ALTI ÜSTÜ TASARIM – Mehmet Doğan

 
yazı arşivi|abonelik|site ve yazar hakkında|teknoloji kimin umurunda|tavsiye ettiklerim|iletişim
 

Koç ile GM Arasındaki Farklar: Blog ve Vizyon

01 Kasım 2005

Bir kaç hafta önce, Forbes dergisinden Zehra Hanım ile önümüzdeki sayılarından birinde çıkacak bir yazı için telefonda sohbet ettik. Konu bloglar ve blogların şirketlerin pazarlama ve müşteri ilişkisi kurmakta ki yararları idi. O günden bugüne bu konu hakkında düşünmeye başladım. Bloglar gerçekten sihirli değnek mi? Bir şirket üst yöneticisi blog açınca, bütün müşteri sorunları çözülecek mi? Bu soruların cevaplarını bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki o da “müşteri deneyimi/memnuniyeti” kavramının bir araç ile çözülemeyeceği. Müşteri deneyimi, bir vizyon sonucu ortaya çıkan bir hizmet. Yani ne ürün, ne de araç.

Bu sabah Serdar Öner’in blogunda, başından geçen bir olayı okudum. Serdar Bey, Arçelik urunu olan bir çamaşır makinesi, Arçelik Servisi ve Arçelik Çağrı Merkezi ile yaşadığı deneyimi yazıyordu blogunda. Merak ediyorum, Arçelik şirketinden herhangi biri bunları okuyacak mi? Okusa bile bundan sonraki tavırları nasıl olacak müşterilerine? Arçelik “müşteri deneyimini maksimize etme” vizyonuna sahip mi? Üst yöneticiler, müşterinin yasadığı bu deneyimden haberdar mi? Arçelik şirketinin yöneticisi Gündüz Özdemir’in bir blogu olsa, Serdar Bey, yaşadıklarını bu blogda dile getirse, acaba Serdar Bey’in yaşadığı bu deneyim farklı mi olacaktı? Bilemiyorum… Ama bazıları diyebilir ki koskoca Arçelik’in yöneticisi Gündüz Özdemir, isini gücünü bıraksın, blog isleriyle mi uğraşsın? Haklisiniz. Uğraşmaz, uğraşmayacakta. Çünkü bu bir belirli bir vizyonun Koç Holding içinde olmasını gerektirir.

GM şirketi, otomotiv sektörü içinde en büyük isimlerden biri. Amerika’nın 3. en büyük şirketi. 2004 yılı içindeki kari 4 milyar dolar. Dünyanın 65. en zengin şirketi ve 350 bin kişilik çalışanı ile dev bir şirket. Bu şirketin ikinci adamının ismi Bob Lutz. Bob, vizyon sahibi bir kişi. Teknolojiyi ama en önemlisi müşterisini iyi tanıyan bir yönetici. GM şirketi içine “müşteri memnuniyeti” kavramını getiren, hatta bu vizyonu, şirketin günlük operasyonu içine sokan bir kişi. Bob, Gündüz Özdemir’den daha mi az yoğun? Tahminimce bu sorunun cevabi “hayır” her ikisi de şirketlerinin karlılığı ve sürekliliği için yoğun bir şekilde çalışan yöneticiler. Fakat Bob’un, Gündüz Özdemir’den bir farkı var. Bob’un bir blogu var. Bob, Amerika’daki en iyi pazarlamacılara, halkla ilişkiler ve pazarlama bölümüne sahip olmasına rağmen, müşteri memnuniyeti kavramını kendi ellerine almak, müşteri ile iletişim ve ilişki kurabilmek, yenilikçi (innovative) kararlar vermek için blog açıyor, açmanın yanında, bloguna kendi yazı yazıyor. Evet, pazarlama departmanı değil, yönetici asistanı değil, Bob Lutz yazı yazıyor. Bob, blog sayesinde, GM gibi bir şirketin karar veren, üst yönetiminin kapılarını müşterilerine açmakta ve böylece müşteri ile bire bir ilişki kurabilmekte.

