yeni Ekonomi

Futbolu düşünün! Futbolda değerli olan şey top, kale ya da çimen mi? Yoksa futbolcular ve onların sahip olduğu yaratıcılık ve kabiliyet mi? Bir düşünün! Eğer size şans verilseydi, araba üreten bir fabrikaya mı yoksa BMW markasına mı sahip olmak isterdiniz? Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, BMW marka araba satın aldığımızda, ödediğimiz para, arabanın içine harcanan hammadde, isçilik ve teknolojinin daha da ötesinde. Web ve bugün popüler olan websiteleri de bu örnekten çok farklı değil. İşimiz teknoloji işi değil; isimiz, kullanıcı deneyimi işi, yaratıcılık işi, iletişim işi...

Sanırım bizim en büyük hatamız, İnternet'i sırf teknolojiden oluşan bir şey olarak görmek ve mesleğimize yalnızca tasarım ve teknolojik bir sektör olarak bakmak. Bu tamamıyla eski ekonomi mantığı ile hareket etmekten başka birsey değildir! Eski ekonomi mantığındaki büyüme modeli iki öğeye bağlıdır: işçilik ve hammadde. Yani ürünün değeri, bu ürünü üretmek için harcanan işçilik masrafları ve kullanılan hammadde ile ölçülürdü. Fakat artık zaman değişti. Yeni ekonomik büyümede üretkenlik başka değerlerle ölçülmeye başladı. Bunlardan bir tanesi BİLGİ. Bilginin paylaşımı ve üretimi ile oluşturulan ürünlerin değeri kullanıldıkça azalmadı, artmaya başladı. Peki yalnızca bir şirketin kartvizitini İnternet'e aktaran "web tasarımcıları", bu yeni ekonomiye ne katıyor?

Telefonu düşünün! İlk üretilen telefonun ne gibi bir katkısı vardı insanlığa?: SIFIR. İkinci telefon, üçüncüsü, onuncu telefon ekonomiyi büyüttü, iletişimi gerçekleştirdi. Çünkü bir ağ kurulmaya başladı. İnsanlar birbirleriyle konuşmaya, bu ağı ortak olarak kullanmaya, paylaşmaya başladı. İşte değer, bu noktada oluşmaya başladı. Aynen Web 1.0'da olduğu gibi. Web 1.0'da kartvizit siteler oluşturmak normaldi, kabul görecek bir şeydi fakat artık dönem değişti. Aynen cep telefonlarının topluma getirdiği değer gibi. İlk cep telefonlarını düşünün Türkiye'de ki! Mesaj göndermek, değişen renkli kılıf satın almak, kablosuz kulaklığa sahip olmak ya da Kurtlar Vadisi'nin müziğini, cep telefonumuza zil yapmak önemli değildi o zamanlarda. Önemli olan, telefonun çalışıp, çalışmadığı idi (ilk defa kullanıma açılan websitesi gibi). Önemli olan, şimdiye kadar sahip olmadığımız, hayal bile edemediğimiz bir teknolojiye sahip olmaktı. Daha sonra bu duygular ve düşünceler, yerini, piyasanın genişlemesi, cep telefonlarının gelişmesi ile birlikte teknolojik özelliklere bıraktı: Nerede çeker? EGSM 900 mu yoksa GSM 1800 şebeke mi kullanıyor? Pili kaç saat dayanıyor? HSCSD şebekelerinde veri transferi ne kadar? Kamerası kaç mega-piksel? Zoom mu var mı? (Web 1.0'da olduğu gibi). Fakat cep telefonu adını verdiğimiz teknoloji de, içinde bulunduğu sektör olgunlaştıkça, her geçen gün değişmeye başladı. Artık cep telefonumuza "teknolojik ürün" olarak bakmıyoruz, o şekilde düşünme gereği duymuyoruz. Hayatımızın bir parçası haline gelen bu araç için sorduğumuz sorular da değişti, özelliklerinin anlatımı farklılaştı. Bir zamanlar telefonun teknolojik özelliklerin sıralandığı ürün tanıtımları, satış elemanı sohbetleri, şimdi "kompakt ve şık tasarım, ele rahat oturur, bas-konuş" gibi deneyim ve içsel güdülere hitap eden özellikler ile başlar oldu. Yani teknoloji değil, yaşadığımız deneyim önemli hale geldi. Teknolojik özelliklerin çokluğu değil, ürünün bize nasıl duygular hissettirdiği önemli hale geldi.

Şu an bizler Web içinde yeni bir dönemdeyiz. Veri üreten, sosyal ağ oluşturan, bilgi üreten, kullanıcı deneyimini önemseyen siteler, yeni bilgi ekonomisinde değer üretirken; kartvizit siteler, bu ağ içinde kimsenin işine yaramayan kara nokta olmaya devam ediyor. Gerçekten siz bunu mu istiyorsuzun mesleğiniz için?

Hangi İş Kolundayız?

Bugün sektörümüz içindeki en büyük sorun, biz web çalışanlarının yaptıkları işi tam olarak kavrayamamaları, İnternet'in gücünü anlayamamaları. Theodore Levitt, The Marketing Imagination kitabında bu konuya dair çok güzel bir örnek veriyor:

Trencilik, yolcuların ve taşımacılığın azalması nedeniyle küçülmedi! Tam tersine, yolcu sayısı ve taşımacılığın önemi her geçen gün arttı. Tren taşımacılığının bugün içinde bulunduğu karamsar tablonun ana nedeni, diğer taşımacılık yöntemlerinin (araba, kamyon, uçak hatta telefon), trenciliğin yerini alması değil; trenciliğin, bu diğer taşımacılık yöntemlerine cevapsız kalmasıdır. Tren sektörü, diğer sektörlerin, müşterilerini çalmasına kayıtsız kaldı çünkü tren sektörü kendini demiryolları sektörü olarak gördü, taşımacılık sektörü olarak değil. Demiryolu taşımacılığı kendisini ürün yanlısı olarak gördü, müşteri yanlısı değil

Aynı hataya yıllar sonra biz de düşüyoruz. Kendimizi tasarım ve ürün yanlısı olarak görerek, gözümüzün önünde değişen dünyadaki büyük olanakları görmezden geliyoruz. Bizler safi tasarım, grafik işinde değiliz; bizler bilginin iletişimi işindeyiz. Bizler kullanıcı deneyimi işindeyiz.

