ALTI ÜSTÜ TASARIM – Mehmet Doğan

 
yazı arşivi|abonelik|site ve yazar hakkında|teknoloji kimin umurunda|tavsiye ettiklerim|iletişim
 

Tütün: Dünyanın En Eski Blogcusu

07 Aralık 2005

Acemi Blogcu sayesinde öğrendiğim gerçekten ilginç bir konu tartışılıyor Postitler blogunda. Kisaca konu, Türkiye'deki blog dizinlerinin yeteri kadar yeterli olup olmadığı ve bu blog karmaşası içinde “öksüz bırakılan” bloglar.

Konu ile ilgili yorumlarımı Postitler’in ilgili yazısına ekledim ama biraz daha bu konu hakkında yazmak istiyorum.

Ama öncellikle ben birçok kişinin çok iyi bildiği, sinsi, keyifli, öldürücü, en kötü kolonya kokulu bir bitkiden bahsetmek istiyorum: Tütün.

Tütün, isim olarak, belki de dünya üzerinde en iyi tanınan bitkilerden biri. Görünüş olarak diğer bitkilerden çok farklı olmasa da özünde, çok ilginç bir bitki. İlginçliği, insanoğlunun ürettiği sigara ya da o iğrenç kokulu kolonya yapımı ile alakalı değil. Esas ilginç olan, tütün bitkisinin, belki de dünyanın en eski blogcusu olmasında. Evet haklısınız! Tütün bitkisinin blogunu ne blogspotda, ne bloglar aleminde ne de blog kardeşliğinde gördünüz. Hiçbir yazısını okumadınız. Gerçi tütün bitkisinin blogundaki yazılar çok ilginç olmasa da; yazıların içeriği birbirine benzese de, sizin bu blogu okumamanızın sebebi bunlar değil. Çünkü bu bitkinin yazılarını, mesajlarını okuyan bizler değil, Polistes adı verilen bir çeşit arı.

Danimarkalı bir çiftçi Thomas Harttung, bu tütün bloğunun nasıl oluştuğunu bakın nasıl anlatıyor:

Her şey, karnı aç bir hornworm adı verilen tırtılın, en sevdiği yemek olan, tütün yapraklarına tırmanması ile başlar. Tırtıl, göze ve dişe gelir bir yaprağın üzerinde mola verir. Tütün yaprağı bu gelişmeden habersizdir çünkü tütün yaprağını ziyaret eden birçok canlı vardır. Her canlının, her böceğin tehlikeli olacağını bilemez. Fakat bahsi geçen tırtılın, ilk ısırığı sayesinde, bu tırtılın tükürüğünü tanıyan tütün yaprağı, bu ziyaretin iyi bir ziyaret olmadığını anlar ve buna karşılık, kendisi kimyasal bir sıvı salgılamaya başlar (blog yazısı). Kimyasal madde salgılandıktan sonraki tırtıl ısırıkları, bu kimyasal salgının, tırtılın vücuduna girmesini sağlar ve tırtıl bir müddet sonra, tok olduğunu hisseder. Halbuki yeni başlamıştır yemeğe. Fakat tütün yaprağı, zamanının az olduğunu bilmektedir çünkü tırtılın tokluk hissi çok uzun sürmeyecek ve yaprağı yeniden yemeye başlayacaktir. Fakat tütünün salgıladığı bu kimyasal maddeyi fark eden (blog yazısını) yalnızca tırtıl değildir. Hani bizim blog yazıların başka bloglardan linklenmesi, Technorati’de indekslenmesi gibi, bu kimyasal madde, kilometreleri aşarak, polistes adı verilen bir çeşit arıya kadar ulaşır (bir nevi RSS). Kimyasal maddenin içeriği “yardıma ihtiyacım var, üzerimde bir tırtıl, yapraklarımı yiyor. Biliyorum senin yumurtalarını koyacak bir yere ihtiyacın var. İşte aradığın fırsat” demektedir. O küçücük arı, kilometrelerce yolu kateder, binlerce tütün yaprağı içinden, bu yardımı blog yazısını yazan tütün yaprağını, eliyle koymuş gibi bulur. Tabi ki tırtılı da (artık bu arı, blog kardeşliğini mi, bloglar alemini mi, Technorati’yi mı yoksa Google Haritayı mı kullanıyor, o kısmı belirsiz). Arı, bu sorun yaratan tırtılın,üzerine, yumurtalarını yerleştirir çünkü tırtılın yüzeyi, arının yumurtaları için mükemmel bir ortamdır. Tırtılın, bu durumda, çekip gitmek, ya da orada yumurtalara gömülüp, arının ataklarıyla ölmekten başka şansı yoktur. Böylece hem arının gelecek nesilleri hem de tütün yapraklarının yaşamı garantilenmiş olur.

