ALTI ÜSTÜ TASARIM – Mehmet Doğan

 
yazı arşivi|abonelik|site ve yazar hakkında|teknoloji kimin umurunda|tavsiye ettiklerim|iletişim
 

Gelecek Geldi!

11 Ocak 2006

Zaman! Her şey için zaman gerekli. Az mı kar ediyorsun? Müşteri mi bulamıyorsun? Müşterini diğer 10 bin şirketle paylaşmak mı zorundasın? Sık dişini! Bilişimden vazgeçme. Bilişim, bugünün ticaret dili. Konuş, öğren. Neden mi? Söyleyeyim:

Türkiye'nin İT konusunda belki de en başarılı olduğu nokta, küçüğü ve büyüğü ile birçok kişinin, şirketin, iş yapmaya çalıştığı bir sektöre sahip olması. Bunu iyi anlatabilmek için size Singapore örneğini vermek isterim.

Singapore, 1964 Olimpiyatlarında, Malezya'nın ulusal marşı ile hazır olda duruyordu. 1965'de Malezya, artık bu fakir ülkeyi sırtlarında taşımak istemiyordu ve Singapore, bağımsız bir ülke haline geldi. İşte o zamandan bu zamana, eski sömürü ülkesi olan İngiltere'den yüzde 2 daha zengin. Bugün kişi başına düşen zenginlikte, Malezya dünya klasmanında 51. iken Singapore 16. sırada. Bunun tek bir nedeni var: İT sektörünü milli mücadele haline getirmek (National IT Plan). Bu konu ile ilgili, bir yazı yazmıştım aylar önce, Kaplan Kore adlı. Okumanızı tavsiye ederim.

Bugün doğal kaynaklara bağımlı yaşayan bütün ülkeler her geçen gün yoksullaşıyor. Buna Suudi Arabistan, Güney Afrika, Nijerya, Brunei ve Meksika'da dahil. Fakat İT sektörünü zenginleştiren, geleneksel ürün yerine bilgi ekonomisi üreten ülkeler, her geçen gün varlıklarına varlık katıyor. Zaten bu nedenle Microsoft gibi bir şirketin varlık değeri, Brezilya ve Meksika'nın ihracat değerinin 5 katı. Bu iki ülke yaklaşık 150 milyon iş gücüne sahipken, Microsoft 30 bin kişi ile bunu gerçekleştiriyor. Zaten bu nedenle 35 yıllık bir şirket, 1916'larda kurulan General Motor gibi bir şirketi, ticaret yarışında sollayabiliyor. Ve eğer, Microsoft, Joel Garreau'nun terimiyle G.R.I.N (genetik, robotik, information, nanoteknoloji) yörüngesinden uzaklaşmazsa, bunun, gelecek yıllarda değişmesi için hiçbir neden yok.

Geleneksel bir ürünün değeri, yarım yüzyılın öncesine göre 1/5 değerde ve bizler halen geleneksel üretim ile meşgulüz. Her geçen gün, aynı ürünü, aynı fiyata satabilmek için yaklaşık 5 kat daha fazla çalışmamız gerekli bir hale geldi. Bugün tarım sektörü, 3 kat daha fazla tahıl üretmek zorunda 50 sene önceki gelirlerini koruyabilmek için. Fakat eskiden tarım ile uğraşan ama bugün bilgi satan ülkeler ise her geçen gün zenginleşmekte.

Fakat nedense bu zihniyet, yani İT ve bilgi ekonomisi zihniyeti, Türkiye'de tam olarak anlaşılmış değil, en azından devlet/hükümet düzeyinde. 50 senelik Türkiye'nin zengin isim listesine baktığımızda görüyoruz ki, bu isimler, geleneksel ürün satan kişilerden oluşuyor. Fakat bu trend Kuzey Amerika'da ve Asya'da aynı şekilde değil ve bu nedenle, Asya ve Amerika'da ki ülkeler, varlıklarını arttırmaya devam ediyor. Türkiye'nin varlığını bu acımasız senaryo içinde sürdürebilmesi, bilgi ekonomisine bağlı bir duruma geldi. Bunun bir milli mücadele haline gelmesi şart. Şirketlerin tek başına oluşturabileceği bir kavramdan çok uzak artık bu senaryonun gidişatı. CIO, CTO kavramı halen anlaşılmış bir kavram değil holding seviyesinde. Halen holding üst düzey yönetici sıfatları CIO ya da CTO terimlerini taşımıyor. Böyle bir makam, bir elin, parmaklarını geçmeyecek sayıda ki şirket bünyesinde mevcut.