Pilavı Avuçlamayı Bırakmanın Zamanı Geldi!

Güney Amerikalı yerlileri asırlar boyunca maymun avlamak için çok basit bir kapan kullandılar. Yerliler, küçük bir hindistancevizinin ucuna, bir maymunun elinizin girebileceği boyutta bir delik açıp, bu delikten, hindistancevizinin içine bir miktar pilav koyarlar. Daha sonra bu kapanı, maymunların ziyaret edebileceği ağaçlardan birine bağlarlar. Maymun gelir, pilavın kokusunu alır ve karnını doyurmak için elini bu delikten içeri sokar ve pilavı avuçlar. Kapanın en önemli noktası, maymunun boş elini sokup, pilavı tutan yumruğunu geri çıkartmaya çalışmasında yatıyor. Maymun, açlığın ve açgözlülüğün verdiği duygular içinde ve başına geleceklerden habersiz bir tavırda pilavı tutan yumruğunu, saatlerce bazen günlerce o kapandan çıkarmaya çalışır fakat hindistancevizinde bulunan delik, maymunun pilavı tutan yumruğunun çıkmasına izin vermeyecek kadar küçüktür ve bir müddet sonra, yerliler gelip, maymunu kolayca avlar.

Artık biz web çalışanlarının geleceği ve bugünü görmesi gerekiyor. Artık elimizi o maymun kapanından çıkarıp, İnternet'in gerçek anlamını kavrayarak hareket etmemiz gerekiyor. 90'li yılların sonralarına doğru herkesin sahip olduğu kartvizit sitelerinden üretmeye devam ederek bu güçten yararlanamayız! Web insanları birbirine bağlayan, müşterileri, şirketlere yakınlaştıran, şirketlerin geri-bildirim alabileceği, müşterinin ulaşmak istediği veri, data ve bilgileri kişiselleştirip, paylaşabileceği, hızlı ve rahat alışverişin gerçekleşebileceği, verinin analiz edilip, depolanabileceği, daha da iyisi paylaşılabileceği ve başkalarının bu verileri kullanabileceği bir platform. Kartvizit, sıradan, birbirinin kopyası siteler, bu gücün faydalarından yararlanamamanın ötesinde, bu gücü inkar eden çalışmalardır!

Tasarım, problem çözmektir. Biz web çalışanları, problem çözümcüleri, hayalci, düşünür, fikir yaratıcısı, tasarımcı, mucit ve yarin-yaratıcılarıyız. Web ise problem çözümünün ötesinde, bize güç veren bir kaynak. Web, yalnızca ürün satımının, kişiler arasında iletişimin ve verilerin depolandığı bir yer değil; web, fikirlerin, yeni inovatif çözümlerin oluşturulduğu bir pazar yeri.

90'li yılların sonunda patlayan İnternet balonu ve "rüzgar ticareti" hepimizin gözünü açtı. Artık bizi yeni yarınlar bekliyor ve bunları yaratmak bizim elimizde! Ama öncellikle laleciliği bırakmak gerekiyor!

   
 
Bu yazı Mehmet Doğan tarafından saat 23:49 civarı yazılıp Web Sektörü dosyası içine işlendi.

Bu konuyu/yazıyı tartışan diğer websiteler diğer bloglar
Bu yazıyı okuyup beğenenler şu yazıyı da okudular.
Bu yazıdaki anahtar kelimeleri diger bloglar icinde ara ve bul: | | | |
 

Bu yazıya ait 33 yorum var.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
1. | 05 Eylül 2006 23:14 tarihinde, Müfide demiş ki:

Ben tasarımcı değilim. İşimin web tasarımıyla hiç bir ilgisi yok. Ama yazılarınızı beğeniyle okuyorum. Anlattıklarınız , karşılaştırmalı açıklamalarınız, anlatım biçiminiz... yazılarınızı ilgiyle okumamın nedeni. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

2. | 05 Eylül 2006 23:16 tarihinde, Dersaadet demiş ki:

yorumum yazıyla ilgili değil. sadece bir mesaj. iki aydır yazılarınız gelmeyince sizi merak etmeye başlamıştık. umarım sağlığınız da iyidir.
yeniden altı üstü'den mail almak güzel..
selamlar.

3. | 06 Eylül 2006 0:12 tarihinde, Arda Kutsal demiş ki:

Mehmet öncelikle yazılarınla aramıza geri dönmene sevindim.

Web 2.0 konseptinde (yada adını her ne koyarsak) senin de üstüne basa basa söylediğin gibi odak noktası kullanıcıdır ve paylaşım, güven gibi kavramlar kullanıcı ekseninde işe değer katan ekosistemin üyeleridir.

Kartvizit web sitelerinin yada diğer klasik iş yapışların yapılan işe kattığı değer belki bir zamanlar önem teşkil ediyor olabilirdi ama evet günümüz iş dünyasında katma değerli servisler sunmak yada diğer bir deyişle değer yaratmak pazarda konunuz ne olursa olsun yer edinmenizi temelden etkileyen en önemli faktör haline geldi.

