ALTI ÜSTÜ TASARIM – Mehmet Doğan

 
yazı arşivi|abonelik|site ve yazar hakkında|teknoloji kimin umurunda|tavsiye ettiklerim|iletişim
 

Değişen Dönem

22 Eylül 2006

Tarihi, geçmişi anlamayanlar, geleceği tahmin edemezler. Yaklaşık 9 yıl önce web işine girdiğimde, web ve web tasarımı sektörü inanılmaz bir popülariteye sahipti. Birçok büyük ve orta ölçekli şirket, web üzerinde kendilerine bir yer bulmak için yarışıyordu adeta o dönemde. Tam olarak anlamını kavramasalar bile, bu yeni platformun, geleceğin en önemli iletişim ve ticaret aracı olduğunu düşünüyorlardı. Web, bir orman yangını gibi yayılıyordu, bir ülkeden, diğerine. Birçok venture capital şirketi (VC), web üzerinde iş yapan yeni şirketlere sermaye ve kredi yardımı yapıyordu. Üniversitelerden yeni mezun olmuş hatta üniversiteyi terk etmiş kişilerin, web üzerinde yaptıkları yenilikçi siteler ile milyon dolarlar kazanmaları, hem VC şirketlerinin, hem de bu işe yeni başlayan ya da başlamak isteyen kişilere güven veriyordu. Fakat parlayan ve geleceği tam olarak bilinmeyen her sektörde olduğu gibi web ve İnternet sektörü etrafında bir balon oluşmaya başladı. O dönemde işe yeni başlayan birçok şirketi, milyon dolar gibi fiyatlarla bünyesine alan büyük şirketler; bir ayda, borsadaki stokları ile büyük paraları cebine indiren yeni mezunlar, sektör etrafında "ne yaparsan yap para kazanılıyor" gibi bir inancı insanların beynine yerleştirmeyi başardı.

İşte bütün bunlar öylesine bir ekonomik balon yarattı ki, bu balonun içinde yaşayanlar, her geçen gün kendilerini, balonun içine taşıyıp, şişiren kişilerin varlığının farkına bile varamadılar. Bütün borsalarda, web ve İnternet sektörü işinde bulunan şirket hisseleri rağbet görmeye başladı ve ilgi, 2000 yılının Mart ayında NASDAQ'ı, 5000 gibi rekor bir seviyeye taşıdı (bugünlerde indeks 2200 seviyelerinde). Fakat Mart 2000 ayı sonunda borsa, yüzde 25 geriledi. 2000 yılının sonunda ise rekor seviyenin yüzde 65'i geriledi ve İnternet balonu patladı (dot-com boom). Binlerce web çalışanı issiz kaldı ve yüzlerce İnternet ve VC şirketleri iflas etti. Hemen hemen bütün büyük şirket sahipleri, bilişim teknolojileri bütçesini yüzde 50 seviyelerinde kesti ve teknoloji-yanlı, teknoloji-aptalı bir dönem böylece kapanmış oldu. O dönemde, ben de, bu rüzgarın getirdiği gripten nasibimi aldım. Ama yine de milyon dolar sermaye gömülü, "rüzgar ticareti" yapan Pets.com ile karşılaştırılırsa, benim grip neredeyse nezle sayılırdı.

Yeni Eski

Fakat bütün bu olanlara rağmen web halen yaşıyor. Nedeni ise Cluetrain Manifesto'nun yazarlarından biri olan Christopher Locke çok iyi açıklıyor kitabında:

İnsanlar, İnternet'i sırf donları içinde alışveriş yapabiliyor diye sevmiyor! İnsanlar, İnternet'i seviyor çünkü İnternet, onların diğer insanlar ile konuşabilmelerini sağlıyor, onlara ses veriyor, onların istediklerini, halka açık ama şimdiye kadar görülmemiş bir platformda yapmalarına izin veriyor.

