Dikkatsiz Programcı, AIDS'den Bile Daha Tehlikeli

Dikkatsiz Programcı, AIDS'den Bile Daha Tehlikeli

Liz Murdock, ilk defa kansere yakalandığını duyduğunda, hemen hemen tüm kanser hastaları gibi, bir hastalığa çözüm bulmak için, her türlü yolu denemeye karar verdi. Bunlardan biri, radyasyon tedavisi idi. Liz Murdock'in tedavi gördüğü hastane, Kanada'da konusunda önder sayılabilecek bir şirketin ürettiği bir cihaza sahipti. Bu cihaz, tüm vücuda radyasyon göndermek yerine, vücudun kanser içeren kısmına radyasyon göndererek, hem etkili bir tedavi sağlıyor hem de vücudun diğer kısımlarının, radyasyondan etkilenmesine engel oluyordu. Bu cihaz, "akıllı" denilecek bir teknik ile üretilmiş ve bu cihazın yönetiminde kullanılan programın yazılımcıları, cihazı kullanacak teknisyenlere yardımcı olacak ekranların üzerinde uzun süre çalışmışlardı.

Liz Murdock, Therac 25 adı verilen bu cihaz ile 24 kez karşı karşıya geldi. Fakat 25. randevusu, onu ölümcül bir sürpriz ile karşıladı. Liz, her zaman olduğu gibi, röntgen makinesine benzeyen bu cihaz ile radyasyon tedavisi görmek için hastaneye gitti. Teknisyen, gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra, tedaviyi başlatmak için bilgisayarının başına geçti. Fakat programda istenmeyen bir hata oluştu ve bu hata neticesinde, gerekli dozun neredeyse tamamı verilmiş olmasına rağmen, işlemin bitmesine çok kısa bir zaman kala, teknisyen, bilgisayarının ekranında anlam veremediği bir mesaj ile karşılaştı: "Hata 54. Gereken doz verilmemiştir. Gereken dozun verilmesi için klavyenizdeki P tuşuna basınız". Teknisyen hata mesajında söylenenleri uyguladı. Liz Murdock, yaklaşık 3 ay sonra, vücudundaki yüksek radyasyon nedeniyle hayatını kaybetti. Bu yalnızca, şanssız bir vaka değildi çünkü buna benzer birçok vaka, değişik hastanelerde kendini gösterdi ve bütün bunların sonucunda 5 kişi hayatını kaybetti. Her vakada görülen orta nokta, programın ürettiği hata mesajlarının anlamsızlığı ve programın "akıllı" davranışları.

Bu anlattıklarım, yalnızca Therac 25 için değil, daha birçok yaşanmış ölümcül insan-bilgisayar ilişkisi için geçerli. Londra Ambulans Servisi bilgisayar sisteminin yüzlerce kişiyi acılar içinde bırakması gibi; genç mühendis Leonid Toptunov'un 25 Nisan 1986 gecesi Çernobil Nükleer Santralı'nın bilgisayarlarındaki hata mesajını anlayamaması ve hepimizin çok iyi hatırladığı felakete engel olamaması gibi; ABD'nin "gizli salgın hastalık" adını, verdiği ve hastanelerde ki teknolojik ya da insan hatası sonucu, yılda 44.000 hastanın ölmesi gibi (ABD'de, bir yıl içinde, trafik kazalarından ölenlerin sayısı 43.000, AIDS'den ölenlerin sayısı ise 16.000).

PEKİ SORUN NEREDE?

Sorun, bilgisayarları, her gün gelişen teknoloji ile insanlaştırmak değil. Sorun, buzdolaplarına, kapı kollarına, ampullere nasıl İnternet'i sokabiliriz ya da nasıl daha "akıllı" bir hale getiririz de değil? Zaten bunlar yapılıyor. İnsana benzeyen, insan gibi hareket eden robotlar zaten var günümüzde. Sorun, "akıllı" ev yaparken, bir gün, o akıllı ev içinde bir nedenden dolayı açılmayan perdenin bize verdiği hata mesajları: "Evinizin sistemi çöktü". Daha da kötüsü "Ordinal hata mesaj numarası 24. Işık süzgeç sisteminde 0x80000 hatası nedeniyle sistem başlatılamıyor. Sistemi yeniden başlatmak için çatıya çıkıp, bacanın üzerinde ki H harfine basınız"

Sorun, teknolojiyi insanlaştırmak değil ya da insanları teknoloji ile tanıştırmak da değil.Esas sorun, bütün bunları yaparken, oluşan işlemi anlaşılır en önemlisi "insani" hale getirmek.

Bilgisayarınıza, HP yazıcı sürücüleri yüklediğinizde, eğer sistem İnternet bağlantısını bulamaz ise aldığınız mesaj: "Sincway failed"; ya da Windows işletim sisteminize yeni çıkan güvenlik yamalarını yüklemeye çalışırsanız ve bilgisayarınızın belleğinde gereken boş yer yoksa alacağınız mesaj: "Yükleme ve/veya kayıt işlemi hata ile sonuçlandı: 0x80070070". Hepimiz "Sistem, klavyeyi bulamadı. Bu hata mesajını atlayıp, devam etmek için F1 tuşuna basınız" hata mesajını iyi biliriz. Şanslıyız ki bu hata mesajlarının hiçbiri, Threc 25 gibi ölümcül sonuçlar doğurmuyor.