Belirli alanlarda ki telekomünikasyon bunların başında gelir, önümüzdeki birkaç yıl içinde katma değerli servisler yaratmadan kazanç elde ediyor olmak mümkün olmayacak. Çünkü standart iş modelleri yeni nesil iş yapışlar karşısında rekabetçi olamayacak.

E-mail ile mektup, faks maliyetleri son buldu şimdi ise VoIP ile telefon maliyetleri ortadan kalkma noktasında. İnsanlar arasında iletişim için kurulmuş olan tüm engeller kalkıyor. Tıpkı Web 2.0 ile kurulmuş olan sistemde olduğu gibi. Paylaşım ve güven üzerine kurulu kullanıcı merkezli yapıda olduğu gibi...

Kısacası, artık inovasyon konuşuyoruz, kullanılabilirlik konuşuyoruz, işimizi daha iyi nasıl yaparız, verimliliği nasıl artırırız, değerimizi nasıl artırır, işimiz ile yaratacağımız etkiyi nasıl maksimize ederiz konularını konuşuyoruz, düşünüyoruz.

Durum böyle olunca da konuşan ve düşünen, konuşmayan ve düşünmeyenden kolay ayırt ediliyor, bir grup bekliyor ve bir grup yolunu alıp web'in üçüncü (3.0) durağına doğru seyahatini sürdüyor.

Başarılı yazın için tebrikler ve tekrardan hoşgeldin.

4. | 06 Eylül 2006 0:31 tarihinde, Şafak TOPALLAR demiş ki:

İlk olarak sizin ''Çürük Web Tasarımca'' adlı yazınızı okumuştum. Bende kendi çapımda Web tasarımı yapmaya çalışıyorum. Profosyonel değilim (aslada olmayı düşünmüyorum) sadece evde boş zamanlarını bu yolla değerlendiren bilgisayar ile 30 yaşında tanışan 40 yaşında bir gencim. Ticari bir kaygı gütmediğim için kendimi çürük tasarımcı olarak da algılamıyorum. Bu sebeple kendimde söz hakkı görerek tasarımcının nelere sahip olması gerektiği konusunda iki ilave yapmak istiyorum.
1. İncelediğim sitelerin tasarımlarında bol miktarda imla hatası var. Bu sebeple tasarımcı öncelikle kendi diline hakim olmalı. Edebiyatçı gibi oluşturduğu metinleri incelemeli. O metinlerin yazarı başkası bile olsa aynen alıntı yapılması zorunluluğu da yoksa Türkçesi düzeltilmeli ve o şekilde yayınlanmalı. Site şiir gibi okunmalı. Bu sayede Türkçeyede çok büyük bir katkı yapılmış olur.
2. Template site yapıp müşteriye satanlara tasarımcı denilmemeli. Bence onlar sadece template düzeltici olarak adlandırılmalı.
Bu kadar yeterli sanırım.

5. | 06 Eylül 2006 0:11 tarihinde, Metin AKSU demiş ki:

Sesinizi duymak güzel. Endişe etmeye başlamıştık.

6. | 06 Eylül 2006 0:28 tarihinde, Erinc M. demiş ki:

Güzel bir yazı olmuş. Yazıda genel olarak kullandiginiz tasarimci kelimesi, anladigim kadariyla, web programcisini, yazilim gelistiricisini de kapsiyor. Zira, web sitesi ile kullanici arasindaki interaktif ortami yaratmak tasarimcidan cok web programini gelistirenlerin isi.

Bir kuyumcu icin kartvizit web sitesi mi yoksa gunumuz vagonunda yer alan web 2.0 web sitesi mi hazirlanmali? Tartismaya acik. Tabi ki kuyumcunun blog'u, forumu, ziyaretcilerinden gelebilecek bilgilerin herhangi bir sekilde paylasimi, siteyi daha interaktif ve kullaniciya yonelik hale getirebilir. Fakat bunun limitleri vardir ve boyle bir websitesini aktif tutmak, kuyumcu icin sanilandan daha fazla (ozellikle zaman acisindan) kaynak gerektirir.

Bir kuyumcunun veya onceki yazinizda bahsettiginiz hirdavatcinin web 2.0 ozellikleri tasiyan bir websitesine gercekten ihtiyaci var midir? Yoktur diyemiyorum fakat sizin dediginiz gibi kesin vardir demek te cok zor geliyor.

Hoscakalin...

7. | 06 Eylül 2006 1:28 tarihinde, Cem Gedikoglu demiş ki:

Önceki yazınız ("Çürük Web Tasarımcı") açık ve net. İçeriğin sivri ve bir grubu hedef almış olması bu yazışmaları beraberinde getirmiş olabilir. Bu kaçınılmazdır ve olmasıda gereklidir sanırım. Bu siteyi açıp birşeyler yazma iddasıyla koltuğa otruduğunuzda heralde bunları öngörmüşsünüzdür. İki yazınızda da sergilediğiniz tavrınızı ve tarzınızı beğeniyorum.

Konuyla ilgili yazmak istediklerim var;

Bence "Laleciler" üçe ayrılıyorlar...

1-Teknik anlamda yetersiz olup yettiğince webde iş satmak isteyenler.
2-İnternet ve (belkide) sosyal anlamda kültür eksikliği olan ve 'gerçekten çalışan, derinliği olan' işler çıkaramayanlar.
3-Her iki gruba da dahil olanlar.