Bugünlerde eskiden tekrarlanmış bir kaç hata yeniden tekrarlanıyor. Milyon dolarlık fiyatlara yeni başlamış şirketler ve websiteler, büyük şirketler tarafından satın alınıyor; milyonlarca ziyaretçisi olan, popülaritesi yüksek siteler, kendilerine milyar dolar fiyat biçiyor. Bu sitelerden bazıları haklı olarak bu tip açıklamalar yapsa da, bazıları birkaç gerçeği unutuyor. Yaklaşık 7 sene önce yaşadıklarımızı yeniden yaşamamak ve geleceği sekilendirmek için birkaç noktayı çok iyi anlamak gerekiyor:

  1. İnternet'in şoför koltuğunda oturanlar şirketler değil, kullanıcılar
    Maalesef birçok şirket, İnternet'i, ürünlerini satıp, para kazanabilecekleri, pazarlama alanında kullanabilecekleri yeni bir araç olarak gördü ve halen görüyor. Web, bir işletme modeli değil, yalnızca bir platform. Web, insanların, tüketicilerin, bireylerin ilgisi ile çalışan, benzini insan olan bir oluşum.
  2. Teknoloji, insanlardan daha hızlı değişiyor
    Şirketlerin yaptığı başka bir hata, hem kendilerinin, hem de araştırma kurumlarının yaptığı tahminlerin gerçekler ile alakası olmaması. Örneğin İnternet çöküntüsünden yıllar önce, ABD Ticaret Bakanlığı, İnternet üzerinde yapılan alışverişin 2002 yılında 300 milyar dolar olacağı müjdesini vermişti herkese. Fakat gerçekler bu rakamın çok daha uzağında idi. 2002 yılında sanal harcamalar 14 milyarı bile bulmuyordu. Şirketler, teknolojinin hızı ile insanların bu yeni teknolojiyi kabul hızını aynı oranda tuttular ve halen, birçok şirket, teknoloji tahminlerini, teknolojinin ve insan hızının aynı oranda gelişeceği inancı ile yapıyorlar.
  3. İnternet halen buzdağının su üzerinde görünen kısmı büyüklüğünde
    Web dediğimiz sektör çok yeni ve geleceğin bizi neler beklediğini tam olarak kestirmek neredeyse imkansız. Bundan yıllar önce Sony video-çaların film sektörünü öldüreceğinden bahsedenler, bugün iTunes'da filmlerini satıyorlar. Kimse artık Betamax ya da VHS kaset almıyor. Bu resim içinde acaba İnternet kaç yaşında?
  4. Web, yeni bir düşünce şeklinin varlığını gerektiriyor
    Şirketler, halen, yeni bir iletişim aracı olan İnternet'i, eski iletişim araçları ile aynı şekilde kullanmaya devam ediyor. Broşür siteler ortaya çıkarıp, tek taraflı, İnternet'in özüne aykırı iletişim metodunu websitelerine aktarıyorlar. Yalnızca bunları aktarmakla kalmayıp, bütün bunları, geri-dönüşü olmayan bir bütçe ile birlikte yapıyorlar. Maalesef bu işlemin sonunda, "bu metot bizim için işlemiyor" sonucu çıkarıyorlar.

Değişen Dönem

Artık zaman değişti. Eskiden neredeyse kural haline gelen teknoloji odaklı girişimlerin sonu gelmeye başladı. Artık, kullanıcı-odaklı, deneyimin maksimize edildiği ve kullanıcının websitesine; websitenin, kullanıcıya güç verdiği bir döneme girildi. Öylesine ki artık yeni jenerasyon siteler, ücretsiz servis ve araçlarıyla kullanıcıları kendilerine çekmeye başladı. Açık kod kullanımı, kullanıcı ile paylaşılan veriler ve API'ler, neredeyse pazarlama, özellikle ağızdan-ağza pazarlama aracı olarak kullanılmaya başlandı. Kullanıcıların yarattığı içerik ile siteler, mimarisini, İnternet kullanıcılarının eline bıraktı.
Günümüzdeki bu gelişmelerin, eski dönemden en büyük farkı, kullanıcı deneyiminin, birçok şirket için, en önemli misyon haline gelmesi. Öylesine ki milyar dolarlık şirketler, daha birkaç sene önce açılmış, küçük şirketlerin sunduğu kusursuz kullanıcı deneyimi yüzünden zarar etmeye hatta şirket işleyiş modellerini değiştirmeye başladı (örn. NetFlix-BlockBuster). Artık, pazarlama şirketleri, blogları takip edip, ürünleri hakkında tüketicilerin ne düşündüğünü öğrenmek için büyük bir yarışa girdi.
İsmini ne olarak adlandırırsanız adlandırın (web 2.0, katılımcı İnternet, yeni İnternet v.b.), gelişmelere kulak verin, gözlerinizi bu gelişmelerden ayırmayın. Çünkü bu gelişmeler, çok yakında siz istemeseniz bile hem İnternetçi, hem sitenizi, hem mesleğinizi hem de şirketleri değiştirecek. Acaba siz bu değişimin neresindeniz?

