Fark Yaratmak için Meydan Okumak Gerekir

Fark Yaratmak için Meydan Okumak Gerekir

Başarılı olmak için, bildiklerinizi UNUTUN! Hadi canım oradan dediğinizi duyar gibiyim. Eski işletme mantığı her zaman bize "eğer bir şey bozuk değilse, tamir etmemeyi" öğretir. Başka bir deyişle "Hazır Ol, Nişan Al, Ateş Et" mantığıdır öğretilen etkin işletim yöntemi. Artık zaman değişiyor. Artık bizlerin, bozuk olmayanı tamir ettiği, "Hazır ol, Ateş Et, Nişan al" mantığı ile hareket etmesi gerekiyor. VISA şirketinin kurucusu Dee Hock problemin yeni ve yenilikçi fikirleri beynimizin içine almak olmadığını, asıl problemin, o eski fikirleri, beynimizden çıkarabilmek olduğunu söylemişti.

Halen ikna edemedim mi? O zaman, birçoğunuz çok iyi bildiği, akıllı, akılcı ve yenilikçi yazıları ile FARK yaratmaya çalışan Farketing blogunun yazarı Can Turanlı'ya kulak verin. Size ayni şeyleri, daha inandırıcı bir şekilde söyleyecek. Teşekkürler Can.

1970'lerde başarı ne kadar çabuk öğrendiğimizle ilgiliydi. İş mülakatlarında işi kapabilmek için "Çabuk öğrenirim", deniliyordu. 1990'larda, başarı ne kadar çok şey bildiğimizle ilgili oldu. Görüşmelerde ne kadar çok iş bildiğimizi anlatıyorduk. CRM, Internet, direkt pazarlama...

2000'li yıllarda ise, mühim olan öğrendiklerimizi ne kadar çabuk unutabildiğimiz. İş görüşmelerinde bunu söyleyemeyiz ama başarımız alışkanlıklarımızdan kurtulup yeni iş modellerine, yeni iş fikirlerine adapte olma becerimize bağlı.

Bir işi ne kadar iyi yaptığımız da önemli değil. Varolmak için zaten işimizi iyi yapmamız gerekiyor. Gerçek başarı için farklılaşıp yeni değerler üretmek gerekiyor. Müzik pazarı, buna iyi bir örnek. 5 yıl öncesine kadar müzik pazarı dendiğinde aklımıza CD'ler, prodüksiyon şirketleri, yayıncılar geliyordu. Bugün ise aklımıza, mp3, dosya paylaşım, telefon melodileri, birer birer satılan şarkılar (iTunes), üyelikle limitsiz sayıda sahip olunan şarkılar (Napster, Yahoo music) geliyor. Napster ve iTunes pazardan farklı düşünüp yeni değerler üretebildiler.

Sorulması gereken: biz nasıl farklılaşabiliriz?

Meydan okuyarak. Şimdiye kadar öğrendiklerimize, sistemin bize doğru diye gösterdiklerine, çalıştığını bildiğimiz yapması kolay olan şeylere.

Bunu başarmak kolay mı? Tabi ki değil. İlkokul zamanlarınızı düşünün. Günde 5 saat sırada oturup, fazla soru sorup, yeni şeyler deneyince "yaramaz" olarak adlandırıldığımız, sorgulamadan öğretilenleri doğru kabul etmek zorunda kaldığımız zamanları. "Ne diyorsak o" sloganının gerçek olduğu zamanları. Büyüğün sözünün istinasız doğru kabul edilmek zorunda olduğu zamanları...

Yıllar geçti ve ne kadar değişti? Bir toplantıda konuşmak, farklı bir fikir söylemek, doğru olmadığına inandığımız fikirlere itiraz etmek, katılmak istemediğimiz bir grup etkinliğine gitmemek, sizin için ne kadar doğal?

Gerçek: Yapmak söylemekten çok daha zor. Fakat, fark yaratmayı başaranları, Sezen Aksu'yu, Madonna'yı, Virgin'in Richard Branson'ınını, Gandhi'yi ve diğerlerini düşünün. Her şeyi doğru yapmadılar fakat muhtemelen şu 2 cümleyi de pek kullanmadılar:
"Keşke yapmasaydım" ve kaybedenlerin sıklıkla söylediği "Keşke yapsaydım"

Favori filmim StarWars'tan bir sahne (Episode V)

Yoda: Hayır! Hayır farklı değil. Sadece senin zihninde farklı. Yapabilmek için öğrendiklerini unutmalısın.
Luke: Tamam, deneyeceğim.
Yoda: Deneme. Yap ya da yapma. Denemek diye bir şey yoktur.

Can Turanlı - Farketing



Top
Menu