Kötü Websitesi Kullanıcıda Ülser Yapıyor!

Kötü Websitesi Kullanıcıda Ülser Yapıyor!

Her yeni teknoloji, birçok sağlık yazılarını da beraberinde getiriyor. Kaç defa okudunuz cep telefonlarının, mikrodalga fırınların kansere neden olduğunu, monitörlerin gözleri bozduğunu ya da TV’nin IQ düşüklüğüne neden olduğunu. Bunların doğru olup olmadığını zaman geçtikçe, araştırmalar yapıldıkça daha iyi anlayacağız. Fakat bir gerçek var ki, o da modern dünyamızın, modern sorunları olduğu. Artık kimse, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde malaryadan, tüberkülozdan ya da gripten ölmüyor. Artık bunlar eski zamanın tehlikeli hastalıkları, sorunları haline geldi. Öyle ki 1918 yılında, 1. Dünya Savasında cepheye gidip ölme ihtimali, geride kalıp, gribe yakalanıp ölme ihtimalinden daha azdı. O yıl içinde savaşta ölenlerin sayısı 8 milyon iken, grip salgınına yakalanıp ölenlerin sayısı ise 25 milyonu geçiyordu. Artık kimse gribe önemli bir hastalık olarak bile bakmıyor. Ya da 1800’lu yıllarda bir kadının hayatini tehdit edebilecek en büyük tehlike, hamile kalmak ve çocuk doğurmaktı. O dönemde, çocuk doğumunun öldürdüğü kadın sayısına hiçbir hastalık yanaşamadı bile. Çocuk doğumu artık kimsenin aklına ölümü getirmiyor.

Günümüzde, zaman, yaşam stili ve teknoloji ile birlikte, hastalıklarda değişti. Artık gelişmiş ülkelerdeki tehlikeli hastalıklar, sizi kısa zamanda öldüren hastalıkların yerine, hayatinizi cehenneme çeviren hastalıklara haline geldi. Bu modern hastalıkların en başında gelen isim ne AİDS ne de kanser. Bu yeni, modern ve tehlikeli hastalık, birçok hastalıkları beraberinde getiren ve hayatınızı cehenneme çeviren başka bir isim.

Modern hastalık: Stres!

Glucocorticoids” memeli canlıların vücudunda bulunan inanılmaz bir hormon. Bu hormon vücutta kendini bir yalnızca stres durumunda gösteriyor. Örneğin bir aslan, bir geyiği kovalamaya başladığında, geyiğin vücudu bu tehlike durumuna karşı tedbir almaya başlıyor. Bir başka deyişle strese karşı mücadele başlıyor. Beyin “bulunduğun bu tehlikeli durumdan kendini kurtar” sinyali veriyor ve geyiğin vücudu glucocorticoids hormonu salgılamaya başlıyor. Bu hormon, geyiğin tehlikeden kurtulması için birçok önemli, hayati vücut fonksiyonlarını devre dışı bırakıyor. Şu an senin koşmak için güce ihtiyacın var, kaslarının oksijene ihtiyacı var diyor ve sindirim fonksiyonu kesiliyor, kalp atışı artıyor, solup alıp verme hızlanıyor, beynin algılama hisleri güçleniyor. Geyiğin beyni, üremene gerek yok diyor, bağışıklık sistemin çalışmasa da olur ya da kemiklerine kalsiyum gitmesi çok önemli değil şu anda, büyümene de gerek yok diyor. Şimdi senin bir yaralanma durumunda kanının hızlı pıhtılaşması lazım, enerjini burada kullan, midenin sindirim için kana ihtiyacı yok bu arada ince bağırsakların, vitamin emmese de olur o fonksiyonu da kapattım diyor. Bütün bunlar birkaç dakika sürüyor. Ta ki geyik aslan tehlikesini atlatana kadar.