GM, 2005 yılı içinde harika bir arabayı piyasaya çıkardı. Bu araba, GM’in Pontiac şirketinden çıktı. Arabanın ismi Solstice. Gerçekten çok güzel bir araba ve bu arabanın piyasaya çıkacağını Bob Lutz, blogunda yazdı. Bob Lutz, blogunda yazmak yerine, bunu Halkla İlişkiler bölümüne, haber olarak çıkarttıramaz miydi? Tabi ki yapabilirdi ama eğer bunu yapsa idi acaba, blogunu okuyan müşterilerin verdiği tepkiyi görebilir miydi? Sanmam. İste size birkaç müşteri yorumu, Bob Lutz’in yazısına eklene:

  • İnanılmaz güzellikte bir araba. Kendime bir tane almak için içim içimi yiyor. Kızlar bu arabaya bayılacak – Josh

İşte yukarıdaki yorumda Bob, müşterinin arabası için neler hissettiğini anlayabiliyor. Başka bir yorum:

  • Solstice çok güzel ve seksi bir araba eğer gençseniz ve çocuklarınız yoksa. Çocuğu olan ve arabaları seven aile sahibi müşteriler ne yapmalı? – Don

Ve bu yorum ile Bob, müşterinin memnuniyetsizliği anlayabiliyor. Bunun yanında, urunun hangi kısmının, müşteriyi memnun etmediğini kolayca görebiliyor. Bu yorumlar yalnızca Bob ve GM için yazılmıyor. Bazen, müşteri, müşterinin sorularını da cevaplayabiliyor bu blogda. İşte yukarıda ki aile sorusuna başka bir yorum cevap veriyor:

  • Don, bence sen çocukları başkasına ver ve bu arabayı al. – Dave.

Siz ne dersiniz? Koç mu yoksa GM mi bu isi biliyor? Yani “müşteri memnuniyetini maksimize etmeyi” önemsiyor?

   
 
Bu yazı Mehmet Doğan tarafından saat 16:09 civarı yazılıp Blog, Kullanıcı Deneyimi, Web Stratejileri dosyası içine işlendi.

Bu konuyu/yazıyı tartışan diğer websiteler diğer bloglar
Bu yazıyı okuyup beğenenler şu yazıyı da okudular.
Bu yazıdaki anahtar kelimeleri diger bloglar icinde ara ve bul: | | | |
 

Bu yazıya ait 12 yorum var.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
1. | 01 Kasım 2005 23:52 tarihinde, umut akyol demiş ki:

Dediklerinize katılıyorum, bence yöneticiler mütevazi omalı ve vakitlerinin en az yarısını veya bir çoğunu müşterilerine ayırmalılar, üst yöneticiler daha fazla...

Yalız bu işler Türkiye'de neden olmaz, çünkü Solstice gerçekten çok güzel bir araba ve 20.000$ etiketi var, 30.000 YTL bile değil, aynı araba burada olsaydı vergilerle beraber en az 2-3 katı fiyatı olurdu, üstelik bir 3-5 kat daha az gelir sahibiyken... İşte bu yüzden olmaz dermişim...

Tabi bu gerçek fikrim değil, Türkiye'de de olur, inşallah olur, fakat içlerinden gelmeli... :)

2. | 02 Kasım 2005 0:56 tarihinde, gCg demiş ki:

türkiyede internet kullanıcıları henüz gerçek isimlerini bile kullanmaz iken şirket yöneticilerinin böyle halkın arasına karışacağı ve bu işleminde türkiyede verimli sonuçlar çıkaracağına şimdilik inanmak benim açımdan zor geliyor. 444 lü yardım hatlarından bile bihaber büyük bir yüzdelik dilimin yanı sıra bloglar arayıcılığı ile iletişime geçip firma yetkililerine görüş bildirmek çok küçük bir bilinçli internet kullanıcısının kullanacağı bir özellik gibi görünüyor.

