Ta Ta Ta Taaaam
16 Mayıs 2006
Bu yazıyı okumadan önce buraya tıklayarak ulaşacağınız küçük müziği dinleyin! (mp3 – 450Kb). Tanıdık geliyor değil mi?
Peki size şu işaret tanıdık geliyor mu? V
V karakteri alfabemizde bir harf, Romen rakamları ile 5 ve aynı zamanda zaferi simgeleyen el işaretidir. Fakat V her zaman V olarak yazılmıyor. Eğer Samuel Morse"un icat ettiği Mors Alfabesini bakarsanız, V harfini . . . ___ diye yazıldığını göreceksiniz. Yani "ta ta ta taaaaaam". Aynen yukarıda dinlediğiniz müziğin başlangıcı gibi: "ta ta ta taaaam".
Yukarıdaki linke tıklayarak dinlediğiniz müzik, çoğunuzun çok iyi bildiği Beethoven'in en iyi bilinen, en çok çalınan, en çok konuşulan senfonisi, "5. Senfoni" eserine ait. 5 yani Romen rakamı ile V yani Mors Alfabesindeki V harfi, işte bu eserin başlangıcındaki 4 notadan esinlenerek oluşmuş. Bunun nedeni ise Samuel Morse"un, 5. Senfoni yazıldıktan 20 sene sonra, Mors Alfabesinin oluştururken çok sevdiği besteci, Beethoven"i, kendi eserine dahil etmek istemesi. 5. Senfoni daha birçok kişiye ilham kaynağı olmuş. Örneğin bir Kubrick filmi olan "A Clockwork Orange", Anthony Burgess tarafından yazıldığında esas karakter Alex, 5. Senfoni"yi dinliyordu (Kubrick, filminde bunu 9. Senfoni ile değiştirdi). 5. Senfoni"yi son zamanlarda sinema filmi haline getirilen "V for Vendetta" filminde de duymanız mümkün. Başka bir örnek ise İkinci Dünya Savaşında, Haziran 1944"de yapılan Normandiya Çıkartmasında (D Day), Beethoven"in 5. Senfonisi çalınmış arka planda. Çünkü 5 yani Romen rakamı ile V yani zafer işareti, bu çıkartmanın amacını özetliyormuş. Aynı mantığı güden BBC televizyonu da yine aynı dönemde haber bültenlerine bu bestenin ilk 4 notasıyla başlıyorlarmış: ta-ta-ta-taaaam.
Bundan yıllar önce, 1800lü yıllarda yaşamış, ismi çok ünlü bir orkestra şefi vardı. İsmi ünlü olmasına rağmen, orkestra şefi olarak yeteneği inanılmaz derecede kötüydü. Beethoven"in ünlü eseri 5. Senfoni"yi, 6. Senfoni ile birlikte dünyada ilk defa seyircilere sunarken, performans 4 saat sürmüş ve konseri izleyen seyircilerin hiçbiri ne performansı beğenmiş ne de herkesin simdi çok konuştuğu ünlü besteyi. Daha birçok diğer bestelerin, yumuşak ve yavaş çalınması gereken yerlerinde tonu gereğinden çok aşağı çeker; yüksek tonla çalınması gereken kısımlarda ise gereğinden fazla heyecan göstererek havaya zıplardı. Hatta konser sırasında "SUSUN!! YANLIŞ!! YENİDEN BAŞLAYALIM!" diye bağırdığı bile olurdu orkestra sanatçılarına.
