ALTI ÜSTÜ TASARIM – Mehmet Doğan

 
yazı arşivi|abonelik|site ve yazar hakkında|teknoloji kimin umurunda|tavsiye ettiklerim|iletişim
 

Kıllanım Kılavuzu: Resim ile Yazı arasındaki denge

16 Ocak 2006

Eşimin ısrarları ile kızlarımızın yatak odasını yeniden şekillendiriyoruz. Boya-badana, parke, yeni yatak takımı, eşimin kızlarımız Ceyda ve Aliye için boyadığı resimler, şirin çekmece kulpları…

Hepimiz çok iyi biliriz ki biz Türkler "bul birilerini, ver parayı, yaptır" yöntemini seçerken; Kanada'da herkes kendi çapında, kendi evinde, bir marangoz, boyacı, elektrikçi. Her şeyi kendi kendilerine yapmayı tercih ediyorlar. Aynı mantıkla, yaklaşık 3 hafta önce, ben, kendi başıma, çocuklarımın odasına parke döşedim. 30 sayfalık kullanım kılavuzunun yalnızca 8 sayfasını kullanarak. İlk 15 sayfada emniyet, kullanım koşulları ve gerekli malzemelerden bahseden bir dolu küçük harfli yazılar olması, biz erkeklerin bu sayfaları atlayıp, resimli sayfalara yönelmesine neden oluyor. Sanırım bu davranış biz erkeklerin genlerine gömülmüş. Halbuki bilinen gerçek, bizler, bir işlem sırasında, kendimizi kaybettiğimizde, tamamen ne yapacağımızı bilemediğimiz zamanda "yardım" sayfalarına bakıyoruz. Web içinde bu böyle. Kural: Eğer bir işlemi anlatmak için, her aşamada yardım bilgileri koyman gerekiyorsa, o işlemi oluşturan aşamaların hepsi kötü tasarlanmış demektir. İyi bir arayüz, yardıma ihtiyaç olmadan kullanılabilmelidir. (daha fazla bilgi için Microsoft'un araştırma sonuçlarına göz atabilirsiniz)

Tabi bu yatak odası yenilme işi yalnızca parke döşemekle bitmiyor. Yeni yatak, yeni komodin de lazım çocuklara. Tabi kendin pişir/kendin ye mantığı burada da geçerli. Bu nedenle, IKEA gibi bir şirket, "gardırop mu istediniz? İşte şu kutunun içinde. Evinize götürün, kendiniz yapın, kendiniz kullanın" mantığı ile sahibini dünyanın 6. en zengin insanı yaptı. Benimde katkım olsun bu kişinin zenginliğine diyerek, 2 yatak, 2 komodin sipariş ettik ve siparişlerimiz elimize ulaştı geçenlerde. Tabi ki iş burada bitmiyor. Esas iş siparişler ulaştıktan sonra başlıyor. Yatakları çıkarıp, yapım kılavuzunu takip edip, yatağı kutu halinden, yatılacak bir şekle sokmak lazım.

Ben işe, bütün parçaları kutudan çıkarıp, oturma odasının en oturulacak yerlerine yaymak ile başladım. Sonra, 6 sayfalık kullanım/yapım kılavuzunun 1. sayfasından ise başladım. Çünkü IKEA kullanım kılavuzlarında hiçbir yazı yok. İlk 10 sayfayı atlamak gerekmiyor. Her şey resim ile açıklanmış. Emniyet kurallarından, kullanılacak malzemelere kadar her şey yazısız, resimli. Harika bir fikir değil mi? Evet, ben de o şekilde düşünmüştüm! İşte size eşim ile benim aramda geçen diyalog:

- Jennifer, sence bu resimde gösterilen parça, buraya mı girecek?
- Evet, o şekilde görünüyor
- Ama ya bu 3 metal parça ne o zaman bu tahtanın altındaki?
- Bilmiyorum? Eğilmesi mi lazım o parçaların?
- Sanmıyorum! Buradaki delikler, bu metal parçaların girebileceğinden çok daha küçük. Resimde sanki vida kullanıyorlar gibi?
- Ama bak o bahsettiğin vidalar, 4. sayfada kullanılıyor
- Allah'ın cezaları! Neden buraya yazmıyorlar sanki bakın o metal parçalar şuraya girecek diye?

