Sanal Sözleşme

Sanal Sözleşme

Web yepyeni bir sektör. Teknoloji sektörü sözlükleri ve kavramı içinde olgunlaşmış görünse bile, tıp, madencilik ya da otomotiv sektörleri ile karşılaştırılırsa, daha yeni doğmuş bir bebek kadar taze, yeni ve kuralsız olduğunu görebiliriz.

İnternet'in bu kadar yaygın olarak kullanılmadığı yıllarda, Macintosh bilgisayarlarını üreten Apple şirketinin elinde, tasarımcılarına yardımcı olacak bir "arayüz tasarım kılavuzu" vardı. Bu kılavuz, hangi düğmenin hangi işlemi görmesi gerektiğini, bu düğmenin, diğer programlarda da aynı şekilde işlemesi gerektiğini, düğmenin kaç piksel ile oluşturulduğunu, renginin nasıl olması gerektiğini, detayları ile anlatan bir kılavuzdu. Eğer, o dönemde Apple şirketinde çalışan bir tasarımcıysanız, bu kılavuzun dışına çıkmanız imkansızdı. Tasarımcı olarak sınırlandırılmış, eliniz kolunuz bağlanmış gibi hissetseniz de, Macintosh bilgisayarı içinde yaratılan bu tutarlı arayüz çalışması, kullanıcılar tarafından beğeniliyor ve bu tutarlılık, onlara, hiç bilmedikleri bir programı bile kullanırken öz güven veriyordu. Ve sonra web geldi. Web tasarımı geldi. Bir anda, dünyanın dört bir köşesinde, kendilerine web tasarımcı adı veren kişiler, tasarımdaki özgürlüklerine kavuştular. Web içinde kural yoktu. Biraz HTML ve biraz grafik tasarımdan anlayan herkes, istediği gibi bir arayüz çıkarabiliyordu. Fakat bu özgürlük öylesine ihlal edilmeye başladı ki, websiteleri, bir anda sürrealist sanatçıların kendilerini açıklamaya çalıştığı bir platforma döndü. Üzerinde hiçbir ipucu ya da isim olmayan link grafikleri, bulmaca gibi menüler, bir yerde "gönder" anlamına gelen fakat bir başka sitede "sil" anlamını taşıyan düğmeler, web içinde mantar gibi türemeye başladı. Fakat, web olgunlaştıkça, web tasarımı belirli bir form içine girdikçe, bu gelişmeler de farklı bir yön almaya başlıyor. Artık, biz tasarımcıların egosuna hitap eden websiteleri tasarlamak yerine, kullanıcının egosunu okşayan siteler tasarlanmaya başlandı. Bugün eğer biz, ziyaretçilerin "hedeflerine" ulaşmalarını istiyorsak, rekabetçi ortamda yaşamımızı sürdürmek istiyorsak, finanssal getiri istiyorsak kullanıcı-odaklı websiteleri yapmak zorundayız. Hangi menü elementi hangi bilgileri içermeli? Hangi fonksiyonların kullanılması gerekiyor? İşte, bilginin üzerine atmamız gereken tabaka, kullanıcı odaklı tasarımın ana öğesi olan "erişilebilirlik ve işlevsellik".

Elimizde, yukarıda bahsettiğim erişilebilirlik ve işlevselliği yakalamamızı sağlayacak, her seferinde başarıya ulaşmamıza yardımcı olacak bir altın yol, altın anahtar ya da altın kural yok henüz. Bizim gördüğümüz web, yalnızca buz dağının tepesi ve şimdiye kadar oluşmuş tüm kavramlar, alışkanlıklar ve çalıştığını zannettiğimiz kurallar, ileride tamamen yıkılabilir, her geçen gün önemini kaybedebilir.

Başarılı bir web projesine, öncellikle, o websitenin hedefini iyi anlamak ile başlamak gerekiyor. Bir websitesinin şirket yönlü amacı, bir "şey"ler satmak, bir "şey"ler satmaya yardımcı olmak; daha fazla kar sağlamak, şirket markasını tanıtmak ya da daha iyi pazarlamak olabilir. İşin garip yanı, şirket hedeflerinin hiçbiri, genelde, bir website kullanıcısının hedefleri ile uyuşmazlar. Bir website kullanıcısının hedefleri ise, en uygun fiyatı bulmak, siteye geliş amacını gerçekleştirmek ya da bir tüketici olarak kendini özel hissetmek olabilir. Görüldüğü gibi iki grubunda hedefleri birbirlerinden çok farklı. Peki biz, web çalışanları, tasarımcılar, proje yöneticileri, yazılımcılar, bu bahsettiğim iki grubu aynı anda nasıl memnun edebiliriz? Bu iki hedefin yani şirket hedeflerinin ve kullanıcı hedeflerinin birbirinden farklı olmalarına rağmen, birbirine yakınlaştırıp, her iki grubu da tatmin edecek bir yöntem var mı?

