Yurtsan Atakan'a Acik Mektup
07 Haziran 2005
Neden bircok kisi, gercekten arastirma yapmadan, sirf “yazi yazmak” icin yazi yaziyor simdiye kadar anlamis degilim. Son zamanlarda, ozellikle gazete koselerinde, haftanin belirli bir gunu yazi yazmak “zorunda” olan kisiler, etrafina bakiniyor, populer olan bir konu buluyor ve o konuda atip tutmaya basliyor. Son bir ay icinde bunun orneklerini cesitli gazetelerde gorduk.
Son ornegini Yurtsan Atakan cikardi kosesinde. Bloglara "e.gunluk" adinin disinda bir ad vermenin "zuppelik" olacagini soyluyor ayrica sacma sapan bir fikri (bloglar gazeteciligin yerini alacak) kendi uretip, kendi yok ediyor. Kim cikardi “bloglar gazeteciligin yerini alacak” soylemini? Kim boyle sacma sapan islere aklini yoruyor. Bloglar ne gazeteciligin yerini alacak ne de “e.gunluk” olacak. Butun bunlar, arastirma yapmayan gazetecilerin uydurmasi. Butun bunlar bir korkunun neticesi. Korku, bloglarin gazetelerin yerini alma korkusu degil; korku, bloglarin, gazetelerden daha fazla okunabilme ihtimali. Korku, her gecen gun azalan gazete okuma orani.
1946'dan 1997'e kadar (bu internet gazeteciliginden yaklasik 1 yil once), yazili basin okunmasinda ozellikle ABD icinde %30'luk bir azalma var ve maalesef bu rakam her gecen gun dusmekte. Sanal basin, geleneksel gazeteden cok farkli bir trend icinde degil. ABD’de Internet kullanicilarinin cogunlugunu olusturan yas grubunun yanlizca yuzde 9'u devamli olarak sanal gazete okuyor ve yazili gazete ile karsilastirinca cok daha az zaman harciyor. Yine baska ilginc bir rakam ise, daha yanlizca 2000 yilinda, butun dunyada ki Internet kullanıcılarinin yuzde 40'i, kendileri isteyerek, adresini browserlarina yazdiklari bir sanal gazete sitesini ziyaret etmisler. Iste Yurtsan Atakan ve digerlerinin korkusu bu. Hurriyetim’in, Bildirgec’den daha az populer olabilme ihtimali gelecek yillarda.
Gelelim “e.gunluk” kelimesine. Bilemiyorum Yurtsan Atakan simdiye kadar hic blog okudu mu, okumadi mi? Fakat bloglar, “e.gunluk” kapsamina giremeyecek kadar genis boyutlu bir yapi gosteriyor. Akademik bloglar, teknik bloglar, magazin bloglari, portfolio bloglari, kariyer bloglari, teknik destek bloglari, pazarlama bloglari, sirket bloglari, komunite bloglari ve daha niceleri, bircok konuda, bizim bildigimiz “gunluk” kapsamina girmeyecek tarzda yazilar barindirmaya devam ediyor. Hatta birkac ay once katildigim bir e-ogrenim konferansinda ana konulardan biri akademik bloglar idi ve kimse “gunluk” kavramini kullanmayi bile aklina getirecek kadar “zuppe” degildi.
Eger, kose yazarlari, teknik konularda ya da Turkiye’de ki bilisim konularinda, okuyucularini bilgilendirmek istiyorlarsa, engelli kullanicilarin Turkiye’de, sanal gazeteleri okurken karsilastiklari sorunlari yazsinlar. Yurtsan Atakan’a, bu konuyla ilgili iki tane email atmama ragmen, hicbirine cevap verme nezaketini bile gostermedi. Sanirim ne kendisi, ne de gazetesi Turkiye’de ki engelli kullanicilari, gazete okurlari olarak nitelendirmiyor.
Yurtsan Bey, Turkiye’de cok daha onemli bilisim-Internet konulari varken, sizin, “blog-gazete” gibi gercekten cok onemsiz konular hakkinda, hicbir arastirmaya dayanmadan birseyler “karalamaniz” biraz “zuppelik” oluyor. Birakin bunlari da biraz engelli kullanicilarin hem sizin gazetenize hem de diger devlet kuruluslarinin websitelerine neden kolayca erisemedigini, engelli olmayan diger kullanicilara oranla neden ayni deneyimi yasayamadiklarini yaziniz. Blog ya da @ icin Turkce karsilik bulmak yerine, JAWS gibi engellilerin en cok kullandigi ekran okuyucu programlarinin nasil Turkcelestirilmesi gerektigini yaziniz. Radyo ve televizyon programlarinin alt yazi standartlarinindan biraz bahsediniz. Daha bircok sorun var bilisim teknolojilerinde ve Internet'de. Inanin, blog (zuppeligimi bagislayin) bunlardan biri degil.


