Projeniz Alabora Olmasin
02 Haziran 2005
Yaklaşık 2 hafta önce yazdığım bir yazıda, düşünce şeklimi değiştiren bir kitapdan bahsetmiştim. Bu kitap bana önemli bir konuyu, günlük iş yaşantımda kullanmayı öğretti: "Tarihde ki tasarım/mühendislik hataları".
TARIHDEN DERS ALMAK
Tarihde birçok tasarım ve proje işleyiş hatasına rastlamak mümkün. Bunlardan bir tanesi hakkında bir yazı yazmıştım. Yazım SA80 tüfekleri ile ilgili idi. Başka örnekler de var ders alabileceğimiz: C5 arabaları, Milenyum Köprüsü, Denver Uluslararası Havalimani, Challenger Uzak Gemisi, Zeplin Balonları v.b. Bütün bu tarihi, gerçek olaylar, inanılmaz dersleri saklıyor içinde. Maalesef bu derslerden birçoğumuz payımızı alamadık çünkü halen birçok projede, bu hataları tekrar ediyoruz. Hani şu "Eğer tarihden ders alınsa idi..." hikayesi.
Bu tarihsel tasarım hataları içinde beni en çok etkileyen ve benim en çok örneğini verdiğim olay ise Vasa Savaş Gemisi. İki hafta önceki yazımda bu konuyu yazacağıma dair söz vermiştim, işte size Vasa Savaş Gemisı:
VASA'NIN ACIKLI HİKAYESİ
İsveç'de bir yıl içinde 17 tane "bayrak günü" vardır. Bayrak günleri, tatil değildir fakat eskiden, bayrak günlerinde, İsveç bayrağı sallandırmayanlar, cezaya çarptırılıyormus. Artık böyle bir ceza uygulaması olmamasına rağmen, yine de "bayrak günlerinde" İsveçliler, bayraklarını evlerinin balkonlarından, işyerlerindeki bayrak direklerinden sallandırıyorlar. İşte bu bayrak günlerinden biri de 6 Kasım. Bu güne "Yüce Gustav Adolf Günü" deniliyor.
Gustav Adolf, "yüce" ünvanına ulaşmış tek kral İsveç tarihinde. Bu kralin yüceliği, yaptığı/kazandığı savaşlardan ve savaşlardaki akılcı tatiklerinden geliyor. O zamana kadar geleneksel tatikleri yürüten İsveç krallarından farkı, savaş meydanlarına mobiliteyi yani taşınabilirliği getirmesi. Mobiliteyi yanlızca karada görmemiş Adolf. Aynı zamanda denizlerde de üstünlük sağlamak istemis. Zaten bu nedenle de, İsveç tarihinin en büyük ve en pahalı gemicilik projesini başlatmış 1625’de. Bu projenin adı VASA

İNSAAT BAŞLIYOR
Gustav Adolf, 16 Ocak 1625'de, gemicilik konusunda ustalıkları ile ünlü Hollandalı gemi mühendisleri Henrik ve Arend Hybertsson ile 4 adet gemi yapımı için bir sözleşme imzalar. Bu sözleşmeye göre, Hybertsson kardeşler, 4 yıl içinde ikisi 33 metre ve diğer ikisi 41 metre olan 4 tane gemiyi Kral Adolf'a teslim edeceklerdi.
O dönemde gemiyi inşa eden atölyeler, kendi finansmanını kendi sağlamak zorundalardı. Para, ürün teslimatı sırasında alınıyordu. Bu iş, bir kral için bile olsa, finansman bulmak tamamen atölyeye kalmıştı. Hybertsson kardeşler, bu proje için finansman bulmakta zorlandırlar. Gustav Adolf ve üst düzey yetkililerine ulaşmakta neredeyse imkansızdı çünkü Gustav, bir savaş meydanından diğerine koşuyordu. Hybertsson kardeşler, finansman işini neredeyse bir yıl sonra tamamlayabildiler.