Hafızası çok kötüydü. Konser öncesi provalar sırasında bir bestenden attığı kısmı, konser sırasında orkestraya çaldırmaya çalışır; orkestra başka bir bölümü çalarken, kendisi bestenin başka bir kısmını yönetirdi. Bir müddet sonra, orkestra sanatçıları, bu orkestra şefine bakmak yerine baş kemancının temposuna ayak uydurmaya başladılar. Hatta bir konseri sırasında bestenin yüksek tempolu bir kısımda yine havalara zıplarken, sanatçıların nota kağıtlarını görmeleri için mum tutan bir koro çocuğuna çarpıp, çocuğun ve nota kağıtlarının devrilmesine neden olmuş ve böylece konserin bir hüsran içinde bitmesine bile neden olmuştu. Bu son olay orkestra sanatçıları için bardağı taşıran son damlaydı. Orkestra sanatçıları, şefin kendilerini bir daha yönetmesi durumunda hiçbir konsere çıkmayacaklarını söylediler yönetime. Zaten sağırlık ile mücadele eden bu ismi ünlü orkestra şefi, en sonunda baskılara dayanamayıp, orkestra şefliği mesleğini bıraktı. Orkestra şefliğini bıraktı fakat insanların dahi adını verdiği, gelmiş geçmiş en iyi besteci dediği bir kişi olarak orkestra şefliği ile alakalı fakat kendisinin yetenek ve karakterine uygun başka bir mesleği icra etmeye devam etti: bestecilik. Bu kişinin ismi ünlü besteci Ludwig Van Beethoven idi.
Bazen şimdi çok iyi olarak adlandırabileceğimiz şeyler (örneğin 5. Senfoni), sırf sunan kişinin yeteneksizliği ya da performans eksikliği nedeniyle çok kötü olarak adlandırılabiliyor (örneğin Beethoven"in yönettiği orkestra). Acaba bunun nedeni "ben bu işten anlıyorum o halde diğer şu işi de yapabilirim" inancı mı? Gerçekten her şeyde eksiksiz, başarılı, mükemmel olmak mümkün mü? Yoksa gerçek hedeflere mi odaklanmalı insan?
Aynı meslek sektörü içinde, bir bölümü dahilik derecesinde iyi yapmayı başaran fakat bir başka kısımda inanılmaz kötü olabilen birçok örnek var hayatımızda. Beethoven yalnızca ismi çok iyi bilenen bir örnek. Önemli olan "en iyi olduğumuz" kısmı bulabilmekte tabi bunu yapabilmek, yaptığımız işin gerçek amaçlarını anlayabilmek ile gerçekleşebilecek bir olay. Örneğin hepimiz Google"un amacını biliyoruz: "Dünyadaki bütün bilgileri arama motoru ile herkese sunabilmek" hatta bunu şu şekilde niteliyorlar: "Amacımız -ve belki de bu konuda dünyadaki tek şirketiz, kullanıcılarımızın websitemizi en çabuk şekilde terk etmesi... Google, çabuk kullanıcı memnuniyetine inanır" ve bu işi çok iyi yapıyorlar. Eğer bir kavramı Google"da bulamıyorsanız, büyük ihtimal o kavram gerçek değil ya da en az bir kişinin ilgisini çekemeyecek kadar önemsizdir. Buna Wikipedia"nin kurucusu Jimmy Wales "Google Test" adını veriyor. Eğer bir sözlük girişini Google"da bulamıyorsanız bu demektir ki o kelime gerçek bir kelime değil. Bu testin ne kadar güvenli olduğu tartışılır fakat tartışılması imkansız olan Google"un varoluş amacını ne kadar iyi yapabildiği. Google"un yaptığı başka bir şey daha var ki bu yazının esas amacı bu. Hani lise yıllarında futbol oynadığımız zamanlarda üst sınıftaki ağabeylerimizin bize verdiği bir öğüt vardı: "Topun sana gelmesini bekleme. Sen topa koş!". İşte Google, amacını gerçekleştirmek için bunu yapıyor. Dünyadaki bütün bilgileri indekslemek için beklemiyor, dünyadaki bilgiyi kendi oluşturup, indeksliyor. Nasıl mı yapıyor bunu? Lokal arama araçları ile: Google Harita, Google Katalog, Google Lokal, Google Desktop; Kağıt bilgilerini arama araçları ile: Google Kitap, Google Bilim, Google Katalog. Başka araçlar da sunuyor Google ve böylece kullanıcıların bilgiyi kendi kendilerine üretmelerini sağlıyor. Örneğin Blogger, Picassa, Google Chat, Google Email (Gmail), Google Takvim. Kısacası, Google, sırf "fena fikir değil!" diye yeni bir hizmet açmıyor; bu hizmetin şirket amaçları ile ne kadar örtüştüğüne bakarak ya da halihazırdaki hizmeti geliştirebilecek bir şeyler ortaya çıkarıyor.