   
 
Bu yazı Mehmet Doğan tarafından saat 22:18 civarı yazılıp Kullanıcı Deneyimi, Web Sektörü, Web Stratejileri dosyası içine işlendi.

Bu konuyu/yazıyı tartışan diğer websiteler diğer bloglar
Bu yazıyı okuyup beğenenler şu yazıyı da okudular.
Bu yazıdaki anahtar kelimeleri diger bloglar icinde ara ve bul: | | |
 

Bu yazıya ait 11 yorum var.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
1. | 22 Eylül 2006 23:18 tarihinde, Bora demiş ki:

Bir kaç aydır sitenizi takip ediyor ve her yazınızı bir solukta okuyuveriyorum. Bazen günde bir kaç kez acaba yeni bir yazı eklenmiş mi diye bu sayfaya tıklıyorum:)

Bir ara rss i kullanayım dedim ama bir türlü sindiremedim, ben de vazgeçtim. Ne de olsa mühim olan teknolojinin ilerlemesi değil, benim (kullanıcının!) rahatım:)

Fakat kafama takılan bir soru işareti var. Sıklıkla değinilen bir nokta şu ki, artık kartvizit/broşür web sitelerinin geçerliliğini yitirdiği söyleniyor. Tek taraflı iletişimin yeterli olmadığı da... Ben de soruyorum: Sitemiz ticari amaçlar gütmeyen, sadece tanıtım amaçlı bir siteyse ne olacak? Örneğin bir musıki cemiyetinin web sitesine yukarıda sözü edilen bağlamda bakarsak, ne tür bir kullanıcı etkileşiminin gerçeklenmesi makul olabilir?

2. | 23 Eylül 2006 0:13 tarihinde, Ömer Balyalı demiş ki:

Değişmeyen tek şey değişimdir.

İşin "Türkiye" boyutuna gelecek olursak, Türkiye'de web sektörünün gerçekten azınlığı bu gelişmeleri takip ederken, sektörün asıl ekonomik paydaları işi geriden takip ediyor. Asıl sorun, işi geriden takip etseler de, yurtdışındaki olumsuz gelişmeleri anında kendilerine de mal etmekteler. Bu aslında yanlış değil ama şirketlerin gözden kaçırdığı şey şu, yurtdışındaki olumsuz gelişmelerin iç sektörü etkilemesinin sebebi, iç sektörün yurtdışındaki olumlu gelişmeleri takip etmemesi.

Web 2.0, CSS/XHTML, Kullanılabilirlik... gibi terimlerin sadece "balon" kısmıyla ilgilenen ve "yenilikçi" olduğunu iddia eden grup ve şirketler de bu olumsuz gelişmelerden etkilenecektir.

Ceviz.Net'te belediye siteleriyle ilgili kısa bir yorum yaptım ve eleştirdiğim konu hala 1997'den ileri gidemediğimiz.

http://forum.ceviz.net/showthread.php?t=33271

3. | 23 Eylül 2006 13:56 tarihinde, kuen demiş ki:

"Kullanıcıların yarattığı içerik ile siteler, mimarisini, İnternet kullanıcılarının eline bıraktı."

Bu cümleye takıldım. Bugün blog siteleri bile yazılan makaleleri yayınlamak için onaylama ile çalışıyorlar. (Yani site editörü inceleyip onaylıyor.)

Peki hocam burda bahsedilen "kullanıcının eline bırakmak" nasıl oluyor?

Benimde web adresi bölümünde yazdığım bir sitem var henüz test aşamasında, içerik tamamen kullanıcı tarafından oluşuyor. Otelleri şikayet ve tavsiye edebiliyorlar. Ben onaylamadan mesajları yayınlasam.

1. İmla hataları, büyük harf yazmak, büyük küçük karışık yazmak. vs..

2. Sitede yayınlanan yazılar içinde hakarete ve karalamaya yönelik yazılarda olabiliyor. Bilinçli yapmasalarda hukuken bu şekilde değerlendiriliyor. Yine onay mekanizmasıyla bunu aşıyoruz.