Artık bilişim sektöründe, standartların oluşması gerekiyor. Belirlenmiş bir standart yok sektörümüzün içinde. Bakın, dünyada en çok konuşulan, yüzlerce değişik lehçenin, harfin olduğu Çince, bugün baskın bir dil değil. Onun yerine standartlara sahip İngilizce, ticaret dili olarak kullanılıyor. Bundan daha önemlisi, standartların önemli olduğu bilişim dili olan 1 ve 0, esasında, İngilizce ve Çince'den bile daha yaygın konuşuluyor günümüzde. Artık fiber optik kablolar ile 6 saniye içinde Library of Congress'in tümünü içeren kitapları, bilgileri, bir alandan diğer bir alana taşımak mümkün. (ve göreceksiniz ki 1 ve 0 dili, kendini destek verici bir göreve bırakıp, ana dil, A, T, C ve G'den oluşan ve bio-medikal, DNA, nanoteknoloji ve genetiğin standart dili olan yepyeni bir dil genome olacak Bunun müjdesini Juan Enriquez, "As the Future Catches You" kitabıyla çoktan verdi.)

İnsanlar aynı dili konuştukça, standartlar yerleşip, geliştikçe, ülkeler, bölgeler, insanlar bir araya gelmeye başlıyor. Ve bunun şirketler içinde olmaması için hiçbir neden yok (Levent Kızıltan bu konuyla ilgili bir yazı yazdı BTHaber'de. Okumanızı tavsiye ederim). Bakın Warner gibi bir film şirketi ve CNN gibi bir TV şirketi birleşiyor ve 120 milyonluk bir tüketici grubuna ulaşıyor 1990'larda. Bu tüketici grubundan daha düşük bir tüketici grubuna sahip AOL, bu şirkete sahip olabiliyor ve bugün Amerika'da ki sanal payın yüzde 33'üne sahip oluyor. Çok yakında Google'un, yüzde 5'lik payının daha da artacağından hiç şüphem yok.

İlk defa, bilgi ekonomisi sayesinde, şirketler aynı dili konuşuyor. Bu, o üniversitelerde öğretilen ekonomi derslerinden çok farklı bir şekilde gelişiyor. Bu, o, geleneksel hükümetin anlayamayacağı bir şekilde, çok hızlı gelişiyor. Acaba 2020'nın en büyük şirketi kim olacak? Kim bilebilir? Peki ya Türkiye'de? Sizin bir fikriniz var mı? Benim var! Bakin etrafınıza! GRIN'e para yatıran, GRIN araştırmalarına bütçe ayıran, yenilikçiliği (innovation) şirket bünyesine kültür olarak aşılayan ve bünyesinde CIO bulunduran şirket görebiliyor musunuz?

   
 
Bu yazı Mehmet Doğan tarafından saat 15:08 civarı yazılıp Oradan Buradan, Web Sektörü, Web Stratejileri dosyası içine işlendi.

Bu konuyu/yazıyı tartışan diğer websiteler diğer bloglar
Bu yazıyı okuyup beğenenler şu yazıyı da okudular.
Bu yazıdaki anahtar kelimeleri diger bloglar icinde ara ve bul: | | | | |
 

Bu yazıya ait 11 yorum var.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
1. | 11 Ocak 2006 20:06 tarihinde, Fatih Sever demiş ki:

Ciddi anlamda ülkemizdeki IT sektörünü ve politikalarını çok iyi şekilde özetlemiş, başarılı bir makale yazmışsınız. Tebrik ederim.

Yorum olarak "Çok iyi olmuş" şeklinde yazılmasını uygun bulmayan biri olmama rağmen, bu makaleye "Çok iyi olmuş" demekten başka yazacak bişey bulamadım. Çünkü gerçekten çok iyi olmuş.

Bu tür vizyon dolu makalelerinizin devamını beklemekteyiz. Tekrar tebrikler...

2. | 11 Ocak 2006 21:41 tarihinde, Emir demiş ki:

Harika bir yazı. Yazında önemli bir mevzuuyu ele almışsın. Devletin, bilişimin ilerlemesinde ve herkesi bilişim okuryazarı yapmasında çok büyük bir rolü var. Bu rol, sanıldığından da önemli bir değer taşıyor fakat devletin bu konuda herhangi bir R&D çalışmalarını veya yeni yatırımları destekleyecek niyetleri yok. Üniversitelerde bizler kaynak kitap almak için 30 takla atmak zorundayız. Üniversitelerin hali böyle olunca, araştırma olmuyor, araştırma olmazsa yatırımı destekleyici yenilikler oluşmuyor ve Türkiye’nin en zeki beyinleri, parayı veren, yatırımı destekleyen ve öğretime önem veren ülkelere kaçıyor (bir de askerlik mevzuusu var ama o kısma girmesem daha iyi olacak)

Sorunun cevabını düşündüm. 2020’de benim kanımca en büyük şirket, yüzde yüz yabancı kaynaklı bir şirket olacak ya da ilaç sektöründe çalışan Türk ve yabancı ortaklı bir şirket.