1625 yılının Eylül ayında Kral Adolf, 10 tane savaş gemisini, şiddetli bir fırtınada kaybetmesi sonuçu, Hybertsson kardeşler ile temasa geçip, iki küçük (33 metre) geminin ilk etapda tamamlanmasını ve kaybedilen gemilerin yerine geçmesini istedi. Bu zaten çok dar olan proje bitiş sürecini zorlaştırmış oldu.
1626 yılının ilk aylarında, gemi inşaatı başladı. Hybertsson kardeşler, ilk önce küçük 33 metrelik geminin inşaatına başladı. İlk yapılan işlem, 33 metrelik bir ağaç bulup, kesmekti. Proje basit ve geleneksel bir gemi projesi idi. O dönemde, savaş gemileri, düz tabanlı, bir açık bir tane de kapalı silah güvertesinden oluşuyordu. İşlem, neredeyse gunumuzun fabrikasyon uretimi gibiydi. Hemen hemen bütün gemiler birbirinin kopyasiydi ve bu nedenle birçok gemi yapımcısı, plan, çizim gibi araçlara gerek duymuyorlardı. Tek güvendikleri, yillarin onlara verdigi "tecrübe" idi.
KRAL'IN SONU GELMEZ İSTEKLERİ
Fakat bu proje herhangi bir proje değildi. Tecrübe, bu işi bitirmek için yetmeyecekti çünkü Kral, gönderdiği bir başka mektupta, küçük geminin 33 metre değil 36.5 metre olmasını istedi. O dönemde, kesilen ağaçlar, geminin boyuna uygun olarak kesiliyordu. Kral'in bu emri, gemi projesinde çalışanların tepkisine neden oldu. Halbuki, bu ikinci mektup, yalnızca gelecekteki isteklerin bir işareti idi çünkü Kral, o dönemde Danimarkalıların 2 kapalı, 1 açık silah güverteli çok büyük bir gemi yaptıklarına dair bir dedikodu üzerine Hybertsson kardeşlere yeni bir mektup gönderdi. Bu mektupda Kral, yapılacak geminin 42 metre olmasını ve ikinci kapalı silah güvertesinin eklenmesini istedi.
O döneme kadar, 2 kapalı, 1 açık silah güvertesi duyulmuş ya da yapılmış bir şey değildi. Birinci 36.5 metre isteği üzerine eklenen yamalar ile birlikte yeni istek ile birlikte tabana 4. yama eklendi. Projede çalışan hiç kimsenin Kral'a "hayır, olmaz" deme gibi bir cesareti yoktu.
İstekler bu kadar ile sona ermedi. Kral'in uzunluk ile ilgili isteklerine, gemide bulunacak gülle, top ve küçük silah sayısındaki artışlar da eklendi. Kral, orjinal planda yer alan büyük silahların sayısını iki katına çıkardı. 30 olan sayı, 60'a çıktı. Bu silahların her birinin ağırlığı 1.5 ton idi ve bunun üzerine birçok orta ve küçük silah ve ayrıca yine o dönemde yeni bir teknoloji olan kiremit fırın eklenince, geminin ağırlığı, geminin iskeletinin kaldırabileceğinden daha ağır bir hale geldi.
Bütün bunların üzerine Kral, geminin dış görünümünün şaşalı olmasını da istedi. İşlemeler, figürler, kabartmalar ve kaplamalar. Zaten çok pahalı bir proje haline gelen Vasa projesi bütçesine, yeni bir yük daha katılmış oldu.
MİMARIN VEFATI
Bütün bunlar gelişme gösterirken, bir anda hic beklenmeyen gerçekleşti. Proje müdürü ve baş mimar Henrik Hybertsson, uzun süreli hastalığının sonucunda hayatını kaybetti. Bu proje için yazılmış ya da çizilmiş hiçbir planın olmaması, birçok fikrin ve fonksiyon tanımlarının Henrik'in beyninin, düşüncelerinin içinde saklı olması, Henrik'in ölümü ile birlikte, projeyi kaos içine sürükledi.
