Ah Bu Pazarlamacılar!

Ah Bu Pazarlamacılar!

Eğer teknoloji ile ilgileniyor, en yeni, en son teknolojilerden haberdar olmak istiyorsanız, pazarlamacılara kulak vermeniz gerekiyor. Nerede yeni teknoloji varsa, orada mutlaka pazarlamacılar var.

1800lü yılları düşünün! Sonra, Londra'yı, 1800lü yılların başında düşünün! (Düşüncelerinize burnunuzun katlanamayacağı bir koku da ekleyin çünkü o dönemde Londra'da kanalizasyon sistemi yoktu.) İşte bu dönemde, Londra sokaklarında gezerken, pazarlamacılar, elinize broşürler, kartvizitler sıkıştırıyor; evlerinizin kapılarına kadar konuk olup size -genellikle öksürük şurubu, kolonya gibi, ürünler satmaya çalışıyordu. Bugün kullandığımız birçok teknolojik gelişmeler daha kendini göstermemişti o dönemde. Pazarlaması, reklamı yapılan hemen hemen her ürün, lokal bir şirketin ürettiği ürünlerdi. Daha sonra tren yolu taşımacılığı başladı. Eskiden günlerce süren seyahat ve taşımacılık süresi kısaldı. Pazarlamacılar, bu teknoloji trenine atlayan ilk kişilerdi. Eskiden yapılan lokal pazarlamacılık, tren yolu ile diğer şehirlere ulaştı.

Sonra, Samuel Morse isminde, ABD’nin meşhur ressamlarından biri, resim çizmek ile alakası olmayan, harika bir fikri düşünmeye başladı: telgraf.

Telgraf, demiryollarının yayılması ile birlikte, tüm Amerika’ya yayıldı. Bununla birlikte, taşımacılık masrafları da azalmaya başladı. Tren işletmecileri, hem kendi trenlerinin, hem de diğer trenlerin ne zaman yola çıktığını, nerede olduğunu kolaylıkla öğrenebiliyordu. Kazalar azaldi, taşımacılık ucuzladı ve daha da verimli hale geldi.

Telgraf trenine de ilk atlayanlar pazarlamacılar oldu. Telgrafın icadı ile birlikte, yalnızca tren bilgileri değil, ürün bilgileri de bir şehirden diğerine aktarılmaya başladı. Ürün fiyatları, stok bilgileri, tüketici talebi ve elbette, pazarlama kanalları hakkında bilgilerde aktarılmaya başlandı. Telgraf, hem tüketiciler hem de pazarlamacılar için Viktoriyan internetti. Şirketler, diğer şehirlerde şube açma korkusunu, bilginin kolay iletimi ile atlatmış oldu. Yine bu yıllarda ilk kez, lokal markalar, ülke çapında ve uluslararası markette tanınır hale geldi.

1800lü yılların sonlarına doğru yepyeni bir teknoloji kendini gösterdi. Bu teknolojinin adı radyo idi. Radyonun 1900lü yılların başında gelişip, yaygınlaşması ile pazarlamacılıkta yeni bir çığır açıldı. Bu yeni teknoloji sayesinde, şirketlerin, ürünleri, yeni pazarlara, yeni tüketicilere ulaştı. Radyoculukta kullanılan bir terim vardır: broadcast. Bu kelime esasında tarımcılık alanında kullanılan bir terimdir ve "tohumların geniş alana atılması, serpiştirilmesi" anlamını taşır. İşte bu kelimenin tarımcılıkta kullanılan anlamı, pazarlamacılıkta da, radyo ile birlikte kullanılmaya başladı. Pazarlamacılar, fikirlerini, ürünlerini, geniş bir alana tohum gibi yayma şansına sahip oldular. Daha da ileri gittiler. Basit, modası geçmiş reklam yöntemlerinden; yaratıcı, ilgi uyandırıcı ve teknolojinin sınırlarını zorlayan yöntemlere geçtiler. Örneğin, bizim Beyaz Diziler adını verdiğimiz, İngilizce'de "soap opera" (sabun diziler) denen, radyo programlarını icat ettiler. Bütün amaç, reklamlar arasındaki boşluğu dolduracak ve tüketicinin ilgisini çekecek, onları radyo başına çekecek bir şeyler yaratmaktı. 1930lu yıllarda, ev hanımlarının radyo dinlediği saatlerde, sabun, deterjan ve temizlik ürünlerinin reklamlarının yayınlandığı radyo oyunları (soap opera) başladı. Hatta, bazı programlarda, radyo oyuncuları, bu dizi karakteri ağzı ile, kullandığı temizlik ürününün ismini, dizinin içine bile katmaya başladı ve böylece herkesin habersiz (bazen haberli) seyrettiği yeni bir reklam dönemi açılmış oldu: broadcasting'den brandcasting'e.