3. | 11 Ocak 2006 22:49 tarihinde, derinsular demiş ki:

Tespitler son derece yerinde.

Ancak konunun neden (geleneksel olan ya da olmayan) hükümetlerle ilişkilendirildiğini anlayamadım.

4. | 12 Ocak 2006 10:25 tarihinde, Ünsal Korkmaz demiş ki:

Bu ve diğer bütün yazılarınız için teşekkür ediyorum.
Finaller sonrasında hepsini dikkatle inceleyeceğim.

Çalışmalarınız için teşekkürler ve ileride başarılar diliyorum.

5. | 13 Ocak 2006 4:45 tarihinde, Ömer Balyalı demiş ki:

Türkiye'de bir .... üretimi için fabrika kurmak devlete bin türlü masraftır. Ben kamu üretimini destekleyen bir anlayıştayım fakat daha güzeli varp devlet öncelikle kendi bilişim ihtiyaçlarını her yönden geliştirecek laboratuarlar kursa, sırf bu laboratuarlar için özel eğitim merkezleri oluştursa hem bilişim ihtiyaçlarını çok ucuza kapatabilir, hem teknolojinin gelişmesini sağlar hem de iş imkanı yaratır.

En basitinden edevlet için büyük bir laboratuara ihtiyaç var.

Öncelikle devletin sadece kendi kuracağı önemli eğitim merkezleri olabilir, buralarda sadece bilişim ve iletişim uzmanları ve teknik elemanlar yetiştirilmelidir.

Klasik üniversite mantığını aşarak, "sektör" veya "konu" ağırlıklı eğitim merkezleri kurulabilir. Bu öncelikle yükseköğretim sonra ortaöğretim bazında genişletilebilir.

Devletin örnek olarak araba üretmesi masraflı olabilir, sebebi zaten insan yetiştirip bir de hammadde kullanmak. Fakat bilgi üretmesi zaten elindeki elemanların kapasitesiyle sınırlı. Yani sonuçta yine insan çalışıyor.

Benim görüşüm ülkenin batısından ziyade İç Anadolu ve Güney DA ve Doğu A. ağırlıklı olarak bu tip laboratuarlarla hem ülkemizin "doğu" bölgesindeki eğitim ve iş sorunu çözülmüş hem de gerçekten üst düzeyde kazanç elde edilebilir.


Türkiye'de bunu yapacak imkan var, mekan var, insan hayli hayli var... Fakat bunu planlı ve şimdiye kadar Türkiye'de görülmemiş bir organizasyon ile sistematik olarak yapmak gerek. Bunu yapacak ve düşünecek yöneticilere ihtiyacımız da var.


Türkiye'de büyük bir yazılım firması biliyor musunuz? Bu soruyu cevaplarsanız buradan sevinirim. Benim bildiğim 1-2 firma ama onlara büyük denmiyor, küçük-orta deniyor ve ürettikleri şeyler sınırlı ve "basit".

Türkiye'de "serbest üretim, serbest ekonomi" olmasının bence zararı küçük küçük firmaların sadece "küçük" işler yapıyor olması.

Türkiye'de bilişime gerçekten büyük yatırım yapacak firmada pek yok, daha doğrusu Mehmet abinin dediği gibi daha holdinglerde CIO veya CTO makamına sahip insanlar yok.


Türkiye'yi bilişim kurtarabilir, bunun çözümü de kamu temelli teknolojik üslerdir ve bu üsler için insan eğitmektir.

Ayrıca Türkiye'deki "kızların eğitim alamaması/çalışamaması" sorunu da bu şekilde çözülebilir. Çünkü bayanlarda en az erkekler kadar hatta bazen erkeklerden daha iyi biçimde teknik konularda yeterlidir.

Bir bay ya da bayan'ın iletişim-bilişim sektöründe birbirinden farkı yoktur, çünkü genel olarak masabaşı işidir ve "bilgi temellidir".

Ayrıca yaş konusunda da pek sorun yoktur, şöyle; bu önerdiğim lab.larda belli yaş ve tecrübeye sahip uzmanlar bu lab.lara yetiştirilen insanları eğitebilir, sistemlerin teorik gelişimi departmanlarına kaydırılabilir.

Jakob Nielsen'i düşünün... Erişilebilirlik ve Kullanılabilirlik gurusu. Peki hiç "adam yaşlı, teknoloji işinden anlamaz" deniliyor mu? (eminim Jakob Nielsen 10 yaşında da, 20 yaşında da bilgisayar kullanmadı. Fakat bugünkü gençler doğduğu anda klavyeyi yumrukluyor, fareyi sürüklüyor...)