10 dakika sonra

- Ne yapıyorsun orada Mehmet
- Resim çiziyorum
- Neden? Ne resmi şimdi bu?
- IKEA'yı arayacağım yardım için o nedenle çiziyorum resmi
- Nasıl yani? Telefonda nasıl göstereceksin resimleri?
- O kısım onların sorunu, bakın buradaki resimde görüldüğü gibi bir sorunum var diyeceğim onlara. Yazısız, resimli.
IKEA kullanim kilavuzundan bir goruntu

Her şeyde olduğu gibi, yukarıda anlattığım deneyimin suçlusu olan kullanım kılavuzları, yardım sayfalarında da denge çok önemli. HP, Compaq, Dell şirketleri de resimli kullanım kılavuzları veriyor ürünleri ile birlikte, fakat IKEA'dan farkları, kelimeleri tamamen kılavuzdan kaldırmamış olmaları. Belki küresel bir pazara sahip olan bu şirketlerin kullanım kılavuzu maliyeti arasında farklar var ama yalnızca resimlere sadık kalarak oluşturulan kılavuzlarında "kullanıcı deneyimi" üzerinde olumsuz etkileri var. Ayrıca küreselleşme demek, yalnızca kelimelerde bitmiyor. Size Anlamlı Linkler yazımda kalp şeklinin bizde aşk anlamına geldiğini ama İsveç'te ise bay ve bayanların ortak olarak kullanabileceği tuvalet sembolü olduğunu söylemiştim. Daha birçok örnek var bunu gibi. Mesela bir zamanlar Anavatan'ın sembolü haline gelen "başarı" el işareti (elinizi yumruk haline getirip daha sonra baş parmağınızı kaldırmanız), İran'da küfür olarak kullanılması.

Peki dengeyi nasıl yakalayabiliriz? Bu sorunun cevabı, kullanıcıları izlemekte yatıyor. Soru sormaktan bahsetmiyorum. Eğer bana IKEA, deneyimimden önce resimli kılavuzun iyi bir fikir olup olmadığını sorsa idi, cevabım "evet" olacaktı. Fakat IKEA, beni bu kılavuzu kullanırken izleşe idi, bana tek bir soru bile sormadan cevabımın "hayır" olacağını anlayacaktı.

Birkaç şeyi çok iyi anlamak gerekiyor: Resimler, düğmeler ve ikonlar, grafiklerden oluşmuş kelimelerdir. İyi kullanıldığında, çok etkili; kötü kullanıldığında ise hiçbir etkisi olmaz hatta bazen olumsuz etki bile yaratabiliyor. Yalnızca kelimelerden oluşmuş bir sayfa ise, bazen anlatılması gerekeni kısıtlayabiliyor. O nedenle iyi bir denge yakalayan kullanım şekli, hem okumayı güçlendiriyor hem de anlaşılma oranını artırıyor. Düşünsenize Portakal Ağacı'nın hiçbir resim sunmadan "Etli Kabak Dolması" tarifi verdiğini? Sizde aynı etkiyi uyandır mıydı? Ya da tariflerini yalnızca resim ile anlatsa idi?

"Bu muhallebi biraz tuzlu olmuş"
"Valla benim sucum değil, resimde tuz koyuluyordu"

Bu denge yakalama işini çok iyi yapan bir şirket var. Bu şirket, kişisel bakım ürünleri satan sanal bir mağaza. Websitesinin içerdiği ürün kategorilerinden biri de parfüm. Yanlış okumadınız? Parfüm! Ve bu sitenin müşterisi olan birçok kişi, bu sitenin sunduğu ürünleri, hayatlarında ilk defa satın alıp, kullanıyorlar. Yani koklamadan, denemeden. Peki bunu nasıl başarıyorlar? İşte size örnek sayfa:

Sephora sitesindeki parfumlerden birinin goruntusu

 

Yukarıdaki resimde de gördüğünüz gibi, ürün detaylarında, bu ürünü alıp, kullanacak kişilerin nasıl bir deneyime sahip olacağını, ne gibi duygular yarattığını anlatıyor: Güven verici, seksi, şık. Bu ürün gündelik hayatın verdiği sıkıcılıktan kurtulup, özgür olmak isteyenlerin kullanacağı bir parfümdür diyor. Ürün ile ziyaretçi arasında duygusal bir iletişim kurmaya çalışıyor.