Ama bu istatistikleri bırakıp esas olayı düşününce gerçekten aldığım ürünleri veya kullandığım hizmetleri bana getiren firmaların karar verme ve yönetim mevkisindeki insanlara ulaşmak ve fikirlerimi onlara iletmek gerçekten olması gereken ama türkiyede son zamanlarda sadece hayal edebildiğim bir durum.

Özellikle son dönemlerde GSM operatörüm ve ISP 'im ile yaşadığım sorunların ardından " keşke şu avea'nın yönetim kuruluna düşüncelerimi söyleyebilseydimde müşterilerinin çektiği çilelerden haberleri olsa. " diyebilmek gerçekten istiyorum.

3. | 02 Kasım 2005 14:08 tarihinde, uğur demiş ki:

"kaç kişi arçelik markasını seviyor bilmiyorum ama hayatım boyunca bi türlü sevemedim bu markayı ve ismi hep itici geldi bana,eve yeni bi buzdolabı alalım dedik hay demez olaydık 2 haftadır buzdolabı gelmedi bide enayi gibi tamamını verip aldık , arçelik zonguldak gazi paşa şubesi müdürü diye geçinen fahri isimli kişi yada her ne b.ksan çarşıya indiğimde kaç benden kafanda kıracam o buzdolaplarını... herkesin bi sabrı var bi sınırı var değil mi ...
15 gundur insan bi buzdolabını getirtemez mi yahu netten sipariş versem taş çatlasa 4 günde gelir"


bu yazıları vakti zamanında blog sitemde dile getirdim..
hayatı boyunca arçelik markalı ürünler kullanan bizim aile bu olaydan sonra artık bu kararından vazgeçmiş bulunmaktayız.yaşadığımız bu olaylar arçelik markasından soğutmaya yetti bile.ben zaten oldum olası sevmezdim arçelik markasını hep itici gelmişti..

4. | 04 Kasım 2005 16:33 tarihinde, Savascı demiş ki:

Müşteri mennuiyetini maksimize etmek!

Geçen bir bankada subesinden bir şey ögrenmeye çalıştım.Subedeki bankacı konu hakkında bilgisi olmadıgını 444'lu bir numaradan konu hakkında bilgi alabilecegimi söyledi.
444'lu numaradaki destekteki arkadaş konuyu subeme sormam gerektigi ifade etti,subeden kendisine yönlendirildiğimi söyleyince oda baska bir numara verdi o numaraki arkadaş konu kendisine 1 kez anlattıktan sonra subemle görüşmem gerektigini soyledi,sube vasıtasıyla en son size geldim diyince bir kez daha konuyu anlatmamı istedi anlattıktan sonra konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir çözüm önerdi ve telefondaki dıt dıt eden sesi duymadan önce iyi günler diyip kapattı.
Ben tam o esnada küfürün adını neden günah koymuşlar diye düşünürken subeyi aramaktaydım ki arife günleri yarım gün çalıştıklarını unuttmusun bayramdan sonraya kaldı mecburen.
Bunu yapan banka türkiyedeki 3-4 büyük bankadan biri ve son 2-3 ayda en az buna benzer 10 olay başıma gelmiştir.
Orta kademeli yöneticilerin ve çalışanların bile müsteriyi başından savma politikası ne zaman değişir bilemiyorum ama üst düzeylerininde bundan farklı bir düşünce tarzlarının olduğunu sanmıyorum.

Kaldıki üst düzey yöneticilerin bu tarz bir blog açması,müşterilerinin dertlerini önemsemesi herhalde hayalden başka bişiy diğildir.

5. | 06 Kasım 2005 18:27 tarihinde, mk¿ demiş ki:

Burda atladığımız çok önemli bir nokta var, bizim üst düzey yöneticilerimizin çoğu bilgisayardan uzak bir hayat yaşıyorlar, bilgisayar onların hayatına çok sonradan dahil oldu ve yaşları belli bir düzeye geldikten sonra onunla tanıştılar. A. Gündüz Özdemir'in bilgisayarda e-posta dahil kontrol ettiğini düşünemiyorum ben açıkçası... Yüksek ihtimal sekreteri e-postalarını okuyor ve ona gerekli bilgiyi aktarıyordur. Bizim türk yöneticilerimizin böyle internet üzerinde yazı yazma gibi bir isteği olacağını hiç sanmıyorum.