Glucocorticoids birçok canlı için böylesine yararlı bir hormon iken, eğer bizler, geyiğin yaşadığı o 3-4 dakikalık stresi, günlük hayat içine sokup, yıllarca devam ettirirsek, bu hormon ölümcül bir anlama geliyor bir anda. Geyik için çok önemli ve gerekli olan bu hormon, 3-4 dakika boyunca salgılandığında, geyiğin hayatını kurtar iken, bizler bu hormonu 30-40 sene, her gün, stres nedeniyle salgılayınca, kendimizi tehlikeye atıyoruz. İşte biz modern cağda psikolojik nedenlerden dolayı stresi her gün dakikalarca, saatlerce yaşıyoruz. Patronun tavrı, iş yaşamının zorlukları, finanssal güçlükler derken, vücut devamlı stres yani tehlike altında kaldığını hissediyor. Biz stres yaş adıkça, vücudumuz da birçok gerekli fonksiyonu unutup, bizi bulunduğumuz “tehlike” ya da stresten kurtarmak için elinden geleni yapıyor. İşte bu nedenle bizler kalp, mide, sinir, kas hastalıklarının pençesinde sürünüyoruz. Ülsere, alzheimere, huzursuz bağırsak sendromu gibi birçok hastalığa yakalanıyoruz stres yüzünden.

Neden Zebralar Ülsere Yakalanmıyor?

Tabi ki stres altında yaşayan herkes ayni hastalıklara yakalanmıyor. Herkesin stres ile başa çıkma şekli değişik. Robert Sapolsky herkese okumayı tavsiye edeceğim “Why Don’t Zebras Get Ulcer?” kitabında stresin bu hastalıklara kesinlikle neden olması için beş koşulun bir arada bulunması gerektiğinden bahsediyor. Eğer stresi yaratan koşullar üzerinde kontrol sahibi değilsek, stresi oluşturan nedenleri, nasıl oluştuğunu, nasıl işlediğini, ne zaman oluşacağını ya da ne zaman sona ereceğini tahmin edemiyorsak, eğer bu koşullardan uzaklaşıp, stresimizi atabileceğimiz bir kanaldan yoksunsak, gelecekte bu koşulların iyileşeceğini düşünmüyorsak ve sosyal bir oluşumun parçası değilsek, stres bizi hasta ediyor, hayatimiz ve sağlığımız üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor. İnanması güç ama stres konusunda araştırma yapanlar, yasam içinde oluşan ve derin bir iz yaratan stres verici olayların, hayatımızdan yılları alıp götürdügünü söylüyor. Buna örnek olarak ta Oscar kazanan aktörlerin, aday olup, kazanamayanlara oranla 4 yıl daha fazla yasadığından bahsediyor.

Bütün bunların şimdi websitesi ile ne alakası var?

Bundan yaklaşık 4 sene önce ilk evimi aldım. Ev ile birlikte aldığınız başka bir şey ise komşu. Sanırım bu konuda şanslı sayılırım çünkü yanımızdaki evde oturan kişi, şimdiye kadar tanıdığım en sakin ve sessiz yapıya sahip bir kişi: Ms. Dell.