Örneğin Apple şirketinin en başarılı ürünlerinden biri olan iPod'in başarısının nedeni şık, basit tasarımı, kolay kullanımı ve işlev/bilgi odaklanması. Apple, iPod'i üretirken, ne yapmak ve kimin için yapmak gerektiği gibi soruları kendine sorduğu kesin ve sonuç sizlerin de gördüğü gibi kaliteli ve başarılı bir ürün. iPod, cep telefonu, takvim, email yazıcı ile gelmiyor. Asıl görevi olan ve şirketin amacı olan "Dünya"nın en kaliteli MP3 çaları" olarak geliyor. Diğer bütün kısımlar, hizmetler, fonksiyonlar, arka planda, göze batmayacak şekilde hatta bazıları neredeyse saklı bir şekilde sunuluyor. En başarılı ürünler, sizin ne yapmak istediğinizi tahmin eden ürünler değil (örneğin herkesin nefret ettiği Microsoft Word Asistanı gibi intihar mektubu yazan adama "Hımm! gördüğüm kadarı ile mektup yazıyorsunuz? Yardım edebilir miyim?" diye ortaya çıkması); sizin ne yapmanız gerektiğini gösteren/öğreten ürünlerdir. Örneğin "asıl amacı" ve varlık nedeni İnternet bağlantısı satmak olan e-Kolay, benim haber okuyacağımı, burçlarıma bakacağımı tahmin ederken; iPod ise yalnızca MP3 çalıcı olarak almama rağmen, müzik dinleme, müzik kütüphanemi organize etmeme kadar birçok günlük davranışları mı ben farkına varmadan değiştiriyor ve bu sayede beni ürününe aşık ediyor.
Birçok tasarımcı, mühendis, sırf "yapabilecekleri" için, kullanıcının kullanacağını düşündükleri için ya da "teknolojik olarak yapılabilir" olduğu için birçok fonksiyonu, websitelerinin ya da ürettikleri ürünün içine sokuyor. Daha sonra ise rekabet ile baş edilmez bir kaosa dönüşüyor ürün tasarımı. Daha sonra şirket amaçlarından uzaklaşılıp, "fena fikir değil!" denilen her şey hizmet ve fonksiyon haline geliyor. Gerçekten bir makarna üreticisinin websitesi "bedava email adresi" vermeli mi? Ya da araba lastiği satan bir şirket "Sanal Oyunlar" sunmalı mı websitesinde? Ya da başka bir deyişle bu "hizmetler" gerçek şirket amaçlarına ne kadar yardımcı oluyor? Günümüzdeki cep telefonları sanırım bunun en güzel örneği. Yüzde 90'in kullandığı fonksiyon ihmal edilip, yüzde 5'in bile devamlı kullanmadığı birçok fonksiyon, telefona dahil ediliyor. Tuş sayısı, menü sayısı ve fiyat artıyor bu saçma "fonksiyon" rekabeti yarışında. Mobil hizmeti veren telekom şirketleri her geçen gün mobil hizmetlerini genişletiyor: tekst mesaj (sms), multimedia mesaj (mms), TV ve video içerik, WAP hizmetleri, blog, website, email, müzik… ve liste uzayıp gidiyor. Fakat, üretici kesiminde ise başka gelişmeler ve istekler var: boyutu en ince, boyu en küçük, pili en uzun ömürlü… ve liste uzayıp gidiyor. Peki denge nerede? Ya da var mı böyle bir şey? Swiss Army bıçağına mı dönecek telefonlarımız? Bir söz vardır Kanadalıların çok kullandığı: "Her şeyi biraz yapan, hiçbir şeyi tam yapamaz" (Jack of all trades, master of none)


Bu yazıya ait 20 yorum var.