Peki yukarıdaki site, bir parfümü bile pazarlayabilecek kelimeleri, ziyaretçilerine sunarken, biz, söylenecek onca söz, kurulacak onca duygusal alım gücü olan bir yaş pastayı nasıl satıyoruz gelin bir bakalım:

Kangurum sitesindeki pastalardan birinin goruntusu

 

6 kişilik. Hem de spesiyal. Bende inanılmaz alım duygusu uyandırdı bu pasta. Siz de aynı duyguları yaşadınız mı?

   
 
Bu yazı Mehmet Doğan tarafından saat 1:45 civarı yazılıp Kullanıcı Deneyimi, Kullanılabilirlik, Web Stratejileri, e-Ticaret dosyası içine işlendi.

Bu konuyu/yazıyı tartışan diğer websiteler diğer bloglar
Bu yazıyı okuyup beğenenler şu yazıyı da okudular.
Bu yazıdaki anahtar kelimeleri diger bloglar icinde ara ve bul: | | | |
 

Bu yazıya ait 12 yorum var.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
1. | 16 Ocak 2006 2:46 tarihinde, ozgur alaz demiş ki:

Bu dengeyi çok iyi sağlayn şirketlerden biri de RedEnvelope. RedEnvelope'un en beğendiğim özelliği "her hediyenin bir hikayesi vardır" uygulaması. BU uygulama ile her hediyenin yanında hediyenin hikayesine yer veriliyor. Insanlar benzetmelerle ve hikayelerle daha iyi öğrendiği için kullanıcı deneyimine duygusal bir bağ katıyor.

Örneğin
Santrac takımı seklindeki shot bardağının hikayesi soyleymiş
LINK

2. | 16 Ocak 2006 2:12 tarihinde, Ömer Balyalı demiş ki:

Bende "Hediye Notu yazma", "favorilere ekleme", "tavsiye etme" ve zoraki olarak "sepete ekleme" duyguları uyandırdı. Siteyi ikonlar ve düğmelerle doldurmak yerine adam akıllı açıklamalar, etkileyici sözler ve daha estetik-iştah kabartıcı fotoğraflarla donatabilirlerdi.

Muhtemel senaryo;

-Pastaya detay bilgisi eklesek mi?
-Pastaya ne yazacaksın ki? Çikolatalı olduğu gözüküyor, 6 kişilik diyoruz yeter...
-Efendim yine de kullanıcının dikkatini çekmek için güzel cümlelerle açıklama yapsak daha iyi olurdu!
-Yahu çikolatalı pasta almak isteyen zaten alır, tadınıda biliyordur, bilmiyorsa da almaz zaten.
-Siz bilirsiniz...


Bu arada "Divan"ın logosu bütün kurumsal kimliği yansıtıyor! Sanki orada bir imâ yaparak "Pastanız ezilir, sıkışıp, büzülür... eğer böyle olsun istemiyorsanız pastanemize gelin." mesajını veriyorlar.