3. Yayıncı kuruluş olarak kişinin ulaşım bilgilerine ulaşamazsanız hukuken bütün suç sizin oluyor.

4. Yasal sorumluluğum olmaması için Avukat la çalışıyorum Avukat onaylıyor mesajları.


Şimdi böyle bir sitede "içeriği kullanıcıların yarattığı" ben nasıl mimariyi kullanıcıların eline bırakabilirim?

İstiyorum ama inanın bir çıkış yolu bulamadım.

4. | 24 Eylül 2006 22:41 tarihinde, matanoupa demiş ki:

Sayın Bora,

Etkilesimli web sitesi kullanicinin siteye girdiginde etkilestigi site anlamina geliyor. Ilk etkilesimden sonra etkilesmeye ihtiyac duydugunuzda gerceklestirdiginzi bir kavramdir. Buna gore

Musiki cemiyetleri brosur siteleri ile kendilerini tanittiktan sonra etkinliklerini, anilarini, deneyimlerini, hislerini veya kullancilar arasinda etkilesimi bir topluluk kurarak basarirlar ise web 2.0 ile cok sey yapabilirler.

Ustelik etkilesimli web sitesi yeni musuki sever yaratmanin guzel bir yoludur.

1 nolu kural cok kimin patron oldugunu net sekilde gosteriyor. Kullanicilara sundugunuz deneyIM kadar varoalbilirsiniz.

gerisi is profesyonellige ve marketinge giriyor.

5. | 25 Eylül 2006 13:46 tarihinde, Alper Akcan demiş ki:

Selam,

Çok güzel bir özet olmuş, ellerine sağlık. dot-com patlaması ile ilgili çok şey söylenip yazıldı, yazılacak da. Hatta bundan sonra bir çok başka patlamalar da olacak, ekonominin kuralı böyle. Burada önemli noktalardan birisi, internetin değişik iş modellerine fırsat tanıması. yukarıda yazdığın yazıda en çok katıldığım noktalardan birisi, internetin sadece bir platform oluşudur. Bunun dışında yapılan işin başarılı olması, bu platformdan destek alarak (ve hatta bazen tamamen bu platformun nimetlerinden faydalanarak) oluşturulan "iş modeinin" ticari hayatta kabul edilebilir olması ile alakalıdır. Hiç bir iş sırf internetten yeni teknolojilerle yapılıyor diye başarılı olamaz. İşleri internet üzerinden yapmak, en fazla bazı süreçleri kısaltmak, maliyet avantajı sağlamak, var olunmayana kanalları yaratmak gibi destekler sağlayabilir.

Bu konuda uzunca süre düşünen birisi olarak, internet ve teknolojilerini bilerek iş kurmak değil, iş kurmayı ve iş modellerini iyi biren birisi olarak, interneti kullanıp iş kurmanın daha saplıklı sonuçlar vereceğini düşünüyorum. VC'lerin de burada en büyük katkısı bu olacaktır, sadece para sağlamak değil iş modellerini sorgulamak ve mantıklılara yatırım yapmak. Yani bir nevi filtre olacaklardır.

6. | 25 Eylül 2006 16:09 tarihinde, Murat Yerdekalmazer demiş ki:

Kolay değil. Internet'i yaşamayan kişilerin yönettiği büyük büyük firmaların yöneticilerinin "Internet'in Ruhunu" anlayarak firmalarının bu mecrayı daha etkin kullanmalarını beklemek haksızlık.

"Internet'in Ruhu" tanımlamasını Internet sektöründe çalışırken bana çok şey öğretmiş yöneticimin yapmıştı. Bu tanımlama ile ilgili bir ara uzun uzun yazarım ama küçük bir örnek aslında sayfalarca yazılacak yazıdan daha çok şey anlatır.

Google, herkesin malumu Internet'in Ruhunu çok iyi anlamış ve tüm iş yapma şeklini de buna göre kurgulamış bir firma. Internet'in özgür olduğunu ve kimsenin kimseden bir şey saklayamacağını ya da saklamaya çalışmaması gerektiğini o kadar iyi biliyorlarki bir çok servisini Beta sürümü olarak kullanıcılarına açıyorlar. Eksiklerinden utanmıyorlar, yanlış yapmaktan korkmuyorlar ve kullanıcılarıyla tüm samimiyetleriyle yaptıklarını daha pişirmemişken paylaşıyorlar. G-mail Beta olarak açıldığında bir kişiden bile "Bitmemiş bir şeyi tüm dünyaya açmışlar bu ne sacmalık!" gibi bir yorum duymadım. Aksine kullanıcıları tarafından çok samimi bir şekilde karşılanmış hatta test etmek için herkes kuyruğa girmiştir. Geriside hepinizin çok iyi bildiği hikaye.