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.Swiss Army bıçağına mı dönecek telefonlarımız? Bir söz vardır Kanadalıların çok kullandığı: "Her şeyi biraz yapan, hiçbir şeyi tam yapamaz" (Jack of all trades, master of none)
Kesinlikle katılıyorum. Hatta bu gün benq Z2 cep telefonu (mp3 çalar+fm radyo+fotograf makinesi) hakkında yorum yapmamı isteyen bir arkadaşımla bu konuyu tartıştık. Swiss army knife fonksiyonlarını tam anlamıyla yerine getirebilirken all in one tipi cihazlar her bir fonksiyonunun performansının hakkını veremiyor. Ciktinin kalitesi ana amaçsa ki bu konuda herkes ile hemfikir olduğumuzu düşünüyorum, fotograf sadece fotograf makinesiyle, video görüntüleri bir kamera ile çekilmeli, mp3 ve müzik ise sadece bu amaca hizmet eden bir cihazlar ile dinlenmelidir diye düşünüyorum. Tam motto olarak alıncak bir söz bu çok sevdim ( Jack of all trades, master of none)
Kanadalıların sözü pek çok zaman doğru.. Fakat konu teknoloji olunca bence bazı şeyler değişiyor. Bizim ürünlerde karşılaştırma yaptıklarımız hep türlerinin en iyileri oluyor, yani mesela 500 dolarlık bir fotoğraf makinası, 750 dolarlık bir kamera ve 400 dolarlık bir cep telefonu.. oysa 350 dolarlık bir telefon 1650 dolarlık bir fiyatı bu seviyelere inderebiliyor, belki tüm bu seçenekler kadar değil ama neticede ortalama bir beklentisi olan tüketicileri tatmin edecek kadar olduğu kesin. Bunu gözden kaçırmayalım bence, yani şu anda 8 megapixel'lik bir fotoğraf makinası gerçekten teyzeniz ve hatta sizin için gerçekten gerekli mi? (elbette fotoğraf arşivlerini gigabytelar kaplamasının dışında) ya da kırk yılda bir video çekmek için gerçekten 600 dolar ve üstü bir bedel ödemeye hazır mısınız?
All in one'lar sadece teknolojiyi ortalama bir kalitede sonucu gerçekten ortalamayı bekleyen geniş tüketici topluluğuna ulaştırmayı amaçlıyor, bunun pek de bir zararı olmadığını düşünüyorum. Tabi bunu hala analog fotograf tutkunu olan ve lensleri vs ile ciddi bir yatırım yapmış olan biri söylüyor o ayrı :)
Ben çok gerekli olmadıkça yanımda çanta taşımaktan hoşlanmıyorum, bir yük benim gezerken veya işlerimi yaparkenki özgürlüğümü kısıtlıyor. Ama yolda, kitap okurken, dersi beklerken, çalışırken yani her durumda müzik dinlemek istiyorum. Arada sırada da arkadaşlarımın resmini çekeyim, gördüğüm kareleri ölümsüzleştireyim istiyorum. Şimdi ya telefonumu, mp3 playerimi ve fotograf makinamı sürekli yanımda taşıma gibi bir eziyetle başbaşa kalıcam ya da all in one bir ürün tercih edicem.
Belki mynet'in içeriğinde fal,spor,haber,oyun gibi ne bulursa doldurması yanlış bir karar ve kullanıcıları uzaklaştırıyor ama şu an kullandığım telefon olan sony ericsson w800i için aynı durumun söz konusu olduğunu asla söyleyemem. Bir iPod'un yapabildiği mp3 player özelliğini eksiksiz yerine getirebiliyorken 2mp kamerası ile 1600*1200 px resimler çekebiliyorum. Aynı zamanda telefon fonksiyonlarımı eksiksiz kullanabiliyor ve 4 gb'ta kadar da veri saklayabiliyorum. Biraz reklam koktu gibi :) ancak verdiğim w800 örneği se'nin 3 farklı aleti tek alette toplamadaki başarısını anlatmak için verdim.
all-in-one fikrinin çok başarılı olduğu örnekler de var, çok başarısız olduğu da.
