ALTI ÜSTÜ TASARIM – Mehmet Doğan

 
yazı arşivi|abonelik|site ve yazar hakkında|teknoloji kimin umurunda|tavsiye ettiklerim|iletişim
 

Kullanıcı Buna Bayılacak

18 Kasım 2005

Hiç teknoloji ürünleri satan herhangi bir mağazada, konuşmaları yazıya çeviren (voice recognition) bilgisayar uygulamalarının paketlerine göz attınız mi? Evet, IBM ViaVoice, ScanSoft Dragon gibi ürünlerden bahsediyorum. Bu tip ürünlerin paketlerinde ortak bir yön var: paket üzerindeki müşteri profili.

Bu tip ürünlerin paketleri üzerinde yönetici asistanlarının, sekreterlerin, bu ürünü kullanırken gösteren resimler vardır hep. Gerçekten bu ürünü kullananlar yönetici asistanları ve sekreterler mi? İyi bir yönetici asistanı, bilgisayarda, bir doküman yazmak isterse, dakikada 60-70 kelime hızı ve yüzde 99’luk bir doğruluk payı ile KLAVYE kullanır. Eğer bir harfi baş harf haline getirmek isterse, shift tuşuna basar, boşluk vermek isterse, spacebar kullanır. Peki ses tanıyan programlarlar ne diyor bu kişiye:

Hayır, artık o şekilde yapmayacaksın. Al su mikrofonu, 3-4 saat programa öğret nasıl konuştuğunu, daha sonra bir doküman yazmak istediğinde yavaş bir şekilde, tane tane ve neredeyse mono-ton bir ses tonu ile konuş! Eğer bir harfi, başharf yapmak istiyorsan, birkaç saniye ara ver konuşmana ve daha sonra yüksek bir ton ile "başharf" de, biraz bekle ve harfi söyle daha sonra yine yüksek bir tonla "başharf son" de ve normal konuşmana devam et. Eğer bir paragrafın sonuna nokta koymak istersen, biraz önce başharf için yaptığın yöntemi tekrarla ama bu sefer "nokta" de! Sabırlı ol! Şimdilik yüzde 60-70’lik bir doğruluk payın olacak ama zaman geçtikçe daha da başarılı olacak program

Gerçekten IBM’in bu programı için, yönetim asistanı ve sekreterler "gerçek kullanıcı" marketi mi? Açık ofislerin giderek yaygınlaştığı günümüzde, bazı önemli dokümanların paylaşılamayacağı ortamlarda, ses tanıyan ürünler ile doküman oluşturmak gerçekten iyi bir yöntem midir? IBM, bu ürünü ile ilgili herhangi bir pazar araştırması yaptı mi acaba? Pazar araştırması derken "böyle bir ürünü kullanır mıydınız?" sorusundan ya da fokus gruplarindan bahsetmiyorum. Benim bahsettiğim, kullanıcının bulunduğu ortama girip, onların çalışma seklini görmek, yasadığı zorlukları incelemek, fikir almak. Yani Antropolog (Tom Kelley’in harikulade kitabi bu konuyu uzun uzun anlatıyor) olmak. Böylesine bir ürünün, başarılı kullanım şekli ve pazari olabilecekken, neden IBM, yonetici asistani odakli bir imaj konusunda ısrarlı davranıyor? Örneğin üniversite öğrencileri not alırken ya da yazmaya çalışırken, bu ürünü kullanabilir. Öğrenciler için, doğruluk payının yüksek olması çok önemli olmayabilir. Ya da bu ürün tamamen B2B marketine kaydırılabilir, son tüketici pazarı yerine. Örneğin çocukların oynadığı oyuncakların içine koyulup, çocukların vereceği basit komutları anlayan oyuncaklar üretilebilir. Cep telefonları zaten bu sistemi yavaş yavaş kullanmaya başladı bile. Düşünsenize, o küçücük rakam-alfabe karışımı düğmelere basarak, SMS göndermek yerine, konuşarak gönderebilirsiniz mesajlarınızı. Doğruluk payı, baş harf ve noktalama umurunuzda bile olmaz böyle bir durumda.

