İşi Şansa Bırakmayın!

İşi Şansa Bırakmayın!

Dünyanın her bir köşesinde, hayatını, bahis oyunlarında, tahmin yeteneği ile kazanan insanlara rastlamak mümkün. Bu market piyasa öylesine büyük ki, örneğin İngiltere'de spor oyunlarında (futbol, at yarışı v.b.) harcanan bahis miktarı yılda 10 milyar sterlin miktarına ulaşırken, bu rakam Amerika'da yılda 380 milyar doları geçiyor. Tahmin yeteneği gerektiren bahis ve kumar oyunlarından milyonlarca kişi zengin oluyor ve yine milyonlarca kişi evini, arabasını kaybedip, iflas ediyor. Örneğin Bostonlu Wayne Burton, 90'lı yılların sonunda, çoğumuzun hayatını değiştirecek miktarda parayı ve sahip olduğu tüm mal varlığını, Briggs-Lewis boks maçı için oluşturulan yasadışı bahiste bir gecede kaybetti. Bu büyük kayıp Burton'ın, iflasına ve daha birçok bas ağrısına neden olurken; aynı gece aynı bahis sayesinde birçok kişi de bir gecede zengin oldu. Bu zenginlerden bir tanesi de, aynı gece, Wayne Burton'dan binlerce kilometre ötede, tamamen başka bir bahis oyununda 18 milyon dolar kazanan Kerry Francis Bullmore Packer'di. 1937 yılında doğan Packer, 2005 yılının Noel gecesi kalp krizinden ölene kadar, hayatını bahislerden kazandı ve dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü ve başarılı kumarbazları listesine ismini yazdırdı. Öldüğünde açıklanan mal varlığı, 8 milyar dolara yaklaşıyordu.

Peki bütün parasını tahmin oyunları nedeniyle kaybeden Wayne Burton ile dünyanın en meşhur tahmincisi Kerry Packer arasındaki farkın ne olduğunu biliyor musunuz? Yani tahmin yeteneklerindeki doğruluk payının yüzdesini tahmin edebilecek olan var mı aranızda? Bu tahmin için bahisler açılmıştır!!! Bahisler kapanmıştır. Cevap: yüzde 7.5. Evet, yanlış okumadınız! Dünyanın en başarılı kumarbazlarının, bahisçilerin bir bahis oyununda doğru tahmin edebilme yetenekleri yalnızca yüzde 50'nin biraz üzerinde: yüzde 57.5. Tabi ki daha birçok neden var onların başarısını etkileyen fakat eğer bizler sırf "tahmin" yeteneğinden bahsediyorsak, bu yetenek onlara yalnızca yüzde 7.5'lik bir avantaj sağlıyor.

Tahmin işi tehlikeli iş. Tanıdığınız en akıllı kişinin tahmin yeteneğini düşünün? Tahminlerinde ne kadar doğrular? Şimdi bir de en akıllı, en isim yapmış web ajanslarını düşünün? "Tahmin" ediyorum ki, onlarında yalnızca tahmin yoluyla yaptıkları işlerde ki başarı oranı yalnızca yüzde 57.5. Gerçekten bu başarılı bir rakam mı sizce? Bu rakam, ismi duyulmamış web ajanslarında daha da düşük. Tabi eğer projelerinde yalnızca tahmin yöntemini kullanıyorlarsa.

Bundan birkaç hafta önce, Türkiye'de ki ismi çok duyulmuş bir web tasarım şirketinin çalışanlarından biriyle sohbet etme imkanı buldum. Sohbet sırasında, aldıkları sıradan bir web tasarım projesindeki süreci sordum ona. Aldığım cevap beni gerçekten şaşırttı. Geleneksel süreç: müşteri ile yapılan görüşme, şirket içinde beyin fırtınası, müşteriden alınan binlerce dolarlık tasarım bütçesi ve şirket içinde yapılan, gerçek kullanıcılar ile konuşmadan oluşturulan "ya tutarsa" imzalı web sitesi. Bu arkadaşa sordum "Peki hiç test yapmıyor musunuz? Bu siteyi kullanacak kişiler ile konuşup, onların ne istediklerini sormuyor musunuz? Kullanıcı testleri yapmıyor musunuz?". Aldığım cevap ise "Birkaç defa denedik ama iyi sonuç alamadık.
Zaten bu işlerle uğraşacak ne eleman, ne zaman, ne de bütçe var. Çok yoğunuz!"

Yukarıda izlenen s ü reç, Wayne Burton'in tüm servetini kaybettiği süreçten çok farklı mı sizce? Neden tahmin yoluyla iş yapan tasarım şirketleri, müşterinin bütçesini kendi paralarıymış gibi düşünüp, o şekilde idare etmiyorlar? Neden müşterinin bütçesi ile kumar oynuyorlar? Özellikle proje aşaması (agile design) ve kullanıcı testlerinin, bir projenin başarısını -yüksek şekilde- olumlu etkileyeceğini kanıtlayan bunca yazı, araştırma ve örnek varken.