Eğer 1. grupta olup iyi görenler, iyi tasarım yapanlar, iyi plan yapanlar, 2. gruptaki zeki ve iş bilen arkadaşlarla beraber çalışırlarsa iyi işler çıkma ihtimali doğar. İhtimal diyorum çünkü bahsi geçtiği gibi işin müşteri tarafı bambaşka bir konu ve ne yazıkki özellikle ülkemizde iyi potansiyelden başarı ve hatta sonuç çıkarmak sadece bir ihtimal. Bu ihtimali sonuca dönüştürmek ne yazık ki hala büyük şirketler için mümkün. Büyük müşteri, bilinçli beklentiler, planlama, nispeten dengeli ücretlendirme ve en önemlisi; monitörde görülecek şeyden çok daha fazlasını düşünmek. Yani internet yatırımını-deneyimini, müşteriye ve paraya dönüştürmek. Bilinçli (büyük?) müşteriyle bilinçsiz (küçük?) müşteri arasındaki temel fark bence şu; Biri müşteri ve nihayetinde para kazanmak için interneti kullanıyor ve çeşitli kanallarla o parayı sorguluyor. Diğeri ise bunun uzağından bile geçmiyor.

Yani uzun lafın kısası bu iş kültür, görgü, bilgi meselesi ve sorun her iki tarafta...

Sizi işe yarar bu eserinizden ötürü tebrik ediyorum. Bence "Çürük Internet İşvereni" başlıklı bir yazı yazın okuyalım. 50-60 madde olsun...

Bu arada 3. gruba dahil olanlar çok geç olmadan başka sektörlerde para kazanmayı deneyibilirler.

İyi çalışmalar,

Cem Gedikoğlu

8. | 06 Eylül 2006 8:49 tarihinde, Aykut Demirci demiş ki:

Kontrol etmek ve halâ yazmadıysanız size bir email yollamak için gelmiştim :)

"İşimiz teknoloji işi değil; isimiz, kullanıcı deneyimi işi, yaratıcılık işi, iletişim işi..."
Büyük oranda katılıyorum.

Yapılan iş ne olursa olsun amaç her zaman için "mükemmeli" yakalamak değil, zamanında ve doğru olarak çalışacak, hedef kitlenin "kullanabileceği ve kullanmak isteyeceği" ürünler/çözümler üretmek olmalı.
Mükemmel ve 5br/zamanda tamamlanan bir iştense, işime kesinlikle yarayan 2br/zamanda tamamlanmış bir çözümü tercih ederim çoğu zaman.
Zamanla farklı düşünmeye başlıyor insan. Cep telefonları ve web'e bakışta olduğu gibi kendine bakışı da değişiyor. Bir zamanlar herşeyin mükemmeli ve mümkün olan en fazla teknolojiyi barındırması istenirken, artık en kullanışlı ve en kullanılabilir olanı "ihtiyaç haline" gelmiş durumda..

Bu arada tekrar geçmiş olsun.

9. | 06 Eylül 2006 9:23 tarihinde, egemen demiş ki:

çok güzel
oplmuş
olmuş

10. | 06 Eylül 2006 9:37 tarihinde, Ufuk Eskici demiş ki:

Yazınızı beğeniyle okudum. Sitenizi daha sıklıkla güncellemeniz dileğiyle..;)

11. | 06 Eylül 2006 11:21 tarihinde, sahip demiş ki:

Çok merak etmiştim, gmail adresine mail de attım.
Tekrar sorayım, iyi misin?

Harika bir yazı olmuş. Web kaç olursa olsun, bilgi ve bilgiyi aktaranlar hep olsun.
Ellerine sağlık.


12. | 06 Eylül 2006 12:54 tarihinde, serap demiş ki:

meerhaba ben sizin le yeni tanışdım:)ama çok güzel oldu...ben arkeoloji ögrenciyim...ama uzuzn zamandır web grafikık tasarımla ilgileniyorum..yazınız yol göstermek ve yanlışları düzeltmek açısından çok güzel olmuş...devamı beklerım.ayrıca yazınız mail adersimme göndermek ayrıca bir güzeliik tesekkür ederim.yazılarınızı beklerım .hersey için tersekkür ederim

13. | 06 Eylül 2006 13:28 tarihinde, Mehmet demiş ki:

Mehmet bey uzun bir aradan sonra hoşgeldiniz.

Benim çevremden birkaç web işi geliyor ve görüşmelerim çok kötü geçiyor sebebide birçok firma sahibinin web hakkında fazla bilgisinin olmaması. Adamlara sitenin nasıl olması gerektiğini vs.. ben anlatmak zorunda kalıyorum çünkü bir çoğu ne istediği bilmiyor benim sorduğum sorulardan da sıkılıp tamam sen nasıl biliyorsan öyle yap diyorlar. Konu fiyata gelince sıkılmadan pazarlığa oturuyorlar ve birçoğuda ucuza kaçıyor. Ne yapacaksın ki bu kadar para istiyorsun muhabbeti yapıyorlar. Bu tarz firmalar çürük web tasarımına razılar piyasada böyle işliyor. 300$ ve altına web siteleri yapıyorlar. Ben artık piyasaya iş yapmıyorum. Ve herkese sesleiyorum lütfen düşük fiyatlara web işi yapmayın. Piyasa kan ağlıyor orta okul öğrencileri bile web(joomla vs..) sitesi yapıyor.

14. | 06 Eylül 2006 13:42 tarihinde, Bilge SEMETEY demiş ki:

Mehmet Hocam Merhaba,

Web 2.0 ya da adına ne derseniz -kaldı ki hiç önemi yok-, bugüne kadar gözden kaçırılmış bir noktaya işaret ediyor: İnsana. Giderek önemi artan WOMM da aynı noktaya işaret ediyor (bu konuyla ilgili kısa bir yazım için: http://tastarak.wordpress.com/2006/08/31/womm-agizdan-kulaga-pazarlama/). Ayrıca, şirketlerin bütçelerinin kayda değer bir kısımlarını ayırdıkları ve giderek bu payı artırdıkları CRM, PR, ya da diğer uygulamalar, hep aynı yöne bakıyorlar: İnsana.