Temmuz 1628'in başlarında, gemi tamamlandı. Geminin denize sürülmeden önce test edilmesi gerektiği düşünüldü. Bu testleri seyretmeleri için İsveç Ordu Amiral'i ve ayrica geminin kaptanı davet edildi. Yapılan test kısa ve çok basitti. Geminin güvertesine 30 kişi çıktı ve bir uçtan diğer uca, bir kenardan diğer kenara 15-20 dakika boyunca koşmaya başladılar. Test sonucu iç karartıcı idi. 30 kişinin çılgınca koşmaları sonucu, gemi neredeyse alabora olmak üzere iken, Amiral, testlerin durdurulmasını ve geminin bir an önce denize indirilmesini emir verdi. Test sonuçlarından Kral Adolf'un haberi bile olmadı.
İLK VE SON YOLCULUK
10 Ağustos 1628 günü, Majesteleri İsveç Deniz Harp Ordusunun yepyeni gemisi olan Vasa, hayatının ilk seferini yapması için denize indirildi. Yüzlerce kisi, limanda sevinç çığlıkları ile uğurladı gemiyi. Aynı sevinç çığlıkları, gemi güvertesindeki 150 kişiden de geliyordu. Gemi, 1.5 kilometre kadar yol aldı ve küçük bir rüzgar yardımı ile alabora oldu. Bu, yalnızca, İsveç tarihinin o zamana kadar ki en pahalı savaş gemisinin değil aynı zamanda güvertede bulunan 50 kişinin de son yolculuğu oldu.
NE OLDU? VE ALINACAK DERSLER!
Bütün bu yazdıklarımın bizimle ne alakası var? Eğer yazdıklarımı günlük iş hayatınızdaki projelerle ilişkisini kurabiliyorsanız, göreceksiniz ki 1600'lu yıllarda yapılmış olan proje hataları, günümüzdeki projelerde yapılan hatalardan çok farklı değil.
İşte VASA'da ve bizim gorev aldığımız projelerde ortaya çıkan ortak sorunlar:
1- Proje süresindeki baskı
Kral, fırtınada kaybettiği gemilerin yerini alması için yaptığı baskı, günümüzdeki projelerde rastladığımız müşterileri baskılarından çok farklı mı sizce? Birçok proje, plansız bir şekilde başladığından, proje süreç seması çıkarılmadığından, müşterinin baskıları ile tamamen test edilmeden, fonksiyonlar tamamen işlevsel olmadan bitmek ya da teslim edilmek zorunda kalmıyor mu? Halbuki bu sorunu, proje süreç şeması, proje planı ile çözmek gerekiyor.
2- Projenin özelliklerinde değişim
Müşteriler, size verdikleri projenin ana nedenini tamamen belirlememesi, rakip şirketin ürünleri, teknolojideki değişiklikler, kullanıcı gereksinimindeki değişiklikler ve sırf "iyi olur" inancı ile oluşan yeni istekler nedeniyle belirli özelliklerle başlayan projenin boyutları değişmekte. Bütün bunlar hem projenin gelişimine hem de sonuca etki etmektedir. Bütün bunların üstesinden gelebilmek için projenin başlangıç aşamasında iyi şekilde planlanması ve plana sağdık kalınması gerekmektedir. Sırf "iyi olur" diye, ürün üzerine fonksiyon eklemek hem ürün için hem de projenin gidisadi için tehlike oluşturmaktadır. Ürüne eklenecek her yeni özellik, yeni bir proje olarak değerlendirilmeli, gerektiğinde müşteriye "Hayır" denebilmesi gereklidir. Eğer özellikler değişebiliyorsa, planda değişebilir. Bunu unutmamak gerekiyor.
3- Detaylı Plan Eksikliği
Vasa projesinin başlangıcı, Hybertsson kardeşler için herhangi, alışagelmiş, geleneksel bir projenin ötesinde değildi. Bu nedenle, plan yapılmadı ve proje karmaşık bir hale gelince, proje plan eksikliğinin yarattığı sorunlar yaşanmaya başladı. Aldığınız proje, çok basit bir proje olsa bile, plan yapmalısınız. Bu plan içinde en önemli kişim özelliklerin, sürecin ve yükümlülüklerin belirlenmesi olmalıdır. Ayrıca, proje plani, proje çalışanlarından birinin değişmesi sonucunda çıkabilecek herhangi bir problemi, sorunsuz bir şekilde çözmenizi sağlayacaktir.