Bu yazıya ait 19 yorum var.
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.Üstadım inan ki konu ile ilgili ikinci bir yazı yazmaya üşenmiştim ki senin yazını gördüm. Yazık ki bahsi geçen arkadaş yazdıklarını -hele ki son paragraflardaki engellilere yönelik tavsiyelerini- anlayamayacak kadar beyinsel özürlü. Keşke güzelim kelilmelerini ziyan etmeseydin. Türkiye'den uzaktasın diye unutmuş olabilirsin, hatırlatayım: burada hayal edemeyeceğin kadar dangalaklara gazetelerde köşe açılıyor. Bu ülkede "Köşe Yazarı" bizim ülkemizde gelin-kaynana programlarında birbirlerini yiyenlere dahi verilen bir sıfat. Normal yani böyle şeyler. Tak anormal olan biziz.
Soylenecek hemen herseyi soylemissiniz Mehmet Bey.
Elinize saglik.
Sayin Atakan 'log' kelimesini 'gunluk' olarak Turkce'ye cevirdigi icin olacak butun bloglari gunluk zannediyor.
Blog, konudan bagimsiz olarak her turlu bilginin kategorize edilerek kayit altinda alinabilecegi bir format sadece.
Ama Technorati'nin Top 100 listesindeki bloglar daha cok politik bloglar oldugu icin belki Sayin Atakan gibi kisiler sadece bu meshur bloglari bildikleri icin boyle dusunuyorlardir.
Bugunlerde bu gibi yazilara blog camiasinin itirazlarini okumamis olanlar buraya ve
buraya bakabilirler.
Yurtsan Atakan, bilisim konusunda ciddiye alinacak bir isim degil. Bloglarin blogspot altindaki alan adlarindan ibaret oldugunu sanan biri sanirim. Cesitli ticari kaygilarin ve belli politik, ticari guclerin etkisiyle tarafli yazilar yazan biri. Bu yuzden Ersan Ozer gibi kendisinin ya da bulundugu grubun kaygilarini dile getirmis. Her zaman oldugu gibi yanlis bilgilendirme icin medyayi alet ediyorlar, pek sasilacak bir durum degil.
Bu arada log'u gunluk diye ceviren Yurtsan'in Ingilizcesinden suphe etmeye basladim cunku log sadece "bir islemin kaydi" anlamina gelmektedir. Dolayisiyla "web log" bir islemin web (ag) uzerinde tutulan kaydi olarak degerlendirilebilir. Bu islem de Mehmet'in dedigi gibi bircok farkli konuda olabilir.
Baturalp,
Ayni ceviriye Antalya'da rastlamistim. "Tavuk Cevirme" yemegini sozlukten bakarak "Chicken Translation" diye cevirmislerdi. Fakat bazen birseyler soylemeden once sozluge bakmak cok faydali. Ozellikle kose yazarlari bunu sıklıkla yapmali. Iste "Blog" kelimesine sozluklerin soyledikleri:
Oxford English Sozlugu
Yukaridaki tanim icindeki anahtar kelime eclectic. Yine Oxford'dan
Bu da Wikipedia'dan
Bu da Computer Desktop Encyclopedia
Üstad keşke takmasaydın kafana... Bu herifler bileğinin hakkıyla (oda bilgi oluyor) biryerlere gelmiş adamlar değiller ki bilişim kültürüne sahip, yeniliğe ve hızlı değişime açık olan birisi bu anlamsız yazıyı yazmaz yazamaz.
Yurdum insanı okumuşu, okumamışı yeni bir kavram ortaya atıldığında malesef büyük değişim sancıları çekiyor bu bizde hep var. Yaygınlaşmaya başlayan ne ise biri mutlaka aptalcada olsa taş koymaya çalışıyor yada bu herif gibi yaptığını zannediyor.
Bugün ağız burun kıvıranlar yarın gerçek anlamının ne olduğunu anladığında oryantal kıvraklığında güzel dönüşler yapıp tersi istikametinde yazılar yazacaklar. Bu dünde oldu yarında olacak ömrümüz olurda görürüz inşallah.
Saygılarımla
Kendisi ve yazısıyla ilgili SiberKültür'de yazdığım yorumun ardından kendisine e-posta atarak cevap hakkının doğduğunu söyledim. Ancak gelen cevap ancak bu kadar küstahça olabilirdi:
Yukarida sozu edilen turden yazilara bir ornek daha ekliyorum.
Gerci bu yazi bloglar konusunda degil.
Froogle'in yayina girdigini mujdeliyor.
Bugun Tercuman gazetesinde yayinlanan yazi burada.