Ms. Dell, 45 yaslarında bir rahibe. Onun şimdiye kadar yüksek sesle konuştuğuna, başkalarını çekiştirdiğine, herhangi bir şeye sinirlendiğine hiç rastlamadım. Sanki hepimizin çok iyi bildiği Polyana karakterinin canlı ve gerçek timsali. Benim web ve İnternet ile uğraştığımı biliyor. Ne zaman bilgisayarı ile ilgili bir sorunu olsa gelip beni buluyor, bende elimden geldiğince ona yardim etmeye çalışıyorum. Ms. Dell, geçenlerde yine bize uğradı. Bana, yenileme süresi gelen sürücü ehliyeti için hükümetin oluşturduğu bir websitesini ziyaret ettiğinden bahsetti. Amacı, eski ehliyetini yenilemek için sanal başvuru formunu doldurmakmış. İlk önce sitenin bu bilgileri içeren kısmını bulmak ile uğraşmış bir müddet. En sonunda FDL-506 belgesini adı verilen formu bulabilmiş. “Neden doğru dürüst bir isim koymazlar ki şu belgelere. FDL-506’de ne demek ki acaba?” diye biraz yakındı Ms. Dell. Cesaretini kaybetmemiş ve devam etmiş. Üzerine tıklamış linkin ve belge açılmış. Belgede, bu belgenin yazdırılıp, doldurulması isteniyormuş. Bir müddet doldurmak için uğraşmış ama bir türlü başaramamış. Oraya buraya faresi ile tıklamış ama hiçbir şey olmamış. Hatta bana “Yardım kısmına girdim ama hiç bir şey bulamadım. Zaten o yardım kısmında iş ime yarayan hiç bir şey bulamadım şimdiye kadar” dedi. Daha sonra anladım ki her sitenin ve her programın yardımı için, Windows’un Başlat -> Yardim menüsüne girip, orada arıyormuş istediği yardim bilgilerini Ms. Dell. Bir müddet sonra, bu belgenin yazdırılıp, elle doldurulacağını anlamış ama yazıcısı yokmuş evinde. İşte bu aşamada ben devreye girdim. Ms. Dell benim yazıcım olduğunu bildiğinden, bana bu belgeyi yazdırmam için rica etti. “Tabi ki. Bana websitesinin adresini verirsen, buradan belgeyi indirip, yazdırabiliriz” dedim. Siteye girdik, belgeyi indirdik ve yazıcıda yazdırdık. Yazıcıdan kağıtları almadan önce, bu belgenin verildiği linkin altında bir ikaz notu dikkatimi çekti: “Lütfen, yörenizdeki Taşıtlı Araçlar Bürosunun Internetten indirilip doldurulan belgeleri kabul edip etmediğini öğreniniz!”. Ms. Dell’e bu uyarı notunu okuyunca bir anda o Polyana karakteri yüzünün, sinirden kızardığını ve ellerinin titrediğini gördüm. “Bundan böyle ne İnternet’i kullanırım, ne de sitelerini ziyaret ederim. Bu zaman kazandırmıyor, kaybettiriyor...” diye yakındı. Kendi kendime düşündüm: Eğer bazı websiteleri ve İnternet deneyimimiz, bir rahibeyi bile bu kadar sinirlendirip, küstürebiliyorsa, acaba normal bir kullanıcının tavırları nasıl olur?

Peki, bir websitesinin, kullanıcıda stres yaratan özellikleri nedir? Eğer, Robert Sapolsky’in kriterlerini baz alırsak, bir websitesini stresli yapan, kullanılmaz hale getiren ve başarısızlığa sürükleyen unsurlar:

  • Kullanıcının websitesinde kontrol sahibi olmaması,
  • Kullanıcının website içinde tahmin edebilme yeteneğini kaybetmesi,
  • Bir sorun çıktığında, bu sorunu/problemi aşabilecek kanalların olmaması ve koşulların kötüye gittiğine ya da gideceğine inancı,
  • Websitenin, bir sosyal oluşumun parçası olamaması, network oluşturamaması.

İşte bütün bu unsurlar, bir websitesinin, normal bir kullanıcıda stres yaratmasını ve böylece sitenin başarısız olmasına neden oluyor. Bugünün İnternet kullanıcıları, bir websitesini ziyaret ederken, birçok işi de ayni anda yapmak zorunda ya da bizim aksini sandığımız gibi kullanıcının bütün fokusu ve ilgisi, bir website üzerinde toplanmıyor. Bir alışveriş websitesinde sepetinizi doldururken, makarnanın kaynayan suyu taşıyor, 10 senedir görmediğiniz bir arkadaşınız ofisinizin kapısından içeri giriyor, esiniz sizi telefon ile arıyor, kotu bir kabus gören çocuğunuz, uykusundan uyanıp ağlıyor ve siz bütün bunları bitirip geri döndüğünüzde o websitesi “Sepetiniz Bos. Güvenliğiniz için alışveriş sepetiniz zaman aşımına uğramıştır. 15 dakikadan uzun sure işlem yapmadığınız için yeniden kullanıcı isminiz ile giriş yapınız. Teşekkür Ederiz”. Nasıl yani? Ben 500 YTL’lik alışveriş yapmıştım. Yaklaşık 1 saattir istediğim urunu bulmak için uğraşıyordum. Ben senin *?$%#!!!!