4- Teknolojinin Sınırlarını Bilmemek
Birçok proje, teknolojinin sınırlarını ve seviyesini iyi tespit edemeyen proje müdürleri ve müşteriler yüzünden başarısızlığa uğramaktadır. Bu tip problemleri önlemenin tek yolu, kullandığımız teknolojinin anlamını kavrayabilmek ve sınırlarını tespit edebilmekten geçmektedir. Ayrıca, bütün bunları müşteriye iletilmesi bizim görevimizdir.
5- Kullanılabilirlik Testlerinin Yetersizliği
Bir proje, test edilmeden piyasaya arz edilirse, çıkacak sorunlar, projenin kendisinden bile büyük olabilir. Yapılan bir araştırmaya göre, bir projenin bütçesinin yüzde 80’i, ürün piyasaya çıktıktan sonra, yapılan hataların tamiri için harcanmakta. Halbuki yapılacak kullanılabilirlik testleri, ileride ortaya çıkabilecek problemlerin, daha önceden tespitini sağlar ki bu hem bizim iyi bir ürün çıkarmamızı hem de bu ürünü kullanıcak kişilerin, ürünü beğenip, tercih etmelerini sağlayacaktir.
Birçok tarihi projenin aşamaları, bizim bugün uyguladığımız projelerdeki aşamalarında çok farklı değil. Amac, tarihde yapılan hataların tekrarlanmaması.
Son bir hafta içinde 3 tane gerçekten ilginç ve güzel makale okudum proje yönetimi ile ilgili. İlginizi çekebilir:
- A Few Tips On Estimating Web Projects
- 10 Bad Project Warning Signs
- Impressive paper-based project management workflow


Bu yazıya ait 12 yorum var.
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.Üstad ellerine sağlık çok güzel bir yazı olmuş fakat olay sadece müşteriye hayır demekle sınırlı değil. Aynı zamanda işverenede hayır demeyi bilmek gerekiyor çünkü Türkiyede çoğu kişi iş bitsin nasıl biterse bitsin, para gelsin nasıl gelirse gelsin düşüncesinde.
En son çalıştığım yeri işde bu yüzden bırakmışdım.Herkes oyunu bugün için oynuyor ve yarın proje değişir ve daha çok zaman kaybederiz diye düşünmüyor. Çünkü planlı-programlı gitmenin zaman ve maliyet olarak bir bedeli var buda onların işine gelmiyor. İşde bundan dolayı müşteriye yapılan işlerin hep bir yerleri eksik kalıyor, plansız hareket edildiği için müşterinin ufak bir yeni talebi ortalığı karıştırabiliyor.
Saygılarımla
Haklisin Bora. Yanlizca musteriye (Kral bile olsa) "Hayir" demek yetmiyor ayni zamanda isverenede "Hayir" demek gerekiyor zaman zaman.
Ornegin VASA projesinde, gemi kaptani, kullanilabilirlik testleri sirasinda cikan sorunlari bildigi halde Amiral'e "hayir" demedi. Ya da o zamana kadar iki kapali silah guvertesi yapmayan Hybertsson kardesler, "Kral, sacmalama. Olmaz oyle sey bizim bilgimiz ve teknolojimiz ile" demedi. Ya da calisanlar, 33 metre olarak basladiklari gemiye, 4 yama yaparken "bu gemi yuzmez" demedi.
Bizler sansliyiz. Bizim yaptigimiz projelerde, gemiler batmiyor, insanlar olmuyor. Fakat, kotu sunulan urunlerin hepsi, hem bizim zamanimizi, hem musterinin parasini hem de sirketimizin itibarini olduruyor.
Dipnot: Uzun bir yazi olmasina ragmen, yaziyi okuman beni sevindirdi. Tarih bazen sıkıcı olmasina ragmen, bizler icin inanilmaz dersler sunuyor.