Bu insan, bizim müşterimiz olan insan. Aynı zamanda bu insan, bizim çalışanımız olan insan, yani bizim iç müşterimiz. Aradaki bağlantıyı kuranlara bakalım, müşteri hizmetleri çalışanları, evet, onlar da insanlar.

Değişen şu ki, artık bu insanlar yalnızca pasif hedefler olarak kalmayacaklar. Artık onlar sizin işinizin içindeler, hani şu deyiş vardır, işin bir ucundan da onlar tutuyorlar. Siz web sitesi tasarımcıları, artık kullanıcı odaklı tasarımlar satamazsınız, zira alıcısı çıkmaz. Artık kullanıcının içinde olduğu tasarımlar üretmelisiniz. Kullanıcı artık odak değil, kaynak..

Uzun aradan sonra yeni yazınızla dönmüş olmanıza çok sevindim.

Sevgiler, Saygılar,


Ayrıca bilginiz için: tastarak.net

15. | 06 Eylül 2006 21:33 tarihinde, bora demiş ki:

Merhabalar,
Ben Mehmet Bey'in söz konusu yazısına büyük oranda katılıyorum fakat şunu da eklemeden geçemeyeceğim.

Web tasarım işi her ne kadar büyük bir deneyim ve profesyonellik gerektirse de, bu işin sadece bu niteliklere sahip elit bir kesimin tekelinde bulunmasına da karşıyım. Çünkü internetin başlıca özelliklerinden biri de hiçbir ayrım yapmaksızın tüm bireylere eşit söz hakkı tanımasıdır.

Dolayısıyla, joomla ile hazır template kullanıp site yapanı horgörüp dışlamak da yanlış olur. Örneğin sosyal yardım dernekleri, öğrenci klüpleri vb. yapılanmaların da sanal ortamda temsil edilmeleri bağlamında eli klavye tutan herkes bu konuda desteklenmelidir.

Bu konuda tabiiki amatörlerin de üzerine düşen görev sürekli bu tür faydalı içerikli kaynakları takip edip kendini geliştirmektir.

16. | 07 Eylül 2006 8:14 tarihinde, can demiş ki:

Mükemmel bir yazı,mükemmel bir dönüş,yine web'i tasarlayanların,üzerinde çok düşüneceği çok güzel bir yazı olmuş.

Teşekkürler üstadım,

17. | 07 Eylül 2006 18:13 tarihinde, Tyelk demiş ki:

Hollandalı laleciler belki o zaman lalelerini, bugün olduğu gibi "bakın mavi lale, yeşil lale, pembe, mor vs. lale" diye pazarlayabilselerdi kriz olmazdı sanırım. Millet "A AA ne ilginç lale" deyip alır ve onlarda parayı vururdu. Demekki laleciliği bırakmak yerine pazarlamaya odaklanmak lazım. Evet, elbette ki dediklerinizde haklısınız. Ama "Marifet iltifata tabidir, müşterisiz meta zayidir" sözü çok şeyi özetliyor gibi.

Yeterki kendimizi bir noktada sabitlemeyelim. Gelişime açık olalım. Sizin dediklerinizde olsun, ama parada kazanalım. Pazarlayabildikten sonra sorun yok. Bir beyaz eşya markasının aynı cihazdan 300-3000 YTL aralığında değişik özelliklerde ürünü bulunuyorsa, bizimde bulunsun. İsteyen istediğini alsın.

18. | 07 Eylül 2006 23:21 tarihinde, Attila demiş ki:

Webmaster Kim? Kim Webmaster?

15 yil büyük, küçük, ünlü, ünsüz birçok ajansta Grafiker olarak çalıştım, halende calisiyorum... bugüne kadar bir cok kişi ile tanıştım, beraber çalıştım. Webmaster'indan sanat yonetmenine hatta ofis boy'una kadar.

Yabanci logo kitaplarini acip, iki logoyu birlestirip logo yapan tasarimciyi, bosverin kitaptan bir tane logo uydurun diyen ajans sahibini, Quark X-Press te kartvizit yapmakla tasarim dunyasina adim atan ve ikinci haftasinda Grafiker diye kartvizit bastirani, free template'leri deforme edip firmalara web sitesi yaptim diyen webmaster unvanli kisileri, baskalarinin site tasarimlarini firmalara uyduranlari vs vs uzar uzar gider.

7 yildir site tasarimi yapiyorum, büyük firmalarin web projelerini hazirladim, flash, dreamweavar, fireworks ucgenine ilave css tabanli siteler hazirliyorum ben hala kendime webmasterim diyemezken. nedir bu webmaster bollugu..! (lise talebeside web sayfasi yapiyor webmaster'im diyor, en büyük ajansta calisip profesyonel siteler hazirlayanda!!)

20 maddeyi kendisine tarz edinen webmasterlar'la calisanlar arkasina bakmadan uzaklasmiyorsa, varsinlar sitelerinin keyfini sursunler... Profesyonelce hazirlanmis bir siteyi gorduklerinde de ferrari'ye bakar gibi baksin dursunlar...

webmaster var, webmaster var! amator var, profesyonel var akla karanin, iyiyle kotunun, guzelle cirkinin oldugu gibi..

yazinizdan alinmak isteyen alinabilir, gercekler bunlar..

selamlar

19. | 08 Eylül 2006 12:53 tarihinde, Ekrem%20Soylu demiş ki:

Para tatlı; müşteriler bilinçsiz olduğu sürece gözlerini açan bir organizasyon, bir hareket olmadığı takdirde, her kör alıcının kör satıcısı olacak.