İşte basit bir iletişim, etkili bir networkun doğada oluşturduğu efekt. Tütün bitkisi bile, yaşamı için network, link ve iletişime ihtiyacı varken, blogların böyle bir ortamdan yaşamalarını devam ettirmek için yararlanamayacağını düşünmek bence hata ölür.

Siz ne dersiniz?

Dipnot: Eğer tütün işiyle uğraşan bir çiftçi tanıdığınız varsa, yukarıda anlatılanların kendi tütün tarlalarında gerçekleşmediğini, o tırtılların, insan yapımı kimyasal madde (DDT gibi) ile öldürüldüğünü size söyleyecektir. Doğru! Bunun nedeni, günümüzde tütünün ticari bir değeri olması ve bu nedenle, tütünün, gerçek habitatında değil, koşullandırılmış, ticari tarım alanlarında yetiştirilmesi. Bu nedenle, tütün, doğa içinde oluşturulduğu networkden yoksun. Blogunu okuyan arılardan uzak.

Beni twitter'de takip edebilirsiniz: @mehmet_dogan

   
 
Bu yazı Mehmet Doğan tarafından saat 6:25 civarı yazılıp Blog, Oradan Buradan dosyası içine işlendi.

Bu konuyu/yazıyı tartışan diğer websiteler diğer bloglar
Bu yazıyı okuyup beğenenler şu yazıyı da okudular.
Bu yazıdaki anahtar kelimeleri twitter'de ara ve bul: | | |
 

Bu yazıya ait 11 yorum var.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
1. | 07 Aralık 2005 11:16 tarihinde, sahip demiş ki:

bu nasıl bir anlatım dehasıdır, bu nasıl güzel bir örneklemedir?
BU NASIL GÜZEL BİR YAZIDIR?
ellerine sağlık.
:))))

2. | 07 Aralık 2005 22:13 tarihinde, challar demiş ki:

bu esere "BLOG NOBEL"i verilmeli bence :))

3. | 08 Aralık 2005 15:58 tarihinde, kuen demiş ki:

Mehmet bey yazılarını hep örneklerle açıklıyor gerçektende etkili oluyor. Tebrik ediyorum çok güzel bi yaklaşım ve yazı.

4. | 08 Aralık 2005 17:07 tarihinde, M. Selim Naiboğlu demiş ki:

Bir kaygım daha belirdi şimdi. Sizin deyiminizle doğal networklerinden yoksun olan tütünler açısından durumu değerlendirirsek, neticede ticari kaygılar ile insan doğal networka burnunu soksada, tütün açısından bir zarar söz konusu olmamış, insan doğal süreci hızlandırmıştır. Bloglarda ticari ya da aleni kaygılar söz konusu olunca bizim sistem nasıl ağını örecek doğrusu merak konusu? :))

5 09 Aralık 2005 18:41 tarihinde, Mehmet Doğan demiş ki:

Gercekten ilginc bir soru. Cevabi ise geleneksel "ticari anlayistan" farkli. Nedeni ise Internet ve bilgi donemi icindeki ticari modelin, o eski anlayisla isleyen ticari modelin tam tersi olmasi. Ornegin siz bir maden ocagi sahibi iseniz, cikardiginiz maden, tamamen size aittir. Networke gerek yok bu madenin degerinin artmasi icin. Fakat bilgi cagindaki "urunun" degeri, tamamen network ile olusan bir deger. Bilgi caginda, urun olan "bilginin", networkten saklanmasi, bireysel olmasi ya da esi az bulunur olmasi, o urunun degerini dusurur. Bu geleneksel ekonomide tam tersine isliyor. Bilgi urunlerinin degeri, paylasildiginda, esi az bulunur olmadiginda, baskalari kullandiginda artiyor. Bu nedenle, bloglarin ticari kaygilari, network ve paylasmak olmali.