Bir gazete ekinde ( sanırım Hürriyetti ) şirketlerin "blogger" çalıştırmaya başladığı ve 3 - 4 blog yazan ve yayınlayan bazı çalışanların 4500 $ kadar aylık ücret alabildikleri hakkında bir haber var idi.
Doğru olmasa bile , Ülkemizde olmayacak olsa bile hoş bir haber idi.
Ersan Ö. yazisi üzerine ona mail attim ve karsilikli yazistik.. Sunu söyleyebilirim köse yazisi ve maillerin icinde farkli düsüncelere sahip oldugu bölümler vardi(!)
1. cevabi..
Bloglar (ya da internet) gazetecileri korkutuyor mu bilmiyorum. Ama beni
gazeteci olarak korkutmuyor. Ayni sekilde, internetci olarak baktigimda da
gazetecileri korkuyormusuz gibi gelmiyor.
Ancak neticede bunlar sadece geyik. Bu gece hepsi bitecek, yarin yenileri
gelecek.
sevgiler,
Ersan
Madem ki gecici o zaman neden üstünde durulur ki bu konunun?? Hayatimizin geyikmis bizim (!)
2. cevabi..
Gereginden fazla onemsendigini dusunuyorum.
Elbette kendi icerisinde bir oneme sahip ama blog denen hadisenin
gazetelere, yahut topyekun medyaya alternatif olmasi soz konusu degil. En
azindan su anda ve yakin gelecekte. (Bu da esittir minimum 10 yil.)
1999 yilindan bu yana bir internet asigi ve profesyoneli olarak meselenin
cok icindeyim. O yuzden de neyin onemli, neyin onemsiz oldugunu gorebilecek
deneyime, bilgiye ve gorguye sahibim.
Bunca zaman ve emek harcandiginda, basina bir esek baglasan ogrenirdi. Ben
cok sukur bir esekten cok daha fazlasini ogrendim.
Ve diyorum ki, bloglar bir renktir. Hosluktur. Yararli bir seydir. Ama
profesyonel medyaya alternatif olma durumlari yoktur.
sevgiler,
Ersan
Türkiye'de teknolojiyi en -bilişim köşesi sahibi olanlardan bile- yakından takip eden köşe yazarı olarak kabul ettiğim Fehmi Koru'nun (kaç yazar yazısının içinde bir yerlere link veriyor ki?) örnek bir yazısı var bu konuda.
Yazılanlar karşısında oldukça şaşırdım. Kendini "internetçi" ve "gazeteci" olarak niteleyen bir grup kişinin yeniliklere ve değişime daha açık olmasını beklerdim. Profesyonel medya denen şey ülkemizde sadece yazarak para kazanan bir grubu temsil ediyor (adam gibi okuyacak gazete bulamadığımı düşünecek olursam özellikle). Bu kişilerin önemli bir kısmı gündelik hayatlarında yaşadıklarını ve sağdan soldan arakladıkları yazıları (evet bariz kopyala-yapıştır yapılıyor) profesyonellik adı altında okuyucuya satıyor.
Fehmi Koru'nun yazısını da okudum bu arada (sağol Manhem); kendisi şöyle demiş: "İnternet kullanıcı sayısı gerçekten 7 milyona çıktığında Türkiye'de 'sanal yazar' devrimi yaşanacak; bu fiilen herkesin 'yazar' olması demek. Ne güzel, değil mi?"
İşte aradaki bakış açısı farkı. Birileri paylaşımı desteklerken birileri de baltalamak için elinden geleni ardına koymuyor. Bilgiyi paylaşmak gücü beraberinde getirir; güçlü insan kendisinden korkulan insandır. Bu kadar "güç" konusuna girmişken sözümü Star Wars'ın efsanevi repliğiyle sonlandırmak zorunlu oldu; "May the force with you (blogger)"
Yurtsan Atakan ilk zamanlarda benim sitemle ilgili de birşeyler yazmıştı. Çok komik bulmuştum açıklamalarını. Bloglar konusunda işlevselliği ve faydaları konusunda çok fazla birşeyler bilmezken blog standartları ve alt yapısıyla oluştuğum site popüler olunca anladım ki bunun sebebi siteyi blog olarak tasarlamakmış.
Hatta o sıralar Mehmet'le de blogları tartışmıştık. Gerçekten o sırada blogları fazla tanımıyordum. Ama bir blog sitesini çoktan yapmıştım.
Yorumlardaki blogların gazetelere alternatif medya oluşturmasını açıkçası bende anlamış değilim bana göre de "evet bloglar gazetelere rakip olamazlar." Çünkü bizler haberci ya da gazete değiliz. Dolayısıyla çıkardığımız bloglar da gazete değil. Haber okumak isteyenler zaten en kötü gazeteyi bile okuyor. Ama çok güzel köşe yazısı yazıyoruz. Eminim aramızdan bazıları yazdıkları konularda yakında gazetelerde de yazabilirler.. Bence bloglardan değil blog yazanlardan korksunlar.. :) gerçekten sadık, bizi hergün takip eden okuyucumuz çok fazla...