3. | 16 Ocak 2006 11:25 tarihinde, Equilibrium demiş ki:

Üzerinde düşünülmesi gereken olgu "algılama" olmalı. Algıya haiz 5 duyu organımız var, webde bu duyulardan ancak ikisini kullanabiliyoruz (şimdilik) görme ve duyma organlarımızı. Bu nedenle insanlara farklı duyguları tattırabilmenin, onları etkilemenin, algılarına müdahale edebilmenin yolu en iyi biçimde harmanlanmış görsel iletidir. İşitsel iletiler için bile web henüz çok dar bir alandır.
Farklı imgelere, kişilerin farklı kültürlere ait olmaları nedeniyle değişik anlamlar yüklenebilmesi çok doğal. Bu nedenle web üzerinde ortak bir görsel dil, tamamen global bir kültür oluşması herkesin işini kolaylaştıracaktır. Ancak, bu kültürün oluşması bir zamana, doğal bir sürece ihtiyaç duymaktadır. Oldukça uzun bir süreç. Yine de bir şeyi iyi ifade edebilmek doğru algılamayı meydana getirecektir. Bunun için o anın şartlarını doğru çözümlemek gereklidir.

4. | 16 Ocak 2006 14:29 tarihinde, Tunç demiş ki:

Eğer ufak bir yazım hatası değilse; başlığını çok beğendim: "KILLANIM KLAVUZU"...

Hangi kullanım klavuzu için "işte budur; basit, anlaşılır, hayatımı kolaylaştırdı ve üstelik eğlenceli" diyebildik ki? Benim hatırladığım yok; oysa mükemmel bir iletişim aracı olabilirler. Reklamları seçici algıyla izlerken bunları okumak zorundayız oysa. Fırsatın büyüklüğü ortada.

Not: İlgilenen olursa, Ikea tarzı 'kendin yap' mağazaları için farklılaşma adına bazı fikirleri karaladığım bir yazım olmuştu geçenlerde: "DIY'eceklerim var".

Sağlıcakla,

Tunç
atolye.blogspot.com

5. | 16 Ocak 2006 22:33 tarihinde, arda çetin demiş ki:

Kalp simgesinin anlamını okurken aklıma şu sıralar Petrol Ofisi'nin görsel basındaki reklam kahramanı olan PoMan geldi. Almanca bilen arkadaşlarım reklamla baya bir dalga geçmişlerdi, çünkü bu kahramanın Almanca'daki anlamı; Popo Adam :)

6. | 16 Ocak 2006 22:24 tarihinde, Phil demiş ki:

Yazının genelini çok başarılı bulmama karşın, Ikea örneğinin yanlış olduğu kanaatindeyim. Bence Mehmet Bey bu yazısında, diğer yazılarında korumuş olduğu muhteşem mesafe ve objektiflikten uzaklaşmış görünüyor. Kişisel olarak yaşadığı kötü bir deneyimi, genelleyerek aktarmak ve yazının başından Ikea'nın sahibinin dünyanın 6. en zengin insanı olduğunu belirterek, insanları firma ve dolayısıyla yazıya konu edilen kullanım kılavuzları hakkında daha baştan ön yargı sahibi yapıyor.
Açıkça söylemek gerekirse, ben de Ikea fanatiği değilim, neticede kalitesinin düşük olduğuna inandığım ürünleri satıyor. Ancak, Sezar'ın hakkını da teslim etmek gerekiyor. Ikea'nın esas misyonu, tüm Dünya'da insanlara estektik ve modern ürünleri en uygun fiyatalara universal bir dille satabilmektir. Bunu sağlayabilmek için de, kendine özgü bir dil geliştirmiş. Firmanın renkleri dışında, mağazanın İsveçli veya Türk veya Kanadalı veya İtalyan olduğunu söyleyemezsiniz. Sadece IKEA ve dünyanın her yerinde aynı. Bu uniformiteyi sağlamak da, kelimeler veya lokal olabilecek diğer tüm hususlardan vazgeçmeyi de önemli ölçüde gerektiriyor. Ikea kıllanım kılavuzunu incelerken Mehmet Bey'in, yazıda bahsettiği erkeklik damarının tuttuğuna inanıyorum çünkü aslında, kılavuzların hepsinde görsel olarak detaylı biçimde gösterilen vidalar, ayrıca kodlar ile de ayrıştırılıyor ve bir yerde vidayı kullanacağınız zaman hangi kodlu vida olduğunu görebiliyorsunuz. Bence bu, rafı şöyle yerleştirin böyle yerleştirin şeklindeki bir çok kılavuzdan da iyi bir sistem oluşturuyor.
Neticede, bence önemli olan buna ben de her zaman uyamasam da, bir işe başlarken onunla ilgili dokümantasyonu okuyarak ürünle veya hizmetle ilgili gerçekten bilgi sahibi olabilmemiz. Burada sırf resim olsa bile, bize aslında onlar hakkında çok şey anlatabiliyor. Bu yüzden kişisel deneyimlere dayanmanın doğru bir bakış açısı olduğuna inanmıyorum.
Saygılarımla.