Gelin bu stres yaratıcı unsurlara bir bakalım.

Kontrol

Kullanıcının websitesinde kontrol sahibi olmaması demek:

  • kullanıcının isteği dışında, siteyi kullandığı çevrenin değişmesi (tarayıcının boyutları ile oynamak, pop-up pencereleri, fare işaretini değiştirmek, gereksiz pluginler yüklemek v.b.),
  • kullanıcının ihtiyaçlarını karşılayabilecek teknolojinin, site içine dahil edilmemesi (engelli bir kullanıcının, erişilebilir olmayan bir sitedeki deneyimi v.b.),
  • kullanıcının, siteyi terk etmemesi için alınan “önlemler” (diğer sitelerin frame içinde açılması v.b.)
  • kullanıcının websitelerinden ve bilgisayarından beklediği beklentilerini bozmak (linklerin belirgin olmaması, Geri tuşunun çalışmaması, Kopyala-Yapıştır gibi basit işlemlerin yapılamaması v.b.)
  • ses, görüntü gibi eklentilerin, kullanıcının kontrolü dışında çalışması

İnternet özünde birbirine bağlı ama birbirini kontrol etmeyen bir cevre. Bu çevrede neden kullanıcının deneyimini kontrol etmek için uğraşıyoruz? Basit bir alışveriş sitesinde, kullanıcıdan annesinin kızlık soyadını istiyoruz.

Kullanıcıya kontrolü veren birçok site, günümüz İnternet sektöründe hem başarı sağlıyor hem de isimlerini duyurmaya devam ediyor. Web 2.0 ismi, bu türden sitelerin, kullanıcı-odaklı davranışı açıklamak için kullanılıyor. Unutmayın, yenilikçi teknoloji, yeni bir şey üreten anlamına gelmez. Yenilikçilik, eski bir teknolojiyi, kullanıcının isteği doğrultusunda iyileştirmeyi başaran teknolojidir: iPod, Google, Amazon, NetFlix ve daha niceleri bunu basarmış durumda.

Tahmin

Kullanıcının website içinde tahmin edebilme yeteneğini kaybetmesi, kullanımda stresi artıran başka bir unsur. Gelin kullanıcının aklından ge ç en sorulara bir düşünelim: Bir sonraki linke tıklayınca, istediğime erişebilecek miyim? Acaba siparişini verdiğim ürün hakkındaki emailimi aldılar mi? RTC ne demek bu ürün açıklaması yazısı içinde? Nereye tıklamam gerekiyor? “gönder” düğmesine bastığım halde neden bu formu gönderemiyorum? “Exceeded Bandwith Limit” ne demek?

Yukarıda ki soruları kendine soran bir kullanıcı sizce sitenizde bir ya da bir kez daha ürün satın alır mi? Kendini sitenizde aptal gibi hisseden bir kullanıcı, bu işi, sizden daha iyi yapan bir rakip siteye yöneldiğinde, onu bir daha geri getirme şansınız nedir? Hepimiz trafik, hit, kullanıcı gibi terimleri kullanıyoruz İnternet ve webden bahsederken. Bu terimlerin kullanıldığı başka bir alan daha var: uyuşturucu sektörü. Trafik, hit ve kullanıcı. Bu terimleri kullandığımız yetmiyor gibi, bazen ayn ı mantıkla da hareket ediyoruz. Bir çoğumuz, website ziyaretçilerimizin, oluşturduğumuz, tasarladığımız siteyi kullanmak “zorunda” olduğunu düşünüyoruz. Maalesef, kullanıcıya istediğini veremezseniz, bunun ne kadar yanlış olduğunu çok kısa zamanda anlayacaksınız. 2000 yılının sonunda patlayan İnternet balonundaki sorunlardan biri de bu idi. Herkes kar, para ve satışa kendilerini motife etmişlerdi. Kimse, kullanıcı-odaklı site terimini kullanmıyordu o dö nemde. Artık zaman değişti ve kullanıcılarımız daha da bilgilendi. Yani “şu anki bilgi ” içindeki “araç bilgisi” oluştu birçok kişide. Kullanıcının istediği kullanıcı deneyimi, kolay kullanılır siteler, zaman kazandırıcı ve onların orada olmasından memnun olduğunu belli eden siteler.