20. | 08 Eylül 2006 12:03 tarihinde, Şafak TOPALLAR demiş ki:

İsteyen istediği işi yapabilir. Müşteride istediği kişiye işini yaptırabilir. Kime ne. Örnek vereyim kişi bir üniversitenin iktisat mezunu ama bakıyorsun Kaymakam olmuş Vali olmuş. veya sözleşmeli subay olmuş. Subay olmak için 11 yıl bunun eğitimi alınırken. Sonuçta herkes kendi işini pazarlıyor. İşi alan yapar beğenenn beğenir beğenmeyen konuşur.

21. | 08 Eylül 2006 13:06 tarihinde, Murat Buyurgan demiş ki:

Yazılarınla hoş geldin Mehmet. Senin yazılarını okumak çok vaktimi alıyor. Zira bu kadar fazla nitelikli yorum alan başka bir blog'la henüz karşılaşmadım. Haliyle yorumlarıda okuyorum.

Sen biliyorsun ama bilmeyen arkadaşlara kısa bir açıklama yaparak yorumumu yapacağım. 1998'den bu yana bir interaktif ajansın yönetici ortağayım.
Bir çok büyük markayla çalıştık ve çalışıyoruz. Bir çoğuyla da sadece tanıştık.

Internet işi yapmak üzere yola çıkan veya yolun başında olan arkadaşlara tavsiyem şudur.

1- Müşterinizle görüşürken mutlaka kararı verecek, bütçeyi onaylayacak kişiyle görüşün.
2- Müşterinin internet projesine ayırdığı bütçeyi öğrenmeden teklif vermeyin. Önce bütçeyi öğrenin. Sonra o bütçeye uygun önerilerinizi yapın.
2- İkinci görüşmeye kadar bu konuda en başarılı kaynak olan Mehmet doğan'ın kitabını okumalarını tavsiye edin. Belki ikinci toplantıya kadar görüşleri değişebilir.
3- Bloglarda neler konuşuluyor, google'un bilmediğiniz ne kadar fazla özelliği var gibi müşterinizin haberi bile olmayan ama internet kullanıcılarının kullandığı hizmetlerden genel anlamda bahsedin.
4- Sizde unutmayın. Müşterinize de hatırlatın. Kimsenin okumadığı, çöplere atılan, bir kataloğu yaptırmak için en küçük şirketin bile 5.000 USD bütçesi vardır. Herhangi bir fotoğraf stüdüyosunda veya çok ta uzman olmayan bir fotoğrafçıya biri ürün resmi çektirmek isterseniz günlük minimum 500 USD maliyeti vardır.
İsmi azbuçuk duyulmuş bir manken'in fuar stantına 1 saat gelmek için aldığı ücret 1.000 USD'dan aşağı değildir. Modüler bir stant'ın maliyeti 1.000 USD dır. 3 günlük bir fuarda 10 m2 stant'ın maliyeti 1.000 USD'dır.

Bir web projesinde en az 3 kişi bulunur. Tasarımcı, yazılımcı ve proje yöneticisi. Bu 3 kişi bir projede tam zamanlı ortalama 1 ay çalışır.

Belli bir kalitede iş çıkarabilecek 3 kişilik ekibin şirkete aylık maliyeti en az 5.000 USD'dır. Bir şirket genel gideri vardır. Gelirlerlerinden %30 vergi öder. Ve bu 3 kişilik ekip sene içerisinde bu zaman planıyla en fazla 12 adet proje yapar.

Sözün özü.

Kendinize taban bir bütçe belirleyin ve bu bütçenin altında işler almayın. Günü kurtamaya bakmayın. Zira internet'te dün yok. Bugün bile yok. Hep yarın var.

5-Mutlaka kendinize ait bir web projesine zaman ve para ayırın. Zira sahip olduğunuz müşterilerle sonsuza kadar çalışamazsınız. Ama kendi projenize yaptığınız her doğru yatırım hemen olmasada bir gün geri dönecektir.


Güzel yazın için teşekkürler Mehmet..

22. | 09 Eylül 2006 19:34 tarihinde, FARMAU demiş ki:

UZUN ZAMANDIR YOKTUNUZ MERAK ETMEDİK DEĞİL.YAZINIZ YİNE HER ZAMAN Kİ GİBİ ÇOK İYİ OLMUŞ.

23. | 10 Eylül 2006 2:42 tarihinde, emrah serdaroğlu demiş ki:

hollanda halen lale üretiyor ya biz? hollanda'nın ESA'sı var ve laleleri de ay'a ekecek ya biz? hollandalılar elindeki malı tanımadan, ihtiyaçlarının ne olup olmadığını bilemeden yatırımlarda bulunmuşlar ama sonra ne olmuş? web işi de bunun gibi... bırakın bilgisayar üretmeyi, direç bile üretmiyoruz... yazılım,tasarım üretelim,satalım... eğitim kurumlarımıza bakın! birde tarihimize, bilimlerimize bakın... bence tarihten çok ders almalıyız. lale, bir millletin millileştirip zenginliğe, bir kültüre dönüştürebildiği dış kaynaklı bir değer... internet de öyle hemde her millet için tek tek öyle, peki ya biz ne yapıyoruz?

24. | 10 Eylül 2006 10:48 tarihinde, Ex oriente lux demiş ki:

Daha sık, daha çok yazmanızı bekliyoruz. Umarım bir daha bu kadar bekletmezsiniz. Yazı her zamanki gibi çok güzel.