Tarihle gunumuz arasinda kurdugun diyalektik bag cok keyifli. Biz modern insanlar,;genelde, is yasamina bakarken, analiz ederken, tanimlama yaparken, cogunlukla meleleri tarihsel baglamindan kopuk dusunuyoruz...
Tanidigim pek cok Proje yoneticisinin makinalasmis, muhendislerden mutesekkil oldugunu dusununce, boyle bi yaziyi okudugumve meseleye boyle yaklasan birini tanidigim icin mutluyum.
eline saglik!
Tarihi her zaman çok sevmişimdir Mehmet. Tarih dediğimiz şey zaten yaşanmışlığın hikayesidir ve yakın plan yaptığımızda yani olayları incelediğimizde her olay bizim için büyük tecrübedir tabi görebilene anlayabilene...
Saygılarımla
Murat,
Maalesef, bizler tarihde yasanmis hatalari ya da iyi ornekleri izlemeyi ihmal ediyoruz. Eger tarihdeki olaylar "gelenek" haline gelmisse, bunlari bilip uyguluyoruz, eger "gelenek" degil yalnizca "metod" ise bunlari onemsemiyoruz.
Ben kendi alanimdan sana bir ornek vermek isterim: TASARIM
Dunyanin en eski yazili kanunlarindan biri Hammurabi Kanunlaridir. Bu anayasa, 4000 yil once yazilmis. Bu anayasa icinde bir kanun var:
Biz tasarimcilar, muhendisler, mimarlar neredeyiz bu resim icinde? Neden bizim kotu yaptigimiz projelerden, urunlerden kimse sorumlu tutulmuyor; neden kullanicilar, o kullanilmaz, erisilmez arayuzleri, urunleri, binalari kullanmak zorunda kaliyor.
Bizler kullanicilari egitmeliyiz. Bizler tasarimcilari, muhendisleri egitmeliyiz. Onemli olan kullandigimiz teknolojiyi, ne icin ve kimin icin yaptigimiz. Nasil ve ne sekilde yaptigimiz degil.
Merhaba Mehmet Bey,
bir onceki yaziniz olan "Proje Asamalari" na bir yorum yazamadim . Cunku basina getirildigim projede bas mimar hayatini kaybetmis ve web projesinin musteriye eksik bir bicimde acilmasinin da verdigi zorluktan dolayi hali hazirda kullanilan bir projeye destek vermek ayni zamanda yeni bir sistem olusturmak zorunda kalmistik.
Bu sartlar altinda en optimal cozumun ne olacagini bulamiyorum . Sizin bir projeniz var varsayalim musteriye acilmis ve eksikleride bir o kadar fazla , sistemin degismesi gerekiyor. Simdi ben hangisine "hayir" diyebilirim :) Herhalde en uc ornek olarak bunu yasadik... Extreme Programming yardimiyla ustunden geldik diye dusunuyorum .
Saygilar
Hasan,
Musteriye "hayir" demek, bazen "hayir" kelimesini kullanmadan da gerceklesebilir.
Bir bucuk yil once, bir web projesi hakkinda bir musterim ile toplanti yaptim. Toplantida, musterinin tek istedigi tasarimin yenilenmesi idi. Onlara "Neden boyle birseye gerek duyuyorsunuz?" diye sordugumda ise tam olarak bir cevap alamadim fakat soylediklerinin toplami "kullaniciyi verdigimiz bilgiyi bulmakta gucluk cekiyor" tabirine esitti. Bu aciklamadan sonra, bana tasarim ile ilgili detaylar vermeye basladi. "Logo surada olsun, renk su sekilde olsun, bu tip bilgiler icersin" v.b.
Ben, musterinin sorunu tam olarak anlamadigini biliyordum. Isin kotusu, sorunun cozmek icin "yara bandi" tedavisine basvurmak istiyorlardi. Yani "yeni bir tasarim". Onlara o toplantida "HAYIR. Sizin yeni bir tasarima ihtiyaciniz yok, ihtiyaciniz olan bilgi mimarligi" demek yerine, ben "EVET. Istediklerinizi yapabiliriz fakat oncellikle ben sizin kullanici grubunuz ile oturup sohbet etmek istiyorum" dedim.