7 16 Ocak 2006 22:26 tarihinde, Mehmet Doğan demiş ki:

Phil,

Haklisin. Biraz kisisel deneyimin verdigi bir tepki ile basladi yazim. Bu arada birseyi ifade etmek isterim ki IKEA, bilenen unlu bircok sirketten daha fazla para harciyor kullanilabilirlik konusuna. Hatta, kullanilabilirlik ile ilgili yapilan uluslararasi bir calismalarinda bende gorev aldim. Benim burada soylemek istedigim ve yazinin ana amaci, dengeyi olusturabilmek. Benim yasadigim deneyim, baska kisiler icinde ayni sekilde gerceklesmis olabilir. Yanlizca resimli bir kilavuzun olusturdugu bircok sorun var ve bu sorunlar IBM, Dell, Compaq tarafindan defalarca test edilip, onaylanmis. Butun bunlara ragmen (yine benim kisisel fikrim), IKEA, para tasarrufu inanci ile "yanlizca resimli" kilavuzlarda israr ediyor.

Ornek olarak da yas pastayi verdim yazimda. Bu yas pasta, resimli. Ne oldugunu cok iyi biliyoruz hepimiz. Ama yazilar ile bana daha iyi bilgi vermek, hatta duygusal bir iliski kurabilmek mumkun.

Benim is arkadaslarimdan birinin (olumcul seviyede) kuruyemis alerjisi (findik fistik v.b.) var. Acaba ben bu yas pastayi ona hediye olarak goturebilir miyim?

8. | 16 Ocak 2006 23:59 tarihinde, Ömer Balyalı demiş ki:

IKEA'dan bir masa lambası almıştık ve küçük bir parçası bozuktu ya da eksikti, tam hatırlayamıyorum.

Ama biz oradaki parçanın eksikliğini tam farkedememiş ve eksik olan parçanın ne olduğunu ancan yarım saat düşününce anlamıştık. Örnek olarak bir vida bazen birleştirme işi görürken bazen de ayarlanabilir sıkıştırma görevinde bulunuyor.

IKEA dışında bir çok üründe yaşadığım sorunlardan biriside işte bu vidaların tam olarak ne işe yaradığını çözememek.

Örneğin bir vida orta derece sıkılıp sıkıştırma görevi görüyor ama ben kalkıp tamamen sıkıyorum çünkü o vidayı birleştirici sanıyorum ve sonuçta bir parçası kırılıyor... Ve sonuç olarak "hay bu firmanın yapacağı işe" diye tepki verip, kızıyoruz.

Ayrıca IKEA gerçekten iyi bir firma ama Kullanım Kılavuzu konusunda kesinlikle Mehmet abiye katılıyorum.

9. | 17 Ocak 2006 15:06 tarihinde, Fatih demiş ki:

Ya arkadaşlar ben bu sitedeki yazıları bir kaç haftadır okuyorum da bişey anlamıyorum. Misal bu başlığı görünce dedim ki "tamam denge olayını hallettik". Yazıyı okudum ev döşemeden bahsediyor. Yani aradığım şeyleri bulamıyorum.

10. | 24 Ocak 2006 17:29 tarihinde, Seven-7 demiş ki:

Diyolog çok güzel :)

11. | 16 Mayıs 2006 19:50 tarihinde, mert demiş ki:

süper

12. | 27 Kasım 2006 14:46 tarihinde, hasret demiş ki:

BRAVO


Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Kitabımı satın almak ister misiniz?

Teknoloji Kimin Umurunda adlı kitabımı satın almak ister misiniz?