6. | 10 Aralık 2005 22:58 tarihinde, Salih Çalışkan demiş ki:

O ne kadar güzel bir yazıdır öyle... Çok tebrikler. İnsan böyle yazılarınızı okuyunca bloguna yazacak bir şey bulamayacak gibi. Gerçekten harika tespitlerle müthiş bir betimlemeyi aynı anda kullanmışsın. Tekrar çok tebrik ederim.

7. | 11 Aralık 2005 13:56 tarihinde, bir dost demiş ki:

bu arada...
beyni olmayan,aklı olmayan,kimya bilgisi olmayan tütün bitkisi,kendisine zararlı olan tırtılı tükürüğünden tanıyor.
Tırtılın,kendisini tok hissetmesini sağlayacak kimyasal bileşiği biliyor ve bunu kendi bünyesinde üretiyor.
Tütün,bu kokunun aynı zamanda arının dikkatini çekeceğini de biliyor ve bu kokuyu kilometrelerce uzaktan duyulabilecek şekilde üretip salıyor.

Bizler teknolojiyi,bilimi takip ediyoruz,katedilen gelişmelerden dudaklarımız uçukluyor.
Ama kimya laboratuvarlarında bile üretilmesi (şu anda) mümkün olmayan birçok maddeyi bitkiler,hayvanlar binlerce yıldır kusursuz bir şekilde üretiyorlar.

Yine bizler,bütün kanıtlarının sahte ve düzmece olduğu anlaşılan, gelişen bilimle birlikte imkansızlığı defalarca ispatlanan evrim
teorisini
bilimsel bir gerçek olarak kabul etmeye devam ediyoruz.

Bizim sadece bir an için nefes almamız "ben yaşıyorum" diyebilmemiz için,
güneş sisteminin en uç noktasından,nefes aldığımız havaya kadar sayısız sistemin kusursuz bir biçimde işlemeye devam etmesi gerekiyor.

Şu anda,bu yazıyı okuyor olmanız,birbiriyle bağlantılı onlarca mucizenin eseri.

Putperest inançlardan,aklı ve iradesi olmayan tabiattan "doğa ana" diye bahsetmek o kadar sıradan bir hale geldi ki;
herşeyin yaratıcısı olan Allah'ın varlığını kabul etmek, Allah'ın adını anmak bizleri rahatsız ediyor.

İşte bitkiler hakkında bir site: bitki dünyası.

8. | 14 Aralık 2005 1:54 tarihinde, serdar güler demiş ki:

tütün hakkında bir ilginç özellik de ben vereyim. "ikili sarmal" kitabında james d. watson ve francis crick'in dna'nın ikili sarmal yapısını nasıl keşfettikleri anlatılır. bir ara ikisinin çalışmaları değersiz bulunur ve başka işlerle uğraşmaları söylenir. james d. watson'da tütün mozaik virüsü üstüne çalışmaya başlar, tabii görünüşte. aslında eski çalışmalarına devam etmektedir gizli gizli. böylece bilim dünyasını derinden sarsan keşif yapılmış olur.

9. | 27 Aralık 2005 16:21 tarihinde, melek demiş ki:

tebrik ederim çok güzel bence

10. | 28 Ocak 2007 23:14 tarihinde, Çağıl demiş ki:

Çok uzun zaman olmadı "fraktal"'i keşfetmem , ancak fraktali keşfetmemle her yerde gormeye baslamam bır oldu. Bu tütün - blog benzetmesinin de fraktal olduğu gibi . Diyeceksiniz ki fraktaller kendi yapıları içinde fraktaldırler. Kar tanesi fraktalleri kendi bünyesinde saklar diyeceksiniz. Ya değilse ? Ya tütün - blog örneği çok iyi yakalanmış yaygın bir fraktal örneğiyse?

Bu ve bunun gibi örnekler arttırılabilir. Mühim olan yakalamayı , görmeyi bilmek ve iyi yorumlamak ..

Ellerinize sağlık

11. | 04 Şubat 2007 21:51 tarihinde, burak baysal demiş ki:

güzel


Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Kitabımı satın almak ister misiniz?

Teknoloji Kimin Umurunda adlı kitabımı satın almak ister misiniz?