Standish Grubunun, 365 şirket ve 8000 bilişim projesi içinde yaptığı araştırma sonuçları bize gösteriyor ki, proje bütçesinin, planlanan bütçeyi aşmasının ve projenin başarısızlıkla sonuçlanmasının en büyük nedeni, bir projede, son ürün olan uygulamada, kullanıcıya sunulduktan sonra yapılan değişikliklerin ya da düzeltmelerin, tasarım aşamasına oranla 40-100 kat daha pahalı olması. Halbuki kullanılabilirliği ve kullanıcıyı akılda tutan, daha da iyisi, kullanıcıyı sürece dahil eden projeler, ileride oluşabilecek problemleri yüzde 5'den, yüzde 1'e indirmeyi başarmanın yanında, kullanıcının eğitimi için gerekli olan zamanı da yüzde 25 azaltabiliyor. Başka bir araştırmanın sonuçları bize gösteriyor ki geleneksel pazarlama ve reklama harcanan her liranın getirisi 5 iken, kullanılabilirlik ve kullanıcı testleri için harcanan her 1 lira, 60 lira getiri olarak şirkete geri dönüyor.

Peki nereden başlamak gerekiyor?

En basit kural:yaptığınız her projede ve proje içindeki her işlemde, oluşturduğunuz ürünü, web sitesini, kullanıcı kampanyalarını ve bu ürünü, web sitesini ve kampanyayı kullanacak kullanıcıları test edin. Örneğin diyelim ki bir e-Ticaret sitesine sahipsiniz ve müşterilerinizi satın almaya özendirici bir kullanıcı kampanyası başlatmak istiyorsunuz. Şirket içinde beyin fırtınası yaptınız ve bazı kişiler "50 Lira ve üzeri alışveriş yapan müşterilere bedava kargo" dediler ve bazı kişiler ise "100 Lira ve üzeri alışveriş yapan müşterilere yüzde 15 indirim" fikrini savundular. Peki hangisi size en kazançlı kampanya sonuçlarını verecek? Her zaman yaptığınız gibi yine "tahmin" yoluna mı başvuracaksınız? Neden bu iki fikri kullanıcı testleri ile sınamayalım ki? Müşteri email listenizin yalnızca yüzde 10'unu alın ve bu listeyi ikiye bölün. Çıkardığınız yüzde 10 müşteri listenizin ilk yarısına "bedava kargo" teklifini; diğer yüzde 5'e ise "yüzde 15'lik indirim" kampanyası teklifini gönderin. Sonuçları takip edin (A/B test yöntemi). Hangi müşteri grubu daha fazla alışveriş yapıyor? Hangi kampanya size en çok kazancı getiriyor? Diyelim ki "bedava kargo" en çok aktiviteyi ve satın alımı sağlayan kampanya. O halde bütün müşterilere bu teklifi göndermeye hazırsınız demektir. Bu kadarla da kalmayın. Emailin konu başlığı ile de oynayın, test edin. Hangi kelimeler müşterileriniz için ateşleyici kelimeler? Bütün bunları da test edin. Test edin, test edin, test edin. Tahmin oyununu, proje sürecinden tamamen çıkarıp atın! Çünkü ne siz, ne de müşteriniz, tahmin oyunu oynayacak kadar zengin değilsiniz!

Her şeyi test edin. Bir şirket için başarılı olan kampanya ya da çalışma prensibi, sizin şirketiniz ya da websiteniz için geçerli olmayabilir. Bir kullanıcı grubu için çalışan yöntem, diğer bir kullanıcı grubu için çalışmayabilir. Hatta bir kişi için işleyen bir metot, aynı kişi için başka bir gün itici gelebilir. Test edin, test edin, test edin. Unutmayın! Bizler, web tasarımcıları, ürün mühendisleri, pazarlamacılar, şirket yöneticileriyiz. Bizler, ürettiğimiz, tasarladığımız ürün ve uygulamaların, gerçek kullanıcıları değiliz. Sizler müşteri değilsiniz. Ve o şekilde davranmayı bırakın! Müşteri adına, verisiz, testsiz, "tahmin" usulü karar vermeyin. Çıkın sokaklara! Gerçek müşteriler ile konuşun, test yapın, en önemlisi ürününüzü, websitenizi kullanırken onları izleyin. Bulacağınız sonuçlar sizi gerçekten şaşırtacak!

Projeler, müşterinizin bütçesi ve kullanıcıların zamanı ile Wayne Burton gibi sansınıza güvenip kumar oynamayı bırakıp; size kurulu, hileli el verecek ve bu tasarım kumarında kazanmanızı sağlayacak "test" yöntemine şans verin!

dipnot: Fikir Atölyesi blogunun yazarı Tunç Kılınç ile geçenlerde çok keyifli geçen bir sohbet imkanı elde ettim. Onun blogundaki zevkli ve ilginç "20 Soru" bölümündeki soruları ve ayrıca Tunç’un bana sorduğu diğer soruları elimden geldiğince cevaplamaya çalıştım. Okumak isterseniz işte size 20 soru ile ben :-) Teşekkürler Tunç.



Top
Menu