Benim bu kadar zaman Internet'e mesayi harcadıktan sonra öğrendiğim şu oldu, Internet'in Ruhu ne yazık ki anlatılmıyor, ya içinizde oluyor ya da ruhsuz bir şeklide Internette sörf yapıyorsunuz :)

7. | 25 Eylül 2006 22:45 tarihinde, Ecglr demiş ki:

Sitenizi internet ortamında uzun sayılacak bir zamandır takip ediyorum.

Benim düşünceme göre eski medya evlerimizde oturma odasına kadar girmeyi hedeflemişti. İNTERNET beynimizin içerisine girmeyi hedeflemektedir.

Evlerin içerisini hedefleyen bir medya doğal olarak mesajlarını yavaş, anlaşılır bir şekilde ve ev kadınlarından çocuklara kadar herkesin anlayacağı şekilde sunmayı hedeflemişti. Bunun sonucunda eski medyayı sadece ev kadınları ve çocuklar (ilk bilgisayarlarını yada cep telefonlarını alıncaya kadar) takip eder hale geldiler.

İnterneti iyi kullanabilmek için insan beyninin nasıl çalıştığını ve sadece insan olarak internetin karşısına geçmiş birisinin neler isteyebileceğini algılamak gerekiyor. Bunu yazarken anda yalnız kalmak, ihtiyaç denince pek çok kişinin aklına sex, para kazanmak, arkadaş bulmak vs... şeyleri çağrıştırdığımı tahmin ediyorum. Ama internet karşısındaki kişinin en önemli ihtiyaçları SÜRAT, GÜVENİLİRLİK ve aradığını bulabileceği kendi algısına uygun dizayndır.

İnternet üzerinde iş yapabilmenin sırrı ürünün iyi sunumu değil müşterinin kimden gelen mailleri okuduğunu yada kimin messanger listesinde yer aldığını bilmektir.

Bir saniye içerisinde doğru kanallardan yapılan bir tanıtımla dünyanın en fazla tanınan -sevilen- yada -internetteki binlerce zavallı- firmadan bir tanesi olabilirsiniz.

Bu konuda bugüne kadar okuduğum en iyi yorumlardan bir tanesinin sizin "Bloglar ve Gelinim olur musun?" başlıklı yazı olduğunu söyleyebilirim.

İnternette başarı için insanın önce kendisini anlamaya çalışması, daha sonra beyninin nasıl çalıştığını anlamaya çalışması kaçınılmazdır. İnternet ortamında hedef kitle gençler, ev kadınları, memurlar, doktorlar, mühendisler değil yaşının ve kimliğinin önemi olmayan "insanlar" olduğunu doğru algılama gerekiyor.Akıl yaşta değil baştadır....

8 28 Eylül 2006 18:22 tarihinde, Mehmet Doğan demiş ki:

@Bora: Sordugun soruda sonuna kadar haklisin. Her site, kullanici ile iletisimi yakalayabilir mi? Cevabi sanirim hayir ama onemli olan deneyebilmek. Denemek ise, benim yazilarimda bahsettigim bir metot ile gerceklesebilir: senaryo. Kim sitene, ne amacli geliyor? Ne gibi bilgiler bulmak istiyor? Sen, onlardan neler alabilirsin? Yani, forum olmasa, karsilikli es zamanli bir konusma olmasa bile, karsilikli iletisim gerceklesebilir eger yukaridaki sorulari, websiten ile cevaplayabiliyorsan. Ornegin, yalnizca senaryo yontemini uygulayan bir New York sirketi, basit bir kuyumcunun 0.54 olan bitiris rakamini yuzde 54 oranina tasimayi basardi. Ne mi yaptilar? Kim geliyor siteye? Neden geliyor sorusunu sordular kendilerine. Kuyumcunun adresinin ve stogunun listelendigi website, bir anda esine evlilik yildonumu icin elmas yuzuk almak isteyen birinin sorularini cevaplayabilecek hale geldi. Bu tip ornekler cogaltilabilir. Onemli olan, siteye, kullanici gozuyle bakmak; sirket gozuyle degil.

