Buyuk Yenilgileri ve Basarisizliklari Odullendirelim
30 Kasım 2005
Neden Türkiye'de ki birçok şirket, çogu ülkede artık iş standartları ve misyonu haline gelen “innovation” terimini kullanmıyor, kullanamıyor? Neden şirket çalışanları “yenilikçi” değil?
Esasında sorunun cevabini biliyorum. Bizler hata yapmaktan korkuyoruz. Doğru olup olmadığını bilmediğimiz işe girmekten ödümüz kopuyor. Bunun bir nedeni ise, iş ortamının buna izin vermemesi. Bize verilen görevi yapmanın dışına çıkamıyoruz. Hepimiz futbolun kurallarını iyi biliyoruz. Acaba futbol, çizgileri ile çizilmiş bir sahanın içinde oynanan oyun mudur? Top, çizgiden dışarı çıkınca, oyun bitiyor mu?
Tom Peters’in dediği gibi, bizim, büyük yenilgi ve başarısızlıkları ödüllendirmemiz gerekiyor. Yenilikçilik adına, innovasyon adına yapılmış her türlü çabayı ödüllendirilmeli şirketler. Herkesin ödü kopuyor, işini kaybetmekten, müdürden azar işitmekten, maaş kesintisinden. Böyle bir ortamda ne yenilik olur, ne de yenilikçi zihniyet yetişebilir.
Biz zaten bu zihniyete ilkokulda başladık. “Ağaç yeşil olur ve gövdesini kahverengi ile boyaman gerekir”. Ne zaman turuncu ağaçlarımız olacak bilemiyorum ama bunun değişmesini gönülden isterim ve değişebileceğini de biliyorum.
Beni twitter'de takip edebilirsiniz: @mehmet_dogan


Innovation kelimesi bende hep ilacsal tabirleri hatirlatiyor. Ancak bu acidan bakildiginda nedense hep innovatorler, Roche, GSK, Pfizer, Novartis.. Jenerikcier ise Abdi Ibrahim vd. Acaba yaziyla alakasi var mi? Bence var.
Kesinlikle size katılıyorum! İnsanları şöyle bir sarsmak lazım. Bizim insanımız uyuşukluktan ancak öyle kurtuluyor. Biraz korkusuz ve biraz da deli olmak olmak lazım galiba.
Merhaba Mehmet,
Hem Suleyman, hem de ben, sitenizi cok begendik.
Gercekten de cok ilginc konulara deginiyorsunuz. Sizi tebrik ederiz.
Bu arada, "Innovation" konusunda yazdiklariniza katiliyorum. Ama Turkiye yalniz degil bu konuda.
Sizin tecrubeniz de ayni mi bilmiyorum ama Kanada'da bu konuya fazla onem verildigini soyleyemem.
Benim su ana kadar gordugum kadari ile, bu isi cocuk egitiminden baslayip da, sonuna kadar goturen bir tek ulke var: o da Isvec.
Simdilik hosckalin. Sitenizdeki basarilarinizin devamini dileriz,
Saygilarimizla,
Suleyman Ve Ben
İlaç firmaları ile kıyaslamak haksızlık olur. Yeni bir ilaç üretme maliyeti 500 milyon dolardan başlıyor. Bu parayı riske edebilecek kapitale sahip bir firmamız yok hala. (Türkiyenin en büyüğü Koç grubu bile Amerikaya kıyasla orta ölçekli bir grubuz dedi geçenlerde)
Global bir grubun inovasyon ilişkili departmanındayım. İnovasyon yeteneği açısından kendimize çokta haksızlık etmemek gerek. Örneğin bizim grupta Türkiye bölgesi sürekli yenilik yapıyor ama bunu grubun ana merkezi ve diğer bölümlerine yeni pazarlamaya başladı. Bizim insanımız ileri teknolojik yenilikler konusunda çok fazla parametreden dolayı (ezberci yasakçı okulları mı sayarsınız, çocuğum memur olsun dizimin dibinde otursun diyen anneleri mi katarsınız:) pek ileride olamasa da hayatı kolaylaştıran kısayollar (shortcut) bulma konusunda üstümüze yok. Aslında bu şimdilerde düzelmeye başladığını düşündüğüm birtakım çarpıklıklara rağmen ayakta kalma içgüdümüzün bize kazandırdığı bir esneklik.
İnovasyonu sadece ileri teknoloji geliştirme anlamında algılıyorsak daha almamız gereken çok yol olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bol yabancı sermaye çekip beraberlerinde bilgi birikimlerini (know-how) ülkemize transfer etmelerini sağlarsak kısa yoldan iyi mesafe alırız diye düşünüyorum.
İnovasyon yöneticilerin de gündeminde. Ama iyi firmalarımız hala taklitke kapital toplama - kaliteli ürün üretme - özgünleşme yolculuğunda kaliteli ürün ile özgünleşme arasında biryerlerde. Kısa zamanda dünyada iyi yerlere geleceğimiz düşüncesindeyim.
Bence bu güven denilen kavramla bağlantılı.
Öncelikle vizyon sahibi firma sahipleri çalışanlarına güvenecek ve onlara yaratıcı ve yenilikçi bir çalışma ortamı sunacak.
