Tatsız Deneyim ve Dolmakalem

Tatsız Deneyim ve Dolmakalem

Eğer sizde benim gibi yemek düşkünü iseniz ageusia (Türkçe'de agezia olarak geçiyor) adı verilen ve insanda tat alma duygusunun tamamen yok olmasına neden olan hastalık, başınıza gelebilecek en kötü şeylerden biri olabilir. Ve eğer bu hastalığa yakalanmışsanız, başına gelebilecek en kötü şeylerden biri ise 5 yaşında bir çocuğun sonu gelmez sorularını cevaplamak olacaktır.

4-5 yaş arasındaki çocukların elinde -sanki merkezi bir karargahtan emir çıkmış gibi- bir "favori/en sevdiğim" listesi vardır: en sevdiğim renk, en sevdiğim rakam, en sevdiğim çizgi film karakteri, en sevdiğim yemek. Bu liste uzayıp gider. Fakat işin en ilginç yanı, bu çocukların, yetişkinlerden de böyle bir liste bulundurmalarını beklemesi, beklentileri. 4 yaşımdaki kızım, tanıştığı herkese hep aynı soruları sorar:

- Benim en sevdiğim renk mavi. Seninki ne?
- Gerçeği söylemek gerekirse hiç düşünmedim şimdiye kadar?
- Peki en sevdiğin mevsim ne? Benimkisi Yaz
- Çok güzel. Aferin! (kaçmaya çalışan bir ses tonu ile) Mehmet, lavabo ne tarafta?

Yani anlayacağınız, kaç yaşında olursanız olun ya da bazı konularda hiçbir tercihiniz olmasa da 4-5 yaşlarında bir çocukla konuşurken, "en sevdiğim" listenizi hazır bulundurun!

Geçenlerde bir aile dostumuzu, eşi ile birlikte evimizde konuk ettik. Arkadaşımın eşi Susan, ageusia adı verilen -insanda tat alma duygusunu yok eden- bu ender hastalığa sahip. Çok küçük yaşlarda sinir sistemindeki bir sorundan dolayı oluşan bu hastalık ile yaşantısını sürdürmek zorunda. En leziz yemeği bile yapsanız, onun için hiçbir anlam ifade etmiyor. İşte böyle garip bir durumda, kızım, Susan'a en sevdiği yemeğin ne olduğunu sordu. Genelde bu tip bir soru ile karşılaşılınca, birkaç dakika düşünüp, bir şeyler uydurmak gerekebiliyor fakat kızıma, arkadaşımın eşinden gelen cevap gayet hızlı ve netti: Fırında Fasulye. İşin garibi, bu cevap kızımın değil benim daha çok ilgimi çekti. Nasıl olurda tat alma duygusu olmayan bir kişi, fırında fasulyeyi, en sevdiği yemek olarak seçer? Merak içinde sordum. Cevap ise daha ilginçti. Fırında fasulyenin en sevdiği yemek olması, tadı, lezzeti ile ilgili değildi. Deneyimi ve hatıraları ile ilgili idi. Bana, küçüklüğünde evde yalnızca babasının bu yemeği yaptığını, bu nedenle çok özel bir anlam taşıdığını, babası yemek yaptığı sırada ona yardımcı olduğunu ve bu nedenle, bu yemekle ilgili özel deneyimleri, bu yemeği onun en sevdiği yemek yaptığını söyledi. Deneyimler. Tat, lezzet, yemek içinde bulunan malzemeler değil. Deneyimler!

Deneyimler o kadar önemli ki, tadını bile alamadığınız bir şeyi, "en sevdiğiniz" listesinin başına koyabiliyor. Çok belirgin bir deneyimden de bahsetmiyorum: satın aldığınız bir ürünün çabuk bir şekilde evinize ulaşması, müşteri hizmetlerini aradığınız zaman karsılaştığınız ve sizi etkileyen yardim, emaillerinize çabuk cevap verilmesi, yazdıklarınızı kaybettiğinizi sandığınız sırada, size yedeklenmiş bilgilerden geri dönen veriler, geri iade sürecinde size güler yüzle hizmet veren çalışan, verdiği sözleri tutan şirket v.b. Daha önce bu konuyla ilgili bir çok yazı yazdım. Acaba sizin websitesinden damak lezzetini çıkarıp atarsak, geriye kalan deneyimler, kullanıcınız da olumlu etki bırakıyor mu?

DOLMAKALEM

Bu siteyi takip edenler iyi bilir ki ben yazılarımda, teknik olmayan hatta bazen meslegimle hic alakası olmayacak konuları, web ve web tasarimi ile ilgili sonuçlara bağlamayı seviyorum. Zaten, iş yaşantımızdaki başarıları, başarısızlıkları, günlük yaşantımızdaki olaylardan ayırabilir miyiz? Ya da birbiri ile etkisi olmadığını söyleyebilir miyiz? İşte bu nedenle ben bazen bir savaş gemisini projesini, web projesi; yatak odası mobilyalarını, website içinde yer alan görsel elementlere bağlayabiliyorum yazılarımda. Ya da dedemin kanaryalarını, kullanıcı geri-bildirimine.

Bu site kişisel bir blog olmasına rağmen, yinede teknik konulara, belirli bir mesleğe hitap eden yazılar içeriyor. Fakat bazen ben de biraz daha kişisel konularda yazmak istiyorum. Maalesef bu sitenin formatı buna izin vermiyor. İşte bu nedenle, Dolmakalem projesinde yazar olarak yazılar yazmayı kabul ettim. Çünkü her ne kadar lafı dolandırıp kendi mesleğime getirmeyi birçok yazıda başarsam bile pırasa, kreş, kusmak ve Pavlov'un deneyi konusunu web ile alakalı yapmayı burada uygun bulmadım ya da küçüklüğümde okuduğum Zagor'u, website tasarımına bağlamak için kasmak istemedim :-) Dolmakalem'i mutlaka ziyaret edin. Birçok blog yazarının, kendi bloglarında yazmadığı, yazamadığı birçok yazı ile karışılacaksınız.



Top
Menu