ALTI ÜSTÜ TASARIM – Mehmet Doğan

 
yazı arşivi|abonelik|site ve yazar hakkında|teknoloji kimin umurunda|tavsiye ettiklerim|iletişim
 

Lafina Dikkat Et!

17 Ekim 2005

Her bir insan hücresinde (50 trilyon hücremiz var) yaklaşık 30 bin gen var ve bu genler 3.2 milyar harf ile yazılıyor. İnsan DNA’sının oluşturan alfabe ise yalnızca 4 harften oluşuyor: A, T, G ve C. Bu dört harfin yazılış sekli, insanin saç renginden, kansere yakalanma ihtimaline kadar her şeyi değiştiriyor. Kısacası, bu dört harfin yazılış sekli, bizi biz yani insan yapıyor. Eğer bu 3 milyar harflik hücrenin gen haritasını alıp bir kağıda yazıp, ayni metodu bir şempanzenin hücresi için yapıp, sonuçları karsılaştırırsanız göreceksiniz ki bu iki hücre haritası yüzde 99 birbirine benziyor. Bırakın maymunu ve etrafınıza bakin. Eğer yanınızdaki kişi sizinle ayni cinsten ise, sizin haritanız ile o kişinin haritası arasındaki fark her 1000 harften birinin değişik olmasında yatıyor. Yani yanınızdaki kişinin nezleye yakalanıp, sizin nezleye yakalanmamanız o 1000 harften birinin yerinin değişik olmasında saklı.

İşte kelimelerin hatta harflerin yerinin stratejik olarak yerleştirilmesinin önemi burada yatıyor. Örneğin bir meyve sineğindeki belirli bir hücredeki 1390. C harfinin T’ye çevirirseniz, o meyve sineği, açlık kavramını yitiriyor ve kısa zamanda açlıktan ölüyor; ya da Danimarkalı bir araştırma grubunun yaptığı gibi, sonbaharda yaprakları alev kırmızısına dönen bir çiçeğin birkaç harfinin yerini değiştirerek, o çiçeğin, yalnızca barut ile temasa geçtiğinde kırmızı olması sağlanabiliyor ve böylece, bu çiçek, mayın tarlalarında köylülerin yaşamını yitirmemesi için kullanılabiliyor. Kelimeleri, sözcükleri bir yana bırakın, harflerin sıralanış sekli, herkes üzerinde büyük etkiler yaratıyor.

Paul Swets, The Art of Talking so that People will Listen kitabında günlük iletişimin 3 ana gruptan oluştuğundan bahsediyor: Vücut dilimiz, sesimizin tonu ve kelimeler. Swets, bunlardan en önemli olanının vücut dili olduğunu ve insanlar arasındaki iletişimin yaklaşık yüzde 70’inin bu şekilde oluştuğunu yazıyor. Sesimizin tonu yüzde 20 ve kelimeler ise yüzde 10’unun oluşturuyor iletişimin. Evet, insan hayatinin 4 harfle oluşturan “kelimeler”, günlük iletişimimizin yalnızca yüzde 10’nu oluşturuyor.

Peki ya websitelerindeki iletişim? Bizler nasıl iletişim kuruyoruz müşterilerimizle, kullanıcılarımızla, website ziyaretçilerimizle? Vücut dili ve ses tonu ile websitesinde iletişim kurma modeli su anki teknoloji ile imkansız olduğuna göre, elimizde başka ne kalıyor: KELİMELER. Tabi bazılarınız diyeceksiniz ki websiteleri içinde başka iletişim araçları da var, örneğin grafikler, sesler v.b. Eğer Swets, günlük iletişim modelini 3 ana gruba ayırıp, ağırlıklarını söyleyebiliyorsa, sanırım bende ayni şeyi, bir websitesi için oluşturabilirim. Websitesindeki iletişim 3 ana gruba ayrılır: kelimeler, resim/grafik/ animasyon ve ses. Kelimler benim kanımca iletişimin yüzde 80’inin oluşturuyorken, diğerleri ise yüzde 10 pay almakta. Hiçbir website ziyaretçisi sırf çok hoş resimleri var diye bir sanal mağazayı ziyaret etmiyor (ya da şirketinizin devamı için etmemeli) ya da bir kanser hastası, kanser ile ilgili bilgiler veren bir siteyi çok hoş ses efektleri olduğu için tercih etmiyor. Herkes, içerik için bir siteyi ziyaret ediyor. Bu içerik bir cep telefonu satışı için bir sanal mağazada ya da çok önemli bir raporu sunmak için şirket intranetlerinde kendini gösterebilir.

