Devir Maymun Duygulari Devri

Devir Maymun Duygulari Devri

Yaklaşık 1 ay önce, beni hem çok şaşırtan hem de gizlice gururlandıran bir email aldım. Email, Derin Sular blogunun yazarından geliyordu. Emailinde, kendisinin, İzlenimler blogunun yazarı ile birlikte ortak bir kitap çalışması içinde olduğunu, bu kitabin yakında çıkacağını ve benden önsöz yazmamı istediğini söylüyordu. Bende seve seve "evet" dedim bu teklife. İşte bu kitap için, tarafımdan yazılmış önsöz:

Dr. Frans de Waal bilim alanında önemli bir isim. Kendisi bir zoolog ve Amerika’da bulunan Emory Üniversitesinin Psikoloji bölümünde profesör olarak çalışmakta. Dr. de Waal, birkaç sene önce “Şempanze Politikası” adlı gerçekten ilginç bir kitap yazdı ve “İçimizdeki Maymun” isimli yeni kitabı da yakında çıkacak. Frans de Waal hayatının büyük bir kısmını maymunlar üzerinde yaptığı araştırmalara ve deneylere harcadı. Yaptığı bu deneylere ve araştırma sonuçlarına kitap ve makalelerinde yer verdi.

Dr. de Waal’in amacı, maymunların, bizim insanoğlunun taşıdığı bazı duyguları taşıyıp taşımadığını bulmak. Frans de Waal kitabında çeşitli örnekler veriyor bu konu hakkında. Örneğin eğer bir kabile içinde yasayan iki maymun, kavga edip, biri diğerini döverse, bir müddet sonra kavgayı kazanan maymun, yenilen maymunun yanına gelip, elini uzatıyor. Yenilmiş, hisleri rencide edilmiş maymun, ona uzatılan elin ne anlama geldiğini iyi biliyor ve bu eli kabul ediyor. Bu iki maymun birbirlerini kucaklayıp, öpüşüyorlar. Böylece, galip maymun, yenilen maymundan özür dilemiş ve yenilen maymunun duygularını bir nevi iyileştirmiş oluyor. Yani, bizim iyi bildiğimiz bir duygu olan “barışma” ve “suçluluk” hislerini, ilkel canlı olarak adlandırdığımız maymunlar da yaşıyor. İlginç!

Benim en çok ilgimi çeken deney ise, bir kafes içinde bulunan iki maymun üzerinde yapılan araştırma oldu. Dr. de Waal, iki maymunu bir kafes içine koyuyor ve kafese küçük mermer çakıl taşları atmaya başlıyor. Eğer maymunlardan biri, bu taşı Dr. de Waal’e geri getirirse, ödül olarak o maymun, bir dilim salatalık alıyor. Maymunlar, bir dilim salatalık için bu küçük oyunu bir müddet oynuyorlar: Çakıl taşını getir, salatalığı al…

Bir süre sonra, Dr. de Waal, çakıl taşını getiren Maymun A’ya salatalık verirken, diğer maymun yani Maymun B, çakıl taşına karşılık bir üzüm tanesi alıyor. Maymun A, bunu dikkatle takip ediyor. Bir müddet sonra, üzüm tanesi alan Maymun B, çakıl taşını geri getirmeye devam etmesine rağmen, Maymun A, çakıl taşına salatalık almayı içine sindiremiyor ve her 10 taştan yalnızca 4’ünü geri getirmeye başlıyor hatta sinirlendiğini gösteren hareketlerde bulunuyor kafes içinde. Hatta bazen çakıl taşını, Dr. de Waal’e geri attığı bile oluyor.

Dr. de Waal, bu kadarla da kalmıyor. Biraz daha zalimce davranmaya başlıyor. Maymun A, çakıl taşına karşılık salatalık almasına rağmen, Dr. de Waal, Maymun B’ye, çakıl taşını geri getirse de getirmese de üzüm vermeye başlıyor. Maymun B, bu durumdan gayet memnun olmasına rağmen, Maymun A, daha da sinirlenmeye başlıyor bu haksız muameleden ötürü. Öyle ki 10 taştan yalnızca 2’sini geri getiriyor ve ona salatalık verildiğinde salatalığı ödül olarak almak istemiyor. Çünkü diğer maymunun hiçbir çaba harcamadan üzüm aldığını iyi biliyor. Çakıl taşını Dr. de Waal’e geri atıyor ve bir müddet sonra, oyun oynamayı bırakıp, üzgün bir şekilde, kafesin bir köşesine gidip, orada yalnız başına oturuyor.

Yukarıdaki deney içinde, maymunların haksızlığa nasıl karşılık verdiğini çok iyi görebiliyoruz. İnsancıl duygular denilen barış, sevgi, haksızlığa tahammülsüzlük duygularını, ilkel canlı adını verdiğimiz maymunlarda yaşıyor.

Fakat bizler, maymunlardan farklıyız. Tabi ki üstün olduğumuz birçok konu ve yetenek var fakat benim sözünü etmek istediğim farklılıklar maalesef iyi yönde değil. Maymunlar, duygularını gizleyemiyorlar. Her şeyi açıkça, hareketleri, davranışları ile belli ediyorlar. Fakat biz insanlar, duygularımızı gizleme konusunda asırların verdiği deneyimler sayesinde artık “uzmanlaştık”. Politika ile, yalanlar ile ve bazen basitçe duygularımızı içimize atarak, doğanın bize verdiği o bir canlıyı canlı yapan duygularımızı gizleyebiliyoruz. İşte bizi maymunlardan ayıran en önemli noktalardan biri bu.

Fakat bütün bunlar değişmeye başladı. Bilgi cağına giriş ile birlikte, merkezden uzak, herkesin kendini kontrol ettiği yeni bir dünya oluşmaya başladı. Bu dünyanın ismi “sanal dünya”. Bu dünyada duyguları gizlemek, sözlerden tasarruf etmek, sesleri kısmak yok artık. Tim Berners-Lee’nin fizik laboratuarında başlayan bu yepyeni dünya, bilginin ve bilgi paylaşımının, merkezi yönetimini, kontrolünü ve tekelciliğini bitirip; bilgiyi demokrasi ile tanıştırdı. İste bizler bu bilgi cağının vatandaşlarıyız. Bu dönemde, isteyen istediği gibi, kalemi (klavye) eline alıp, kağıdına (bloglar) düşüncelerini yazmaya başladı. İşin en güzel yanı, bu düşünceler, binlerce kilometre yolu, birkaç saniyede geçip, dünyanın diğer ucunda yaşayan diğer sanal vatandaşın duygularına tercüman oldu.

Artık devir, sahte ve gizlenen insan duyguları ve eski dünya devri değil. Devir, duyguların demokratik bir şekilde, gizlenmeden yaşandığı maymun duyguları devri.

Yaşasın İnternet!



Top
Menu