3 ana kullanici grubu tespit ettik websitesi icin ve her grubu temsil edecek kisiler ile konusup, randevu ayarladik. 3 degisik gun icinde 3 degisik grup ile oturup sohbet edecektik ve her grup 6 kisiden olusuyordu. Musteriye tek bir sartimin oldugunu soyledim: "Her kullanici grubu toplantisina mutlaka katilip, soylenenleri dinleyin"
Bu 3 degisik kullanici grubu toplantilarindaki hemen hemen herkes ayni seyleri soylediler:
3 gunun sonunda ben musteri ile yeniden bir toplanti yaptim. Ve ilk toplantida bana tasarimin nasil olmasi gerektigi konusunda istekler sunan musteri yerine "lutfen sitemizi kullanilabilir bir hale getir. Ve bunu nasil yaptigin sana bagli" diyen bir musteri ile karsilastim.
Bazen HAYIR demek yerine EVET demek ve dogrulari onlara, onlarin FARKINDA OLMADAN gostermek en kolay yol.
Mehmet bey hikayeyi paylaştığınız çin teşekkürler.Proje ile ilgil yazılarınızı takip ediyorum.
son youmunuzda ise, müşteriye"hayır " yerine "evet "diyerek yanlışı onun görmesini sağlamak ve kararı veriyo duygusunu yaşatmak etkili. Bu yetşkinlerde ve iş hayatıda böyle de, ben bu yöntemi çocuğumu yetiştirirken de kullanıyorum ve olduça faydasını görüm. İnsanlar her zaman aynı duyguları yaşıyorlar ve ileri yaşlarında bile ergenlikten kurtulamıyorlar galiba. Müşterileri yönetmekte iletişim teknikleri ve psikoloji epeyce önem kazanyo sanırım. Teşekkürler
Saygılarımla
Hocam ne mutlu sizlere ki musteriniz var ve evet yada hayir diyebiliyorsunuz.
Kamu sektöründe bir bakanligin bilgi sistemi, sorgulama, guncelleme ve nt yönetiminde uygulamaci olarak calisiyorum. Ancak tum bunlari yaparken karar makanizmasında yetkili degilim. Teknolojik alt yapi eski ve sürekli artan kullanici grubumuzun ihtiyaclarini karsilamaya yetmiyor. Yenilemek icin butce odenegi almak mumkun degil. Kullanici gruplarim,
1. Grup : Domainde ortalama yas grubu 45-50 arasi ve bu insanlarin pek cogu bilgisayar kullanimini 45 yasindan sonra ögrenmis kisiler.
2-Grup: Ulkenin bircok yerindeki muhtelif noktalarda calisan pekcok sayidaki memur arkadas ve guncelleme ile ilgili veri girislerini bu arkadaslar yapiyor.
3-Grup: Sistem uzerindeki verilere ihtiyac duyan vatandas,
Uygulama:
1-Domainde kayitli uyeler, ornegin veri girislerini hatali yapiyor, duzeltme yetkisi veriyorsunuz, adam duzeltecem derken koca bir bolumu bozuyor. Gnl.Md. veya Mustesara bu boyle olmuyor, bu kisilerin islemleri icin duzenleme yetkilerini kisitlayalim diyorsunuz, olmaz ayip olur onlar bilmemne uzmanlari diyor. İc egitim oneriyorsunuz, katilim saglanamiyor veya ulkedeki surekli degişen yasal yapiya yetisemiyorsunuz.. Mevzuat bilgileri surekli degistigi icin mevcut yapiyida surekli yeni mevzuata uygun hale getirmek icin degistiriyorsunuz. Bir onceki egitim gume gidiyor.
2-Guncelleme verilerini, islemi yapan ilgili memur arkadaslarin düzenli olarak girmesi gerekir, 20 milyondan fazla mukellef oldugu icin bu islemlerin duzenli yapildigini denetlemeniz mumkun degil, tamamen islemi yapan memurun insafina kalmiş.