Peki kelimeler yani içerik bu kadar önemli iken, acaba bizler gereken önemi veriyor muyuz? Acaba seçtiğimiz kelimeler ve dil, şirketinizin ya da websiteniniz görevine uygun mu? Sitenin varoluş amacını yerine getirmek için caba harcıyor muyuz içeriğimiz ile? Kim yazıyor sitenizdeki içeriği? Web için yazı yazmaktan anlayan bir kimse mi yoksa herhangi bir kişi mi? Seçtiğimiz kelimelerin sırası aynen DNA’daki harflerin sırası gibi önemli mi? Ya da içerik için seçtiğimiz kelimeler bir sitenin başarısını ve/veya karlılığını ne kadar etkiliyor?

  • Kullandığınız kelimelere dikkat ediniz ve özenle seçiniz.
    Elizabeth Loftus ve John Palmer, 1974 yılında çok ilginç bir araştırma yaptılar ve bu araştırma sonuçları, yukarıda söylediklerimi çok iyi anlatıyor. Araştırmaya 50’ye yakın öğrenci katılıyor ve öğrencilere bir araba kazası filmi seyrettiriyorlar. Filmin sonunda bir grup öğrenciye “Arabaların çarpıştıkları andaki yaklaşık hızları ne olabilir?” diye sorarlarken diğer gruba “Arabaların birbirlerine dokundukları andaki yaklaşık hızları ne olabilir?” diye soruyorlar. İlginç kısım ise “çarpışma” kelimesini duyan öğrencilerin verdiği ortalama hız saatte 70 km iken “dokunma” kelimesini duyanlar ise 50 km cevabini veriyor. Ayni deneyimi yasayan kişiler, değişik kelimelere değişik yaklaşıyorlar. İşte websitenizdeki kelimeleri de bunu akılda bulundurarak seçmeniz gerekiyor.
  • Kelime oyunları yaparak akıllı ya da değişik olmaya çalışmayın
    Hepimiz bir sanal mağazada “sepet” ve “satın al” ya da “öde” kelimelerinin ne anlamaya geldiğini biliyoruz ya da zamanla öğrendik. Bütün bunlar “su anki bilgimizin” sanal mağazaların bizden istediği “hedef bilgiye” ulaştığının bir işareti (su anki bilgi ve hedef bilgi konusunda bilgi almak için Boşluğu Kapatmak yazımı okuyabilirsiniz). Artık bu kelimeler, birçok yeni İnternet terimleri gibi, kullanıcıların sözlüklerine girmiş durumda. Eğer bu kelimeleri başkaları ile değiştirirseniz, sitenizin basarisini engelleyebilirsiniz. Örneğin bundan birkaç sene önce kitap satan bir sanal mağaza üzerinde bir kullanılabilirlik testi yapmıştık. Birçok kullanıcı kitapları alışveriş sepetlerine ekleyebiliyordu fakat bir türlü ödeme yapamıyordu. Nedeni ise çok basitti. Bu sanal mağaza “Sepet” kelimesini “Torba” ile “Satın al” kelimesini ise “Çıkış” kelimesi ile değiştirmişti. Birçoğunuz çok iyi bilir ki eğer bir kitapçıda bir kitabi bir torbaya koyup, ödemeden çıkışa yönelirseniz, bunun adına “çalmak” denilir, alışveriş değil. Tavsiyelerimiz doğrultusunda şirket, “Çıkış” kelimesini “Satın Al” ile değiştirip, satışlarında yüzde 40 artış sağladılar.
  • Kullandığınız cümlelerin içine “Ateşleyici Kelimeler” koyunuz. Kullandığınız kelimelerin herkes için aynı anlama gelip gelmediğini araştırın, deneyin, test edin.