Yurtsan Atakan buna benzer bilinçsizlikleri sürekli yapıyor. Çok bilmiş edasıyla yazması artık komik hale geldiği için üzerinde durulması gereksiz kişiler sınıfında görüyorum kendisini. Fikirlerini doğru düzgün ortaya koysa eyvallah, ancak öyle küstah ve "bilmiş" bir tarzı var ki bu durum, yazdıklarının değerini yok ediyor; Ve aslında bahsettiği konu hakkında zerre kadar araştırma yapmadığı, o an kafasında canlanan her neyse onu yazdığı ortaya çıkıyor. İşin komik tarafı, yazdıklarına yürekten inanıyormuş gibi görünüyor.
Amaç, bilgi vermek ya da fikir belirtmek değil zaten. Yeni nesil gazeteciler işin kolayını bulmuşlar. Bravo, böyle devam edin.
Bu haber de dün Sabah gazetesinin Günaydın ekinde idi : İnternetin yeni köşe yazarları. Ya ülkemiz garip bir ülke. Sonuçta Yurtsan Atakan o yazıyı yazarken birilerinin ona karşı çıkacağını tahmin etti, bakarmısınız adam bu sayede meşhur olmuş durumda. Sanırım başta amaçladığı da buydu.
Meseleye dair ben de bi kac soz etmek istedim. Kendime engel olamadim.. Baslayalim...
Blog = e.gunluk mudur? Bir tur çağdaş bir vakanuvistlik midir? Nakilcilik midir? Tartisilir. İyi de bi tartisma olur. Gereklidirde.
Bu ulkede disaridan gelen kavramlar genelllikle ya tahrif olmustur ya da olumsuzlama icin kullanilan bir araca donusmustur. BLOG kavraminin basina gelecek olan da budur...
Misal, Danimarkalının, televizyon-birey-toplum sorunsalı uzerine kafa yormuslugu bizden cok fazladir. Akademik baglamda eminim pek cok kaynak uretmislerdir. Televizyon izlemenin asosyallesme, sinifsal körlük, bilirmis gibi olupda bi turlu bilememe hali yaratma, eglence ya da dehset uzerine kurulu olmasi vs vs.. Tartisilmistir... Ama "televizyon kötüdür" gibi bir sonuca ulasmamislardir. Kavramsal duzlemde tartisilmis yargilanmistir.... Bazi kanallar , bazi programlar ve bazi programcılar kotu olabilir...
Yukarida ettigim kelamin konumuzla alakasiz oldugunu dusunebilirsiniz. Simdi baglamaya calisicağım... Sonra Yurtsan Atakan ve BLOG sorunsalina deginecegim.
Türkiyede sıkca yapilan birsey olarak bir ornek uzerinden gidip “total” bir reddiye gelistirmek gibi bir hastalik vardir. Yursan Atakanın yazısı buna mukemmel bir ornek teskil etmis..
Bir zamandir, Okan bayulgen’ nin NTV deki programını kacirmamaya ozen gosteriyorum. Orada okadar muhalif ve entellektuel bir profil ciziyor ki, goren J Poul Sartre, Derrida filan sanir. Ozelleikle 2 adet reklam konulu oturumda, reklam/medya oligarsisine yaklasimi hayretlere gark ettirmisti beni.
Bugun reklam=Okan Bayulgen gibi bir sey soylersek yanlis bisey demis olmayiz sanirim. TV de dönen reklamlarin %30 unu o seslendiriyor.
Fakat sundan pek cok eminimki 20 yil sonra " My Life" gibi bir otobiyografi cikardiginda bile bugun iddia ettigi, reklama ve reklamcilik mecrasina dair soyledigi tek bir kelime o kitapta olmayacak.Reklam nedir ne degildir reklam mecrasinda nerelerde bulundu nasil zorluklarla karsilasti. Seslendirme zor mudur? Nasıl yapılır?...
Bi ornekte Mehmet Ali Erbil olabilir. Cevirdigi yuzlerce binlerce reklam filmi, seslendirdigi onlarca jenerik parasi kazanilmis, kibrista kumarhaneye gomulecek bir "rant" dan baska bir sey olmayacaktir. Mehmet Ali Erbil bir kitap olsun yazmayacaktir. Pek muhtemelde reklama dair bir tek satir okumayacaktir. Kendimi de icine katarak soyluyorum coğumuzu da kapsayan bir genellemedir...
Bugun Turkiyede bizlerin yaptigi islere dair iki kalem oynatacak adam sayisi bir elin parmaklari dolayindadir. Bunlardan birisi de benim icin Mehmet Dogan’dir.