Bu soruların cevabı sihirli bir terimin içinde saklı. Altın kural olmayabilir fakat demir gibi işleyen bir tasarım metodu var. Tasarım projelerinde, bu modelin uygulama şeklindeki görülen farklılıklar, bu metodu, altın anahtar olmaktan uzak tutsa da, şu an elimizdeki en güvenilir tasarım metodu. Bu tasarıma Kullanıcı-Odaklı Tasarım adı veriliyor. Kullanıcı-Odaklı Tasarım, bir şirketin websitesinde yer almalarını istedikleri "şey"leri içeren anlamlı desenler ile iyi bir sanal deneyim yaratarak, kullanıcıya, hedeflerine ulaşmaları için güç ve yetki vermektir. Bu tanım içinde bahsi geçen "şey"ler, dijital kamera, bilgisayar, kitap, ülser hakkında yazılmış bir makale, iletişim bilgileri ya da herhangi bir "şey" olabilir. Önemli olan tüm bu şeylerin iyi bir şekilde organize edilip, kullanıcıya sunulmasıdır.

David Allen, hayatınıza düzen getirmenize yardımcı olan tavsiyelere yer verdiği Getting Things Done kitabında, "şey" adını verdiğimiz kelimeyi şu şekilde tanımlıyor:

Şey, fiziksel ya da psikolojik yaşantınızı meşgul eden ve ait olması gerektiği yerden tam olarak emin olmadığınız nesnelere ve/veya düşüncelere verilen isimdir.

Bu herhangi bir "şey" olabilir. Örneğin uzun zamandır yazmayı planladığımız bir mektup ya da email, yatak odasında halının üzerine saçılmış, asılmayı bekleyen gömlekler, yıkanacak çamaşırlar, akşam yapılacak yemek, müşteriye teslim etmeniz gereken tasarım ya da proje teklifi... İşte bu örneklerde ki her şey, hayatımızı ya fiziksel ya da psikolojik olarak meşgul ediyor ve maalesef çoğu zaman bu "şey"lerin nereye ait olması gerektiği hakkında hiçbir fikrimiz olmuyor. Beynimizin içinde tasmasız gezinen düşünceler arasında yerini alıyor, aklımızı, fikrimizi meşgul ediyor. Evi barkı olmayan bir dolu "şey".

David Allen, bize, öncellikle, yeri yurdu belli olmayan bu "şey"leri tanımlamamızı öneriyor. Daha sonra, bizimle ilgili olmayan ya da üzerine bir çizgi çekebileceğimiz "şey"leri listeden atmamızı tavsiye ediyor. Ve son olarak bize, bu "şey"leri nasıl organize edip, nerelere koymamız gerektiğini bulmamıza yardımcı oluyor.

Birçok eskrimci, kendilerini geliştirmek için tenis kitapları okuyup, tenis provaları yaparlar. Çünkü, tenis ve eskrim, disiplin olarak birbirlerine çok benzeyen iki spordur. İşte benim de yukarıda bahsettiğim kitabı satın almamın sebebi, hayatımdaki "şey"leri organize etmek değil, bu kitabın, bir website oluşturmak aşamasında, benim yaşadıklarımı çok iyi anlatmasından dolayı idi. Tanımla, ele, organize. Zaten çoğumuz bu metodu uygulamaya çalışmıyor muyuz tasarım aşamasında ya da hangi linkin, hangi içeriğin nereye ait olduğunu bulmaya çalıştığımızda? Peki bu iş gerçekten bu kadar basit mi? Maalesef hayır. Bu kadar kolay değil! Bu, sürecin yalnızca bir kısmı.

Sanal deneyim, bir kullanıcının, İnternet tarayıcısının adres çubuğunda başlayıp, ödeme tuşuna basması ile biten bir süreç değildir. Sanal deneyim bir sözleşmedir. Yalnızca karı maksimize etmeye yönelik şirket hedefleri, tek kurşunluk tabanca gibi, sizi şirket olarak bir ya da birkaç kez memnun edecek fakat müşterinin geri dönüşümünü engelleyecektir. "Bir websitem olsun çünkü diğer rakip şirketlerin websitesi var" anlayışı çok yanlış. Eğer websitenizde, kullanıcınızı ilgilendirecek bilgi, içerik, deneyim yoksa, bu websitesi, şirketinize hiçbir şey kazandırmayacak hatta bir nedenle, bir şekilde sitenize gelebilecek kullanıcıların, istedikleri bilgiyi bulamaması nedeniyle şirketiniz için kötü bir reklam malzemesi haline gelecektir. Daha da kötüsü, eğer rakip şirketin websitesi, kullanıcı amaç ve hedeflerini karşılıyorsa, müşterinizi, sizin siteniz yerine rakip şirketin sitesini tercih edecektir. Bir siteyi, kullanıcılara açmadan önce kendi kendimize sormamız gereken birkaç soru var:

  • Sitenin amacı nedir?
  • Bu siteyi ziyaret edebilecek kullanıcı grupları kimlerdir?
  • Bu site ile şirketin kazanmak istedikleri nelerdir?


Top
Menu