Standartlar Amac degil Arac

Standartlar Amac degil Arac

Son zamanlarda herkesin ağzında bir Google Map’dir gidiyor. Google Map hakkında yazılar yazılıyor, referanslar veriliyor, haritadaki ilginç görüntülerden oluşan blog binlerce ziyaretçi alıyor, insanlar anılarından oluşan albümler oluşturuyor, Google Map API’si sayesinde birçok değişik web uygulamaları yapılıyor. Bunlardan biri ise sitenize gelen ziyaretçileri harita üzerinde görmek. Yani web isiyle uğrasan herkes, Google Map’in ismini çok iyi biliyor.

Peki neden? Gerçekten Google Map, dünyada bir ilki mi başlattı? Haritamız yok muydu daha önce? MapQuest, Yahoo Map ve MSN Map niye bu kadar ilgi görmedi ortaya çıktıkları zaman? Microsoft bu isi yıllardır yapıyordu, neden bu kadar isim yapmadı sitesi ile?

Bütün bu soruların tek bir cevabı var. Cevap tek başına, ne AJAX, ne web standartları, ne Google şirketi ne de teknoloji. Bu soruların tek cevabı kullanıcı deneyimi.

Google, diğer şirketlerin yapmadığı bir şeyi yapmayı başardı. Google Map’i, isteyenin istediği şekilde kullanmasına izin verdi API’lerle. Böylece kullanıcı deneyimini arttırdı. AJAX denilen bir teknolojiyi, web uygulamalarının altyapısında kullanarak, yaz-gönder-bekle-düzelt-yine gönder geleneksel web uygulaması modelini değiştirerek, kullanıcının, bu tip ara yüzler ile olan etkileşimini daha kullanılır ve doygun bir hale getirdi. Kısıtlamadı, Peter Merholz’un deyimi ile kum havuzu haline getirdiği uygulaması ile diğer kişilerin bu uygulamadan istediği gibi yararlanmasına izin verdi. Ne istediğimizi tahmin etmek yerine, istediğimizi bizim bulmamızı sağladı. Teknolojiyi ve işletme modelini değil, kullanıcıyı ön plana çıkardı. Zaten bu nedenle birçok konuda, kullanıcı Google’u diğer rakip şirketlere tercih ediyor. Bu nedenle, gecen seneye oranla arama motoru kullanımı yüzde 51 artarken, Yahoo’nun ki yüzde 25 düşüyor.

Maalesef birçok kişi “Nasıl” sorusunu sormayı “Neden” sorusuna tercih ediyor. Websiteleri, CSS al-kullan yazıları ile dolu, halen bu sitenin en çok ziyaret edilen sayfası basit bir öğretim yazısı olan “Menümüzde CSS Var” sayfası. Herkes “Nasıl yapılıyor bu?” sorusunu soruyor, “Neden” sorusunu sormadan. Bir web standartlarıdır, CSS’dir gidiyor. Peki kaç kişi “Neden Web Standartları, Neden Ajax, Neden CSS?” sorularını kendine soruyor. Gerçekten web standartları o kadar önemli mi?

Web standartları, AJAX, CSS v.b. önemli değil. Bütün bunlar birer teknoloji ve bugün için var. Belki yarın, yepyeni terimler ile yolumuza devam edeceğiz. Fakat bugün ya da yarın tek önemli olan, kullanıcı deneyimini maksimize etmek olacak. Zaten CSS, web standartları, AJAX v.b teknolojiler, buna yardımcı olmak için ortaya çıkmış araçlar. Bunlar, her kullanıcının, her turlu cihazla, sitenizde iyi bir deneyim yaşaması için kullanılması gereken yardımcı teknolojiler. Web standartları ve bütün bu teknolojiler amaç değil araçtır. Amaç kullanıcı deneyimini maksimize etmek olmalı. Ve herhangi bir araç, sizi bu amaca götürmeye yardım ediyorsa kullanın. O aracın nedenlerini iyi bir şekilde anlayarak.

Yani sitenizin CSS ile oluşturulup, bütün onaylama sitelerinden 5 üzerinden 5 alması, sitenizi ne kullanılır yapacak ne de popüler eğer kullanıcı deneyimini artırmayı başaramıyorsanız, eğer kullanıcınızı tanımıyorsanız, eğer “Nasıl” sorusunu “Neden” sorusuna tercih ediyorsanız. Sanırım bunun en güzel örneğini Amazon.com gösteriyor. Amazon.com sitesi ne web standartları takip ediyor ne de AJAX kullanıyor. Fakat Amazon.com bir şeyi çok iyi biliyor: Kullanıcılarını. Ve Amazon.com’un sitesinde uyguladığı her turlu yenilik, kullanıcı deneyimini artırmaya yönelik. Sırf yapılabilir ya da nasıl yapıldığını bildikleri için bir şey yapmıyorlar. Yaptıkları herseli “Neden” sorusuna bağlıyorlar.

Peki ya Audi arabalarında kullanılan yepyeni teknolojiye ne demeli? DVD ve yepyeni araba. Her ikisi de teknolojinin bir parçası. Neden bunları bir yerde buluşturmasınlar ki. Eğer yakın arkadaşımın yaptığı gibi yeni bir Audi marka araba alacak olursanız göreceksiniz ki arabanın kullanma kılavuzu o alıştığımız türden bir kağıt kitaptan oluşmuyor. Onun yerine sırf yapabiliyorlar diye Audi firması, size DVD kullanma kılavuzu vermeyi uygun buluyor. Eğer yine arkadaşım gibi arabanın sigortalarından birini değiştirmek istiyorsanız, kendinizi, elinizde DVD çalar olan bir diz üstü bilgisayar ile arabanın ön koltuğunda buluyorsunuz.