Okan bayulgen, Mehmet Ali Erbil den sonra Hulya Avsar. Biz siz onlar. Film festivallerinde ödül almak icin, "altin gorumce web yarsimasinda" odul almak icin , Elma, portakal, greyfurt la sembollestirilen yarismalarda odul almak icin birbirini ezen insanlar maalesef bu dunyadan ayrilirken "benim hayatim", "benim professionum" seklinde bir kaynak birakmadan ucup gidecekler...
Turkiyede cok acaip bi durum var... Belki hep burali oldugum icin, subjektif genellemeler disina cikamiyorum. Ama uzun zamandir "bizi" otekilerden farkli kilan nedir sorusu disinda hic bir sey yok kafamda. (otekiler batı, dogu, kuzey ve guney). Turkiye hem cografik olarak hemde kulturel olarak "hicbiyerde" gibi..Dolayisiyla bizde ayni durumu yasiyoruz belkide bu durumu bir döngü olarak üretiyoruz...
Artik herkesin dilinde olan bir klişe var "eğtim şart vs. Ben baska birsey soyluyecegim. Egitim sart degil!...Egitim-ogretim daha tali bir mesele. !
Otobiyografi şart!. İçinde Kendim- Benim - Self - gibi sozcukler gecen kaynak yok Turkiyede. Cok pek onemli adamlar yaptiklari "islere" dair hic birsey yazmiyolar...Tarih duygusu yok bizde. Orhun yazitlarinin, Kutadgu Biligin yeterli oldugunu dusunuyoruz.
Tarihciler "nasi olsa bunun icin para aliyolar yaziyolardir" gibi bir dusunce var kafamizda. Bu yuzden tez yok! anti tez yok sentez yok!. Bu yuzden yurdumuza ugramis her yeni kavram ya redddeliyor, ya aynen kabul ediliyor. Batının bize "dayattığı" gibi bir histe beraberinde. Bu yuzden hergecengun metamorfoza ugruyoruz.
Turkiye'de ben hata yaptim diyen bir insan goremiyorum. Bu yuzden yaptigim is basli basina sacmalikti diyen kendini değilleyen, elestiren kimse yok pek. Oliver Toscani'nin Reklam Bize Sırıtan Bir Leştir" kitabini yillar evvel okuduğumda, yaptığım işin aslında reklamcılık olduğunun farkina vardim. (Acikca ifsaa edeyim bu isi yaparken biraz daha insani degerlerimi yitirdigimi duyumsuyorum) Kitap bir kac bin basilmis ve reklamcilar tarafindan kapisilmis bir kitap, bir tavır Turkiye’ ye ugramadan gecti gitti. (Toscani reklamciligi birakti, simdi sadece fotograf cekiyor. Bu sosyal bir olaydir. Yani reklam kendini öldürdü diyebiliriz durum icin.. Reklami yaratan Toscanidir. Benettonu da yaratan odur...Bu sorgulanması gereken bir durumdur...) Adam yari omrunu reklama adadi ve reklami lanetleyerek ayrildi. Manifesto birakti.. İletisim fakultelerinde tartisilmistir belki azbiraz, ama benim yuzlerce iletisimci arkadasim adini bile duymadi.. Ardindan NO LOGO haraketide Turkiyede hic bir sey birakmadan gecip gitti...
Turkiyede hangimiz boyle bir tavir sergileyebilecegiz. Ben mi? Serdar Erener mi?. Ali Atif Bir, tek kelime etti mi bu tavra dair? Kitap mi yazdi? ya da yazacak mi? Sanmam...
2001 de "Vasatikirkçöp" isminde bir “blog” girisimi icindeymisim.. (http://geocities.com/vasatikirkcop ) . Henuz blog gibi bir kavram yoktu ortada .Baslamadan vazgectim. Tekbasima altindan kalkamayacağımı anladim ve taslak olarak kaldi.
Bu bahsi suraya bagliyorum. "alti ustu tasarım" bir site/blog- e.gunluk olarak bizim sektorlerimizde pek cok ilki icinde barindiriyor. Mehmet Doğan isminde yüzünü bile görmediğim bir insan, yaptigi isle ilgili sorumluluk bilinciyle deneyimlerini paylaşıyor. İnsanlar bunlari okuyor ve tartışma kültürü gelişiyor... İyi bir blog örneği. Adinin blog vs olmasinin disinda iyi bir insani çaba ve ahlaki yaklaşım...
Öte yandan, tasarimci olmanin %99 umuzu kapsayan haliyle, bizi modern zaaatkarlar, gizli issizler ve anlamsizca egosu buyuyen zavallilara dönüştürmek disinda, pek cogumuza pek bisey kattigi yok... Bu yazma eylemine dayali olan Medya sektörü içinde geçerli bir genelleme. Kısa bir süre Hürriyet/Doğan Plazada çalışmak zorunda kalmış biri olarak bunu iyi deneyim ettim. Gazetelerinde gülücüklü, entellektüel – aydın profili sergileyen insanların bazilarinin, mafyozi tipler olduğunu bizzat yerinde gördüm.