sony ericsson w800i başarılı örneklerden sayılabilir mesela. bu telefonun özelliklerini aynı kalitede yapan ürünler telefonla aynı paraya geliyor. 2mp kamera, 4gb mp3 player diye düşünürsek ucuza bile geliyor diyebiliriz. bu işin güzel görünen tarafı tabii.
peki ya kötü tarafı ? mp3 çalma özelliği olsun diye mono, sesi kalitesiz telefonlar, 320x240 fotoğraf çekenler ? peki ya internet sitelerinde sırf haber olsun diye, haber servislerinin scriptlerini ekleyenler. kişisel sitesinde kendinden hiçbir şey katmayarak başka sitelerindeki fonksiyonları kullananlar ? onlara ne demeli ?
Son paragraftaki "teknolojik olan her şeyin web sitelerinde yer alması" anlamındaki cümle ile ilgili çok güzel bir yazı var şu adreste:
http://www.gerrymcgovern.com/nt/2006/nt-2006-05-08-search-engine.htm
İlgili ilgisiz hemen tüm sitelerde bir "Arama"/"Search" kısmının bulunmasının ne kadar gerekli olduğuna dair söylemler ve bir kaç istatistik var.
Canada'lıların sözü güzelmiş. Ancak devamı da oldukça ilginç, değil mi? :)
"Jack of all trades, master of none, though ofttimes better than master of one"
Bir hayat tecrübesi midir?
Ürününde "o da olsun, bu da olsun" düşüncesiyle müşteriye ihtiyaç duymayacağı, kullanmayacağı, anlamayacağı, farkına bile varamayacağı gereksiz özellikler kazandıran ve bunun karşılığında müşterinin cebinden çok daha fazla para alan firmaların durumunu anlatmak için kullanılan bir pazarlama kavramı var:
Müşteri Feragati
Pazarlama Zekası düşük firmalar bunu ve dolayısıyla karlarını maksimize etmeye uğraşıyorlar. Sonunda müşteri yönlü davranmaktan mahrum kalıyorlar.
Pazarlama Zekası yüksek firmalar ise, Müşteri Feragati'ni minimize etmeye özen göstererek, müşterinin gönlünü fethedebiliyorlar.
Pazarlama Zekası yüksek firmaların çoğalmasını diliyoruz.
şu ta ta ta taaam sesi windows kapanma sesiydi galiba (tüm sesleri kapadım uzun süre önce)...
kapanırken neden zafer simgesini verirler ki fonda?
Yazıdaki önerme cep telefonu piyasası için tutmuyor, çok az kimse kamerasız telefon satın alır, çoğunluk megapiksel'i büyük olanı almak ister.
Bence tek sorun kullanımda ortaya çıkıyor. eğer, kullanırken zorlanıyorsak başarılı olmuyor, zorlanmıyorsak oluyor.
Herkes zeki olmak ister, güzel olmak ister, özel olmak ister, haklı çıkmak ister. "Eğer, ben daha senin yaptığın bir web sitesinde istediğim şeyi bulamıyorsam, demek ki sen zeki değilsin..." gibi bir önerme yapabiliriz. Yanlış anlaşılmasın, bu site için konuşmuyorum. ;)
Bence bir web sitesi hakkında 1 saniye içinde karar verirken beynimiz bu şekilde düşünüyor. Evrim teorisine göre hayatta kalmak istiyorsak hızlı olmalıyız, güçlü olmalıyız, zeki olmalıyız. Bir web sitesi de bu şartları sağlamalı...
Not: Yazıların soldan sağa tüm sayfaya yaılması okumamı zorlaştırdı, artık okumak için RSS okuyucumu kullanıyorum.. ;) (Feedreader, herkese tavsiye ederim...)
Herşey güzel de, ikinci dünya savaşı sırasında BBC'de neden Beethoven çalındığını anlamadım, Alman değil mi Beethoven? :)
Beethoven, Bonn'da doğmuş; fakat Avusturyalı olmalı, Avusturya ise zannederim Hitler tarafından ilk işgal edilen ülke.