    Ateşleyici kelimeler kavramının bulan kişi UIE’den Jared Spool ve buna “Trigger Words” adını veriyor. Ateşleyici kelimeler, kullanıcıların, istediklerini bulmasına yardımcı olmanın yanında, onların anlayacağı kelimelerden oluşan bir yazım sekli ile bir websitenin basarisini da artırıyor. Buna en güzel örnek sanırım Don Norman’in herkese tavsiye edeceğim kitabi “The Design of Everyday Things”. Don Norman, bu kitabi ilk piyasaya sürdüğünde, kitabin ismi “The Psychology of Everday Things” yani Günlük Şeylerin Psikolojisi. Sırf kitabin isminde “psikoloji” terimi geçtiği için bu kitap, kitapçıların “Psikoloji” bölümünde yer almaya başlamış ve tasarımcılar bu kitabi bulmakta güçlük çekmişler. Kitabin yeni ismi ise “ateşleyici kelime” içeriyor: Tasarım. İsim değişmiş ve “Günlük Şeylerin Tasarımı” haline gelmiş. Böylece küçük bir ateşleyici kelime ile hem okurlar kitabi rahat bulmuşlar hem de Don Norman, kitabin satışını artırmış
  • Açık, kısa, öz ve kullanıcının istediği/anlayacağı içerikler oluşturun .
    Ne zaman bir kitap evine gidip “Bana 800 sayfalık bir kitap verin” ya da bir sinemaya gidip “Ben 3 saatlik bir film seyretmek istiyorum” dediniz. Önemli olan ne kadar içeriğiniz olduğu değil, bu içeriğin ne gibi bir görev yaptığı. Unutmayın Microsoft bütün sitelerinin toplamında, milyonlarca sayfa içerik barındırmakta ve bunların çoğunu (duyduğum kadarıyla 800.000 sayfa) kimse ziyaret etmemiş.
  • İçeriğinizle kullanıcılarınıza öyle yardımcı olunuz ki, kullanıcılar sitenizdeki “Arama” fonksiyonunu ve/veya tarayıcılarının “Geri” düğmesini kullanmak zorunda kalmasınlar.
    UIE şirketinin yaptığı araştırmalara göre, bir sitede arama fonksiyonunu kullanan bir kullanıcının aradığını bulması, arama kullanmayan kullanıcıya göre yüzde 30. Yine ayni araştırmaya göre, “geri” düğmesinin kullanan bir kullanıcının aradığını içeriği bulma şansı, kullanmayan kullanıcıya göre yüzde 11.
  • Yazdığınız içeriği iyi anlayın. Kullanıcının anlaması yetmez, sizin bu içeriği neden oraya yerleştirdiğiniz anlamınız çok önemli.
    Birkaç ay önce çok severek izlediğim Jon Stewart The Daily Show’da bir websitesi konu ediliyordu. Bu websitesi ABD’deki FEMA yani Ulusal Acil Yardim Merkezinin websitesi idi. Katrina felaketinden sonra birçok kişi, FEMA’nin bu konuda ne yaptığını görmek için sitesine gitmiş ve bu kişilerden biri ise Jon Stewart. Jon, sitede, FEMA’nin görevini açıklayan bir grafik görmüş.Eğer grafiğe dikkatlice bakacak olursanız göreceksiniz ki bir felaket durumunda FEMA görevine “Cevap” ile başlıyor, “Telafi” ile devam ediyor ve grafik yine “Felaket” ile son buluyor. Birçok kişi, FEMA’yi görevini yapamamak ve hazırlıklı olmamakla ile suçladı bu son felakette. Jon Stewart’da bunu söylemişti şovunda: “FEMA, Katrina felaketinde söylediğini yaptı ve görevini yerine getirdi. Katrina felaketine cevap ile başlayıp, işi felaket ile bitirdi. Gerçekçi olarak, FEMA görevini yerine getirmiştir.” Bu bize, bu içeriği hazırlayan kişinin, içeriği anlamadığını göstermiş oldu.

1998 ya da 2010, teknoloji ne olursa olsun, İnternet ne kadar hızlı olursa olsun değişmeyecek tek bir kral var. O da “Content is King” yani “İçerik En Önemli Unsur”. Siz ne dersiniz?

   
 
Bu yazı Mehmet Doğan tarafından saat 23:56 civarı yazılıp Bilgi Mimarlığı, Kullanılabilirlik, Web Stratejileri, e-Ticaret dosyası içine işlendi.