İlerde genç yöneticilerimiz belki bu konuda daha farklı düşüncelere sahip olurlar. Koç, Sabancı vb. büyük şirketlerin üst düzey yöneticileri belli bir yaş sınırında. Belki ürün müdürleri bu konuda bir çalışma yapabilirler bilemiyorum.

6. | 06 Kasım 2005 20:50 tarihinde, hayalci demiş ki:

Güzel ülkemizde hala birçok üst düzey şirket yetkilisi başarı"daha az maliyet ,daha çok kar" olarak algılıyor.

Bütünsel kalite,müşteri memnuniyeti ise içi boş kavramlar olarak havada kalıyor.

Adamlar "bu şekilde daha fazla kazanmaya devam ediyorum,o halde aynı yolda devam" mantığıyla iş yapıyor.

Bunu ülkemizin en büyük holdinglerinde bile görüyoruz.

-Peki o ayıla bayıla yollarında süründüğümüz AB'ye girersek,gümrük vergisi kalkarsa ne olur?
Yabancı şirketlerle nasıl rekabet edeceksiniz?
Kolayı var,Çin'den getirirsiniz malzemeyi ,kutusunun üzerine "utanmazalüminyum" yazar
yeni marka ,yeni ürün ,yeni fiyat sloganıyla satarsınız.
Biz de alırız ama ,kulaklarınız çınlamaya devam eder,size iyi günler...

7. | 07 Kasım 2005 10:26 tarihinde, Mehmet Subaşı demiş ki:

Çok güzel bir konu işlemişsiniz. Özellikle Türkiye'de Blogging Yönetimi'nin öneminin ve değerinin tam olarak fark edildiğini düşünmüyorum. Türkiye'nin en büyük şirketlerinin pazarlama yöneticileri ile bu sene içerisinde yaptığım konuşmalarda maalesef yöneticilerin daha blogging’in ne demek olduğunu bile bilmediklerini gördüm. Şu anda şirketlerimiz kurumsal blog açmaya uzak görüyorum, ama eminim ki birkaç sene içinde bu konu da Türkiye’ye girecek. Bu arada burada söylemek istediğim bir başka nokta da aslında bu blogların altındaki isimlerin illa da blog için zaman harcamaları gerekmediği. Bu tarz büyük şirketlerde zaten çeşitli sebeplerle (internal veya external) birçok yazı/içerik hazırlanır ve zaten GM’in fastlane bloguna bakarsanız, birçok yöneticinin bazı prezentasyon veya projelerinde kullandıkları yazıları şirket bloğunda da paylaştıklarını görüyorsunuz. Zaten bu tarz yazıları dahi üst yöneticiler kendileri direk yazmayabilirler. Bu şirketlerde PR ve pazarlama ekiplerinde veya ajanslarında da bu yazılara zaman harcayan birçok kişinin emeği geçmiş olabiliyor.
Kısaca olay bence zaman ayırmaktan çok vizyon tarafında yatıyor. Türkiye ve şirketlerimiz olarak geç takib edici (late follower) stratejileri bırakarak yol açıcı (trail blaizer) stratejilere geçmemiz umuduyla...

8. | 08 Kasım 2005 1:15 tarihinde, murat yıldırım demiş ki:

PC kullanımının ve e-ticaretin artışı ile ülkemizdede blog (buna türkçe güzel bir isimde bulmalıyız) kullanımının artacağı muhakkak. Müthiş bir üretim ve dahada çok tüketim ekonomisi olan ABD'de bu işler-hatta bütün işler-bize göre elbette daha ileride olacaktır. Daha çok ihtiyaç için daha çok üretim,hizmet demek. Daha çok hata yapılacak-ihtiyaç oluşacak,buna mukabil daha çok çözüm bulunacaktır. Google'ı neden Türkler keşfedemedi dersek haksızlık etmiş olmazmıyız. 84'te kapılarını dış ticarete,rekabete açan bir ülkenin tüketim yapılarıyla varoluşu rekabete dayanan bir ülkeyi karşılaştırmak ve yargılamak bence yanlış sonuçlara götürür bizi. Yorumlar blog'un varlığından saparak biraz Arçelik'ten memnun kalmamış tüketici köşesine ve hatta bizden adam olmaza dönüşmüş. İyide olmuş çünkü genellemenin, bir noktadan bakıp yorum yapmanın hatası ortaya çıkıyor. 96-99 arasında Arçelik'in satış bölümünde çalışmıştım. Bugüne kadarda satış ve perakendeciliğin içindeyim. Benimde şikayetçi olduğum çok ürünü-servisi oldu ama bu bazı gerçekleri görmemizi engellememeli. Aşağıda anlatacaklarım yaşadıklarımdır ve reklam amaçlı değil genelleme yapmanın esasında düşünce özgürlüğümüzü kısıtlamaktan ibaret olduğunu göstermektir.
Day. Tük mallarında herhengibir koruma yok ve pazarda Arçelik'ten çokdaha kuvvetli dünya markaları var ve fiyatlarını inceleyin Arçelik ucuz değil. Eğer bu kadar kötü olsalardı halen pazarın yarısına sahip olmamaları gerekirdi.
Gündüz Özdemir ile çalışmadım ama arkadaşlarım çalışıyor. Devlet kurumlarındaki emekliliği gelmiş personelin bile PC kullandığını görüyorken daha insaflı yorumlar yapabilmeliyiz. Gündüz Özdemir, Cengiz Solakoğlu gibi yöneticiler yıllarını anadolu yollarında satış yaparak geçirmişler. Yüzlerce bayiyi ezbere çoluk çocuğuna , mal varlığına kadar bilirler ve hergün mutlaka birkısmı ile yüzyüze ve telefonla görüşüyorlar. Denilebilirki ama onlar nihai tüketici değil. Emin olun bayiler müşterinin haklarını daha iyi kollarlar çünkü sistemi bilirler ve şikayeçi müşteri onların velinimetidir.
Bir ürünü zamanında teslim edememenin; risk ve teminatla, stoksuz çalışmakla, sevkiyat kamyonunun kaza yapmasıyla, ilgili ürünün banttan x gün sonra çıkacak olmasıyla ......bir sürü sebebi olabilir. Evet burada hatanın çoğu müşterisini bilgilendirmeyen veya eksik bilgilendiren bayinindir ve görüldüğü üzere piyasa ekonomisinin şartları gereği müşterisini kaybetmiştir, bunu yapmaya devam ederse Arçelik'te düşen veya artmayan satışları yüzünden ona pardon diyecektir. Çalıştığım dönemde çok kez ana stokta olmayan ürünleri sistemde tarayarak memleketin en ücra köşelerinden alıp başka köşelerine getirttik. Sistemde bulduğunuzda bi telefon açarsınız erzurum'a " abi selamın aleyküm ben falanca sendeki şu ürünü rica etsek Bursa'ya şu bayiye kargolarmısın, daha sonra istersen mal olarak, istersen nakden x abi sana gönderecek" Bu halen olan çok normal bir işlemdir. Böyle bir diyalog Amerika'da yaşanabiliyormudur ve bu tip senetsiz sepetsiz bir lafla müşteri memnun edilebiliyormudur acaba. Georgia eyaletindeki bayi mal satacak diye Florida'daki bayi kargoyu arayacak ,poposunu kaldırıp depoyu açacak vsvs irsaliyeyi kesip malı yollayacak ve bu işten 5 kuruş kazanmayacak. Bunu başaran memleketimiz insanıdır, bir zamanlar ailecek sahip olmaktan gurur duyduğumuz Grundig TVnin şirketini satın alıp memlekete mal edenlerdir, Fransada ,ingilterede %10 pazar payına sahip olanlardır. O zaman buzdolabı ürün müdürü şimdi orta kademe yönetici olan bir arkadaşımız kombi bir buzdolabı alıp eve gönderiyor. Evde yaşlı anası var. Servis dolabı açmaya gelince "teyze kim kandırdı seni bu çok kötü bi dolap", Kadıncağız "oğlumda böyla yaparsa" diyor. tabi eleman işinden oluyor.
Bilmiyorum blogları varmı ama her bilgi onlara ulaşıyor.