Sorunun çözümü, belirttiğim gibi, insan-bilgisayar ilişkisi içindeki süreci "insanlaştırmakta" yatıyor. Maalesef, bizler, "kullanıcı" terimini, sözlük anlamı ile birebir tutuyoruz. Düşünün, yarın sabah, uyandığınızda, İnternet'in olmadığını varsayalım. Acaba hayatınız ne kadar farklı olurdu bir "kullanıcı" olarak. Evet, birçok zorlukları beraberinde getirirdi ama birkaç yıl sonra herkes normal yaşantısına dönerdi. Eğer 20 yaşının üzerinde iseniz, zaten hayatınızın büyük bir bölümünün İnternetsiz yaşamışsınız demektir.

OLASILIK TASARIMI

Birkaç şeyi anlamak çok önemli. Birçok kişi, bir websitesini, bir bilgisayar uygulamasını kullanırken, programın ya da websitenin kullanım şeklini "hata mesajlarından" öğreniyor. Bir form doldurduğumuzda telefon numaramızı girmemizi söyleyen hata mesajları sayesinde öğreniyoruz neyi eksik bıraktığımızı ve bir daha ki sefere, neyi eksik bırakmamamız gerektiğini. Acaba içinizden kaç kişi, Google'un "Did you mean" fonksiyonunun kullandınız şimdiye kadar? Hatalı yazdığınız kelimelerden bir sonuç çıkmayınca, Google'un size tavsiyede bulunması, size, hatalarınızdan öğrenme imkanı verirken; Google, "olasılık tasarım" yöntemi ile, başarılı bir web uygulaması yaratıyor.

Olasılık tasarımı, kullanıcıların karşılaşabileceği zorlukları ve yapabilecekleri hataları önceden tahmin ederek, bunları anlaşılabilir bir dil ile cevaplamaktır. Olasılık tasarımı, günümüz İnternet'inde çok önemli bir kavram. Sitenizi ziyaret eden birçok kullanıcı, teknik bilgilerden yoksun ama büyük bir heyecan ile İnternet'i, web sayfanızı, web uygulamalarınızı ziyaret ediyor. Birçok kullanıcının onlara sunulan web uygulamalarının öğrenmek için harcayacakları zamanı yok. Eğer siz onlara yaptıkları hataların sonucunda anlaşılabilir "hata mesajları" ve "tavsiyeler" vermiyorsanız, bunları verecek başka bir site onları bekliyor demektir. Bir "tık" ve kullanıcı, sitenizden ayrılıp, "O" siteye gider. Daha da kötüsü, bir daha gelmemek üzere...

Olasılık tasarımı, müşteri memnuniyeti ve iyi bir "kullanıcı deneyimi" yaratmanın yani sıra, şirketinize devamlı kullanıcıda sağlayacaktır. Bununla da kalmayıp, şirketinize kazanç sağlayacaktır. Çünkü, eTicaret sitelerinin ziyaret edip alışveriş yapan kullanıcıların yüzde 41'i, anlamadıkları bir problem ile karşılaştıklarında, siteyi terk ediyorlar. Başka bir araştırma sonucu bize gösteriyor ki, belirli bir sitede, iyi bir "kullanıcı deneyimi" yasamış kullanıcılar, problem ile karşılaşan kullanıcılara oranla yüzde 57 daha fazla para harcıyorlar.

AMAÇ MI? ARAÇ MI?

Bir diğer konu ise, hiçbir ticari websitesinin "alet/araç" olmadığı. Websitenizin amacı, ziyaretçi çekmek, ilgi çekmek, ziyaretçileriniz ile iletişim kurmak ve onların siteye geliş amaçlarına ulaşmalarını sağlamak. Bu demek oluyor ki sitenizin ziyaretçileri, sitenizi yalnızca "kullanan" kişilerden biraz daha fazla anlam içeriyor. Ziyaretçilerinizden hiçbiri, sitenizde bulunmak "zorunda" değil. Sitenizi, sizin tahmin ettiğiniz ya da istediğiniz şekilde kullanmak zorunda değil. Ziyaretçileriniz sitenize geliyor çünkü bunun karşılığında, sizden bir şeyler bekliyor: ürün, bilgi, eğlence v.b.

İnternet'i, gönüllü katılımın olduğu bir ortam olarak görmemiz; kullanıcılarınızın et ve kemikten oluşan, görünüş ve düşünce yapısı olarak bizden farklı olamayan fakat teknik bilgilerinin bizden çok daha az olan bireyler olduğunu anlamak, iyi bir sanal deneyimin temellerini atmakla kalmayıp, sitenizi başarılı bir site haline de getirecektir.

WEB BİR DİYALOGDUR

Şimdi düşünün! Kimler sitenizi ziyaret ediyor? Hangi nedenlerle? Bütün olası senaryoları aklınızda canlandırabiliyor musunuz? Ziyaretçilerinizi, hiç sitenizi kullanırken seyrettiniz mi? Acaba siteniz, hiçbir yardım gerektirmeden bir ürün satabiliyor mu? Hata mesajlarınız "insancıl" mi? İnsanların bilgisayar yeteneklerini, düşünün. Biraz daha derinlere inip, onları ikna edebilecek yöntemleri, kişiliklerini, motivasyonlarını düşünün. Artık o uzun süredir inanılan söylentileri ve inançları yıkmak gerekiyor: Web bir diyalogdur, araç değil!



Top
Menu