Bu konuyu/yazıyı tartışan diğer websiteler diğer bloglar
Bu yazıyı okuyup beğenenler şu yazıyı da okudular.
Bu yazıdaki anahtar kelimeleri diger bloglar icinde ara ve bul: | | |
 

Bu yazıya ait 20 yorum var.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
1. | 18 Ekim 2005 10:38 tarihinde, beyhan demiş ki:

Hem teknik olarak hem de kompozisyon açısından çok başarılı buluyorum sizi.Uslup ve anlatım sade, çok beğendim.Anlatıklarınızı rahatlıkla anlayabiliyorum(inşallah).Elinize sağlık hocam.Kitabınızı bekliyorum.
Anlaşılabilir grafiklerle sesin %10'luk payını alabiliriz değil mi?:)
Mehmet hocam, ses demişken:
Erişilebilirlik konusunda sesi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ateşli kelimeleri türkçeye nasıl uyarlamalıyız?


Not:İletişim kısmındaki formda problem yok değil mi hocam?Eminim yoğunluktan bakamıyorsunuzdur:)).

2. | 18 Ekim 2005 11:15 tarihinde, emine demiş ki:

Çok haklısınız, içerik sadece internette değil her alanda en önemli unsur oldu artık. Çeşitliliğin artmasıyla bilgiye ulaşmanın zorlaşması ve vaktin de öneminin artması insanların en kolay ve öz bilgiye hızla ulaşma arzusunu körükledi...Öğrencilik yıllarımda internetten "cam üretimi" ile ilgili bir bilgiye ulaşmak için ne çok sayfayı gezmem gerektiğini hatırlıyorum. Artık yavaş yavaş, cam üretici firmaların HAKKIMIZDA - ÜRÜNLER - REFERANSLAR - İLETİŞİM şeklindeki klasik web sitelerine üretim ve son teknolojiler ile ilgili bilgiler, linkler, bloglar eklediğini görüyoruz.

Belki konuyu biraz saptırdım ama, VAKTİMİZ DEĞERLİ - ALTERNATİF ÇOK - NEDİR SENDE FARKLI OLAN? ...

Son bir nokta da bloglardaki her aklına geleni yazma karmaşası... Sanıyorum Eylülce'de okuduğum ama birdaha bulamadığım bir yazı vardı bu konuyla ilgili, keşke bana faydalı yazıları kaçırmadan ama bulmak için de 5 katı yazı okumak zorunda kalmadan bilgiye ulaşmanın yolunu yordamını bulabilsem...


3. | 19 Ekim 2005 0:11 tarihinde, Eylül Ataklı demiş ki:

Selam Emine,
Aradığın yazıyı söylersen belki sana bu konuda yardımcı olabilirim : )

4. | 19 Ekim 2005 10:48 tarihinde, murat yıldırım demiş ki:

Sıradışı grubundan Özgür Alaz vasıtasıyla tanıştım sitenizle. Birkaç yazınızı okuyunca sık kullanılanlara hemen ekledim. Düşünülenin kelimelere dükülmesi ve kelimelerin karşıdakine çarptığı anda oluşturduğu etkiyi çok anlaşılabilir ve etkileyici anlatmışsınız. Esasen yazıyı okuyanda sadece web ile ilgili değil hayatın her anı için bilgilenmiş oluyor. Beyhan'ın sorusuna orjinalindeki gibi "tetikleyici" deme taraftarıyım. Lisede matemetik öğretmenimiz sormuştu "şey nedir?" . Cevabı yine kendisi vermişti " şey, anlatanın niyetine, dinleyenin kabiliyetine bağlı bir ŞEY!dir" Ama anlatılandan çok ne anlaşıldığı önemli dediğiniz gibi.
Merakla takip edeceğim.

5. | 19 Ekim 2005 15:45 tarihinde, muchka demiş ki:

Merhaba,

Eylülce'de okuduğum yazı "İnsanları ya okumaktan bıktırırsak??" gibi bitiyordu...Sanıyorum bir tatil dönüşü birikmiş yazıları okuma endişesiyle yazılan bir yazıydı...