6. | 16 Ocak 2006 4:50 tarihinde, Emre demiş ki:

2 yıldır kendimi kaybetmeme sebeb olan ve halen üzerinde çalıştığımız bir projeye olan inancım artık daha kuvvetli ve dimdik ayakta duruyor.Bu makaleyi okudukatan sonra Türkiyede bilişim sektörüne önem vererek ve bunu hedeflerimize ulaşmakta bir araç olarak kullanarak bir yerlere gelebileceğimiz fikri artık daha inandırıcı.Ülkemizde bilişim sektörüyle uğraşan firmalar genellikle kolay para nasıl kazanırım?, kısa zamanda nasıl zengin olurum?,Ne edipte insanaları kandırabilirim? gibi sorulara yanıt aramakla meşguller.Bunun doğal sonucu olarak Türkiye pazarında müşteriler keliteli olmayana yönelmeye ve kalitesizliği bir kalite olarak görmeye başlamış vaziyette bunu kırmanın tek bir yoluvar bence birleştirici ve ilgi uyandıracak bir proje umarım ben ,biz ,sizler bunu başarabiliriz.

(Yazım yanlışlarından affınıza sığınırım saat:sabaha karşı 4:59:D)

7 17 Ocak 2006 1:03 tarihinde, Mehmet Doğan demiş ki:

Derin Sular,

Konunun hukumetlerle iliskisi, devletin sagladigi ve hepimizin okul yillarindan hatirladigi "asilardan"; ilkokullarin, devletin yardimi ile, okuma-yazma bilmeyenlere verdigi okuma-yazma kurslarindan; hani bir zamanlar yerli mali tuketimi artsin diye ismine "yerli mali haftasi" dedigimiz etkinlikler; ulkenin nufusunun az oldugu zamanlarda devletin cocuk yapmaya ozendirdigi zamanlardan cok farkli degil. IT belki bu saydigim konular kadar ciddiyet tasimasa da, devletin milli gorev haline getirip, bu konuyu herkes tarafindan onemsemesini saglamalidir. Yani bilgisayar okur-yazarligi. Kore'nin yaptigi gibi.

Ayrica, ben (ve daha bircok kisi), bu teknoloji ve bilgi ekonomisi yarisindaki anahtar devlet ve sirketleri tespit etmek icin birkac arac kullaniyorum. Bunlardan bir tanesi ise A.B.D Patent Ofisi kayitlari. Eger bu listeye goz atacak olursan goreceksin ki Turkiye'ye ait bir sirket ismi yok. Asya'dan ilk 10'a giren 6 sirket var. IBM yillardir surdurdugu liderligi halen surduruyor. Peki patent neye bagli? Devlet ve ozel kurumlarin teknoloji arastirmalara para harcamasi ve butce ayirmasi ile olusabilir. Yukarida Emir'in yorumu bunu iyi anlatiyor.

8. | 23 Ocak 2006 12:01 tarihinde, kenan sahin demiş ki:

Öncelikle bu başarılı makalenizden dolayı sizi tebrik etmek isterim.
Günümüz dünyasının ekonomik alanda durumunu gözler önüne seriyor.
Ayrıca türkiye hükümetinin bu duruma duyarsızlığı ve türk insanının teknolojiye olan kapalılığı

9. | 27 Ocak 2006 0:15 tarihinde, emre demiş ki:

SİTENİZDE KONULAR İLGİMİ CEKTİ FAKAT BİREYESEL OLARAK HEM KENDİM HEM SİZLER İÇİN NELER YAPABİLRİM NOT BİLGİ PAYLAŞIKDIKÇA VE UYGULAMAYA GEÇİNCE GÜZELDİR BEN ŞİMDİ SİZLERİN CVPLARINI VE FİKİRLERİNİZİ BKLİYORUM SAYGILARIMLA

10. | 12 Aralık 2006 19:55 tarihinde, gamze demiş ki:

çok güzel

11. | 27 Ocak 2007 19:07 tarihinde, mustafa adıgüzel demiş ki:

Merhaba öncelikle sunduğunuz konu için sizi tebrik ederim.
Konu ve düşünceleriniz çok güzel. Aynen katılmakla sizden bu konuda şahsi yardım bile almak isterim. Peki şu soruyu yönelteyim bu nasıl olacak. Bu düşünce bu millete nasıl aşılanacak. Birde yukarıda 'EMİR' beyinde söylediği gibi bit türk bir buluş yapsa bile devletten veya insanlardan destek alamıyor ve buluşunu başka ülkeye satmak zorunda kalıyor. Ve o buluş bizim ülkemize satılıyor.

Yorum hakkı verdiğiniz için teşekkürler.


Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Kitabımı satın almak ister misiniz?

Teknoloji Kimin Umurunda adlı kitabımı satın almak ister misiniz?