Peki IBM’in milyonlarca dolarlık pazar/market/kullanici hatasını, bizler ürün, website, hizmet yaratırken nasıl yapmayız, tekrarlamayiz?

Bunun birkaç yolu var. Ama öncellikle "kullanıcı bunu çok sevecek" ya da "kullanıcı bunu istiyor" gibi hava ile dolmuş balon söylemleri bırakmak. Kim bu kullanıcılar? Örneğin Türkiye’de yaklaşık 12 milyon İnternet kullanıcısı var. 12 milyon kullanıcı mı "kim bu kullanıcıların" cevabı? Gerçekten biz bir websitesi yaparken, e-ticaret şirketi oluştururken, 12 milyon hedefi mı güdüyoruz? Kim bizim gerçek kullanıcımız? Bütün bunları bulmanın yolu "pazar/kullanıcı araştırmalarından" ve "persona" (senaryo) tekniğinden geçiyor.

Bir sonraki yazımda persona tekniğinden detaylı olarak bahsedeceğim ama şimdilik kısa bir bilgi almak için birkaç ay önce yazdığım "Araç Kutusu - Alet: Senaryo" yazımı okuyabilirsiniz.

Yazılarımda ödev vermek :)) adetim değildir ama işte size yazacağım persona yazısından önce bir ödev sorusu. Düşündüklerinizi bu yazıya lütfen yorum olarak yazınız.

Diyelim ki balık tutma hobisi olanlar için balıkçılık malzemeleri (olta, yem, ağ, nehir giysileri v.b.) satan bir şirket (birkaç mağazası da var ürünlerini alabileceğiniz), size müşteri olarak geliyor ve sizden ürünlerini çocuklara satmak konusunda yardım istiyor. Ne yapardınız? Nasıl bir çözüm üretirdiniz? (eğer bu konuyla ilgili, şirketin mağaza yapısı ile ilgili aklınızda sorular varsa, sorularınızı cevaplayabilmem için sorunuzu yorum kısmına yazınız.)

Bu yazinin devamini okumak icin buraya tiklayiniz lutfen.

   
 
Bu yazı Mehmet Doğan tarafından saat 21:40 civarı yazılıp Kullanılabilirlik, Tasarım, Web Stratejileri dosyası içine işlendi.

Bu konuyu/yazıyı tartışan diğer websiteler diğer bloglar
Bu yazıyı okuyup beğenenler şu yazıyı da okudular.
Bu yazıdaki anahtar kelimeleri diger bloglar icinde ara ve bul: | | |
 

Bu yazıya ait 14 yorum var.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
1. | 18 Kasım 2005 23:39 tarihinde, Ömer Balyalı demiş ki:

Benim ki çok yaratıcı denmese de, bana kalırsa işe yaraması muhtemel bir yöntem.

Benim fikrim "balık tutmak çok zevklidir, alın tutun" gibi bir kampanya yerine, "babanızlı hiç balık tuttunuz mu?" ya da "en son ne zaman babanızla balık tuttunuz?" gibi bir kampanya. Tabi burada şöyle bir sorun var, babasını kaybetmiş ya da babasız çocuklar için bu kampanya "acı bir mesaj" olurken diğerlerini etkileyebilir.

Böyle bir kampanya için özellikle babalara yönlendirici ve diğeri çocuklara olan bir kampanya hazırlardım.

Firmaya "özel setler" ve "balık tutmak mı istiyorsunuz? Nerede ve nasıl mı? Nasıl bir yer istediğinizi söyleyin biz size en yakın uygun yeri gösterelim" şeklinde ürün ve hizmetler hazırlatırdım.

En önemli iki nokta şudur:

Çocuk için: Kendi başına da balık tutabilecek olgunluğa ulaşmış bir çocuk için şu mesaj anlam ifade edebilir "ileride çocuklarınız için güzel anılar ve iyi bir olta seti bırakmak istemez misiniz?". Ve tabi bu setler içinde anı defteri ve olta şeklinde bir kalem bulunur. Çocuk anılarını yazar ve olta setine gözü gibi bakar.