Öte yandan Yurtsan Atakanın bloglarda zibidilerin kendi subjectif zirvalamalari disinda dise dokunur hic bisey yok elestirisine cevaben; Bu gün gazete köşelerini işgal eden “yazar” larin pek çoğunun yedigi, içtigi, gittiği gördügü yerleri nakletmeleri disinda herhangi bir sey yazdiklarini görmuyorum. Ahlaki, siyasal sorumluluk göstermeleri gereken dönemlerde “yillik izninin bir bölümü” ve ardindan Paris yazisi...Gunluk ve e.gunluk gelenegini demekki plaza gazeteleri baslatmis diyebiliriz bile rahatca...
İnsanların yazması nereden bakarsaniz bakın iyi birşeydir. Bloglar Türkiyedeki pek çok gencin düşünce geliştirme, değer üretme, sosyalleşmesini gerçekleştirdiği alanlar. Öte yandan Profesyon sahibi insanların deneyimlerini aktaracakları bir alan. Beni en çok burası ilgilendiriyor.. Kendini ifade etme, dinleme, tartışma gibi toplumumuzda az bulunan şeyleri yeşertiyor bence..İnsanlar ancak cok yazarak, okuyarak deneyim geliştirerek bir fikir uretebilir ve bunu savunabilir. (lise1 de, edebiyat hocamız boyle derdi )...
Gelelim asıl mevzuuya...
İtalikler Atakan’ dan nakill (paranezler benim notlarım)
"e.günlüklerin dünyayı değiştireceği, medya dünyasını yerinden oynatacağı, konvansiyonel medyanın köküne kibrit suyu dökeceği iddiaları abuk sabuk, saçma sapan, cahilce iddialar." Tabiiki etmez yerinden medyayi. Medya sarsilmaz . Cunku arkasinda buyuk bankalar , spekulatorler, silah tekelleri var. 3-5 zibidinin "gunluk" olarak yazacagi iki uc kelamin esamesi mi okunur? (benim notum)
"İnternet dünyasının son günlerdeki moda rüzgarı e.günlükler (blog) için de yanı durum söz konusu. Bugün hızla çoğalıyorlar ama yakında kendi atıkları içinde boğulacaklar." Buyurmus Atakan... (Bu ne şiddet bu ne celal!)
"Ancak e.günlükler hızla yaygınlaşırken, İnternet’in sağladığı olanaklarla beslenirken kendi atığını da yaratıyor. E.günlükler açan insanların büyük bir çoğunluğu gazetecilik ya da yayıncılık konusunda amatör kişiler. Belki büyük çoğunluğu iyi niyetli ama bilgi ve becerileri yayıncılık açısından üst seviyede değil. Bu nedenle istemeden de olsa gazetecilik ilkelerine yeterince uyamadıkları için yanlış, doğrulanmamış, eksik bilgi içeren yayınlar yapıyorlar. Daha da kötüsü, e.günlüklerin sunduğu olanakları gören kötü niyetli e.günlükçülerin sayısı da her geçen gün artıyor. Yapılan hatalar sonuç olarak e.günlüklerin de itibar kaybetmesine neden oluyor.(nasıl hatalar acaba? keske lutfedip soyleseymis, belki tekrarlamazdık o hataları)
Klasik medya ne kadar itibar kaybetse de, bu itibar kaybını bir noktada durduracak mesleki süboplara sahip. (benim notum. Türkçede “sübop” diye bir kelime yok. Doğrusu sübap ya da supap Bu süboplara sahip olmayan e.günlüklerde ise gidişata dur diyecek hiçbir mekanizma yok." (Yazım yanlışı!..Zibidi yazar adayınız bunu uzerinden yeni bir yazı döşense mi acaba? . Yurtsan Atakan’ ın bloglara olan yalan yanlış yazıyolar eleştirisine küçük bir katkı da benden! .Gazetelerde de yanlis yaziyorlar.. Peki blog savar yazarımız, koskoca yazi kurulu, redaktör ordusu?
O “sübop” ları merak ediyorum bi taraftan, “Big Boss” un alacağı yeni ihaleler , TELEKOMun ozellesmesi, TUPRASin ozellesmesi ve “bigbossa” hibe edilmesi maksadıyla yazi yazan ve bunun karşılığında cebine para giren gazeteci/yazarlar mi bu “sübop”lar?. Irağa saldıralım “pastadan pay alalım” diyenler mi?
Medya’nin itibari öyle rezil bi noktaya dogru gidiyor ki... Hic bi sübap bu durumu engeleyecek gibi değil. Medya patronlari o subaplari bir bir tıkıyolar hemen...Maaşa zam işe son...