3- Siteye giren vatandas ornegin arabasının vergi borcunu ogrenmek icin sorgulama yapiyor. Plaka vb bilgileri giriyor ama karsisina ya hic bir sonuc gelmiyor, yada bir yil onceki veriler geliyor. Sonra o kisi telefon acip ,
-kardesim bu nasil e-devlet diye soruyor ve haklida. Ancak diyemiyorsunuz ki X sehrinde sizin vergi bilgilerinizi giren memur Y bunu zamaninda sisteme girmemiş diye . Sonra bir yetkili tv cikip demec veriyor, artik vatandas beyannamelerini kendi yollayabilecektir diye. Hangi alt yapi ile bu verileri sorgulanabilir hale getireceklerini soran hic kimse yok.
Simdi burada kime hayir diyeceksiniz, kime evet diyeceksiniz. Ben iki yildir isin icinden cikamiyorum. :) kral kim, mimar kim bulamiyorum.
Tek bildigim proje yonetiminin onemi, bir sistemi yaparken yarini ongorebilen uzmanlarin planlamada gerekli esneklige uygun sistemler olusturabilmeleri diye dusunuyorum. Burada anlatmaya calistigimda Turkiye’ deki e-devlet projesindeki planlama hatalarina bir ornek :(
Bir yetkili oturup ya avrupada bilmem nerde gordum adamlar söyle yapmislar, bizde yapalim diyor ve talimat veriyor, yapacaksin diye. Detaylari anlatiginizda ya siz yapin, sistem gereksinimleri sonradan halledilir diyor. İste bizim bilgi sistem projelerimizde de yasamakta oldugumuz bu tip hatalarda ileride birilerinin ders alabilecegi bir tarih olur umarim.
Saygilarimla.
Çok güzel bir yazı beğendim. Ayrıca çokta ince bir detay var dikkatinizi çekti mi? Proje müdürü ve baş mimar Henrik Hybertsson, uzun süreli hastalığının sonucunda hayatını kaybetti. demişsiniz ki bence o hastalıktan değilde, projenin başarısız olacağını bildiğinde intihar etmiştir. malum 1600'lü yıllar. Kraliyet dönemi. insan hayatı sürekli tehlikede o zamanlar. Bu güzel yazıdan o kadar çok çıkaralacak ders var ki. Bu sadece insanın iş hayatı ile alakalı bir yazı değil. Tüm hayatı ile alakalı bir yazı. Nasıl ki işçi hatalı ise, işverende hatalı. Nasıl ki Ben hatalı isem kız arkadaşımda hatalı. Bırakın müşteriyi insan her konuda eğer haklı ise hayır diyebilmeli ve bununla gurur duymalı. Bile bile neden lades der ki insan. Belki yaptırım, ama buna direnmekte insanın elinde. Bunu kabul ettirebilmek lazım müşteriye, patrona hatta sevgilimize. Biraz sevecenlik, tatlı dil biraz da insan psikolojisini anlamak yeterli olur bence.Hoşçakalın
Saygılarımla.
sadece bi sorum olacak tı
su an gerceklestırmem gerek bi proje var bu da gorev tanımlamalarıyla surecleriyle ve faalietleriyle ilgili bi sema olması gerekıyor bana bu tarz da ornek sema gonderebilirseniz cok sevinirim mail atarsanız cok sevinirim m_z_durgun@hotmail.com
Uzun demişsiniz ancak sıkılmadan sonlandırdığım bir yazı olmuş.
Yazıda değindiğiniz noktalar, proje/iş yönetimi açısından şablon olarak nitelendirilebilir genel hatları ile.
Hep benzer işler, benzer istekler, benzer kısıt ve sıkıntılar bu şablona yansıtılabilir.
Bence körü körüne bir sisteme bağlanılmasına, pratikte işleyen süreçler izin vermeyeceği için, burada en önemli iş 'tecrübe'ye düşüyor.
Ki buda, işi yapan ve yönetici olarak çalışanlarda bulunması gereken bir değer.
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
Kitabımı satın almak ister misiniz?