Peki ya E320 model Mercedes arabalara ne demeli? Hepimiz araba yağını kontrol etmek için arabanın kaputunu kaldırıp, o yağ çubuğunu gözden geçirmişizdir. E320 bunu, arabanın içine koyduğu elektronik gösterge ile değiştirmeye karar verdi. Böylece arabadan inmeden, kaputu açmadan yağı kontrol edebilecektiniz. Fakat Kim Vincente, Human Factor kitabında bu isin o kadar kolay olmadığından bahsediyor. İşte hepimizin bildiği yağ kontrol etmeden izlemeniz gereken 5 adim: 1. adim – Arabayı kapat. 2. adim – 3-4 dakika yağın dibe çökmesi için bekle. 3. adim – Anahtarı iki boğum döndür. 4. adim – 3-4 dakika bekle (neden? Zaten beklemedik mi?) 5. adim – 1 saniye aralıkla kilometre sayacına iki defa bas.

Kilometre sayacının yağ ile ne ilgisi var? Eğer hiçbir bilgi yoksa, bu adımları yalnızca konsola bakarak nasıl öğrenebiliriz? Teknolojik olarak yapılabilirlik, yapılması gerekiyor demek mi? Nerede kullanıcı deneyimi? Geri verin bana yağ çubuğumu?

Birkaç yıl önce ilginç bir kitap okumuştum. Bu kitabin ismi “Deniz Kanoculuğunun Derin Tehlikeleri”. Bu kitap, kano ile amatörce denizde gezinen ve kano sporu yaparken ölmüş 100 kişinin yaptıkları hataları inceleyip, size bu hataları tekrarlamamanız için bir takım dersler veriyor (uykuya yatmadan önce okumamanızı tavsiye ederim). Bu kitabin içinde beni çok etkileyen bir paragraf var:

Kurallara, bu kuralların arkasında yatan asıl nedenleri anlamadan, gözü kapalı uymak, bizi, bir tehlike durumunda, içinde bulunduğumuz sorunu çözmek için tahmin yapma yoluna iter ki, bu davranış, bize, ciddi tehlikelerin kapısını acar

Eğer kano yaparken, büyük bir dalga ile sıcaklığı 5 dereceyi geçmeyen Atlantik Okyanusun içine düştüğünüzde, acaba bu durumdan kurtulmak için 100. sayfadaki verilen bilgiyi mi yoksa 215. sayfadaki bilgiyi mi kullanacaksınız. İşte bizlerde bugünün teknolojisine bu şekilde bakıyoruz. Ezberci ve nasılcı. Yani anlayarak ve nedenci bir şekilde değil.

Eğer bizler bugün blogları çok seviyor ve kullanıp, isim arayıp, kardeşlikler, alemler kuruyorsak bunun nedeni blogların yepyeni bir teknoloji olması ile alakası yok. Zaten yeni teknoloji değiller de. Blogların bu kadar popüler olmasının tek nedeni kullanıcı deneyimi. Hiçbir caba sarf etmeden basit bir arayız ile istediklerini yazıp, bir tuşla bunları tüm dünyaya sunuyorsun. Okuyucular için ise RSS denilen teknoloji, okuma ve yazılanlardan haberdar olma imkanını sağlıyor. RSS’ kimse yeni bir teknoloji diye kullanmıyor. Kullanılması yine kullanıcı deneyimini maksimize etmesinden kaynaklanıyor.

Bunu size basımdan gecen bir örnek ile anlatmak istiyorum:

Cep telefonunu hizmetlerini kullandığım şirketin bir web sitesi var. Bu web sitesinde, aylık fatura bilgilerimi, kim ile ne kadar konuştuğumu görebiliyor, faturamı ödeyebiliyor hatta telefonuma bırakılmış olan telesekreter mesajlarını dinleyebiliyorum. Geçenlerde bana bir email geldi ve bu emailde bu şirketin, web sitesinde bazı güvenliği geliştiren çalışmalar yaptığını ve benim sitelerine gidip, bu hizmetten yararlanmamı istediklerini yazıyordu.

Sitelerine gittim. Güvenlik olarak benim şifremi değiştirmemi ve ayrıca güvenlik sorusunu cevaplamamı istiyorlardı. Güvenlik sorusu, hepinizi iyi bildiği şu bir güvenlik sorusu seçip, kendi cevabini yazmaktan oluşan bir çalışma idi. Çok güvenli değil ama iyi bir başlangıç diye duşundum ve listeden Annenizin kızlık soyadı, Beğendiniz Renk, Yakın Arkadaşınızı Doğum Tarihi gibi sorular vardı. Ben bu sorulardan “Çocukluk cağındaki beslediğiniz ev hayvanini ismi” sorusunu seçip, cevabini sorunun aşağısında bulunan kutuya yazdım: Pisi.

Gönder tuşuna bastım ve bir hata mesajı ile karsılaştım “Güvenlik sorusunun cevabi en az 6 karakter olmalıdır”

Bu demektir ki ben kullanıcı olarak, Çocukluk cağındaki beslediğiniz ev hayvaninin ismini değiştirmem lazım, hatıraları ile birlikte.



Top
Menu