Atakan Devam ediyor;
"E.günlükler hızla artıyor. Hızla artarken daha da çok itibar kaybediyor.(bu yargıya nsıl ulaşmış) Yakında öyle bir noktaya varılacak ki, e.günlükler kendi atıkları içinde yaşayamaz olacaklar. (3 vakte kadar mı? Ne zaman? Keske soyleseymis..)
Ya da iyimser bir bakış açısıyla bakalım ve e.günlüklerin de kendi süboplarını üreteceğini, çoğalmaya devam ederken itibar kaybını bir yerde durdurmayı başarabileceklerini varsayalım. Bu çok iyimser senaryoda dahi e.günlüklerin sonunu yine kendi çoğalma hızları getirecektir. Bugün diyelim toplam İnternet kullanıcılarının yüzde 10’u e.günlük sahibi olsun. Peki hızlı çoğalmanın böylece süreceğini ve İnternet kullanıcılarının yüzde 90’ının e.günlük sahibi olacağını düşünün. Peki o zaman bu kadar çok e.günlüğü kim okuyacak? Birkaç tanıdık ve arama makinelerinden gelen birkaç geçici ziyaretçi dışında kimse.
Kısacası hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin, e.günlüklerin çoğalmasını tıpkı şarap mayasında olduğu gibi aşırı çoğalma getirecek..."
İlginç bi yaklaşım. Şimdi ben Medyayı ve özel olarak Hurriyet gazetesini, kadın çorabına benzetsem, kadın çorabı, kaçar, yırtılır diye bi tez atsam ortaya, onun üzerinden de direct aristo mantığıyla “çorap kaçar, Hürriyet çoraptır,Öyle ise hürriyet kadın çorabı gibi kaçacaktır” gibi bi analoji yapabilir miyim? Fevkalade yaparım. Yazımı okuyanlar vay be adama bak dogru diyor derler...
Şeylere değer veren muhtevadır. Sacma sapan bir “portal” gorup, butun portallar sacma sapandir demekten farksiz bi iddia Yurtsan Atakanin iddiası...
Bill Gates’ in daha 90 larin basinda söylediği “internetin cocuk oyuncağı ve gecici bir moda olduğu, ticari yada teknik hic bi oneminin olmadığı” kehanetinin uzerinen 10 kusur yıl gecmis. Gates cebini internet sayesinde, 50milyar+ USD ile doldurdu ve doldurmaya devam edecek...
Aynı şey roman icinde gecerli degilmi? Rezalet seyler yazan/cizen yuzbinlerce roman yazari var, kose yazari var, sair var, ressam var, sinama eseri var var da var, internetin gelisimiyle herkes birseyleri yayinlama olanagi buluyor. İnternetin gelismesi basili medyayi da etkiledi hiz anlaminda. Bu sarap mayasi ya da kadin corabi teoreminden yola cikarak, roman medya,siir, resim, sinema bitmistir ya da bitecektir diye bilir miyiz? Bu nasil bir mantik yurutme anlamadim. Bilimsel hic bi boyutu yok iddianin. Ben kendi adima Atakan’ a dair muthis hayal kirikligina ugradim..
Dikkatinizi cekerim su anda internetin saçma sapan birşey olduğu gibi bir düşünce kimsede yok. Ama internet “membaından” türemis pek de yeni sayilmayacak BLOG kavramın gereksizligi, zaten yok olacağını, yok olmayacaksa bile, medyayla boy olcusme cabasinin beyhudeligi tartisma konusu olmuş.
Hangi bloger ben bu siteyi yapiyorum ama hurriyet gazetesini bitiricem mahvedicem diye yola cikmis ki? Ortalikta boyle ne bireysel ne kollektif bir irade yok. Olamazda...
Yurtsan Atakan’ ın agresyonunda, “asabi” yazarımız Engin Ardıç ta da gozlemledigim; insanların yazı yazmalarinin karsiliginin, banka hesabina havale olarak geri donmesi gerekliliği denkleminin bozuluyor olmasınında, azımsanmayacak bir faktor olduğunu düşünüyorum. İnsanlar nasıl olurda çıkar gözetmeksizin yazı yazar? Hafsalaları almıyor demekki durumu...
Marx’ın din olgusu icin söyledigi din “ ruhsuz bir dünyanın ruhudur” sözünü, internet mecrai ve BLOG kurumu icin de genelleyebiliriz. Bloglar/kisiel siteler, İnternete yeni bir ruh taşıyolar. Bugün internete bir kütle olarak dışarıdan bakan biri icin, pornografi, suç, rant yoğun bir çöplük olma halini koruyor.. Bloglar, tartisma, yardimlasma, dayanisma gibi insani degerleri gelistiriyorlar.