Bunun sebebi, siz ne kadar yenilikler denesenizde bunlar kabul edilmedikçe, anlaşılmadıkça çok fazla değerli olmayacaktır.
Bu konuyu web'e uyarlarsak, firmalar "korkuyor". Hangi firmalar? Bizimle aynı işi yapan firmalar.
Neden korkuyor?
-Web standartları ya da yeni bir teknoloji görünce, "ya müşteri beğenmezse" ve "müşteri bilmiyor istemez" mantığına kaçılıyor. Fakat bir firmanın daha kullanmadığı teknolojiyi veya tekniği müşteri hiç bilmek zorunda değildir, öncelikle senin öğrenmen ve uygulaman lazım.
İyi şeyler hep düzene karşıtlıkla başlar aslında, tabi iyi niyet oldukça.
Reform hareketleri sistemi sorgulamaktan doğmuştur. Cumhuriyetimizde öyle. Peki neden çalışanlar hep aynı stili uygulamakta bu kadar kararlı?
Bence hata yapanı ödüllendirebilecek yöneticilerin bulunduğu bir ortamda zaten güven ve zaten bu yenilikçi çalışmalara atılım gösterecek çalışanlar vardır. Bu nokta yine yöneticinin yetki ve yetileriyle ilgili.
Çalışanların yenilikçi fikirleri korkmadan söyleyebilecekleri ortamı oluşturmak için biraz mizah kullanmıştım. Ortamı, diğerini kıskanan insanların dalga geçme ihtimallerine karşı toleranslı hale getirmek bu dalga geçmenin etkisini silmekle alakalı. Bu konuda zihni sinir güzel bir kaynak. Heryerde onun afişleri, en saçma fikirle gelene bile ilk fikiri için bir zihni sinir kitabı en azından yenilikçi fikri dile getirme korkusunu kırmak için güzel bir yol oldu.
Standartlar ve inovasyon da çok ilginç bir ikili. Yenilikçi olalım derken saçmalamayı, boşa enerji harcamayı akıllı belirlenmiş çerçeve standartları engelleyebilir. İşe yarar inovasyon. Bunu sağlayan, standartlar olmalı.
Melih Arat'ın sıradışı seminerlerini almıştım. Yaratıcılık için bağlamak diyordu melih, ilgisiz olan şeyleri bağlayıp yeni şeyler üretmek. diğer yorumlarada katılıyorum. Mevcut eğitim sisteminden geçip öğütülen ebeveynler okula gidinceye kadar çocuklarının canına zaten okuyorlar bilmeden. Sus, konuşma, gebertirim, icat çıkarma başımıza......Okul ise mum dikiyor. 70 doğumlu birisi olarak ilkokuldayken bayıldığım bir seremoninin 15 yıl sonra bana ifade ettiği şey çok karamsardı.
İlkokul ve ortaokulu okuduğum binanın karşısında oturdum 35 yaşına kadar. 1995'de askerden döndüğüm gün ertesinde sabah megafondan işittiğim KADIN sesi:
oğlum kes konuşmayı,
sıraya geç dedim sana,
bak hala konuşuyor.
rahat, hazrol, dikkayt.... Sanki ictimadaydım.
okuduğum dönemle hiç farkı yoktu ve 2005'te de aynısı devam ediyor.
Düşünen değil emri yerine getirecek neferler yetiştiriyoruz.Maalesef. Yinede ümitsiz değilim.
Çalıştığım grupta hata yapmak serbest, böyle olunca ders çıkarmak, ve tekrarlamamak gibi kazanç oluşuyor ve genellikle testiyi kırmadan öğrenmiş oluyoruzç
Çok güzel bir konuya değinmişsiniz. Bu konuda söylenecek o kadar çok şey var ki...
Ben sizinle, yenilikçilik hakkında geçen hafta yazdığım bir makaleyi paylaşmak istiyorum:
http://www.fatihsever.com/weblog/?page_id=7
TuRUncu AğaçLar, MOr İnekLER ve büyük-KÜÇÜK yazı karakterleriyle yazılmış yazılar, bizim blog piyasasasından pay kapmak gibi br planımız var, bu yazı cesaret verici, hayırlısı olsun diyelim... :)
Biz Türkler yenilikçi olmak için yeterince cesur ve yeterince çalışkan değiliz.
Agaçların yapraklarının turuncu gövdesinin ise yeşile boyanabileceği günü sabırsızlıkla bekliyorum :) Hatta kendimize has hiç ağaca benzemeyen ağaçlarımız olsun. Ben her insanda bu yenilikçiliğin var olduğunu ama çok küçükken köreltildiğimizi düşünüyorum. Mesela bir çocuğun yapıştırıcıyı yemeye veya çekici kürek gibi kullanmaya çalıştığını hepimiz görmüşüzdür. Fakat büyüyünce neden bunu denemiyoruz. Çünkü mantıksız öyle mi? Peki bir çocuğun yaratıcılığı ve öğrenme hızıyla yetişkininkiler karşılaştırılınca nasıl bir sonuç çıkar? Acaba bu fark nereden geliyor? :)
Kitabımı satın almak ister misiniz?