-elbette herkes istediği konuda istediği düşünceyi yazıp çizmekte özgür...güzel, eskiden internet ortamında çoğu kişinin tek başına yapamadığını artık kolaylıkla yapabiliyoruz bu da güzel...ama yukarıdaki "Lafına Dikkat Et!" yazısının ticari web siteleri yerine bloglar için yazıldığını düşündüğümüzde demek istediğim daha da netleşiyor sanıyorum...

Bir de örnek vererek konuyu toparlayayım...Psikolojik destek aldığım bir zamanlar, doktorum benden konumuzla ilgili işimize yarayabilecek saptamaları, duyguları, düşünceleri ve rüyaları yazmamı, bir sonraki seansta bunları değerlendirmemizi istemişti. Bir süre sonra farkettim ki 5 sayfa yazı yazıyorsam seansa geldiğimde içinden sadece 5-6 saptamayı onunla paylaşıyordum...

Yaptığımız web sitesinin ya da blogların içeriğini bu şekilde değerlendirirsek belki çok daha kısa ve kestirme yoldan demek istediğimizi anlatabiliriz...

emine

6. | 19 Ekim 2005 16:35 tarihinde, Ömer Balyalı demiş ki:

Bu arada trigger ateşleyiciden ziyade tetikleyci diye daha doğru çevrilmiş olur.

Ve çok güzel bir yazı...

7. | 22 Ekim 2005 19:22 tarihinde, Süleyman Sönmez demiş ki:

Gerçekten düşündürücü bir yazı. Peki bir adım öteye gidelim. İletişim için doğrudan temastan bahsedelim.
Bildiğiniz gibi iletişim halindeki alıcı/verici istasyonlar sembol dili kullanır. İster beyin hücreleri olsun, ister insan dilleri olsun, ister kuşların uçarken kanatlarıyla kurdukları iletişim olsun ya da kabile kadınlarının elbise renkleri ve bağlama şekilleri olsun.
Anlam, kavramsal bir simge ile karşı tarafa gönderilir ve alıcı onu kendisindeki public key ile çözer :) Daha basitçesi alıcı kendi anahtarlama ve anlayışıyla sizin mesajınızı alır.
Peki alıcı kusurlu bir anahtara sahipse ve mesajınızın çevrildiği sembol dilini yanlış çeviriyorsa. Bir örnek yeni nesiller estağfurullağ sözünün karşıdaki kişiyi uzak tutma ve arındırma manasından çok onayladığını düşünüyor. Ne olacak?

Bir sonraki problem ise eğer iletişimde bulunduğunuz kişiye daha önce deneyimlemediği dolayısıyla sembolün karşılığının olmadığı bir bilgi ve deneyimi nasıl aktarırsınız?

Mesaj kendi açılımını ve public keyini içermeden bu gerçekleşemez. Demek ki yeni bir iletişim şekli var karşımızda. Sembolün açılımı sembolde gizli olarak iletilebilir mi? Hangi kelimeyi kullanırsak kullanalım alıcı bunu doğru anlayabilir mi?

Sanırım geleceğin iletişimi böyle olacak.

8. | 25 Ekim 2005 16:05 tarihinde, safiye ata demiş ki:

lafımıza dikkat edelim!

9. | 25 Ekim 2005 16:08 tarihinde, safiye ata demiş ki:

Ama bunun yanında beden dili, ses tonu vs de iletişimde önemli değil midir?

10. | 29 Ekim 2005 4:39 tarihinde, Hüseyin demiş ki:

Güzel bir yazı olmuş, teşekkürler.

11. | 06 Kasım 2005 17:46 tarihinde, ozgur alaz demiş ki:

Bu sıralar üzerinde çalıştığım bir terim var; Vocabranding (Vocabulary + Branding) onunla çok uyumlu oldu. Yetiştirebilirsem bu hafta yayınlayacağım. Bu kavramda demek istediğim müşterilerin markayla etkileşirken kullandığı kelimeler deneyimi(beklentiyi) şekillendirir. Kelimeleri bilinçli olarak etkilersek deneyimin kalitesini arttırabilirz.

Çarpışma, dokunma orneği gibi kahve içmek veya kahve yudumlamak kelimelerininde deneyim algısını şekillendirdiiğne inanıyorum. Starbucks ve diğerleri arasındaki farkı ortaya çıkarıyor(Tek başına değil).