25. | 11 Eylül 2006 2:31 tarihinde, Ömer Balyalı demiş ki:

Ellerine sağlık Mehmet abi.

Çürük Web Tasarımcı konusuna gelirsek, bunu şu şekilde düşünmeliyiz; özellikle Türkiye'de yaşayan bizlerin belkide en büyük sıkıntısı; "kaz-kapat-tekrar kaz".

Belediyeler ve İnşaat firmaları, bazı "duygusal" sebeplerden dolayı, bizim kullandığımız yolları durmadan kazmakta, kapatmakta ve tekrar kazmaktalar. (FEMA'nın kısır döngüsü gibi)

Bu duygusal sebeplerin yanında, acemilik var. Bir inşaat firması veya belediye, işini iyi yapmıyorsa, yanlış yapıyorsa, hatalı yapıyorsa ve sonuçta bundan zararlı çıkan, o yolu hergün kullanmak zorunda kalan bizler isek... herkes "çürükleri" çöpe atmak konusunda ısrarcı olacaktır.

Web'in ve kullanıcıların en büyük sorunu, kapalı bir yolun, çalıışmayan bir asansörün, yolda kalan bir arabanın etkisinin; çalışmayan bir web sitesi ile aynı olduğunu farkedememeleri.

Her gün onlarca küfür ediyoruz, her gün belediyelere, işçilere, mühendislere... sövüp sayıyoruz. Neden? Çünkü işlerini doğru yapmıyorlar. İşlerini nasıl yapacaklarını bilmiyorlar ama buna rağmen o işleri yapmakta ısrar ediyorlar. Her gün yöneticilere küfür ediyoruz, çünkü işini iyi yapan insanlarla çalışmıyorlar, çünkü kendileri de işlerini doğru ve iyi yapmıyorlar.

Her gün işini iyi yapan insanlara küfür ediyoruz, çünkü bir web sitesi kapalıysa veya x tarayıcısıyla açılmıyorsa veya aradığımız içeriğe erişemiyorsak bu kabul edilebilir bir sorun gibi algılıyoruz, hatta sorunun bizde olduğunu düşünüyoruz. Her gün işini iyi yapan insanlara küfür ediyoruz, çünkü onların idealist veya hayalperest olduklarını sanıyoruz.

...

Elmaların çürümesine değil, çürük elmaların da manavda satılmasına kızıyoruz.

Hiç kimse mükemmel değildir, hiç kimse işini en iyi ve en doğru biçimde yapamaz ama "iyi olanlar" her zaman kendilerini geliştirmeye ve gelişmenin sebebini anlamaya çalışırlar. Hepimiz amatördük ve hepimiz kötü işler yaptık, önemli olan kendimizi geliştirmek.

Çürük Web Tasarımcıları ise kötünün iyi olduğunu savunmaktadırlar.

Web siteleri deneme tahtası değildir, hele ki ticari siteler... Bu yüzden de "amatörce" yapılmayacak kadar önemlidirler.

.

İşimizi ya iyi yapalım, ya da hiç yapmayalım. İyi yapmak için ilk şart, iyi yapmayı istemektir, ikincisi iyi olmayı hedeflemektir, üçüncüsü ise fazla zaman harcamadan iyi olmak için uğraşmaktır.

İyi olmaya uğraşmak demek, işinizi ciddiye aldığınızı ve işinizi iyi yaptığınızı gösterir. (sizden daha iyileri olsa bile önemli olan sizin amaç ve davranışlarınızdır.)


Yine çenem düştü!


Bu güzel yazı için teşekkürler.

26. | 17 Eylül 2006 12:30 tarihinde, HatayGezgini demiş ki:

Bu yazınızı görmeden önce, internette yayınladığımız sayfalarımızı kapatmıştım. Yazınızı okuduğumda yanlız olmadığımızı anladım.
Umarım bu yazılarınızı geniş kitleler okuyordur. Geleceğimiz hakkında düşüncelerinize katılıyorum. Parmakları tuşlara uzanabilen herkesin kendisine pay çıkardığı alemden uzaklaşmanın mutluluğu ile size sağlıklı bir yaşam temenni ediyorum.

27. | 01 Ekim 2006 20:18 tarihinde, ilker demiş ki:

Mehmet Bey

Öncelikle tesadüfen karşılaştığım sitenizdeki sade ve temiz anlatım ve tasarım için sizi tebrik etmek isterim. Henüz web ve laleler yazınızın ilk bir kaç paragrafı hariç yazılarınızı okumaya fırsat bulamadığımı bu nedenle içerikle ilgili bir yorum yapamayacağımı belirtmeliyim. Önümüzdeki bir kaç gün içerisinde yazılarınızı okuma şansım olacağını umuyorum.

Rüzgar Tüccarlığı yazınızla ilgili sadece küçük bir düzeltme yapmak istiyorum, sanıyorum ki gözünüzden kaçmış, burada "Osmanlı İmparatorluğundan ihraç edilen lale soğanı" şeklinde yazılmış olan ifadenin doğrusu "Osmanlı İmparatorluğundan ithal edilen lale soğanı" şeklinde olmalıydı. Dikkatinizden kaçmış olduğunu sanıyorum.

İyi çalışmalar dilerim.