9 08 Kasım 2005 2:16 tarihinde, Mehmet Doğan demiş ki:

Murat,

Hakli oldugun konular var, katildigim noktalar var ama yorumun tamamini okuyup, soyle bir dusununce "Turkiye'nin kosullari kendine has ve simdilik bu kadar" anlamina geliyor. Oyle bir donemde yasiyoruz ki digital workflow anlayisini gunluk is yasantisi icine sokmayi basaramamis bir sirketin rekabet gucu her gecen gun azaliyor. Bahsettigimiz sirketin ise Koc olmasi, digital workflow anlayisinin halen "Abi bizde bitmis sen gonder" seklinde telefon sistemi ile olmasi zaten icler acisi.

Georgia eyaletindeki durumu bende cok iyi bilmiyorum ama benim yasadigim sehirde, esimin basina gelen olayi hatirlatti senin ornegin. Esim, kizlarimdan birine, Gymboree magazasindan bir ceket almak istedi. Bu ceketin urun adi Flower Power idi ve cok tutuldugu icin bulundugum sehirdeki magazada tukenmisti. Magaza esimin ismini almis ve urun geldiginde, temasa gececeklerini soylemis. Bir gun sonra, yaklasik 20 saat uzaklikta bir sehirden esime telefon geldi. Bu magaza esimin istedigi urunu ellerinde bulunduruyormus ve isteyip, istemedigini sormus. Esim istedigini soylemis ve telefon uzerinden kredi karti islemi yapilmis. Hicbir posta ucreti talep etmeden, ceket birkac gun sonra elimizde idi.

Staples sirketi, ofis malzemeleri satan sektorunde lider bir sirket. Bu sirketin fiyat politikasi, diger sirketlere gore cok farkli. Sehirden sehire degisen bir fiyat politikasi var. Eger bir sekilde, tuketici, bir magazada gordugu urunu, herhangi bir sehirdeki ya da internetdeki magazada daha ucuza bulursa, sirket, o urunu sanki o magazan almis gibi fiyatlandirma yapiyor. Boylece tuketicinin ihtiyaci, tuketicinin lehinde karsilaniyor.

Amazon, Chapters ve daha bircok sirket, tuketicinin, uretici olmasi gibi bir ayricalik veriyor. Amazon, normal fiyatta kitap satmanin yaninda, o kitaba daha onceden sahip olan Amazon tuketicilerinin, Amazon sistemini kullanarak, tuketicinin ihtiyaclarini karsilamaya calisiyor.

Eger butun bunlar yalnizca ABD, Kanada'da oluyor diyorsaniz, bircok uzak dogu ulkesi ornegi de var ve bu ulkelerin cogu 1990larda dis ticareti tanimis ulkeler. Beni en cok etkileyen ornek ise benim icin ornek bir insan (role model) olan Muhammed Yunus ve onun yarattigi Grameen Bank. Eger bir banka, tuketicilerine nasil davranmali diyorsaniz, Muhammed Yunus'u takip edin.

10. | 09 Kasım 2005 1:30 tarihinde, murat yıldırım demiş ki:

Mehmet merhaba,
Şimdilik bu kadar manası oluşmuşsa benim ifade eksikliğimdir.paragraf sırasına göre yazarsam;
* Abi gönder hadisesi yanlış anlaşılmaya yol açmış. Arçelikin bayileri siparişlerini ve sevkiyatlarını merkeze login olup kendileri yapıyorlar. her yıl bayilerden satış tahmini alınır, ona göre satış ve pazarlama kendi yorumlarıyla satış tahminini yapar ve fabrikalar üretimi planlar ve üretir. Bayilerde neyin nezaman üretileceğini bilir ki ona göre vaktinde malını alsın ama bayiler yeteri stoğu her zaman çekmiyorsa? Bütün sistem SAP ile çalışıyor. IT işine harcadıkları parayı sanırım başka hiçbir yere harcamıyorlar. migros internet üzerinden satış yapıyor ve giderek daha yaygınlaşıyor. Abi gönder konusu bayinin hatasını merkezin minimize etme gayretidir. Öyle olmak zorundadır çünkü o satış senetle sepetle, kefille olacaktır ve ülke şartlarında önemli bir paradır, kredi kartı ile satış oluyorsa zaten dediğiniz gibi oluyor. İş hayatımda KOçta aldığım kadar eğitimi, hemde en iyi otellerde,merkezlerde,üniversitelerde en profesyonelllerden veya akademisyenlerden başka hiç bir şirkette almadım. Demek istediğim niyet belli, para harcanıyor, insana yatırım yapılıyor.
* Georgia'yı hayalen örnekledim ben. Ceket örneği gibi örnekleri burada birden fazla şubesi olan her firma zaten yapıyor, desada ayakkabı beğendim, numarası yoktu, buldular, haber verdiler , ayırdılar gidip aldım.tek fark kargolamamaları.
* staples örneğindekilerin aynısını bazı yerel peakendeciler dahi uyguluyorlar. Sanırım ülkeye Carrefour sokmuştu.
* amazon örneği süper. Türkiyede sokakta korsan kitap satılıyor. kitapçıda 20YTL olan yeni kitap sokakta 5 YTL. Hangi yatırımcı internette kitapçı kurar burada. Kayıt dışı ekonomi başlı başına dert.
* uzakdoğu örneğinede aynen katılıyorum. komşumuz kuruyemişcinin kardeşinin G.koreye kaçak işçiolarak gittiğini ve sadece adıyamanlı 4000 kişinin orada olduğunu duyunca dilimi yutmuştum.
digital workflow , blog vb %100 aynı fikirdeyim sizinle. Hassasiyetim sizinle %100 aynı fikirde olduğuna inandığım kurumun yanlış yorumlanmasıydı.
banka konusunu bilmiyorum . Sayenizde yeni bilgiler edinmiş olacağım, paylaşmak harika, sevgiyle kalın...

11. | 09 Kasım 2005 10:06 tarihinde, gCg demiş ki:

Türkiye ekonomisinin büyük bir parçasını elinde tutan bir firmanın Bilişim Teknolojilerine yatırım yaptığını duymak gerçekten güzel ama bunu siz olmasaydınız veya bizim KOÇ bünyesinde çalışan bir tanıdığımız olmasaydı asla duyamayacak ve bu işin nasıl ve ne boyutta olduğunu bilemeyecektik.

Ancak KOÇ yetkilisi veya üst düzey bir yönetici'nin internette müşterisi ile aynı ortamda bir iletişim kurma olanağı olsa idi ve bu olanağıda verimli şekilde kullanıyor olsa idi bundan hepimizin haberi olurdu ve daha da mutlu olurduk.

Benim bu yazılardan çıkardığım sonuç şudur ki bir şirket ne kadar gelişime ve ne kadar bilgi - işlem e yatırım yaparsa yapsın, müşteriye birebir yansıyan yatırımlar her zaman müşteri memnuniyeti açısından önemli bir yer tutuyor.

12. | 29 Mart 2006 9:53 tarihinde, SOlstice demiş ki:

Ben Solstice aldim bile. Yaklasik 1 sene bekledim ve bu sure icerisinde, websitesi, forum ve bloglarin cok yardimi oldu, yoksa 1 sene nasil gecerdi bilemem. Araba icin yapacagim tum modfiyeyi, parcalari araba ortusunu dahil 3 ay oncesinde tamamlamistim. Arabayi aldigim gun ruzgar sesini kesen aleti ve acik hava filtresini taktim. Opel ayni platformda GT cikaracakmis ama fiyati cok daha fazla, sanmam ki tutsun.


Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Kitabımı satın almak ister misiniz?

Teknoloji Kimin Umurunda adlı kitabımı satın almak ister misiniz?