12. | 22 Kasım 2005 17:46 tarihinde, umu demiş ki:

ıyı bır yazı olmus
ama
daha ıyısıde olabılırdı

13. | 09 Aralık 2005 0:46 tarihinde, ahmet yıldırım demiş ki:

Başarılı e-ticaret sitelerinin temel sırlarını ele veren bir yazı. Burdan topladığım bilgilerle, üyesi olduğum www.cicekpasaji.com sitesinde tekrar bakıyorum. Ve neden internette alışveriş yapmak istediğimde bu siteyi tekrar tekrar seçtiğimi anlıyorum. Hepsiburada.coma günde üç kez girmeme rağmen can sıkıntısından, keyifli bir alışveriş için www.cicekpasaji.comu tercih ediyorum. Tek sebebi ne biliyorumusunuz adamların ateşleyici kelimeleri. Ürün açıklamalarına öyle şeyler yazıyorlar ki etkilendiğin anda sipariş veriyorsun. Ben de diyordum ne kadar duygulu ne kadar hoş ne kadar espirili bir site. Hepsi taktikmiş bunların demek!

14. | 30 Ocak 2006 13:59 tarihinde, abdullah demiş ki:

Ben de bir web tasarımcıyım bu anlattıklarınızı bizzat yaşıyorum gerçekten kullanıcıların isteklerini karşılamak çok basit değil . Siteyi merak ile takip edicem

15. | 26 Nisan 2006 18:27 tarihinde, KALAŞLI KOF demiş ki:

ÇOK GÜZEL

16. | 10 Kasım 2006 3:19 tarihinde, Uğur Celal ALALMIŞ demiş ki:

Hemfikirim..

17. | 04 Aralık 2006 5:50 tarihinde, OXXO demiş ki:

Katılmamakla kalmadım bakıp bende katıldım.,.

18. | 18 Aralık 2006 16:22 tarihinde, seckal demiş ki:

Bir konu bu kadar iyi bağlanır. :)
Başta anlattıklarınızın yazının sonundakilerden daha çok ilgimi çekti.
Şu hücre ve harfler işini iyice bir araştırayım.

Ben bu siteyi bugün keşfettim; çıkamaz oldum. Nasıl bi iş bu anlamadım :)

19. | 08 Mayıs 2007 2:52 tarihinde, DİNLEYİCİ:) demiş ki:

evet anlatmak ıstedıklerınız cok ıyı anlıyorum.cunkı ben manavda calısdıgım zamanlarda domates 1 mılyon dedıgımde kımse almadı ve ben 1 paket sıgara parasına 3 kılo domates dedıgımde almaya basladılar 3 kılo dedım cunkı pazardan alıs veriş yapan ınsanların cogu orta gelırlı ve 3 ytllık sıgaradan fazlasını ıcmezler dusundumde lux bır marketde calıssaydım aynı domatesın ustune 1 kılo 3 ytl yazardım cunkı ordakı domatesı daha saglıklıolur dıye alıyor zengın ınsanlar halbukı domates aynı domates ama onlar ıcın ustunde 3 yazması gerkıyor Aslında anlatmak ıstedıgım sey burda para kazanılcak bır sıte yapsaydım en basda satıcam seyın kımlerın alabılecegını dusunmek olurdu ve dar gelırlı bı ınsanında almasını kolaylasdıracak sekılde yapardım mesela gecende netde ıkıncı el bı mp4 ü satın almak ısteyıp alamam gıbı cunkı kıredi kartım yok cıkartma sansım da yok Benden bu kadar yazınızda mukemmel anlasılır bıcımde tebrık ederım.

20. | 26 Temmuz 2007 19:54 tarihinde, alper demiş ki:

HOCAM VALLA SÜPERSİN YAA.MEYDAN OKUYOSUN ELİN CORCLARINA BRAVO:pcaps lock açık kalmış pardon:)yayınlama benim yazıları ayrıca gereksiz çünkü:-)saygılar.yeni gördüm siteyi.hepsini okuyorum sabahtan beri:)daha çok var


Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Kitabımı satın almak ister misiniz?

Teknoloji Kimin Umurunda adlı kitabımı satın almak ister misiniz?