28 02 Ekim 2006 22:42 tarihinde, Mehmet Doğan demiş ki:

Tesekkurler Ilker. Gozumden kacmis. Hatayi duzelttim. Ithal ile ihrac kelimeleri, birbirine karistirdigim kelimeler arasinda yer aliyor :)) Iktisat diplomasina ragmen

29. | 10 Ekim 2006 13:35 tarihinde, mert demiş ki:

inovatif hangi dilde mevcut bir kelime Mehmet Bey :)

30. | 15 Ekim 2006 21:30 tarihinde, Pardushan demiş ki:

Merhaba Mehmet hocam,
Bende bu siteden birkaçgündür haberdar olan ve o bir kaç gün içinde fikirleri pekişen (CSS, XHTML vb.) insanlardan daha doğrusu Web tasarımcılardan biriyim.
Benim en büyük sorun olarak karşıma çıkan web tasarım teknolojileri değil. Yani bir şekilde bu konuyu aşabiliyoruz. Hazır templateler kullanıyoruz, scriptler var yine açık kaynak olan. Evet bunların kullanımını bende pek tasvir etmiyorum ama bilmediğimiz konularda ufkumuzu genişlettiğini düşünüyorum. Benim en büyük sorunum ingilizce bilmiyor olmam. Ülke olarak eğitimimiz ingilizce konusunda çok yetersiz.
Evimde bi dolu web tasarım kitabı var ama sorularıma cevap bile olamıyorlar. Profesyonellik konusunda hiçbiri bana nasıl? sorusuna cevap bile vermekten aciz. İngilizce kaynaklardan sürekli bahsediliyor. Mesela CSS konusunda bu site aracılığıyla ulaştığım çok hoş bir sitenin içeriğinden sadece kodları alıp kullanmakla yetinmek zorunda kalıyorum. Yine nasıl sorusuna cevap alamıyorum.
Web tasarımı anlatan türkçe içerikli sayfalar var diyenler çıkacaktır. Bi sürü teknikler anlatıyorlar ama web sitesi nasıl olmalı konusunda hiç birinden yararlanamıyorum.
Mehmet hocam anlatıyor ama yine nasıl sorusuna cevap alamıyorum. Örnekleri lütfen somut verin. Mesela kullanıcı etkileşimi deyin bi örnek verin. Hemen girelim o siteye ne demek istediğinizi anlayalım. Gerçi gerçek hayattan örnekler veriyorsunuz ama sanırım web işine girenler biraz asosyal olamaya başlıyorlar.
Bu arada yazdıklarınıza kesinlikle katılıyorum. Ama hak veremiyorum. Çünkü kartvizitten site yapabilmenin bile gerçekten çok zor olduğunu biliyorum. İçeriği müşteriden beklemeyin diyen bi arkadaşımız vardı. Biraz araştırma yapmamız gerektiğini söylüyordu. Kartvizitten site yapanların çoğu içeriği internetten araştırarak bulmaktan başka bir çareleri yok.
Umarım ne dediğim anlaşılmıştır. Genelde hep yanlış anlaşılırım :)
Teşekkürler Mehmet Doğan

31. | 11 Kasım 2006 23:54 tarihinde, ysatilmis demiş ki:

Çok haklısınız, Ben firmamı kurduğumdan beri yani 5 yıldır sizinde belirttiğiniz çizgiden yürüdüm, metninizi okuyunca beni anlatıyor dedim kendi kendime. Bu bölgede en iyi fiata web sitesi yapan firmayım, Özel üretim yapıyorum çünkü. Ayda en çok 4-5 iş çıkartabiliyoruz. (grafiker+tasarımcı+programcı+ben). Ve inanın Şirket ancak kendi giderlerini karşılıyor. Ve ben şunu anladımki bizim işimiz özel üretim öyle hemen çabucak çıkartılmıyor Bir kurumsal web sitesini 10 günde çıkartırsın, herşeyiyle.
Yani şunu anladım, Web tasarımda emek, özveri çok fazla ama karşılığında kazancın çok düşük. Ben 5 yılımda verdiğim özveriyi web tasarım işine değilde bir ticaret işine verseydim çok daha fazla gelir elde ederdim.

5 yıldır yetersiz gelirden pekçok web tasarım firması kapandı. (Türkiye'nin 3. büyük ilinde yaşıyorum. ) Ben ise hep müşteri memnuniyeti ve iyi hizmetimden dolayı devam ettim. Müşterimlerim çok sadık kaldılar bana. Buda benim kazancım oldu. Onlar beni hep refere ederler.

Bence ülkemizde bir bilişim bakanlığı kurulmalı. Web tasarım firmalarına proje üretmeleri için destek verilmeli. Ekibimi kurmuşum bir projem var, 3 ay sürecek, ancak 3 ay şirketimi finanse edemeyeceğim için 1 yıldır beklemede. Vaktim oldukça argesi ile uğraşıyorum.

Neyse sizinde başınızı ağrıttım. web tasarım diyince bilen bilmeyen çok bilinçsizce konuşuyor, ben sizi yazılarınızla çok dolu biri olarak gördüğüm için yazdım.
Bu şekilde dertlerimizi paylaşmak benide memnun etti.
Saygılar sunarım

32. | 10 Aralık 2006 21:25 tarihinde, şirinaz demiş ki:

tasarım tarihinde en büyük evrime sebep olan faktör ne olmuştur.cevap yazarsanız sevinirim.iyi akşamlar.

33. | 20 Aralık 2006 13:44 tarihinde, emre demiş ki:

merhaba ben konuyla alakalı değil ama web sitesi kurmak istiyorum az cokda bilgim var dersinide gördüm ama paralı olarak icinde forum falanda koycam ama nasıl yapcam bana yardımcı olursanız sevinirim adresim tilsim_ist@hotmail.com ekleyip web icin derseniz hatırlarım tşk ederim


Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Kitabımı satın almak ister misiniz?

Teknoloji Kimin Umurunda adlı kitabımı satın almak ister misiniz?