Baba için ise:
Oğlunuzla keyifli anlar ve ortaklaşa geçireceğiniz saatlerin karşılığı nedir?
Alacağınız bir "hatıra olta seti" ile paha biçilmez günler ve hatıralar sizin olacak.

gibi bir slogan ve balık tutmanın çocuğun gelişimine ne gibi katkısının olacağını belirten yazılar koyardım. Nerede tutulabileceğini de şirket belirteceği için çok fazla araştırma ve zaman harcamaya çalışmaz baba. Ayrıca setin içinde "Oğlum ve ben ilk balık tuttuğumuz gün" gibi bir yazının olduğu ayrıca bir tane de "Babamla ilk balık tuttuğum gün" diye iki tane fotoğraf çerçevesi hazırlatırım. Çekilen fotodan 2 kopya alınıp bu çerçevelere konulur. Hem baba hem oğulda kalan hoş bir anı.

Ayrıca baba şunu da okuyacaktır: "oğlunuzun bu olta setinden bir tane daha alın ve ona saklaması için hediye edin, sizin yaşadığınız bu anları o da oğluyla yaşasın!"

Ve sonuçta:
-Baba keyifli vakit geçirecek ve oğluyla birşeyler yapacak, anıları saklayacak.
-Oğlunun "ilk olta setim" diyebileceği bir seti ve yanında "oğlumun ilk olta seti" diyebileceği bir hediye paketi olacaktır.
-Oğlu ileride torununa "dedenle ilk balık tutuşumuz" diye resmini gösterebilir ve anılarını okuyabilir.
-Oğlan ileride tutkulu bir balık sevdalısı olabilir ve bu kampanya ile uzunca bir süre yapılabilecek bir kampanya ve ondan daha uzun sürecek olan "markalaşma ve firmanın tanıtımı" gerçekleşecektir.

Böyle bir kampanya yaptığı için oğlan ileride de önce bu firmaya ulaşmak ister, tutkuyla bu firmanın müdavimi olabilir daha iyileri çıksa bile.

Bununla ilgili afiş kampanyaları için muhtemel sloganlar:

"Tutacağınız balığı 30 dakika da yiyebilirsiniz, anılarınız ise 30 yıl sürecektir."


Bu kampanya tutmazsa bir Türk atasözü yani "balık baştan kokar" devreye girer, reklamcı-pazarlamacı firma iflas eder. :P

2. | 19 Kasım 2005 2:50 tarihinde, gCg demiş ki:

Bu amerikan filmlerinden alışık olduğumuz yaz kampı manzarasında geçen bir reklam filmi : çocuklar yaz kampında bir göl kenarında. Bir gün boyunca sürecek geleneksel bir balık tutma yarışması var ve en çok balığı tutan velet hem popüler oluyor hemde kendinden uzun boylu güzel bir kızı tavlamış oluyor. Kısa boylu pek popüler olmayan ve pek iyi balıkçıda olmayan kahramanımıza işlerin kötü gittiği bir anda dedesi veya babası bizim şirketin setlerinden birini hediye ediyor ve çocuk bir anda bir sürü balık yakalıyor.

bir anda aklıma başka birşey gelmedi :) ama amacım olayı markalaştırmak ve popülerlik unsuru haline getirmek. tıpkı nike giyen çocukların markasız ayakkabı giyen çocuklardan daha havalı olduklarının düşünülmesi gibi. tabi olta ve solucan ürün olunca biraz zor olacak bu iş ama :)

ama hemen bir zekilik yapıp yazı ile birlkte düşününce aslında yapmam gerekenin bu adamlara " kardeşim çoluk çocuk oltayı ne etsin , gel biz snn hedef kitleni bir araştıralım da o hedef kitleye yönelelim böylelikle sen şu kadar yatırıp yapıp şu kadar daha fazla kar edersin ve şirket adına daha verimli bir iş yapmış olursun" demektir sanırsam :\

3. | 19 Kasım 2005 3:38 tarihinde, Ayca demiş ki:

Neden cocuk programlarI icine sirketin cocuklara yonelik reklamlarInI koymuyoruz? Ya da cocuklara yonelik balIk tutma ile ilgili ogretici programlarda hazIrlanabilir. Bu TV programIn sponsoru ise bu urunleri satan firma olabilir.