Not: Bu arada Türkçe wikipedi ve İngilizce wikipedi Beethoven'in Alman olduğunu iddia ediyor. Bense "Radyo Odtü"de ödüllü soruların sorulduğu bir yarışma programında Avusturya'lı olduğunu duyduğumu hatırlıyorum.
Yalnız kaynaklardaki ortak nokta, Bonn'da doğmuş olsa bile Viyana'ya Avusturya'ya taşındığı. Yine 3. Senfonisi'ni başta Napolyon'a adayacakken, adamın İmparator olması üzrine bu işten vazgeçmiş. Bu davranışı Hitler vb.lerine karşı siyasi duruşunu tanımlayabilir...
Bunlar hayatın doğal akışında çıkardığım kişisel düşüncelerim. Bilimsel bir yanı yoktur... ;
Söz güzelmiş...
Telefonların bu denli hızlı değişim göstermesine bende karışıyım. Ya da artık başka işlevler ile meşgûl olacaksa, isminin de değişmesi gerek. :)
Yalnız, getirdiği kolaylıkları da inkâr etmiyorum. Şöyle ki, daha dün dünyaya "Merhaba" diyen yiğenimin fotoğraflarını cep telefonum ile çektim. Evet, fotoğraf makinemiz hazırdı, kameramız hazırdı ama yiğen bizi hazırlıksız yakaladı! :) Aman aman fotoğraflar değiller şüphesiz, 2MP olsa bile, ama o kutlu günde hatıralarımızı ölümsüzleştirmemize vesile oldu, hattâ MMS ile eşe-dosta da yolladık.
Bence CepTelefonu, ceptelefonu olarak kalmalı, diğer sahalara hücûm edecekse de ismi değişmeli. Gerçi konu cep telefonu üzerine değildi ama... :)
Selâmetle...
Kendi soruma şu sözle cevap vermiş olayım;
Her şey hakkında bir şey öğrenmeye ve bir şey hakkındaki her şeyi öğrenmeye çalışın. (T.Huxley)
Her iki söze de katılıyorum, ancak hayat için, yaşam adına..
Bu belli özellikteki cihazlar söz konusu olduğunda aynı rahatlıkla söyleyebileceğimiz sanmadığım bir katılım ancak. Belki 'hobi' amaçlı olarak 'all in one' cihazlar hoş gelebilirler, ancak şu an için bünyelerinde barındırdıkları tüm özelliklerin hakkını verebilen pek yok gibi.. Mutlaka bir yerde, bir özellikten ödün vermek zorundalar.
Teknoloji, dostu olan zamanı yanına alarak bu kısıtın önüne geçebilecek mi? Bunu zaman gösterecek elbet.
Bir ihtimal yakın zamanda w800 yada eşdeğeri kalitede bir cihaz alabilirim, ancak ileride kanatları olan ve sualtına dalabilen bir araba yaparlarsa, ilk kullananlardan olmayacağım kesin :)
:) Kanatları olan, uçabilen ve sualtına dalabilen bir otomobil olursa ve imkanım da olursa ben bir tane almak isterim...
Mehmet, bence bu sefer bir şeyi gözden kaçırıyorsun :)
Elimize baktığımızda müthiş bir isviçre çakısı görürürüz. Temelde yapabildiği tanımlanabilir eksen hareketleri sınırlı bir organdır el. Bir ahtapot kolu kadar esnek değildir, bir fil hortumu kadar çok kas grubunu ve elastikiyetini taşımaz, kedi tırnağı gibi silahları gerektiğinde gizlenen, gerektiğinde ortaya çıkan bir yapısı da yoktur.
Ancak, bu temel aracın kullanım alanları bulundukça uygarlığın bir sonraki aşamasına gelinmiş olur. Örneğin ateşin yakılması için ovuşturma hareketi, keskin alet yapmak için vurma hareketi, kalem tutmak için üç parmak kombinasyonu, klavye ile yazmak için ayrı hareket edebilme yeteneği ve sırada ne var acaba? Eller ne yapacak? Ne yapacaklar ve insanlık ellerini yeni bir hal içinde kullanır bulacak?