Kullanıcının tahmin yeteneğinin azaltılması, bizim kullanıcıyı tanımamızda yatıyor. Kullanıcı tanımak ise bizim yani tasarım ve yazılımcıların “tahmin” etme yerine gerçek bilgi toplayarak, projelere başlamamızda yatıyor. Kim geliyor sitenize? Niye geliyorlar? Nasıl hareket ediyorlar? Alışveriş sepetini dolduran bir kişi neden kredi kartı sayfasında siteden çıkıyor? Bu soruların cevabini eğer “tahmin” yoluyla veriyorsanız, hem kullanıcının hareketleri hem de sizin projenin basarisi “tahminin” ötesine gidemez. Tahminin yerine gerçek bilgi ile proje tasarımı ise “persona” tekniğini ile gerçekleşebilir. Hepimiz SMS’nin ne demek olduğunu (özellikle Türkiye’de) çok iyi biliyoruz. Cep telefonu ile mesaj çekme kavramı o kadar yaygın ki 2004 yılında, cep telefonu operatörleri, 50 milyar dolar geliri yalnızca buradan kazandı. Filipin’de, bir kişinin aylık SMS oranı 200 mesaja ulaştı. Peki bu inanılmaz market nasıl başladı? Persona ile. Nokia, ürününün yetişkinler için üretmesine rağmen, üretim aşamasına “persona” tekniği soktu ve bir anda yetişkin olmayan bir kullanıcı personasi, SMS gibi bir kullanımın gerekli bir fonksiyon olacağını gösterdi. Yani Finlanda da ki bir çocuk personasi, bugün 50 milyar dolar üzerindeki bir bulusun temeli.

Sorun/Çözüm

Stres unsurlarından biri olan “bir sorun çıktığında, bu sorunu/problemi a ş abilecek kanalların olmaması” kavramını sanırım hepimiz yasıyoruz günlük web ziyaretlerimizde. Kullanıcı olarak tüm isteğiniz belirli bir konuda, belirli bir hedefe ulaşmak. Bu, bir websitesinde, şirketin telefon numarasını bulmaktan tutunda, elmas yüzük almak için geldiğiniz sitedeki bir yüzüğün diğerinden ne farkı olduğunu anlamaya kadar birçok değişik konuda olabilir.

Herkes, aşağı yukarı belirli bir problem ile sitenize geliyor. “Evimde DVD çalar yok, DVD çalara ihtiyacım var” ya da “Gecen gün aldığım urun bozuldu, nereden bu konuda bilgi alabilirim”. Eğer bu sorunların cevabini, sitenizde çözümleyemiyorsanız, siteniz stres unsuru olmaya devam edecektir. Bu unsurun ortadan kaldırılmasındaki en etkileyici yol, istatistiklere ve site içi arama motoru kayıtlarına bakmak ve site içinde ve şirket politikasında bir-el metodunu kullanmak. Kullanıcınız hangi kelimeleri arıyor sitenizde? Ayni dili konuşuyor musunuz? Örneğin siz ofis içinde kullanılan dolap satıyor olabilirsiniz ve normal olarak sitenizde “ofis dolabı” kelimesi geçiyor olabilir. Kullanıcının sitenize geliş motifi ise organizasyon ya da ofis içindeki yer darlığı olabilir. Kaç kullanıcı arama motorunuzda “organizasyon” kelimesini aratıyor? Arama sonuçları ne kadar verimli? Bütün bunlar sorun/problem unsurunun çözümleri. Bir başka metot ise, şirket politikalarının ve isleyişinin, website içinde yansıtılması. Kullanıcınız bozulan diz ustu bilgisayarı için sitenize gelebilir ve siteniz içinde verdiğiniz bütün bilgileri ve adımları uygulamasına rağmen yine de basarisiz olabilir. Bütün bunlar sonucu, kullanıcı, çağrı merkezinizi arayacaktır. Eğer çağrı merkezinizdeki çalışan “website ile burası farklı. Bütün geçtiğiniz adımları yeniden yapmamız gerekiyor telefonda” diye cevap verirse, bu çalışan kullanıcıya neyi öğretmiş olur? “Eğer bir problemin varsa, websitesini kullanma!”. Sizce bir şirket için, hangisi daha pahalı? Çağrı merkezinin yardımı mi yoksa websitesinin mi? Bunun en güzel örneğini GE websitesi veriyor. GE websitesine, aldığınız bir üründe ki sorun ile gelirseniz, öncellikle, size sunulan yardim aşamalarını izliyorsunuz. Eğer bu yardim yeterli olmayıp, çağrı merkezini ararsanız, çağrı merkezindeki kişi, ne gibi aşamalardan geçtiğinizi biliyor ve sorununun kısa zamanda çözülmüş oluyor. Böylece kullanıcının hem şirkete hem de websitesine güveni artıyor.