@Kuen: Siteni gezdim ve gercekten harika bir fikir. Fakat bir dusun! Eger, kullanicilarinin gorusleri olmasaydi, senin siteninin mimarisi ne olurdu. Yani senin sitenin temeli, bu prensibin uzerine dayali. Imlayi duzeltmek, hukuki isleri ayarlamak yalnizca bu kullanici mimarisinin yan etkisi. Mimariyi bozan birsey degil.

9. | 29 Eylül 2006 0:51 tarihinde, kuen demiş ki:

Hocam bu lafı sizden duymak ayrıca mutlu etti beni :)

teşekkürler

10. | 02 Ekim 2006 11:24 tarihinde, nasli06 demiş ki:

Merhaba Hocam, bir süredir sitenize giremiyordum, son üç yazınızı yine keyifle okudum. Teşekkürler.

Yazınızda "Web, bir işletme modeli değil, yalnızca bir platform. Web, insanların, tüketicilerin, bireylerin ilgisi ile çalışan, benzini insan olan bir oluşum. " şeklinde bir ifade kullanmışsınız, sanıyorum şirketlerin internetten kazanç sağlayabilmelerinin özü bu cümlede vurguladığınız anafikirde yatıyor. Tıpkı kredi kartlarının bankalarca pazarlanması ve kullanıcı deneyimleri konusunda Türkiyede izlenen seyir gibi. Ne yazıkki yeni oluşumlar kullanıcıları tarafından doğru anlaşılamadığı zaman büyük zararlarda verebiliyor. Kredi kartı pazarındaki hızla yükselen trend, daha sonra ödenemeyen borçlar, tahsil edilemeyen alacaklar vs vs ve bu gün artık kart kullanımı ve pazarlanmasındaki grafiği düşürdü ve daha gerçekci ekonomik bir tabana oturmaya başladı.

Herşeye ragmen internette Türkiyede benzer bir seyir izliyor düşüncesindeyim. Özellikle son bir yıldır şirketler reklam vb tanıtımlarında websitelerinin tanıtımını yaparak ürünleri hakkında bilgiyi internet üzerinden vererek pazar elde etmeye başladılar. Buda internetin yeni bir iletişim platformu olarak algılanmasının sonucu. Pazarlama şirketleri blogları takip ederek ürünleri hakkında tüketici düşüncelerini sorgularken,kullanıcılarda bu sorgulamayı site üzerinde şirketin pazarladığı ürünler üzerinde yapıyor, web sitelerini optimal şekilde kullanmayı öğreniyor.

Kredi kartı pazarındaki gibi web sitelerinin sayısıda birden hızla yükselmeye başladı, broşür amaçlı diye tanımladığınız türden siteler yaptıran şirketler de beklediği ekonomik getiriyi sağlayamayınca, satış trendi yüksek olan ile kendi sitesi arasında sorgulama yapmak zorunda kalıyor.

Kısacası web sitesi için bütçe ayıran bir şirkette doğal süreç, teknolojiyi umursamak yerine kullanıcının deneyimlerini umursamaya ve ona uygun tasarımlara yaptırmaya yönlenmek şeklinde işlemeye başladı, en azından bu anlayış sorgulanmaya başladı.

11. | 04 Ekim 2006 1:12 tarihinde, Ümit Kurt demiş ki:

Adına Web 2.0 yada başka bişey diyelim sizin de yazınız da belirttiğiniz gibi değişen dönem paylaşımın, içeriğin ve bence sadeliğin ön plana çıktığı dönem. Ülkemizde ve dünyada giderek artan kullanımıyla internet hayatın bir parçası oldu. Şimdi genç olan fakat birkaç yıl sonra maddi gücüne kavuşmuş olacak kullanıcıları da hesaba katarsak asıl bundan sonra web 'in geliştiricilerine kazanç sağlayacağını söyleyebiliriz sanırım. Az önce keşfettiğim ve sizlerle paylaşmak istediğim bir site var : http://www.go2web20.net/


Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Kitabımı satın almak ister misiniz?

Teknoloji Kimin Umurunda adlı kitabımı satın almak ister misiniz?