Ayrıca bloglar açıkkaynak kodlu yazılım geliştiren insanların bu geliştirme süreçlerini birbileriyle paylaşmalarına olanak sağlıyor. Tasarımcılar estetik tartismalar yapiyorlar, amator ahcilar hunerlerini sergiliyor, sarap turlerine adanmis bloglar var.. Bunlar hic azimsanmayacak seyler bence..
İçinde yasadigimiz “bilisim cagi” denilen bu cagda(ben teknolojik ortaçağ demek istiyorum). hersey bu kadar karanlikken, BLOG lar, uzerine daha cok kafa patlatilmasi gereken bir kavram olmasi gerekirken, memleketimizin yetistirdigi, güzide bir kac bilisim yazarından bir tanesinin ahlak- bilimsellik ve iş saygısından azade bu tutumu beni ciddi anlamda hayal kırıklığına garketti..
Diğer yandan, benim bu yazimi hürriyet gazetesinin ana sayfasi üzerinde yayimlama sansim “sıfırken” hic tanismadigim baska bir arkadasimin blogunda özgürce yayinlayabiliyor olmam neyin neden ve ne zaman “boğulacağı” konusunda oldukça iyi fikir verebilir...Medyanin, ait olduğu holdinginin reklam/promosyon/manipulasyon ve iş bitirme aracı olmaktan öte baska birsey olmadiği bu çağda, medyanin “embeded” durumuna karşı, bloglarin “özgürlük” üreten alternatif medyalar olmasını temenni etmek dışında bir şey gelmiyor elimden...
Sahip’in bahsettigi yazi Hurriyet IK da cikmisti gecen hafta ondan bi iki hafta once hurriyette BLOGER arkadaslarla roportaj yapip icerigini bosaltmaya calismislardi BLOG vakiasinin..
BLOG larin ne ifade ettigini analiz eden medya simdi manipulasyon calismasina basladi. Hayatta ila billa bir parasal karsilik olacak ya 4500$ gibi bir rakam bile uydurmuslar! Zırva otesi bir yaziydi. Sanki BLOGER lik gibi bi is kolu varmis gibi.. Ben simdi Danone firmasi icin ne yazabilirim? Sütten yoğurttan anlayan var mi aranizda?
Artik bitirmek gerekirse;
Holdinglere ait olan gazetelerde calisan Yurtsan Atakan’a ve diğer değerli yazarlarımıza, kendi özgürlük alanlari demek olacak bir BLOGA sahip olmalarını, Le Monde'un eski yazıişleri müdürü Edwy Plenelin 'La face Cachée du Monde' (ya da fransizcam yok diyenler icin, Le Monde'un kirli çamaşırları, 'La face Cachée du Monde' kitabının tanıtımı, Virgül Dergisi, Eylül 2003 )u gibi eserler uretmelerini ve kendi “e.gunluk” lerinde bunlari yayinlamalarini istiyoruz.. bekliyoruz...
Hepinizin ellerine sağlık, Hezeyanların hakim olduğu malum yazısına ne kadar cevaplar verseniz de gururundan inat edip hatalarını kabullenmeyeceği aşikar.
Blogların gelişimi ve gideceği yer ile ilgili en güzel cevabı kendisine zaman verecek zaten.
Selamlar..
"Biz kose yazari olabilmek icin, kimlerin bitaraflarini optuk. Hasat zamanimiz geldi ama cok olmaya basladilar canim..."
demeye calismis Y.Atakan isimli.
Bloglar köşe yazısı ve köşe yazarı kavramını ilerleyen zamanlarda öldürebilir... Sıradan bir net kullanıcısı olarak internet kavramının okur yazar kitle için en cazip yönlerinden biri, günlük gazete, haber ve medya sitelerini izleyebilmek ve örneğin Serdar Turgut'u, Engin Ardıç'ı, Nihat Genç'i, Ece Temelkuran'ı vb. yazarları her zaman okuyabilme ve arşivleyebilme olanağıdır. Özellikle bu isimler yıllardır blogvari yazıyorlar zaten. Ve şimdi düşünün internetin ve blogların, gazetelerin girebildiği her yere girebileceği günleri; ne çok yazar çıkacak ve rss - atom gibi web teknolojileri sayesinde bunlara erişim de çok hızlı ve kolay olacak. O zaman gazetelerin olayları yorumlamasına gerek kalmayacak. Köşe yazarlarına da... Bence panik bundandır...
Bu bazı köşe yazarları kısacık köşe yazıları yazmak yerine insananın özel hayatlarını yazıyolar.Köşe yazarı kelimesinin anlamı doğrultusunda köşe yazarı çok az görüyorumBunlar tam köşe köşe yazarı olmak istiyolar.
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
Kitabımı satın almak ister misiniz?