Tıpkı şu cep telefonu reklamı gibi: Kişi o denli çok mesaj çekmiştir ki başparmağı ile mixer gibi ayran yapabilir, bir bayan başparmağı ile saçına fön çekebilir.
Yani doğanın yöntemi tek ve basit tasarımlara çok fazla işlevsellik yükleyebilmekte görülüyor. Karganın temel aracı gagasının değişik durumlara uygun roller alabilmesi gibi
Bu yüzden all-in-one cihazların her şeyi en iyi yapacakları bir zaman geleceğine eminim. Tek bir bilgisayarın tek bir cihaz olacağı ancak aslında belki bin cihaz olacağı zaman uzak değil.
Bir de fonetik olarak bakarsak "WE" / Biz derken kelimenin söylenişi ile "V" nin benzeşimi arasındaki o görünmez bağ kelimeyi bu denli bütünsel hale getiriyor olabilir mi?
Son olarak bir pazarlamacı için Google'da yer almayan kelimeleri yaratmak bulunabilirlik garantisi değil midir?
Böylece Google Test ile anlamsız ya da önemsiz olarak kabul edilecek bir kelime aslında bir marka olmaya en aday kelime değil midir?
Hatta www.gooogledabunlaryok.com adlı bir site ile henüz olmayan markaları üreten bir firma bulunma ihtimali ve "V"ictory'si en yüksek firma değil midir ;)
Not: Çok keyif alarak okudum ve oda arkadaşlarıma da sesli okudum. Eline, diline sağlık...
Bende tüm fonksiyonların bir arada olmasından yanayım ama ne zaman? ürün seçerken şunlara dikkat ederim tüm özelliklerin kalitesinin makul düzeyde olması veya beklentimin üzerinde olması.
*2 mpx. kamera işimi görebilir ama flash ı yoksa sadece gündüz fotograf çekebilirim veya gece kalitesiz çekerse benim işimi görmüyordur.
*mp3 dinlerken ses kalitesine dikkkat ederim mümkünse yazılımı iyi olmalı playlistler hazırlayabilmeliyim.
*telefonun boyutları büyük olmamalı ve şık olmalı. gprs ve bluetooth özellikleri olmalı bataryası çabuk bitmemeli (mp3 dinlerken belki bataryadan biraz feragat edebilirim.)
hepsini yapabiliyorsa süper olur bazı özellikleri için diğer özelliklerinden feragat ederim ama bununda bir sınırı vardır kafamda makul olanı düşünürüm uyuyorsa alırım uymuyorsada ayrı ayrı alırım bu zamana kadarda böyle yaptım. ama hepsi olursa süper olur gelcektede bunları yapacaklarını düşünüyorum.
Not: herşey bir yana altı üstü tasarımı okumaya başladığımdan beri her yeni yazıda ufkumun dahada açıldığını hissediyorum yazılar için teşekkürler.
bu yorumu yaptım fakat geçen ay aldığım telefonu düşününce sözlerimin lafta kaldığını gördüm, bu toplumsal bir psikolojimidir yoksa bana ait bişeymi bilmiyorum.
2 megapixel kamera var ama flash ı iyi değil karanlıkta bile çekimi iyi değil
bataryası çabuk bitiyor hergün şarj etmek zorunda kalıyorum.
ses kalitesi iyi
ama sanırım isteklerimin dışında bir seçim yapmışım buda ayrı bi olay oldu :)
atatürk ve siir icin arka fon müziği
Ne yaparsak yapalim , teknoloji gelistiricileri durmayacaklar ve cep telefonuna daha baska ne eklesek diye dusunup duracaklar. Cünkü alıyoruz :) Benim telefonum ise sadece cep telefonuyla konusmak icin tasarlanmis (enteresan degil mi?) ve bu halinden cok memnunum..
Çünkü gözümüz doymuyor, sonsuz iştahla herşeyin sahibi olmak istiyoruz. Hiç kullanmasak bile.
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
Kitabımı satın almak ister misiniz?