Sonra, yepyeni bir teknoloji girdi evimize: televizyon. Bu yeni teknoloji trenine de ilk atlayanlar pazarlamacılardı. Pazarlamacılar, bu yeni medya ile birlikte daha geniş kitlelere, aynı-zamanlı ulaşabiliyorlardı. Soap opera türü diziler, televizyonda da devam etmeye başladı. O dönemde birçok kişi, tek bir televizyon kanalına sahipti ve bu kanalda ki en popüler diziler, programlar, reklamcıların en gözde ürün pazarlama yöntemi haline geldi. Popüler programlar ve bu programlar içinde verilen reklamlar milyonlarca kişiye ulaşıyordu. Hatta bazen, radyoda olduğu gibi, bu program karakterleri, bazı bölümlerde, reklam veren şirketlerin ürünlerden bahsediyordu. "I Love Lucy" dizisinin karakteri Lucy, mutlu bir evliliğin temelini, eşine ikram ettiği Marlboro sigarasına bağlıyordu ve milyonlarca ev hanımı, eşlerine Marlboro sigarası almak için yarışa giriyordu ertesi sabah. Fakat izleyici sayısının artması ile birlikte, televizyon kanal ve program sayıları da artmaya başladı. Bir zamanlar, bir dizi ile milyonlara ulaşan reklam dönemi bitti ve yeni tekniklerin bulunması gerekti. Reklamlar ve reklamlarda kullanılan teknikler, ekonomideki gerçek paranın değerine benzer. Eğer aynı reklam ve reklam tekniği piyasaya çok sayıda arz edilirse değeri düşer. İşte bu nedenle pazarlamacılar yeni teknikler aramaya başladı. Realite programları kendini göstermeye başladı televizyonlarda. Yapımı ucuz, seyircisi bol ve ürün pazarlama konusunda etkili bir döneme girildi. Bu dizilerin bazı bölümleri, belirli bir şirketin belirli bir ürününe ayrılabilecek kadar ilgi görmeye başladı reklam veren şirketler arasında. Televizyon programlarının kalitesi ve çeşitliliği artmaya başladı ve bununla birlikte reklam sayısı da arttı. Örneğin 24 televizyon dizisinde iyi adamların kullandığı araba markası Ford olmaya başladı. Kötü adamlar hiçbir zaman Ford marka araba kullan(a)madı. Yıllar öncesinin I Love Lucy'si 52 dakika dizi ve 8 dakika reklamdan oluşurken, bugün milyonların seyrettiği Umutsuz Evkadınları (Desperate Housewives), 42 dakika dizi, 18 dakika reklam haline dönüştü. Yani seyrettiğiniz her dakika dizi için, 25 saniye reklam verilmeye başlandı.

Sonra İnternet geldi. Pazarlamacılar orada da kendini ilk gösteren kişilerdi. Bu dönemi hepimizi çok iyi biliyoruz. Birçok şirket, web üzerinden ürün pazarlayıp, satıyor. Reklamlar da değişti. Banner reklamlarından, pop-up pencerelere ve son olarak tekst reklamları ve içeriğe göre reklam dönemi. Bugün Google, yıllık 38 milyarlık cirosunu, pazarlamacıların verdiği çogunluğu tekst içerikli olan reklamdan kazanıyor. Bloglar, şirketlerin ürün tanıtımına, pazarlanmasına, tüketici deneyimin artmasına yardımcı oluyor. Bir anda herkes pazarlamacı oldu. Bir ürün ile yaşadığı deneyimi anlatmaya başladı yazılarında tüketiciler. Pazarlamacılar şimdi, deneyimden bahsediyor. İyi ve kaliteli tüketici deneyiminden, duygusal ilişki kurmaktan.

Ve şimdi, yepyeni bir dönemdeyiz. Bu dönemin ismi sosyal medya. Bu yeni dönemini yine ilk deneyenler pazarlamacılar oldu ve yakında, onlar, bu yeni platformu da akıllı ve yaratıcı kullanma şeklini bulacaklar, sorunu çözecekler (iyi örnekler şu an az). Hep birlikte görecegiz.

Yeni teknoloji trenine ilk atlayanlar arasında hep pazarlamacılar var. Sosyal medya, son durak değil. Eğer yeni teknolojileri öğrenmek, hiç aklınıza bile gelmeyecek birçok konuda fikir almak istiyorsanız, pazarlamacıları takip edin!



Top
Menu