4. | 19 Kasım 2005 10:41 tarihinde, metin demiş ki:

Çocuk dediğimiz kavramı açabilmek için varsayımları 6-12 yaş grubu oldujlarını düşünerek kuracağım senaryoyu.

Esasında oturup beyin fırtınası yapınca daha bir çok proje geliştirilebilinir. Önemli olan bunların ilgilendiğimiz yaş grubundaki çocukların ilgisini çekmesi. Projelerden hangisi ilgi çeker derseniz, bunu da bir araştırma şirketi ile çözebilirsiniz.

Öncelikle mağaza içlerinde çocukların ilgi alanlarına giren ve mağazaya ebeveynleri gelirken gelmek isteyecekleri alanlar kurardım. Örneğin; içinde balık olan havuzlar, orada havuz içine atabilecekleri kendi boyları ile orantılı oltalar. Bilgisayar konsollarında balık tutma üzerine hazırlanmış oyunlar olurdu. Aynı oyunları web sitemde de bulundurur, baş karaktere de mağaza adı ile birlikte anılabilecek bir isim verirdim.

Oyunda kullandığım sevimli karakteri daha geniş kapsamlı olarak her aktivitede maskot olarak kullanırım.

Çeşitli aktiviteler düzenlerdim; mesela babalar gününde hafta sonu gerçekleştirilecek babalar oğullar kampı gibi. Bu kampta çeşitli öğretici, eğlendirici oyunlar kurslar yapılabilir. Çocuklara malzeme ile sıcak temas kurma olanağı sağlanabilir.

5. | 19 Kasım 2005 12:45 tarihinde, Yusuf YILDIRIM demiş ki:

Öncelikle bu adamları çocuklardan uzak tutmak ve doğru hedef kitleye yönlendirebilmek için uğraşırdım ve yok hayır biz illa çocuklarada satıcaz diye diretirlerse çocuklar için küçük ve süslü olta, gerçeğine benzeyen balık ve olta uçlarından oluşan küçük setler üretir ve bunları hem yetişkin oltaları ile birlikte ayrı bir set olarak hemde sadece çocuk seti olarak sunmalarını tavsiye ederdim böylece çocuklar hem banyo küvetlerinde antrenman yapabilir hemde pazar günleride babalarının peşine takılıp balığa gidebilirler.

6. | 19 Kasım 2005 14:22 tarihinde, Ömer Balyalı demiş ki:

Benim görüşüm, bir baba ve çocuk ilk kez bile başlayacaksa babasıyla beraber yapılacağı için daha çok babayı bu işe sardırmak fakat bu işi çocuğuyla beraber yapmasının faydalarını anlatmak iyi olacaktır.

Çünkü, çocuğu balığa kesin babası götürecek, parayı babası verecek, çocuğu kandırma işini en çok baba üstlenecek.

Ayrıca çocuk bu işe merak salıp iyice sevdikçe ileride aynı alışkanlığı oğluyla da kendisi yapar.

Bir diğer faydası, baba kendi arkadaşına "biz oğlumla balığ çıkıyoruz, çok güzel setler var hem baba için hem çocuklar için bayağı güzel" derse başka kişiler de özenecektir.

En azındın çocuğu olmayan bir adam bile "haftasonu bende geleyim bari" diyebilir.

7. | 23 Kasım 2005 8:21 tarihinde, Tuncer Baykas demiş ki:

Ses tanimlama teknolojisi hakkinda Turk bilimadamlarinin ne yaptigini merak ederseniz bir www.gvz.com.tr adresine bakin. IBM'den cok daha akilli davrandiklarini goreceksiniz.
Saygilarimla

8. | 25 Kasım 2005 16:16 tarihinde, Selim Bas demiş ki:

Cocuklarin kendi butceleriyle alabilecegi gercekci urunler sunardim. Boylece, harcliklarini biriktiren cocuklar, bu urunleri kolaylikla elde edebilirdi. Cogu profesyonel olta takimi cok pahali yani bunun cocuklarin alma imkani yok bence

9. | 22 Şubat 2006 13:08 tarihinde, Mahmut Tekin demiş ki:

Biraz geç kaldım sayılır, çünkü dün Business week Türkiye' de blog ile ilgili köşe yazısını okuyunca merak ederek siteleri gezmeye başladım, bu yazı ve ineternette ders ilgimi çekti okudum ve; Neden çocuk deyince aklımıza erkek çocuk geliyor, kız çocukları ebeveynleri ile böyle bir faaliyette bulunamaz mı? Ayrıca neden baba, anne olamaz mı? Nasıl olsa babalar bir şekilde boş vakitlerini değerlendirebiliyor, annelerin büyük kısmı ise eve kapalı kalıyor, bir pazarlama faaliyeti olacaksa çocuklardan ziyade ebeynlerin ilgisini çekmek başarıya götürür. Nasıl ilgi çekileceğine gelince de diğer değerli yorumlarda bulunan arkadaşların da belirttiği gibi ebeveyn takımlarının yanına çocukların yaş gurubuna göre oyuncak yada gerçeğe yakın takımlar beraberinde verilebilir. belki diyeceksinizki "eğer daha önce alınmış malzeme varsa ne olacak?" yeni takım ve malzeme satmak içinde bir fırsat yaratmazmı? Teşekkür ederim..Saygılarımla

10. | 16 Nisan 2006 0:48 tarihinde, nihat demiş ki:

Yazıda belirttiğiniz gibi birkaç mağazası var.

Hedef kitlesine uygun park,lunapark,oyuncak mağazası gibi yerlere broşür vb. bilgiler bırakmasını tavsiye ederim.

Yakın okullara kullanışlı kağıt reklamı yani ders program çizelgesi gibi faydalı reklam yapmasının doğru olacağını anlatırım.

Buna benzer fikir geliştirmesini isterim.

Önemli olarak çocuklara uygun tasarımlı ürünler kullanmasını fiyatı ona göre ayarlamasını isterim.

11. | 22 Temmuz 2006 10:07 tarihinde, Hakan Kurban demiş ki:

Bence ülkemizde bir ürünün en iyi pazarlanma yollarından biride özendirmedir.

Bu bağlamda sokak afişleri ve medya reklamları ile "Baba oğul balık tutma günleri" düzenletirdim.

Bu iş için değişik lokasyonlarda farklı günlerde (satışta yapılabilecek) standlar kurar ayrıca balık tutmaya gelen kişilere kendi ürünlerimizi kullandırırdım.

Tabii bu günlerin balık mevsimi içerinde gerçekleşmesi gerekir ki insanlar boyunları bükük ayrılmasın bu günden :)

12. | 05 Şubat 2007 20:18 tarihinde, ayşegül bahar inam demiş ki:

Balık tutmak sabır işidir.Şimdinin çocuklarında bu çok az olduğu için BALIK AVLAMA oyunumuz ile onlara hem oyun oynatıyoruz,hemde oyunun kurallarını anlatırken sabırlı olmalarını,konsantre olmalarını,hedefi(balığın ağzı) iyi görmelerini,iskeleye mutlaka çıkmaları gerektiğini ve,ve,ve ayrıca da hızlı olmalarını anlatıyoruz.Biliyorsunuz çocuklar engüzel oynarken öğrenir,Hani spor yaparken kurallar çok iyi yerleşir ve sporcu çocuklar kuralcı olur...gibi çocukların oyunla öğreneceği ortamları oluşturmak gerekir.Sanal alem pek ilgimi çekmiyor çünkü tam bedeni zorlukları iyi öğretemiyor..bence aktif içinde olacağı şartlarda çocuk mutlu olurken balık avlamayada ilgi duyacaktır.Bir iki doğum gününden sonra ailesine bu teklifi götüren çocuklar olmuş...Oyunda tutabildiği balıklardan mutlu olup ben BALIK TUTABİLİRİM demişşşşşşşş...sevgiler

13. | 14 Eylül 2007 20:32 tarihinde, ozcan demiş ki:

Umarım türkçe karakterlerdede başarı oranı yüksektir.

14. | 08 Ekim 2007 16:52 tarihinde, ersin demiş ki:

Bana göre bu ürünü en iyi magazin aleti yaparak satabilirler bir sanatçının kullanması yeter:)


Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Kitabımı satın almak ister misiniz?

Teknoloji Kimin Umurunda adlı kitabımı satın almak ister misiniz?