Network

Bir insanin ve solucanın gen yapısına baktığınızda göreceksiniz ki solucan ile insanin gen yapısı neredeyse yüzde 70 birbirine benziyor. Peki bizi biz yapan, solucanı ise ilkel yapan nedir? En basit açıklaması ile solucan içindeki genlerin birbiri ile sıkı bir bağlantı oluşturamaması yani network. Eğer siteniz, birbirinden bağımsız, alakasız bilgiler ile dolu ise, alışveriş sepeti ile urun sayfası arasında yakın bir bağlantı yoksa, siteniz içindeki linkler, anlamsız ve bağlantısız şekilde oluşturulmuş ise, websiteniz, kullanıcıda stres yaratıyor. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki Google, dünyanın en iyi arama motoru. Google’un basarisinin altında yatan ana neden ise PageRank sistemi yani sitenizin diğer siteler ya da kendi içinde nasıl bir network oluşturduğu. Network oluşturmanın basarisi ise “bilgi mimarlığında” ve “tetikleyici (ateşleyici) kelimelerde” yatıyor. Siteniz içine koyduğunuz her link bir anlam ifade etmeli ve diğer arkası gelecek sayfaların bu linkler ile bağlantısı ve anlamı olmalı.

Sonuç

Bir sitenin basarisi, insan davranışlarını ve hedeflerini iyi anlamakta yatıyor. Eğer kullanıcınızı tanımak ve onun için tasarım yapmak yerine tahmin ve iç-güdü metodunu kullanıyorsanız, siteniz basarisizlik ötesinde size hiçbir şey getirmeyecektir. Hepimiz iPod’un basarisini iyi biliyoruz ve iPod modelleri içinde en çok satılan urunun iPod Shuffle (rasgele) olduğunu da Apple şirketinin bilançolarına bakınca görebiliyoruz. iPod Shuffle’in piyasaya sürülme nedeni ve basarisi, Apple’in kullanıcısını iyi tanıması, urunun kullanım seklini anlaması ve kullanıcı hedeflerini takip etmesinde yatıyor. Apple, birçok kullanıcının, geleneksel iPod ürününde, Shuffle (rasgele şarkı) fonksiyonunu çok kullandığını biliyor ve onlara, diğer fonksiyonları ortadan kaldırıp, istediklerini, ucuz fiyata veriyor. Acaba kaçımız, bir üründen fonksiyon kaldırıp, basit hale getirip, basari yakalayabiliriz? Sanki bizler hep tersini yapıyormuş gibiyiz.

Artık stres üreten siteler yerine, stresiz, kullanımı kolay ve kullanıcı-odaklı siteler üretmemiz gerekiyor. Bırakın kullanıcıları ülser yapmayı! Onlara istediklerini, istedikleri zaman, istedikleri şekilde verin.



Top
Menu