Maden Ocağında Kanarya

Maden Ocağında Kanarya

Rahmetli Dedem, üç oğlunu, Maltepe sigarasını, Yeni Rakı’yı ve beni çok severdi. Bir de kanaryaları. Kanaryalar en büyük tutkularından biriydi. Yalnızca kanaryalar değil, her turlu kuşu. Babam, dedemin, taklacı güvercinlerle dolu odasından bahsetmişti bana. Onlarca güvercin, hepsinin ayrı ayrı isimleri, özellikleri...

Dedem, eski Osmanlı adamı dedikleri kişiliklerden biriydi. Babanın bulunduğu odaya girmek için izin istenen dönemlerden geliyordu. Çok fazla konuşmaz ama konuştuğunda az ve öz konuşurdu. Bir kere olsun, üç oğlundan birini kucakladığını ya da “Seni Seviyorum” dediğini duymadım. Sevmediğinden değildi. O şekilde yetişmişti Dedem.

Fakat benim yanımda çok farklı idi. Uzun uzun yürüyüşlere çıkardık beraber ve her yürüyüşümüzde bacaklarının ağrıdığından şikayet ederdi. Bana uzun uzun damar tıkanıklığı problemlerinden, anjiyo gibi tip terimlerinden bahsederdi. Anlamazdım ama dikkatle dinlerdim çünkü kelimeleri çok tasarruflu bir şekilde harcayan dedemin konuşması beni hem şaşırttır hem de konuştuğunda önemli şeyler söylediğinden, yürüyüşümüz sırasındaki söylediklerini can kulağı ile dinlerdim. Konu damar tıkanıklığı bile olsa.

Yürüyüşlerimizde bana bir şarkı söylerdi. Hep ayni şarkı, hep ayni de-tone ses ile:

Mehmet Efendi
Aldı tufengi
Çıktı avına
Vurdu kuşuni

Şarkı söyledikten sonra da bana, kuşları hiçbir zaman vurmamam konusunda tavsiye verirdi. “O şarkının gelişi” derdi. Halen bugüne kadar, babam, dedemin şarkı söylediğine inanmaz. İşte öyle bir adamdı benim dedem. Küçüklüğümü en çok etkileyen ve benim çok sevdiğim bir karakter.

Bir başka konusu ise, kanaryalardı yürüyüşlerimizin. Bana uzun uzun kanaryalardan bahsederdi. Her zaman bir kanaryası vardı dedemin evinde. Kafesin önüne sandalyeyi koyar, uzun süre ıslık çalardı ki kanarya karşılık versin. Bazen kanarya kaseti koyduğu da olurdu kasetçalarına. Sonra oturur sandalyesine, sol eline kulağına götürür ve kanaryanın ötmesini beklerdi. Arada sırada da bize sorardı:

“Bu kanarya dişi sanırım. Ötmüyor değil mi?”

Kimsenin yüreği yetişmedi “Susmuyor ki mübarek. Sabahtan beri otuyor. Kafa kalmadı vallahi” demeye. Kulağı ağır işittiğinden duymazdı kanaryanın ona söyledi şarkıları. Bir kulaklık almayı da kendine yediremedi öldüğü tarihe kadar.

Elinde kanarya kafesi tutan bir madencinin resimi

Bana kanaryaların kömür madenlerinde kullanıldığından bahsederdi. Kanaryaların vücutları çok narin bir yapıya sahip olduğundan (cereyanda kalıp ölen birçok kanaryası vardı), küçük bir miktardaki zehirli bir gaz bile onların ölmesine yeterli olabileceğinden bahsederdi ve bu nedenle birçok maden ocaklarında kanaryalar emniyet aracı olarak kullanılıyormuş. Kanarya otuyorsa sorun yok, kanarya ötmüyor ve ölmüşse, ocağı terk et! Hatta bu uygulama İngiltere’de 1986 yılına kadar devam etmiş.

Hiç kanaryam olmadı. Merak da salmadım zaten kuş besleme işine. Ama yıllar sonra kullanılabilirlik uzmanı olarak görev yapmaya başlayınca su an çalıştığım yerde, onlarca kanaryam olacağından haberim bile yoktu çocukken. Hatta bırakın kanaryaya sahip olmayı, benim kendimin başkasının kanaryası olacağımı bile düşünmüyordum.

Microsoft XP isletim sistemindeki hata bildirim ekraninin goruntusu

Şimdiye kadar, Windows kullanırken –ya da herhangi bir program, “Bir hata oluştu, bu hatayı bu programı yazanlara yardim etmek için göndermek ister misiniz?” diye bir mesaj gördünüz mu? Eğer gördüyseniz ve “Evet, gönder!” düğmesine bastıysanız, sizde benim gibi “Maden Ocağındaki Kanarya”sınız.

Birçoğunuz, sanal ya da masaüstü uygulamalar yazmaktasınız. Bu uygulamaları yüzlerce bazen milyonlarca kişi kullanmakta. Bu demek oluyor ki yüzlerce ya da milyonlarca değişik kullanım şekli. Eğer “Tercihler” gibi bir seçeneği kullanıcılarınıza veriyorsanız, bu demektir ki birçok kişi, sizin hiç görmediğiniz şekilde programın ana yüzünü değiştiriyor, istediği gibi kullanıyor ve sizin hiç görmeyeceğiniz birçok sorunu görebiliyor (kullanıcıya tercihler seçeneğini vermek konusuyla ilgili Jason Fried ilginç bir yazı yazdı).

İşte bu sorunları size haber verecek, programın tehlikelerini, bu tehlikeler olduğu an size bildirecek kanaryalara ihtiyacınız var. Aynen madencilerin, maden ocaklarında kullandığı kanaryalar gibi. Her turlu uygulama, kendi içinde, programcılar içinde yer almayan ve programı her gün ya da sıklıkla kullanan birçok kullanıcı barındırır. Bu kullanıcılar ile temasa geçip, onlara ödül, hediye kartı, mağaza puanı ya da belirli bir para verip, size uygulamalarınızın sorunları hakkında bilgi vermeleri konusunda yardımcı olmaları için ikna edebilirsiniz.

Birçok yazılım şirketinin hatası, programlarını iyi tanımasından kaynaklanıyor. Yani programı çok iyi bilip, ürettiklerinden, kullanıcı gibi düşünme becerilerini kaybediyorlar. Size bir anda çok anlamlı gelen, her gün gördüğünüz ve üzerinde çalıştığınız bir fonksiyon, kullanıcı gözünde anlam içermeyebiliyor. İşte sizin bu durumlarda gerçek kullanıcılardan oluşan bir kontrol grubuna ihtiyacınız var. Yani “Maden Ocağındaki Kanaryalara”.

Burada dikkat etmeniz gereken en önemli konu, kanaryanız öldüğünde yerine yenisini hemen bulabilmeniz. Yani kullanıcınız, uzun sure kullandığı programa, uygulamanın ana yüzüne aşina hale gelecek, aynen programcıların, yazılımcıların sahip olduğu bilgi düzeyine kavuşabilecektir. Eğer kullanıcı bu asamaya gelmişse, o kullanıcı sizin kontrol grubunuzdaki ölü kanaryadır ve değiştirmeniz gerekir.

Bu yöntemi yaklaşık 3 aydır, bulunduğum iş yerinde uyguluyoruz ve aldığımız sonuçlar gerçekten başarılı ve uygulamayı iyi yöne götürecek türden. Şimdiye kadar yalnızca 3 kanarya öldü ama yenileri yerini aldı bile.



Top
Menu